Diplomasi
Wang Yi, mevcut yönetime sert eleştiriler yönelten eski Avustralya Başbakanı Keating ile buluşacak

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin Yeni Zelanda ve Avustralya’ya yedi yıl aradan sonra düzenlediği ziyaret devam ediyor. Wang, yarın Wellington’ın ardından Canberra’ya geçecek.
Ancak Çin’in en üst düzey dışişleri yetkilisi Wang Yi, Avustralyalı mevkidaşı Penny Wong ile yapacağı basın toplantısına katılmayı reddederek Avustralya’yı ‘küçümsemekle’ suçlandı.
News.com.au, Wang Yi’nin Dışişleri Bakanlığı tarafından davet edildiğini ancak basın toplantısına katılmayı reddettiğini yazdı.
Böylece Dışişleri Bakanı Penny Wong, Çin devlet medyası ve Avustralyalı gazetecilerin sorularını tek başına yanıtlamak zorunda kaldı. Senatör Wong bugün yaptığı açıklamada “samimi bir görüş alışverişini” dört gözle beklediğini belirtti. “Avustralya Hükümeti, Çin ile her iki ülkenin de çıkarına olan istikrarlı ve yapıcı bir ilişki sürdürmeye devam etmektedir” dedi.
Wong, “Avustralya’nın yaklaşımı tutarlıdır; Çin ile işbirliği yapabileceğimiz yerlerde işbirliği yapmaya, anlaşmazlığa düşmemiz gereken yerlerde anlaşmazlığa düşmeye ve ulusal çıkarlarımız doğrultusunda hareket etmeye çalışıyoruz. Ortak çıkarlarımız, farklılık noktalarımız ve barışçıl, istikrarlı ve güvenli bir bölgenin korunmasındaki rollerimiz hakkında samimi bir görüş alışverişinde bulunmayı dört gözle bekliyorum” ifadelerini kullandı.
Öte yandan, Avustralya’nın ABD ile yaptığı AUKUS nükleer denizaltı anlaşmasını eleştiren ve Çin’le iyi ilişkileri savunan eski Avustralya Başbakanı Paul Keating, ikili ilişkileri geliştirmek amacıyla bu hafta Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ile görüşeceğini söyledi.
Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Wang Yi’nin Avustralya’da eski Başbakan Paul Keating ile bir araya gelmesi ise, ülke basınında Senatör Wong’a yönelik bir ‘hakaret’ olarak nitelendirildi.
ABD ile savunma bağlarını sıkılaştıran ve nükleer denizaltı anlaşmasını imzalayan Avustralya güvenlik şeflerini “haydut gösterisi” yürüten “kaçıklar” olarak nitelendiren Keating, kısa bir süre önce Senatör Wong’a da eleştiriler yöneltmişti.
Sky News’e konuşan Muhalefet Dışişleri Sözcüsü Simon Birmingham daha önce Çin Dışişleri Bakanı’nın Keating ile görüşmesinin nasıl bir izlenim yaratacağı konusunda sorular yöneltmişti.
“Paul Keating’in Penny Wong ve Albanese hükümeti hakkında neler söylediğine bir bakın. Onları çok ama çok eleştirdi,” demişti Birmingham.
Çin Dışişleri Bakanı çarşamba günü Canberra’da Senatör Wong ile bir araya gelecek ve Çin-Avustralya Dış İlişkiler ve Stratejik Diyalog toplantısını birlikte gerçekleştirecekler.
Başbakan Anthony Albanese de Çin Dışişleri Bakanı ile bir görüşme gerçekleştirecek.
Ancak Keating daha sonra Wang ile muhtemelen perşembe günü Sidney’de ‘gayri resmi’ bir toplantı yapacak.
Yeni Zelanda’ya işbirliği mesajı
Wang Yi, Yeni Zelanda ziyaretinde olumlu mesajlar verdi.
Çin’in Yeni Zelanda ile güncellenen serbest ticaret anlaşmasıyla iki ekonominin birbirini tamamlayan potansiyel avantajlarını daha iyi değerlendirmeyi hedeflediğine işaret eden Wang, Wellington ile altyapı imarı, dijital ekonomi, teknolojik inovasyon ve yeşil dönüşüm alanlarında işbirliğini geliştirerek yeni büyüme motorlarını harekete geçirmeyi, iklim değişikliğine ortak yanıt aramayı istediklerini belirtti.
Wang, hizmetler ticaretinde negatif listeyi kısaltmak üzere müzakerelere en erken zamanda başlamaya hazır olduklarını kaydetti.
Yeni Zelanda basınında yer alan haberlere göre, aynı zamanda Başbakan Yardımcısı olan Dışişleri Bakanı Peters görüşmede, iki ülke arasında işbirliği alanları dışında “insan haklarına” ve Sincan, Hong Kong ve Tibet’teki duruma bakış açısındaki farkların anlaşılması gerektiğine dikkati çekti.
Güney Çin Denizi ve Tayvan Boğazı’ndaki artan gerilimlerden duydukları endişeyi dile getiren Peters, “Yeni Zelanda, Pasifik’teki gelişmeleri yakın izliyor. Güvenlik sorunları başta olmak meseleleri mevcut bölgesel kurumlar ve düzenlemeler aracılığıyla ele almanın önemine inanıyoruz” ifadelerini kullandı.
Çin, Yeni Zelanda’nın AUKUS’a yaklaşmasından endişeli
Çin ise, Yeni Zelanda’nın Pasifik’te kendisini askeri olarak çevrelemeye yönelik bir girişim olarak gördüğü AUKUS ittifakına yaklaşmasından endişe duyuyor.
Pekin yönetimi, AUKUS’un siber savaş, yapay zeka ve hipersonik silahları kapsayan ve “2. Ayak” olarak adlandırılan yeni savunma işbirliği üzerine Avustralya ile Yeni Zelanda arasında yürütülen görüşmelerin ardından Wellington’ı ittifaka taraf olmaması konusunda uyarma ihtiyacı hissetmişti.
Yeni Zelanda Savunma Bakanlığı da yaptığı karşı açıklamada, Avustralya ile yapılan toplantının AUKUS’un 2. Ayağı’na katılımla ilgili olmadığını, pakt dışındaki ülkelerin yeni işbirliğine dahil edilmesi konusunda henüz bir takvimin belirlenmediğini ifade etmişti.
AUKUS anlaşması ve Çin’in tepkisi
ABD ve İngiltere’nin teknoloji transferiyle Avustralya’nın nükleer enerjiyle çalışan denizaltı filosu oluşturmasını hedefleyen AUKUS anlaşması, 16 Eylül 2021’de imzalanmıştı.
Anlaşmada Çin’in adı anılmasa da 3 ülkenin “artan bölgesel güvenlik endişelerine” yaptıkları vurgu, işbirliğinin Pekin’in bölgedeki etkisine karşı bir pakt olduğu yorumlarına yol açmıştı.
Çin, anlaşmaya tepki göstermiş, ittifakın bölgesel barış ve istikrara olduğu kadar nükleer silahların yayılmasına yönelik uluslararası çabalara zarar vereceğini vurgulamıştı.
Pekin yönetimi, anlaşmayla nükleer silahlara sahip olmayan Avustralya’ya nükleer teknoloji ve materyaller transfer edileceğine dikkati çekerek, nükleer silahların yayılması rejimi kapsamında Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) tarafından denetlenmesini talep etmişti.
Diplomasi
Trump, yapay zekayı kontrol etmeye yönelik “küreselci komplo”yu reddetti

Donald Trump, yapay zekayı kontrol etmeye yönelik girişimlerin “küreselci komplo” olduğuu öne sürdü ve reddetti.
Trump’ın beyanı, bu teknolojiye ilişkin yeni G20 küresel kılavuzları geliştirmeyi amaçlayan Birleşik Krallık Başbakanı Andy Burnham’ın planına bir darbe indirdi.
Trump, salı günü BM’de yaptığı konuşmada, “ABD, yapay zekayı kontrol etmeye yönelik herhangi bir küreselci komplo kurma girişimini tamamen reddediyor,” dedi ve yönetiminin bundan böyle yapay zekayı “süper zeka” olarak adlandıracağını ekledi.
Bu açıklamalar, Burnham ile ilk yüz yüze görüşmesinden kısa bir süre önce geldi.
Burnham, İngiltere’nin gelecek yılki G20 başkanlığını yapay zekanın potansiyel risklerine odaklanmak için kullanmak istediğini belirtmişti.
Başbakan ayrıca, bu teknolojinin gelişimini denetlemek üzere yeni bir küresel çerçeve oluşturulmasında İngiltere’nin ABD ile Çin arasında “dürüst arabulucu” olabileceğini iddia etti.
Trump’ın bu açıklamaları, bu hafta Beyaz Saray’da Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile yapacağı görüşme öncesinde geldi.
ABD Başkanı, “Şu anda Çin’e ve diğer herkese karşı büyük bir farkla öndeyiz ve bu durumu böyle sürdüreceğiz,” dedi.
Yapay zeka konusundaki anlaşmazlığa rağmen, New York’ta Burnham ile Trump arasında gerçekleşen görüşme büyük ölçüde dostane geçti.
Başkan, yeni başbakanı selefi Keir Starmer’a tercih ediyor gibi göründü.
İkili ilişkilerin durumu sorulduğunda Trump, “İlişkiler, önceki başbakanınızın döneminde olduğundan daha iyi durumda,” dedi.
Greater Manchester’ın eski belediye başkanı Burnham, başkanın daha önce şehri “sıradan bir kasaba” olarak nitelendirmesini şakayla karışık bir şekilde eleştirdi.
Trump, “İngiltere’de muazzam bir vatanseverlik” olduğunu ve insanların “büyük işlerin gerçekleşmesini” beklediğini söyledi ve “Bence bu ülke sadece başarıyı ve büyük bir liderliği bekliyor,” diye ekledi.
BM genel merkezindeki görüşmelerinin ardından birlikte konuşan Trump, Burnham’ın “harika bir başbakan” olacağını düşündüğünü belirterek, bu deneyimli politikacının “doğuştan bir işadamı” olduğunu da sözlerine ekledi.
Burnham, iki liderin “iyi bir bağ” kurduğunu belirtti. Görüşmeleri yaklaşık 40 dakika sürdü.
Trump, Burnham ile Diego Garcia’daki ABD-İngiltere hava üssünün geleceği, işgal altındaki Batı Şeria’daki İsrail yerleşim yerleri ve Falkland Adaları üzerindeki İngiliz egemenliği gibi hassas konuları ele aldı.
Trump, Chagos Adaları’nın bir parçası olan Diego Garcia’yı Mauritius’tan geri kiralamaya yönelik İngiliz planı hakkında “Bunu desteklemiyorum. Bu berbat bir anlaşmaydı. On yıllar, hatta yüzyıllar boyunca ortada görünmeyen birinin mülkiyet iddiası var. Bence bu saçma,” demişti.
Beyaz Saray’ın plana verdiği desteği geri çekmesi ve Burnham’ın planı yeniden gözden geçirmeye açık olduğunu belirtmesi üzerine İngiltere, Starmer tarafından onaylanan Chagos Adaları anlaşmasını askıya aldı.
Burnham, “Bu durumu miras aldım ve bir çözüme ihtiyacımız var,” dedi.
Downing Street, Burnham’ın “üssün işleyişini güvence altına alacak ve Birleşik Krallık’ın ulusal güvenliğini koruyacak” bir yol bulmak için Mauritius ve ABD ile işbirliği yapmaya kararlı olduğunu belirtti.
Bu arada Burnham, Batı Şeria’daki İsrail yerleşim yerlerinde üretilen mallara yaptırım uygulama kararını savunarak, bunların iki devletli çözüme ciddi bir tehdit oluşturduğunu belirtti.
Trump, plana yönelik eleştirilerinde temkinli davranmış ve salı günü, “Şey, bu hamle hakkında bir şey bilmiyorum,” demişti. Burnham, durumu açıklamak için Beyaz Saray’ı aradığını söyledi.
Burnham ayrıca, ABD başkanının geçen ay Amerika’nın tarafsız tutumunu gözden geçirdiğini açıklamasının ardından, İngiltere’nin, Arjantin’in Falkland Adaları üzerindeki iddialarına karşı kararlı bir tutum sergileyeceğini Trump’a iletti.
Burnham, “Falkland Adalıların kendi kaderini tayin etme ve İngiliz kalma haklarını savunacağız. Başkanın, İngiltere’nin net tutumunun bu olduğunu benden doğrudan duymasını istedim. Söylediklerimi çok iyi anladı,” dedi.
Burnham ayrıca, İngiltere’nin kuzeydoğusundaki “belirli bir fabrikayla ilgili” olduğu için ABD’nin gümrük vergileri konusunu gündeme getirdiğini belirtti. Downing Street, söz konusu şirketin adını açıklamayı reddetti.
Salı günü ilerleyen saatlerde BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Burnham, yapay zekanın (AI) kontrolsüz bir şekilde gelişmesini durdurmak için dünyanın harekete geçmesi gerektiği konusunda ısrar etti:
“Yapay zekanın yaşam ve çalışma biçimimizde de bir altüst edici unsur olacağını ve riski kat kat artıracağını biliyoruz. Hepimiz uyarıları duyduk ve bunlara kulak vermeliyiz. İnsanların ne kadar endişeli olduğunu biliyorum. Bu yüzden bu anın gerektirdiği sorumluluğu üstlenmeliyiz . . . Hazırlığımızı artırmak için ihtiyaç duyduğumuz şeffaflığı ve erişimi sağlamak ve yapay zeka geliştirilmesinin güvenli olmasını garanti altına almak amacıyla tek bir küresel ilke ve standartlar dizisi üzerinde anlaşmaya varmak için çalışacağız.”
Burnham ayrıca Rusya’yı, “İngiltere’deki yaşamla ilgili yıkıcı bir anlatı” yaymak için işsiz gençleri istismar etmekle suçladı ve siber tehditle mücadele etmek üzere yeni bir ulusal bilgi savunma merkezi kurulacağını duyurdu.
Burnham, konuşmasının merkezine yeni teknolojinin oluşturduğu potansiyel tehditleri koydu ve özellikle Rusya gibi kötü niyetli aktörlerin, Birleşik Krallık demokrasisini zayıflatmak için savunmasız kişileri hedef aldığını iddia etti.
Düşmanca devlet bilgi saldırılarını tespit etmek, kaynağını belirlemek ve engellemek, ayrıca dezenformasyon ve deepfake’leri ortaya çıkarmak amacıyla güvenlik yetkililerinden ulusal bir bilgi savunma merkezi kurmalarını istediğini duyurdu.
Siyasi muhalifleri tarafından muhtemelen ele alınacak yorumlarda başbakan, zor koşullarda yaşayan İngilizlerin, Birleşik Krallık’ın başarısız olduğu yönündeki Rus propagandasına daha yatkın olduklarını ima etti.
Burnham, “Eğer geçim sıkıntısı çekiyorsanız ve hayatınızda bir iyileşme görmüyorsanız ya da işsiz, eğitim veya mesleki eğitim almayan bir gençseniz, o zaman bu tür etkilere karşı çok daha savunmasız olacaksınız,” dedi.
Diplomasi
Pezeşkiyan: Nükleer bomba İsrail’de, denetçiler İran’da

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, BM Genel Kurulunda Batılı ülkeleri çifte standart uygulamakla suçlayarak nükleer denetimlerin yalnızca Tahran’a dayatıldığını söyledi. İsrail’in kitle imha silahlarına sessiz kalındığını belirten Pezeşkiyan, İran’ın nükleer silah peşinde olmadığını ancak barışçıl teknolojiden vazgeçmeyeceğini vurguladı.
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda yaptığı konuşmada Batılı hükümetleri nükleer silahlar ve bölgesel güvenlik başlıklarında çifte standart uygulamakla suçladı.
İsrail’in elindeki nükleer cephaneliğe sessiz kalındığını belirten Pezeşkiyan, Tahran yönetiminin ise aralıksız denetim ve yaptırımlara maruz bırakıldığını söyledi.
Bölgedeki atom bombasının ve diğer kitle imha silahlarının İsrail’in kontrolünde olduğunu vurgulayan Pezeşkiyan, “Tekrar ediyorum: Nükleer bomba İsrail’de, müfettişler İran’da. İsrail öldürüyor, İran yaptırımlara maruz bırakılıyor” dedi.
İsrail’in Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’na taraf olmadığını ve uluslararası denetçilere kapılarını kapattığını hatırlatan İran Cumhurbaşkanı, buna rağmen Tel Aviv yönetimine milyarlarca dolarlık silah akıtıldığına dikkat çekti.
Konuşması sırasında ABD ve İsrail bombardımanlarında hayatını kaybeden İranlıların fotoğraflarını kürsüden gösteren Pezeşkiyan, “Biz terörist değil, terörün kurbanıyız” ifadesini kullandı.
President Pezeshkian at 81st UNGA:
I come from Iran, where the US assassinated our Leader
Follow: https://t.co/oa9JV4ikYQ pic.twitter.com/vMIFcTKUkg
— Press TV 🔻 (@PressTV) September 23, 2026
İran lideri Ayetullah Ali Hamaney’in savaşın ilk gününde öldürüldüğünü belirten Pezeşkiyan, Tahran’ın en üst düzey yöneticilerinin hiçbir hukuki gerekçe veya kanıt olmadan hedef alındığını savundu.
ABD ordusunun Minab kentindeki Şecere-i Tayyibe İlkokulunu bombaladığını dile getiren Pezeşkiyan, saldırıda ölen çocukların yanı sıra Lamerd kentinde misket bombalarıyla vurulan spor salonunda yaşamını yitiren bilim insanları, kadınlar ve çocukların durumunu Genel Kurul gündemine taşıdı. İran’ın saldırılara karşılık verdiğini belirten Pezeşkiyan, Tahran güçlerinin sivilleri hedef almadığını kaydetti.
İran’ın bölgesel hâkimiyet kurma arayışında olmadığını ve son 200 yılda hiçbir komşusuna savaş açmadığını ifade eden Pezeşkiyan, askeri kapasitelerini saldırı değil caydırıcılık amacıyla geliştirdiklerini belirtti.
İran şehirlerini bombalamanın karşılıksız kalmayacağını göstermek için savunma sistemleri kurduklarını söyleyen Pezeşkiyan, “Ülkemizi savunmak için kimseden izin istemeyeceğimizi açıkça söylüyoruz” dedi.
Tahran yönetiminin savaş baskısıyla teslim alınamayacağını vurgulayan İran Cumhurbaşkanı, müzakere kapısının açık olduğunu ancak savunma haklarından taviz vermeyeceklerini dile getirdi.
Nükleer programın barışçıl niteliğine değinen Pezeşkiyan, bu teknolojinin yalnızca belirli ülkelerin imtiyazında kalamayacağını ifade etti.
Tıptan tarıma, sanayiden elektrik üretimine kadar nükleer enerjinin hayati bir gereksinim olduğunu kaydeden Pezeşkiyan, “Ne nükleer silah ne de nükleer bilgiden mahrumiyet” ilkesini benimsediklerini vurguladı.
Nükleer silahları bir güvenlik unsuru olarak görmediklerini belirten Pezeşkiyan, meselenin askeri yöntemlerle çözülemeyeceğini, çözümün İran halkının meşru haklarını koruyan ve barışçıl faaliyetler için uluslararası güvence sağlayan bir uzlaşıdan geçtiğini belirtti.
Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmelere de değinen Pezeşkiyan, Tahran’ın su yolunun güvenliğini sağlarken kendi seyrüsefer haklarının engellenmesine sessiz kalmayacağını duyurdu.
Batılı ülkelerin İran gemilerine yolları kapatırken aynı hattan bölgeye silah sevk ettiğini söyleyen Pezeşkiyan, yabancı donanmaların bölgeye kalıcı konuşlanmasının deniz güvenliği getirmeyeceğini ifade etti.
Filistin meselesi adil bir çözüme kavuşmadan Batı Asya’da kalıcı barışın sağlanamayacağını söyleyen Pezeşkiyan, toprağından sürülen ve evi bombalanan insanların meşru savunma hakkı yürüttüğünü belirterek “Kendini savunduğunda ona terörist diyemezsiniz” dedi.
Bölge sorunlarının dış müdahaleler olmadan çözülmesi gerektiğini kaydeden Pezeşkiyan, hiçbir yabancı güçle kurulan ittifakın komşulara karşı bir savaş gerekçesi yapılmaması gerektiğini vurguladı.
Ekonomik yaptırımların doğrudan sivilleri ve yoksulları vuran bir kitle silahına dönüştüğünü sözlerine ekleyen Pezeşkiyan, uluslararası hukukun yalnızca güçlülerin menfaatine göre işletilmesinin küresel istikrarsızlığı körükleyeceği uyarısında bulundu.
İran Cumhurbaşkanı Genel Kuruldaki hitabını, “Ya güvenliği birlikte kuracağız ya da güvensizliğe birlikte katlanacağız. Herkes için olmayan barış, barış değildir; herkesi kapsamayan adalet de adalet değildir” cümleleriyle noktaladı.
Diplomasi
AB, ABD’nin okyanus veri hakimiyetine karşı bir girişim başlattı

Avrupa Komisyonu, uluslararası ortaklarını bir araya getirerek, dünyanın önde gelen okyanus izleme kuruluşu olarak ABD’nin rolünü üstlenmeyi hedefliyor.
Haziran ayında ABD yönetiminin okyanus izleme fonlarından 368 milyon dolar (322 milyon avro) kesinti yapacağını duyurmasıyla sarsılan Brüksel, bu boşluğu doldurmak için fon toplamak ve müttefikler bulmak üzere yoğun bir şekilde çalışıyor.
New York’taki BM Genel Kurulu’nda AB Balıkçılık ve Okyanuslar Komiseri Costas Kadis, “Bugün, dünyanın dört bir yanından 30’dan fazla ülke küresel OceanEye İttifakı’na katıldı,” dedi.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, bloğun “destekçi ağımızı daha da genişletmesi” çağrısında bulundu.
Deniz araştırma ağı JPI Oceans’ın müdür yardımcısı Willem de Moore, “On yıllardır küresel okyanus gözlemi, büyük ölçüde ABD’nin finansmanına ve altyapısına dayanıyor,” diye açıkladı.
NATO’nun savunma için ne anlama geliyorsa, ABD’nin okyanus veri izleme çalışmaları da araştırma için o anlama geliyor.
Washington’un geri çekilmesiyle birlikte araştırmacılar, önemli veri serilerinin kaybolabileceğinden endişe duyuyor.
De Moore, “Örneğin okyanus sıcaklığı ve okyanusların karbon emilimi gibi uzun vadeli kayıtlar, iklimimizin nasıl değiştiğini anlamak için paha biçilmez bir değere sahip,” dedi.
Von der Leyen, ABD’nin çekilmesine yanıt olarak hazırlanan bloğun yeni “moonshot” OceanEye planının “bizi birkaç yıl içinde önde gelen okyanus veri sağlayıcısı haline getirebileceğini” söyledi.
Başkan, Brüksel’in 100 milyon avro ek katkı sağlayacağını da ekledi. Diğer katkıcılarla birlikte (en büyük katkı, beş yıl boyunca 51 milyon avro ile Kanada’dan geldi) ilk resmi finansman turu yaklaşık 211 milyon avro topladı.
Avrupa’nın sağladığı 92 milyon avroluk başlangıç fonuyla birleştirildiğinde, bu miktar ABD’nin bıraktığı boşluğu kapatmaya çok yakın bir seviyeye ulaşıyor.
Kanada Başbakanı Mark Carney, “Paylaştığımız okyanus, tek bir ülke tarafından tek başına anlaşılamaz veya korunamaz,” dedi.
Bu fonlar, dünya okyanuslarının durumunun uzun vadeli izlenmesini koordine eden ve halen devam eden bir program olan Küresel Okyanus Gözlem Sistemi’ni (GOOS) finanse etmek için kullanılacak. Brüksel, 2035 yılına kadar BM’nin okyanus izleme sistemlerinin %35’ini sağlamayı hedefliyor.
Bu girişim aynı zamanda pratik nedenlerle de destekleniyor; zira dünyanın en hızlı ısınan kıtası olan Avrupa, bozulmamış okyanuslara diğerlerinden daha fazla ihtiyaç duyuyor.
Kadis, “Okyanus o kadar önemli ki, iklimin ana düzenleyicisidir,” diye konuştu.
Von der Leyen, okyanus izleme şamandıralarının Avrupa kıyılarını vuran kasırgaları ve fırtınaları tahmin etme yeteneğinden bahsederken, araştırmacılar binlerce şamandıradan oluşan Argo ağı gibi sistemlerin çok daha fazlasını yapabileceğini söylüyor.
De Moore, “El Niño, tropikal Pasifik Okyanusu ile atmosfer arasındaki etkileşimler sonucu gelişir. Okyanus gözlemleri, bu olgunun gelişimini takip etmek ve dünya çapındaki hava koşulları üzerindeki etkilerini tahmin etmeye yardımcı olmak için hayati önem taşır,” dedi.
Bu iklim olgusu, bin yıldır hiç olmadığı kadar şiddetli bir şekilde Avrupa’yı vuracak gibi görünüyor.
Özellikle Carney, Kanada’nın BM açık denizler anlaşmasını onaylarken, Argo programına yaptığı katkıyı ikiye katlayacağına söz verdi.
Asya1 hafta önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Dünya Basını1 hafta önceİktisatçı Milanovic: Küresel neoliberalizm bitti, yeni bir evreye geçtik
Asya2 hafta önceİran ile Çin arasında milyarlarca dolarlık gizli ticaret ağı
Rusya1 hafta önceFransa, Rus milyarder Usmanov için AB yaptırımlarının kalkmasını istedi
Avrupa1 hafta önceWolfgang Streeck: Oyun zamanı sona erdi, durum ciddi
Asya2 hafta önceYatırımcılar DeepSeek payı için yüksek komisyonları göze alıyor
Rusya1 hafta önceRusya, Ermenistan’a doğalgaz iletimini 10 gün süreyle askıya alıyor
Asya2 hafta önceÇin ve Rusya arasındaki Sibirya’nın Gücü 2 boru hattı görüşmeleri fiyat anlaşmazlığı nedeniyle tıkandı












