Asya
Japonya’da “Tek Güç LDP” stratejisi ve yeni başbakan arayışı

Japonya Başbakanı Fumio Kishida’nın görevini bırakma kararı ardından, Asya-Pasifik’te yeni bir sürece giren Japonya’nın politik liderliğini kimin üstleneceği merak konusu. Önümüzdeki ay yapılacak başkanlık seçimlerinde, aralarında kıdemli ve genç milletvekillerinin de bulunduğu Liberal Demokrat Parti (LDP) milletvekillerinin sıkı bir mücadeleye girmesi bekleniyor. Söz konusu seçimler aslında Shinzo Abe döneminden kalan bir taktik olarak öngörülemeyen bir yarışa yol açacak.
Öncelikle aday adaylarının her birinin önünde, seçimlere katılmak için gereken imza sayısını toplamak gibi bir zorluk var.
Aday listesinde Liberal Demokrat Parti’nin çekirdek kadrosunda uzun yıllar yer almış üst düzey politikacılar ve kabine pozisyonunda görev yapmış kıdemliler yer alıyor. Ekonomik ve jeopolitik istikrarsızlık döneminde alınan bu kararda kamuoyunu ve muhalif sıraları ikna edebilecek politika sunumlarına ihtiyaç duyulacak.
Pazartesi günü yapılan açıklamalara göre potansiyel aday adayı olarak adı geçen tecrübeli isimler ise şöyle:
Dışişleri Bakanı Yoko Kamikawa (71)
LDP Genel Sekreteri Toshimitsu Motegi (68)
Eski Sağlık Bakanı Katsunobu Kato (68)
Eski LDP Genel Sekreteri Shigeru Ishiba (67)
Ticaret Bakanı Ken Saito (65)
Eski İçişleri Bakanı Seiko Noda (63)
Ekonomik Güvenlik Bakanı Sanae Takaichi (63)
Baş Kabine Sekreteri Yoshimasa Hayashi (63)
Dijitalleşmeden Sorumlu Bakan Taro Kono (61)
Eski Ekonomik Güvenlik Bakanı Takayuki Kobayashi (49)
Eski Çevre Bakanı Shinjiro Koizumi (43)
Resmi aday olma yolundaki ilk engel, kayıt tarihinden önce LDP milletvekillerinden 20 imza toplamak olacak. Aday olmak istediğini belirten herkesin bu kadar imzayı toplayıp toplayamayacağı henüz belli değil.
Kampanya başladıktan sonra adaylar oy için iki grup LDP üyesine lobi yapmak zorunda kalacak. Birincisi parlamentodaki 367 üye, ikincisi ise yerel LDP koalisyon üyelerini içeren 367 parlamento dışı üye.
Seçim günü, bir aday basit çoğunluğu elde edemezse, en fazla oyu alan iki aday yarışacak. Burada, parlamentodaki 367 LDP üyesi bir kez daha oy kullanacak. Çoğunluğu elde eden isim başbakanlık koltuğuna oturacak.
Bazı olası aday profillerine bakacak olursak; 63 yaşındaki Baş Kabine Sekreteri Yoshimasa Hayashi, Başbakan Fumio Kishida’nın yerine LDP başkanlığına aday olma niyetini Kishida kanadından bazı milletvekillerine iletmişti. Bu adaylığın kabinede tartışıldığı kulis bilgileri arasında. Çünkü, Kishida fraksiyonundan bazı yöneticiler, Hayashi’yi açık destekliyor.
Politika uzmanlığıyla tanınan Hayashi, savunma, eğitim ve dışişleri bakanı olarak görev yaptı. Parlamentonun alt meclisi olan Temsilciler Meclisi’ne geçmeden önce, üst meclis olan Danışmanlar Meclisi’ne beş kez seçildi.
Yine Kishida kanadından olan 71 yaşındaki Dışişleri Bakanı Yoko Kamikawa, yarışa katılmak 20 LDP milletvekilinden imza toplamaya erken başlayan aday olarak biliniyor. Özellikle kadınlara yönelik politikaları teşvik eden bir parlamento grubunun üyelerinden destek istediği biliniyor.
43 yaşındaki eski Çevre Bakanı Shinjiro Koizumi, yarışa katılıp katılmayacağını henüz açıklamadı. Ancak bazı popülist çevreler, isminin tanınması ve gençliği nedeniyle onun yarışmasını istiyor.
Diğer bir genç aday olan Eski Ekonomi Güvenlik Bakanı Takayuki Kobayashi (49) ise LDP’ye yakın saflarda “Yükselen Yıldız” olarak adlandırılıyor.
“Tek Güç Abe Stratejisi” devam mı ettirilecek?
LDP geleneklerinde Shinzo Abe’nin politika stratejisi Japon siyasetinde yeni bir sayfanın açılmasını da sağladı. Ancak, Abe’nin sahadaki dinamikleri çok iyi kontrol ederek partisine üst üste zaferler kazandırdığı da unutulmamalıdır. 2012’de ikinci kez başbakan olmasından bu yana her ulusal seçimde, Liberal Demokrat Parti zafer üstüne zafer kazandı ve dağınık bir muhalefete karşı ezici sayıda sandalye kazandı. Ardışık seçim döngüleriyle güçlendirilen böylesi bir hakimiyet, Japon siyasetinde Tek Güç Abe (安倍一強) veya Tek Güç LDP (自民一強) terimlerini düzenli olarak kullanmasına yol açtı. Bu terminoloji, o zamanki siyasi dinamikleri doğru bir şekilde tasvir ettiği için strateji olarak benimsenmiş görünüyor.
LDP’nin son yıllarda yapılan parlamento seçimlerindeki olağanüstü başarıları, Abe’nin en etkili iki seçim taktiğine dayanıyordu. Bunlardan biri, kendisinin ve partisinin siyasi çıkarlarını en iyi şekilde üstte tutacak zamanda seçimler düzenlemekti.
Japonya’da başbakan, İmparator’un görevlerinden birinin kabinenin onayı ve tavsiyesi doğrultusunda “Temsilciler Meclisi’nin Feshedilmesi” olduğunu belirten 7. Maddenin 3. Fıkrası yorumuna dayanarak kendi şartlarına göre Temsilciler Meclisi’nde ani seçim çağrısı yapma yetkisine sahiptir.
Abe, 2012’de iktidara geri döndükten sonra, 2012’de zaten bir çöküş yaşayan Demokrat Parti’nin kalan siyasi ivmesini daha da bozmak amacıyla 2014 ve 2017’de ani seçimler düzenledi. Tekrarlanan yenilgilerin ardından Demokrat Parti, siyasi hayatta kalabilmek adına parti ismini değiştirmek zorunda kaldı.
2017’deki ani seçimler sadece Abe’nin iktidar dönemindeki güç kollarını ustaca kullanmasının bir hatırlatıcısı değil aynı zamanda onun cesaretinin bir göstergesiydi. 2017, Abe için tehlikeli bir yıldı.
Abe için en büyük tehdit olarak görülen Tokyo Valisi Koike Yuriko’nun yükselişi de eklenmişti. Koike’nin kurduğu yerel parti, 2017 yazında yapılan büyükşehir seçimlerinde LDP’yi geride bıraktı ve bu ivmeyi kullanarak ulusal düzeyde başka bir partiyi , daha önce üyesi olduğu LDP’yi devirmeyi amaçlayan Umut Partisi’ni (PoH) kurmaya hazırlamıştı. Yaklaşan bir fırtına ve ortaya çıkan bir alternatifle Abe aşırı sessiz bir oyun oynadı ve yankı uyandıran bir zaferle ortaya çıktı. Söz konusu seçimlerde Temsilciler Meclisi’ni dağıtırken, hala en büyük muhalefet gücü olan Japonya Demokratik Partisi (DPJ), Koike’nin yeni partisiyle birleşerek ayakta kalmaya çalıştı . Ancak, PoH tarafından reddedilen DPJ üyelerinden oluşan başka bir partinin kurulması ve Koike’nin gafları nedeniyle parlamentoda saflar daha da bölündü ve LDP koalisyon ortağı Komeito ile birlikte süper çoğunluğa ulaşarak iktidarda ses sahibi oldu.
Yani Abe’nin ortaya çıkan muhalefeti daha doğmadan boğma stratejisi, savaş sonrası Japonya’da en büyük muhalefet partisinin en az sayıda sandalye kazanmasına yol açmıştı.
Bu taktikler arasında Abe’nin 2020 istifası ardından Suga’yı başa getirerek parti üzerinde gölge güç olarak siyasetine devam etmesi unutulmaması gereken bir nokta. Ardından tekrar seçim meydanlarına dönen Abe, yeni bir muhalefet kıyımı sürecindeyken silahlı suikasta kurban gitti. Halefi Kishida ise bombalı saldırıdan kıl payı kurtuldu.
Japonya’da artan finansal sorunlar ve yaşlanan nüfus ardından LDP hükümeti karşında son 8 aydır yoğun bir muhalefet gruplaşması söz konusu. Kishida’nın bu istifası Abe ile dizayn edilen stratejik sürecin bir parçası olacak mı? İşte bu sorunun cevabını yeni seçilecek Başbakan’ın iç politikadaki muhalefete yönelik yaklaşımları gösterecek.
Asya
Güney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı

Güney Kore, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy’nin iki Kuzey Koreli esirin teslimini açıklaması üzerine Kiev Büyükelçisini geri çağırma kararı aldı. Seul gizlilik kuralının ihlal edildiğini savunurken Kiev yönetimi esirlerin teslimini iyi niyet adımı olarak nitelendiriyor.
Güney Kore, Ukrayna’nın iki Kuzey Koreli savaş esirinin Seul’e teslim edildiğini kamuoyuna açıklamasının ardından Kiev’deki büyükelçisini geri çağırma kararı aldı.
Yonhap ajansının aktardığı karara rağmen Seul yönetiminin Kiev ile diplomatik temasları sürdüreceği ve mevcut anlaşmazlığı çözmeyi hedeflediği belirtildi.
İki ülke arasındaki gerginlik, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada esir takasına dair bilgileri paylaşmasıyla başladı.
Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung, Kiev yönetimini gizlilik anlaşmasını çiğnemekle suçlayarak bilginin ifşa edilmesinin esirlerin ailelerinin güvenliğini ve Kore Yarımadası’ndaki istikrarı tehlikeye attığını vurguladı.
2 Ekim’de açıklama yapan Lee, anlaşma ihlalinin kabul edilmemesi ve özür dilenmemesi halinde ek adımlar atılacağı uyarısında bulunurken, gizlilik şartını başlangıçta bizzat Ukrayna’nın talep ettiğini ifade etti.
Seul özrü yetersiz buldu, Kiev iyi niyet vurgusu yaptı
Güney Kore Dışişleri Bakanı Cho Hyun, parlamentodaki oturumda büyükelçinin geri çağrılması da dahil olmak üzere çeşitli tedbirlerin değerlendirildiğini dile getirdi.
NewsPim ajansının haberine göre Cho, Ukrayna tarafından bir özür iletildiğini doğruladı ancak bu adımın Seul’ün beklentilerini karşılamadığını kaydetti.
Ukrayna Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heorhii Tykhyi ise 7 Ekim’de yaptığı açıklamada, yaşanan krizi esir teslimine ilişkin gizlilik mutabakatının farklı yorumlanmasına bağladı.
Detayların önceden kararlaştırıldığını belirten Tykhyi, tartışmanın patlak vermesiyle kapalı kanallardan kamuoyuna kapalı müzakerelere başladıklarını aktardı.
Tykhyi, teslim talebinin esirleri kendi vatandaşı kabul eden Seul’den geldiğini bildirdi.
Güney Kore tarafının bu talebi, cumhuriyet sınırlarının tüm yarımadayı kapsadığını öngören anayasa maddesine dayandırdığını kaydeden sözcü, askerlerin teslim edilmesini Kiev’in iyi niyet göstergesi olarak nitelendirdi.
Kuzey Kore askerlerinin Kursk’taki varlığı
Kuzey Koreli askerler, Ukrayna ordusunun Ağustos 2024 başında girdiği Rusya’nın Kursk bölgesindeki çatışmalarda yer almıştı. Rusya ile Kuzey Kore aynı yıl Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması imzalamıştı.
Rusya Genelkurmay Başkanlığı, bölgenin 2025 baharında Ukrayna güçlerinden tamamen temizlendiğini duyururken Genelkurmay Başkanı Valeriy Gerasimov, Kuzey Kore birliklerinin Rus askerleriyle birlikte direnç ve kahramanlık sergilediğini öne sürdü.
Nisan ayında Rusya Savunma Bakanı Andrey Belousov, Devlet Duması Başkanı Vyaçeslav Volodin ve Kuzey Kore lideri Kim Jong Un, Pyongyang’da Kursk bölgesindeki çatışmalara katılan Koreli askerler anısına açılan müze kompleksinin törenine katıldı.
Asya
Endonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi

Endonezya’nın yeni iş yasası sonrası sendikalar temel düzenlemeleri “zafer” olarak nitelendirirken, yatırımcılar “belirsizlik” ve artan risklere dikkat çekiyor.
Endonezya parlamentosunun salı günü kabul ettiği yeni iş yasası, ülkedeki işçi örgütlerinin takdirini kazanırken, artan istihdam maliyetleri iş dünyasında kaygıya yol açtı.
Temsilciler Meclisi, işçilerin korunmasına yönelik yasa tasarısını oybirliğiyle kabul etti. Yasa, tartışmalı 2020 tarihli “istihdam yaratma omnibus yasası” kapsamında kaldırılan bazı düzenlemeleri yeniden yürürlüğe sokuyor. Bunlar arasında hangi tür işlerin taşerona verilebileceğine ilişkin sınırlamalar ile şirketlerin çalışanları işten çıkarmadan önce yerine getirmesi gereken prosedürler de bulunuyor.
Çalışma Bakanı Yassierli, yeni yasanın belirli süreli iş sözleşmeleri için azami süreyi dört yıl olarak belirlediğini ve teknoloji şirketlerindeki gig ekonomisi çalışanlarını tek taraflı işten çıkarmalara karşı korumayı amaçlayan hükümler getirdiğini söyledi. Yassierli, salı günkü parlamento oturumunda tasarının temel maddelerini açıkladı.
Yassierli, “[Yasa], istihdamın tüm alanlarında fırsat eşitliğini ve eşit muameleyi güvence altına alarak işçi haklarının korunmasını güçlendiriyor,” dedi.
Yasanın nihai metni henüz kamuoyuna açıklanmadı ancak işçi örgütleri kabul edilmesini memnuniyetle karşıladı.
Tüm Endonezya İşçileri Sendikaları Konfederasyonu Başkanı Andi Gani, yasanın işçilere daha güçlü güvenceler sağladığını belirterek, personel temin şirketlerinin taşeron işçileri daimi çalışan statüsüne geçirmesine yönelik zorunlulukları, kıdem tazminatı güvence fonunun oluşturulmasını ve ücret hesaplamalarındaki iyileştirmeleri örnek gösterdi.
Gani gazetecilere yaptığı açıklamada, “İşverenler artık işçileri keyfi olarak işten çıkaramayacak,” dedi. “Parlamentoya ve hükümete sunduğumuz taslağın yüzde 90’ı işçilerin korunması yasasına dahil edildi” diye ekledi.
Endonezya İşçi Sendikaları Konfederasyonu Başkanı Said Iqbal da yeni yasanın, omnibus yasasındaki ve daha önce yürürlükte olan 2003 tarihli işgücü yasasındaki hükümlere kıyasla işçilere çok daha güçlü koruma sağladığını söyledi.
Endonezya İşçileri Derneği ise yeni yasayı işçi hakları açısından bir “zafer” olarak nitelendirdi. Dernek Başkanı Mirah Sumirat yaptığı açıklamada, “Bugün müteşekkiriz ancak eleştirel tutumumuzu kaybetmeyeceğiz,” dedi. “Bütün hükümleri tek tek inceleyecek ve uygulama yönetmeliklerinin tamamını denetleyeceğiz” diye vurguladı.
Yeni yasa, Devlet Başkanı Prabowo Subianto’nun halk desteğinin hızla düştüğü bir dönemde yürürlüğe giriyor. Son birkaç ay içinde yayımlanan iki kamuoyu araştırması, kamuoyunda tepki çeken politikalar ve ekonomiye yönelik olumsuz algılar nedeniyle devlet başkanının onay oranlarının gerilediğini gösterdi. Temsilciler Meclisi’ndeki partilerin neredeyse tamamı iktidar koalisyonunda yer alıyor.
Ancak iş dünyası yasal değişiklikler konusunda kaygılı.
Endonezya Ticaret ve Sanayi Odası Başkan Yardımcısı Erwin Aksa, yeni düzenlemelerin eski Devlet Başkanı Joko Widodo döneminde çıkarılan ve genel olarak iş dünyası dostu kabul edilen 2020 tarihli omnibus yasasının sağladığı esnekliğin bir bölümünü ortadan kaldırdığını söyledi.
Aksa, işgücü maliyetleri ile işe alım esnekliğinin yatırımcıların dikkate aldığı unsurlar arasında olduğunu ve şirketlerin yükümlülükleri konusunda kesinliğe ihtiyaç duyduğunu belirtti.
“İşgücü düzenlemeleri çok hızlı değişirse ya da uygulama yönetmelikleri belirsizlik yaratırsa, yatırımcılar bu riskleri hesaplarına dahil eder,” diyen Aksa, uygulamaya ilişkin teknik yönergelerin hazırlanmasında hükümet, işçiler ve işverenler arasında daha iyi bir diyalog kurulması çağrısında bulundu.
Aksa, “Şirketlerin maliyet yapılarını, iş sözleşmelerini ve işgücü planlamalarını uyarlayabilmeleri için yeterli geçiş süreleri de tanınmalı,” dedi.
Endonezya Tekstil Derneği İcra Direktörü Danang Girindrawardana ise yeni yasanın işletmeler açısından riskleri artırabileceği uyarısında bulundu. Girindrawardana, eski yasaya kıyasla idari ihlaller için cezai yaptırım öngören çok daha fazla hüküm bulunduğuna dikkat çekti.
Girindrawardana, “Aşırı katı düzenlemeler şirketleri insan emeği kullanımını azaltmaya ve teknolojiye yönelmeye teşvik edebilir,” dedi. “Önümüzdeki bir ila iki yıl içinde pek çok fabrika kesinlikle çökecek; üstelik piyasa koşullarının da yeterince iyileşmesi beklenmiyor” diye ekledi.
Stratejik danışmanlık şirketi FGS Global’in Direktör Yardımcısı Dedi Dinarto, daha yüksek kıdem tazminatı maliyetleri ve işten çıkarmalara getirilen daha sıkı kısıtlamaların, özellikle emek yoğun sektörlerde işverenleri işe alım ve genişleme konusunda daha temkinli davranmaya yöneltebileceğini söyledi.
Endonezya Amerikan Ticaret Odası Genel Müdürü Donna Priadi de dijital platformlarda çalışan gig ekonomisi çalışanlarının işçi statüsünde değerlendirilip değerlendirilmemesi gibi yeni yasanın birçok boyutunun daha fazla tartışılması gerektiğini söyledi.
Örneğin Singapur merkezli Grab ve Endonezyalı rakibi Gojek gibi araç çağırma şirketleri, sürücülerini “ortak” olarak tanımlıyor. Şirketler yeni yasayı incelemekte olduklarını açıkladı.
Priadi, birçok işletmenin henüz yasanın bir kopyasını bile almadığını ve yasanın nasıl uygulanacağı konusunda endişeli olduklarını söyledi. Endonezya’ya yatırım yapan ABD şirketlerinin, her iki tarafın da kazanacağı bir çözüm bulunması amacıyla hükümetle görüşmelerini sürdüreceğini belirtti. Priadi gazetecilere yaptığı açıklamada, “Hükümleri sindirmek ve işletmeler üzerindeki etkilerini hesaplamak için zamana ihtiyacımız var,” dedi.
Yogyakarta’daki Gadjah Mada Üniversitesi’nde iş hukuku öğretim görevlisi olan Nabiyla Risfa ise kayıt dışı çalışanların yeni yasayla birlikte “daha açık ve belirgin bir koruma” kazandığını, ancak uygulamaya ilişkin ayrıntıların “halen belirsiz” olduğunu söyledi.
İşçi hakları alanında faaliyet gösteren BPJS Watch kuruluşundan savunucu Timboel Siregar da yasanın yatırımlar üzerindeki etkisinin başka önlemlere bağlı olacağını belirtti. Siregar, daha güçlü işçi korumalarının verimliliği ve işletmelerin sürekliliğini desteklemek için daha basit yatırım prosedürleri ve daha güçlü hukuki öngörülebilirlikle birlikte uygulanması gerektiğini savundu.
Siregar, “İşletmeleri yatırım yapmaya teşvik etmek için yolsuzluk, yasa dışı harç ve ödemeler ile bürokratik engeller de ele alınmalı,” dedi.
Asya
Hindistan’da 130 milyon seçmen kaydı silindi: Protestolar büyüyor

Hindistan’da Seçim Komisyonunun yürüttüğü liste güncellemesiyle 130 milyondan fazla seçmenin kaydı düşürüldü. Milyonlarca kişinin itirazı sonuçlanmazken, aralarında 20 milyon vefat ve 90 milyon adres değişikliği gerekçeli silme kararının bulunduğu uygulama geniş çaplı protestolara yol açtı.
Hindistan’da Seçim Komisyonunun yürüttüğü kapsamlı seçmen kütüğü güncellemesi kapsamında 130 milyondan fazla kişinin kaydı silindi.
Yaklaşık 1 milyar kayıtlı seçmenin oy hakkını korumak için vatandaşlık ve kimlik belgeleri sunmaya zorlandığı süreç, ülke genelinde kitlesel protestolara ve Seçim Komisyonu Başkanı Gyanesh Kumar’ın istifası yönünde çağrılara yol açtı.
Muhalefet partileri, insan hakları savunucuları ve analistler, Başbakan Narendra Modi liderliğindeki Hindu milliyetçisi Bharatiya Janata Partisinin (BJP) bağımsız kurumları kendi siyasi üstünlüğünü kalıcı kılmak amacıyla kullandığını savunuyor.
Sayıca Meksika nüfusunu aşan seçmen kaydının silinmesi, ülke genelinde yaklaşık 200 milyonluk nüfusa sahip Müslüman azınlığın siyasal haklarını hedef aldığı gerekçesiyle tepki çekiyor.
Milyonlarca itiraz karara bağlanmayı bekliyor
“Özel Yoğun Revizyon” (SIR) adı verilen uygulama kapsamında yetkililer, mükerrer, sahte veya şartları taşımayan kayıtları temizlemeyi amaçladıklarını öne sürüyor.
Ancak eski seçim yetkilileri ve uzmanlar, önceki dönemlerde görevlilerin kapı kapı dolaşarak seçmen kütüğünün kapsayıcılığını korumaya çalıştığını, mevcut sistemde ise ispat yükümlülüğünün tamamen vatandaşa yüklendiğini belirtiyor.
Eski Seçim Komiseri Ashok Lavasa, kurumsal yaklaşımın seçmenleri listeye dahil etmekten çıkarak onları en küçük bahaneyle sistem dışına itmeye dönüştüğünü kaydetti.
Lavasa, isimlerdeki yazım hataları veya eski arşivlerdeki kâtip yanlışlıkları gibi teknik ayrıntıların algoritmalar tarafından “mantıksal uyumsuzluk” olarak işaretlendiğini ve yurttaşların mağdur edildiğini dile getirdi.
Süreçte 20 milyondan fazla kişinin “vefat ettiği”, 90 milyon kişinin ise “adreste bulunmadığı veya taşındığı” gerekçesiyle kaydı düşürüldü.
Silinme kararına karşı resmi itirazda bulunan milyonlarca yurttaşın başvurusu inceleme aşamasında bekletilirken, hayatta olduğu halde ölü kaydı düşülen bazı seçmenler de haklarını geri almaya çalışıyor.
Eski Hindistan Başsavcısı ve eski Yüksek Mahkeme Yargıcı Rohinton Nariman, oy hakkının büyük bir tehlike altında olduğunu vurguladı.
Müslüman nüfus ve yoksul kesimler hedefte
Yönetici partinin stratejisine aşina iki üst düzey yetkili, The New York Times’a yaptıkları açıklamada, sürecin siyasi ve ideolojik hedefler taşıdığını aktardı.
Yetkililerden biri, yerel parti teşkilatlarının itiraz formları aracılığıyla muhalif görülen isimleri sistemden sildirmeye çalıştığını ifade etti.
İkinci yetkili ise 2019 yılındaki vatandaşlık testlerinde çok sayıda Hindunun belgesiz çıkması üzerine durdurulan girişimin, şimdi Seçim Komisyonu eliyle Müslümanları siyaset dışına itmek amacıyla yürütüldüğünü söyledi.
BJP yetkilileri süreci Bangladeşli “sızmaları” temizleme argümanıyla savunurken, partinin sözcüsü Pratyush Kanth siyasi partilerin geçmişte mükerrer ve sahte kayıtların temizlenmesini talep ettiğini, yapılan işlemin şüpheli gösterilmemesi gerektiğini öne sürdü.
Buna karşılık ülkedeki kayıt sisteminin yetersizliği nedeniyle doğum belgesi dahi bulunmayan yoksul vatandaşlar, oy merkezleri ile günlük çalışma mesaileri arasında seçim yapmak zorunda kalıyor.
BJP yöneticileri ayrıca kaydı silinen kişilerin vatandaşlara sağlanan sosyal yardımlardan mahrum bırakılacağını ilan etti.
Güneydeki Karnataka eyaletinde tek bir günde verilen yaklaşık 2 bin silme başvurusunun neredeyse yarısının yalnızca beş kişi tarafından yapıldığı ve hedef alınan isimlerin ezici çoğunluğunun Müslüman olduğu belirlendi.
Batı Bengal seçimleri tartışmaları büyüttü
Seçim kütüğü revizyonunun sonuçları eyalet düzeyinde belirleyici hale geldi.
BJP’nin onlarca yıldır parlamento çoğunluğunu elde edemediği Batı Bengal’de, yaklaşık 9 milyon seçmenin kaydının silinmesinin ardından mayıs ayında yapılan seçimleri ilk kez iktidar partisi kazandı.
Yüksek Mahkemenin itirazlar sonuçlanmadan seçimlerin yapılmasına izin vermesi tepkileri artırdı.
Mahkeme tarafından görevlendirilen yetkililer 1,6 milyon seçmenin listeye geri alınmasını onaylasa da Seçim Komisyonu bu karara itiraz ederek yurttaşların kaydını engelledi.
Muhalefet partileri, silinen seçmen sayısının BJP’nin kazandığı 207 sandalyenin 82’sindeki zafer farkından daha yüksek olduğuna dikkat çekerek mahkemeye başvurdu.
Seçim Komisyonu bünyesindeki üç komiserden ikisinin de bu engelleme girişimine kurum içinde itiraz ettiği bildirildi.
Modi hükümeti, 2023 yılında seçim komiserlerini atayan kurulun yapısını iktidar lehine değiştirmiş ve komiserlere yasal dokunulmazlık tanıyan yasayı kabul etmişti.
Dünya Basını2 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Görüş1 hafta önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Asya2 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Asya1 hafta önceÇin akaryakıt ihracatını durdurdu: Küresel pazarda tedarik daralıyor
Dünya Basını1 hafta önceÇin büyük güç kavramının anlamını nasıl dönüştürmek istiyor?
Asya2 hafta önceJapon iş dünyası heyeti Pekin’i ziyaret ederken Çin ‘tarihten ders çıkarma’ uyarısı yaptı
Dünya Basını1 hafta önceYarım trilyon dolarlık balon: Süper zeka söylemi gerçek zararları gizliyor











