Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Eski CIA yetkilisi Larry Johnson: ‘İran’dan sonra sırada Türkiye var’

Yayınlanma

Güneybatı Asya’da yaşanan savaşa dair kapsamlı ve ciddi bir değerlendirme sunan eski CIA istihbarat analisti ve terörle mücadele uzmanı Larry Johnson, İran’a yönelik ortak ABD-İsrail saldırısını “katastrofik bir stratejik hesap hatası” olarak nitelendirdi.

Stratejik Pusula programında Profesör Hasan Ünal’a konuşan Johnson; Washington ve Batı Kudüs’ün, İran’ın iç istikrarı ile askeri dayanıklılığını temelden yanlış yorumladığını, bunun da Batı’yı uzun süreli bir depresyona sürükleme tehdidi taşıyan küresel bir ekonomik krizi tetiklediğini belirtti.

Johnson’ın “ölümcül bir saldırı” olarak tanımladığı 28 Şubat olaylarının ardından gerçekleşen görüşme, İran liderliğine yönelik suikast ve sonrasında Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasına odaklanıyor. Çatışmanın 14. gününe girilirken Johnson, bölgenin jeopolitik mimarisinin geri dönülemez bir şekilde parçalandığı uyarısında bulundu. Johnson ayrıca Türkiye’nin, İsrail’in yıkıcı faaliyetleri için “sıradaki hedef” olarak riskli bir konumda bulunabileceğine dikkat çekti.

“Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail adına tam bir hesap hatası”

Mülakatın açılışında Profesör Ünal, mevcut çatışmaları ABD ve İsrail tarafından gerçekleştirilen “apaçık bir saldırganlık” olarak tanımladı ve savaş sahasının, saldırganların orijinal planlarından önemli ölçüde saptığına işaret etti. Johnson bu görüşe katılarak Washington’daki istihbarat camiasının kendi kurguladığı anlatıların kurbanı olduğunu kaydetti.

“İran’ın askeri kabiliyetini hafife aldılar” diyen Johnson, Pentagon ve Mossad’ın “İran liderliğini yok etme kabiliyetlerini ise gözlerinde büyüttüklerini” belirtti. Johnson, Amerikalı planlamacıların; dini liderin ve üst düzey Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) yetkililerinin tasfiye edilmesinin halk ayaklanmasını tetikleyeceği yönündeki “yanlış bir inançla” hareket ettiklerini açıkladı. Johnson’a göre bu varsayım, CIA tarafından Demokrasi için Ulusal Vakıf (NED) ve USAID aracılığıyla finanse edilen kusurlu anket verilerine dayanıyordu.

Johnson, “İnternet üzerinden yapılan bir dizi kamuoyu yoklamasını finanse etmişlerdi; bu anketler İran halkının yüzde 80’inin İslam Cumhuriyeti’ne şiddetle karşı olduğunu iddia ediyordu. Ancak bunun bir yalan olduğu ortaya çıktı” dedi.

Maryland Üniversitesi’nin geleneksel telefon yöntemleriyle yaptığı ve rejimin yaklaşık yüzde 70 oranında desteğe sahip olduğunu gösteren karşı anketleri hatırlatan Johnson, “Yapılanları meşru kılacak hiçbir ifade yok; bu bir ihanet ve barbarlık eylemidir” diye konuştu. Johnson, mevcut ABD-İsrail tutumunu, Nazilerin Nürnberg’de yargılandığı saldırı savaşına benzetti.

“Türkler sıradaki hedefin kendileri olduğunun farkında mı?”

Görüşmenin önemli bir bölümü Ankara üzerindeki etkilere ayrıldı. Profesör Ünal’ın, Türkiye’nin İsrail retoriğine dair algısını tarif etmek için kullandığı “havlayan köpek ısırmaz” atasözüne rağmen Johnson sert bir uyarıda bulundu. Johnson, İsrail’in Tahran’la olan mevcut hesaplaşmasından sağ çıkması halinde, “tehlikeli ve kontrolden çıkmış” devlet aygıtını Türk liderliğine çevireceğini ifade etti.

Johnson, “İsrail dünyadaki en vahşi, en kontrolden çıkmış devlet yapısıdır” ifadelerini kullanarak şunları ekledi: “Başta Lübnan, Suriye, İran ve Yemen’de sivilleri katletmek üzere, başkalarına bu kadar fütursuzca ve düzenli olarak saldıran ve öldüren başka bir ülke yok.”

Türkiye’nin bu kaosun dışında kalabileceği düşüncesini reddeden Johnson, İsrail devletinin Türkiye’yi saygı duyulacak bir ortak olarak değil, alt edilmesi gereken stratejik bir engel olarak gördüğünü belirtti.

ABD’nin Türkiye’yi uzun süredir Ankara’nın uzun vadeli çıkarlarını gözetmeksizin kendi amaçları doğrultusunda kullandığını kaydeden Johnson, Washington’daki hakim görüşü “Türkiye, amaçlarımız için kullanılacak biridir” sözleriyle yansıttı.

Johnson, İran’ın “ezilmesi” konusunda yapılacak herhangi bir Türk işbirliğinin İsrail nezdinde minnetle değil, daha fazla yıkıcı faaliyetle karşılanacağı uyarısında bulundu: “Sizin de altınızı oyacaklar, sizi de mahvedecekler, sizden de kurtulacaklar.” Johnson, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İsraillileri idare etme çabalarını ise “akıl dışı” olarak nitelendirdi.

“Donald Trump Siyonistlerin kontrolü altında”

ABD’deki iç siyasi dinamiklere değinen Johnson, Amerikan hükümetinin İsrail lobisinin “işgali altında” olduğu yönündeki tartışmalı görüşünü yineledi.

Binyamin Netanyahu’nun Donald Trump göreve geldiğinden bu yana Washington’a yaptığı yedi ziyareti, yönetim hiyerarşisine “talimat verildiğinin” kanıtı olarak gösterdi.

“Donald Trump da birçok Kongre üyesi gibi Siyonistlerin kontrolü altında” diyen Johnson, ABD ve İsrail’in 46 yıldır İran’ın dünyanın önde gelen terör sponsoru olduğu yönündeki “tamamen asılsız” iddiayı yaydığını kaydetti.

Terörle Mücadele Bürosu’ndaki deneyimlerine; CIA ve Ulusal Terörle Mücadele Merkezi verilerine dayanan Johnson, son çeyrek asırda uluslararası terörizmin ana itici gücünün Tahran değil; genellikle Suudi milyarderlerle bağlantılı olan Tekfirci ve Vahhabi gruplar, yani Sünni cihatçı unsurlar olduğunu vurguladı.

“İran kesinlikle bir numaralı terör sponsoru değil, yanına bile yaklaşamaz” diyen Johnson, İran’ın tarihsel itidaline dikkat çekti. 1980’lerdeki sekiz yıllık Irak savaşında Tahran’ın, ABD tarafından sağlanan gazla hedef alınmasına rağmen kimyasal silahlarla karşılık vermeyi reddettiğini hatırlatan Johnson, bunu, bu tür silahları “Allah’a karşı işlenmiş bir günah” olarak gören liderliğin “manevi rehberliğine” bağladı.

“İran dünya ekonomisini boğazından yakaladı”

Hürmüz Boğazı’nın İran tarafından kapatılması, askeri çatışmayı küresel bir ekonomik kuşatmaya dönüştürdü. Johnson, büyük ölçüde enerji bağımsızlığına sahip olan ABD’de bile psikolojik ve piyasa etkilerinin ağır olduğunu bildirdi.

Florida’daki bir akaryakıt istasyonunda benzin fiyatlarının bir hafta içinde yüzde 54 artmasını, gelecek günlerin habercisi olarak niteledi.

Ancak Johnson, petrolden daha “tehlikeli bir kesinti” tespit etti: Gübre için gereken üre ve azot tedariki. “İnsanlar benzin olmadan yaşayabilir; araba sürmek yerine yürüyebilirsiniz… ama gübre yoksa gıda da yok” diyen Johnson, “Altı yedi ay sonrası için kıtlık ve açlık artık kesin bir ihtimal” uyarısında bulundu. Johnson, talepteki çöküş küresel bir depresyonu tetiklemeden önce petrolün varil fiyatının 200 dolara ulaşabileceğini öngördü.

İran’ın stratejik kozunun artık mutlak olduğunu belirten Johnson, “İran bu darboğazı bırakmayacak. Neden bıraksın ki?” diye sordu. Tahran’ın artık tazminat, yaptırımların tamamen kaldırılması ve bir daha asla ABD veya İsrail tarafından saldırıya uğramayacağına dair sarsılmaz güvenlik garantileri talep edebilecek konumda olduğunu kaydetti.

“İran’ın askeri tesisleri dağların içine inşa edilmiş… Batı füzelerine karşı bağışık sayılırlar”

Taktik sahada ise savaş, hem Batı hem de Doğu teknolojisinin sınırlarını ortaya çıkardı. Johnson, Çin menşeli bir hava savunma radar sisteminin çatışma ortamında başarısız olduğu haberlerine rağmen, İran ordusunun gelişmiş ABD yapımı MQ-9 Reaper ve İsrail yapımı Hermes dron’larını başarıyla düşürdüğünü belirtti.

Johnson, ABD’nin JASSM (Müşterek Havadan Karaya Ayrılma Füzesi) mühimmatının İran altyapısına zarar vermesine rağmen ülkeyi silahsızlandırmayı başaramadığını ifade etti.

“İran, Ukrayna’nın üç katı büyüklüğünde” hatırlatmasında bulunan Johnson; nüfusunun yüzde 55’i sadece iki şehirde (Hayfa ve Tel Aviv) yoğunlaşan İsrail’in aksine, İran’ın uçsuz bucaksız olduğunu ve kritik varlıklarının yerin derinliklerine gömüldüğünü kaydetti.

“İran’ın yüz farklı yeri hedef almasına gerek yok… Sadece iki yer için endişelenmesi yeterli: Hayfa ve Tel Aviv” diyen Johnson, Basra Körfezi’ndeki en az bir ABD üssünün “hava savunma korumasının tamamen tükendiğini” ve personelin savunmasız kaldığını açıkladı: “İran füzeleri buraları dilediği gibi delip geçebilir.”

“Rusya öyle bir konumda ki… Dünya artık onlara umutsuzca muhtaç”

Johnson’a göre bu bölgesel patlamanın asıl kazananı Moskova. Basra Körfezi’nin devre dışı kalmasıyla birlikte Rusya; petrol, sıvılaştırılmış doğalgaz ve gübre arzı bol olan tek küresel güç olarak kaldı. Johnson, “Rusya öyle bir konumda ki dünya artık ona umutsuzca muhtaç; eminim Rusya bu durumdan yararlanacaktır” dedi.

Kapanış konuşmasında Johnson, Ortadoğu’da on yıllardır koruma kisvesi altında Körfez Arap devletlerini “sağmaya” dayalı ABD hegemonyası döneminin sona erdiğini vurguladı. İran füze bombardımanlarını durdurmadaki başarısızlık ve İsrail’in “çok katmanlı” hava savunma sisteminin Hizbullah’ın dört saatlik yoğun saldırılarından korunamaması, ABD’nin yenilmezlik algısını parçaladı.

Johnson sözlerini şöyle tamamladı: “Amerika Birleşik Devletleri, Calut’tur. Ve şimdi İran, tıpkı Davud gibi, taşıyla Amerika Birleşik Devletleri’ni tam iki kaşının ortasından vurdu; Amerika Birleşik Devletleri ise yere yığıldı.”

Ortadoğu

Reuters: Suriye hükümeti yetkilileri ile Hizbullah Türkiye’de gizli görüşmeler yaptı

Yayınlanma

Suriye hükümeti temsilcileri ile Lübnan Hizbullahı’nın, aralarındaki gerilimi azaltmak amacıyla Türkiye’de yüz yüze görüşmeler yaptığı iddia edildi. Suriye iddiaları reddetti.

Reuters’a konuşan ve görüşme hakkında bilgi sahibi altı kaynak, bunun uzun süredir karşı karşıya olan taraflar arasında bilinen ilk toplantı olduğunu söyledi.

İki Suriyeli yetkili, bir ABD’li yetkili ve Hizbullah’a yakın üst düzey bir Lübnanlı güvenlik kaynağının da aralarında bulunduğu altı kaynak, Suriye yetkilileri ile Hizbullah yetkililerinin geçen ay en az bir kez gizlice bir araya geldiğini belirtti.

Esad’ın 2024’ün sonlarında devrilmesinin ardından Suriye’nin yeni hükümeti ile Hizbullah arasındaki gerilim artmıştı. Şam yönetimi, grubu Suriye üzerinden İran’a silah transfer etmekle suçlarken, ABD de Suriye ordusuna Hizbullah’la savaşmak üzere Lübnan’a asker göndermesi için baskı yapıyor.

Altı kaynağa göre geçen ayki görüşmeye Hizbullah temsilcileri ile Suriye istihbaratı ve dışişleri bakanlığından yetkililer katıldı. Toplantı, gerilimi düşürme amacıyla Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının daveti üzerine gerçekleştirildi.

Kaynakların tamamı, daha önce kamuoyuna yansımayan hassas görüşmeyi anlatabilmek için isimlerinin açıklanmaması koşuluyla konuştu.

Suriye Dışişleri Bakanlığı, Türkiye Dışişleri ve Savunma bakanlıkları ile ABD Dışişleri Bakanlığı, Reuters’ın toplantıyla ilgili sorularına hemen yanıt vermedi. Hizbullah’ın medya ofisi ise yorum yapmayı reddetti.

Kaynaklara göre taraflar karşılıklı güvenlik kaygılarını görüştü

ABD’li yetkili, Suriyeli yetkililer ve Lübnanlı kaynak, görüşmenin iki taraf arasındaki gerilim başlıklarını çözmeye odaklandığını ve olumlu geçtiğini söyledi.

Suriyeli yetkililerden biri, iki tarafın birbirine karşı düşmanlık beslemediği konusunda mutabık kaldığını ve Suriye’nin Hizbullah’a, grubun silahsızlandırılması amacıyla Lübnan’a askeri müdahalede bulunmayacağı güvencesini verdiğini aktardı.

Buna karşılık Suriyeli yetkililer, Hizbullah’tan sınır ötesi kaçakçılık girişimlerinin durdurulmasına yardımcı olmasını ve özellikle Suriye’nin güneyinde kalan uyuyan hücrelerini dağıtmasını istedi.

Suriye, salı günü ülkenin güneyinde roket fırlatmaya hazırlanan bir Hizbullah hücresinin yakalandığını açıklamıştı. Hizbullah ise çarşamba günü olaya karıştığını reddederek, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik ya da askeri faaliyete dahil değiliz,” açıklamasını yaptı.

Görüşme ve sonuçları hakkında doğrudan bilgi sahibi Lübnanlı kaynak iki tarafın “güvenlik meselelerinde büyük ilerleme kaydettiğini” belirtti.

Kaynak, Hizbullah’ın Lübnan içinde Suriye kaynaklı olası bir saldırıya ilişkin endişelerine atıfta bulunarak, “Hizbullah kendi cephesini güvence altına almak istiyor,” dedi.

Hem Suriyeli yetkili hem de Lübnanlı kaynak, nihai bir anlaşmaya varılmadığını ve herhangi bir açıklama yapılmasının planlanmadığını söyledi.

Lübnanlı kaynak, iki taraf arasında Türkiye aracılığıyla temasların yaklaşık iki ay önce başladığını da Reuters’a aktardı.

Suriye hükümeti enformasyon bakanlığına bağlı X hesabı böyle bir görüşme olduğu yönündeki iddiaları reddetti.

Toplantı için Türkiye bastırdı, İran yer almadı

Hem Hizbullah hem de Suriye hükümeti, daha önce birbirleriyle görüşmeye açık olduklarının sinyalini vermişti.

Temmuz ayında Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, Şam’ın Hizbullah’la görüşmeye açık olduğunu söylemişti. Bir ay sonra Hizbullah lideri Naim Kasım da televizyonda yaptığı konuşmada grubun Suriye yönetimiyle görüşmeye itirazı olmadığını belirtmişti.

Üç kaynak, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara’nın önemli müttefiklerinden olan Türkiye’nin, bu çabalara doğrudan dahil olmak istediği için toplantının yapılması yönünde bastırdığını söyledi.

Ancak toplantılarda İran yer almadı.

Lübnanlı güvenlik kaynağına göre ise Hizbullah, İran’ın bilgisi dahilinde toplantıya katıldı. Ancak Tahran’ın, doğrudan görüşmelerde yer almamasından ve Şara’nın şimdilik İran’la doğrudan ilişki kurulması fikrini geri çevirmesinden rahatsız olduğu iddia edildi.

Kaynağa göre nihai anlaşmaya varılamamasının ve toplantıyla ilgili herhangi bir açıklama yapılmamasının temel nedeni de bu rahatsızlıktı.

İran’ın Cenevre’deki daimi temsilciliğinden konuya ilişkin hemen bir açıklama gelmedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

FlyDubai uçağında kokpit krizi: İsrail saldırı ihtimalini inceliyor

Yayınlanma

Dubai’den Tel Aviv’e giden ve yaklaşık 150 İsrailli yolcuyu taşıyan FlyDubai uçağı, kokpitte çıkan kavga ve ani irtifa kaybının ardından Suudi Arabistan’a indi. Uçaktan kaçırma kodu iletilmesi üzerine İsrail Hava Kuvvetleri alarma geçerken, Tel Aviv yönetimi olayın saldırı girişimi olma ihtimalini incelemeye aldı.

Dubai’den Tel Aviv’e giden FlyDubai yolcu uçağında kokpitte çıkan arbede ve ani irtifa kaybı üzerine acil durum ilan edildi.

İsrailli makamlar, uçağın Suudi Arabistan’a zorunlu iniş yaptığı hadiseyi olası bir saldırı girişimi veya intihar teşebbüsü ihtimaliyle incelemeye aldı.

FlyDubai’ye ait FZ1073 sefer sayılı Boeing 737 MAX tipi uçak, 30 Eylül’de İsrail hava sahasına yaklaştığı sırada rotasını değiştirerek Suudi Arabistan’ın kuzeybatısında yer alan Tebük Havalimanı’na teker koydu.

Yaklaşık 150 İsrailli yolcunun yer aldığı uçuşta bir “hadise” yaşandığını doğrulayan havayolu şirketi, tüm yolcuların güvende olduğunu duyurdu.

Uçuş takip platformu Flightradar24 verilerine göre, seyir halindeki uçak kısa süre içinde yaklaşık 33-34 bin feet seviyesinden 14-16 bin feet irtifaya kadar sert bir düşüş yaşadı.

Uçaktan ilk olarak 7700 genel acil durum kodunun, hemen ardından ise kısa süreliğine “yasa dışı müdahale veya olası uçak kaçırma” anlamına gelen 7500 kodunun gönderildiği tespit edildi. Bu sinyal üzerine İsrail Hava Kuvvetleri teyakkuza geçti.

İsrail basınında yer alan iddialarda, Umman vatandaşı yardımcı pilotun uçuş sırasında kaptana saldırarak kumandayı ele geçirmeye çalıştığı öne sürüldü.

Ynet ve Reuters’a değerlendirmede bulunan İsrailli yetkililer, soruşturmanın sürdüğünü belirtmekle birlikte ilk tespitler ışığında olayın “terör saldırısı girişimi” ya da bir intihar eylemi olma ihtimali üzerinde durulduğunu aktardı.

Uçaktaki bazı yolcuların kokpite girerek saldırgan olduğu ileri sürülen personele müdahale ettiği ve bu kişiyi etkisiz kıldığı iddia edildi.

Sosyal medyaya yansıyan ve henüz bağımsız kaynaklarca doğrulanmayan paylaşımlarda, kabinde panik yaşandığı ve zeminde kan izlerinin yer aldığı öne sürüldü. Tebük Havalimanı yetkilileri ise uçağın kaptanı ile yardımcı pilotunun yaralı halde hastaneye kaldırıldığını açıkladı.

Gelişmenin ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu güvenlik yetkilileriyle olağanüstü bir değerlendirme toplantısı yaptı. Başbakanlık Ofisi durumun kontrol altında olduğunu ve yolcuların tahliyesi için temasların sürdüğünü açıkladı.

Muhalefet lideri Yair Lapid’e de süreç hakkında bilgilendirme yapıldı.

Yaklaşan seçimler öncesinde dün hasım aktörlerin saldırı hazırlığında olabileceğini savunan Netanyahu’nun aksine, İsrail güvenlik kaynakları seçim sürecine dönük somut bir istihbarat olmadığını dile getirmişti.

Yaşanan hadise Tel Aviv’de siyasi tepkilere de yol açtı. İsrail Ulaştırma Bakanı Miri Regev, FlyDubai şirketinin İsrail uçuşlarının durdurulmasını talep etti.

The Times of Israel’ın aktardığına göre Regev, İsrail Sivil Havacılık Dairesinden Birleşik Arap Emirlikleri ile yapılan havacılık anlaşmasının şartlarını denetlemesini istedi.

Anlaşmanın, İsrail’e uçan personelin Tel Aviv ile diplomatik bağı olan ülke pasaportlarını taşımasını şart koştuğu ileri sürülüyor.

Suudi Arabistan ile İsrail arasında resmi diplomatik temas kurulmamış olsa da Riyad yönetimi, acil durumlarda hava sahasını İsrail bağlantılı seferlere açıyor.

Hadiseye ilişkin FlyDubai bünyesinde inceleme başlatılırken, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman makamları henüz ayrıntılı bir açıklama yayımlamadı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Suudi Arabistan, yapay zeka fabrikaları için 14 GW’lık kaynak ayırdı

Yayınlanma

Suudi Arabistan, entegre bir yapay zeka ekosistemi oluşturmak için bol enerji kaynaklarına ve genişleyen dijital altyapıya güveniyor.

Şark’ül Evsat’ın haberine göre Riyad, HUMAIN’in “AI fabrikaları” olarak adlandırdığı yapıları desteklemek üzere yaklaşık 14 gigawattlık elektrik kapasitesi ayırıyor.

Bu adım, enerji, çip ve veri merkezlerinin kullanılabilirliği üzerindeki kısıtlamaların artmasıyla birlikte, şirketlerin ve ülkelerin gelişmiş modelleri eğitmek ve işletmek için gereken hesaplama kapasitesini güvence altına almak üzere yarıştığı bir dönemde atılıyor.

HUMAIN CEO’su Tareq Amin, Krallığın böyle bir ekosistem kurmak için gerekli kaynaklara sahip olduğunu belirterek, şirketin yalnızca hesaplama kapasitesi ve altyapı sağlamaya değil, aynı zamanda yazılım ve sistemleri şirket içinde geliştirmeye de odaklandığını açıkladı.

Bu, enerji ve veri merkezlerinden modellere ve uygulamalara uzanan entegre bir zincir oluşturmasına olanak tanıyacak.

Riyad’da düzenlenen Servcorp’un ilk ekonomi forumunda konuşan Amin, enerji sektöründeki önceki deneyiminin, gelişmiş bilgi işlem kapasitesini güvence altına almada karşılaşılan zorlukların boyutunu erkenden kavramasına olanak tanıdığını söyledi.

Grafik işlem birimlerine erişimin bazı durumlarda birkaç ay sürebileceğini belirten Amin, bunun kendisini Suudi Arabistan içinde entegre bir yapay zeka ekosistemi kurmayı düşünmeye ittiğini ifade etti.

Batılı şirketlerle ortaklık büyüyor

Amin, HUMAIN’in kurulduğu günden bu yana enerji, bilgi işlem ve dijital altyapı dahil olmak üzere ekosistemin temel bileşenlerini sağlayarak “yapay zeka fabrikaları” kurmaya odaklandığını, bunun yanı sıra yazılım, modeller, uygulamalar ve danışmanlık hizmetleri geliştirdiğini ve girişimlere yatırım yaptığını açıkladı.

Enerji Bakanlığı ve çeşitli devlet kurumlarıyla yapılan işbirliğinin, proje için gerekli arazi ve altyapının tahsisini hızlandırmaya yardımcı olduğunu ekleyen Amin, şirketin üzerinde çalıştığı tesise yaklaşık 14 GW’lık güç kapasitesinin tahsis edildiğini belirtti.

Amin, altyapı geliştirme çalışmalarının, küresel şirketleri bu altyapıyı kullanmaya çekme çabalarıyla paralel olarak ilerlediğini kaydetti.

Şirket, Amazon dahil olmak üzere uluslararası şirketlerle anlaşmalar imzalarken, AMD ile ortak bir proje üzerindeki çalışmalar da devam ediyor.

Diğer şirketler de Riyad’da geliştirilmekte olan yapay zeka ekosisteminde faaliyet göstermek üzere çekiliyor.

Suudiler üretken yapay zekanın ötesine geçmek istiyor

Amin, yapay zekanın mevcut kullanım alanlarının, teknolojinin mevcut potansiyelinin hâlâ sadece sınırlı bir kısmını temsil ettiğini söyledi.

Küresel ilgi şu anda üretken yapay zekaya ve şirketler içindeki uygulamalarına odaklanmışken, fiziksel dünya, endüstri ve altyapıyla bağlantılı yapay zeka uygulamaları henüz erken bir aşamada kalıyor.

Bir sonraki aşama için daha fazla bilgi işlem kapasitesi, enerji ve veri merkezi altyapısı gerekeceğini açıklayan Amin, destekleyici altyapı geliştikçe yapay zeka kullanımının kapsamında önemli bir genişleme olacağını öngördü.

Amin, şirketin yaklaşık 15 ayda çeşitli sektörleri kapsayan bir operasyon ağı kurmayı başardığını ekleyerek, yapay zekayı tam olarak kullanmanın sadece yeni teknolojik araçlar eklemekle ilgili bir mesele olmadığını, bunun yerine kuruluşların çalışma şekillerinin yeniden tasarlanmasını gerektirdiğini vurguladı.

Şirket için yazılım geliştirme sürecine odaklanılacak

Amin, şirketin karşılaştığı en büyük zorlukların teknolojik olmaktan çok, kurumsal kültür ve çalışma yöntemlerindeki değişikliklerle ilgili olduğunu belirtti.

HUMAIN, hazır yazılım satın almamak ve bunun yerine sistemlerini şirket içinde geliştirmek yönünde stratejik bir karar aldı.

Bu yaklaşım, ajansal iş akışlarının, kayıt sistemlerinin ve günlük operasyonlarda kullanılan bir dizi uygulamanın oluşturulmasını içeriyor.

Amin, işin geleceğinin kademeli olarak, kullanıcıların yalnızca gerçekleştirilmesini istedikleri görevi belirtmeleri yeterliyken, akıllı modellerin gerekli adımları ve prosedürleri otomatik olarak yerine getirdiği modellere doğru kayacağını söyledi.

Bu değişikliklerin amacının çalışanları ortadan kaldırmak değil, aksine verimliliklerini artırmak ve işlerini daha verimli bir şekilde yapmalarını sağlamak olduğunu vurguladı.

Bazı çalışanların artık daha önce çok daha büyük ekipler gerektiren görevleri tek başlarına tamamlayabildiğini belirtti.

Bu deneyim, insan kaynakları ve diğer departmanlara da yayıldı; artık ekip üyeleri, tamamen BT departmanlarına güvenmek zorunda kalmadan iş akışlarını ve yapay zeka ajanlarını kendileri geliştirebiliyor.

Yapay zeka ve jeopolitik

Amin’in açıklamaları, Suudi Arabistan, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Türkiye’nin ekonomilerini yeniden şekillendiren değişimleri tartışmak üzere yaklaşık 150 iş dünyası lideri, yatırımcı ve politika yapıcıyı bir araya getiren Servcorp’un ilk ekonomi forumu sırasında yapıldı.

Forumu açan Suudi Arabistan’daki EMIR Başkanı Walid Abukhaled, küresel ekonominin jeopolitik gerilimler ve hızlanan teknolojik değişim gibi birbiriyle iç içe geçmiş zorluklarla karşı karşıya olduğunu belirterek, Suudi Arabistan’ın küresel enerji sektöründeki kilit konumu nedeniyle öneminin giderek arttığını vurguladı.

Abukhaled, otomasyon ve modern teknolojilerin imalat, danışmanlık ve programlama alanlarına yayılmasıyla yapay zekanın işgücü piyasasını yeniden şekillendiren önemli bir faktör haline geldiğini ve bunun gelecekte ihtiyaç duyulacak becerilerle ilgili yeni zorluklar yarattığını da sözlerine ekledi.

Servcorp’un Orta Doğu, Avrupa ve Amerika kıtalarından sorumlu CEO’su David Godchaux ise Suudi Arabistan’ın son yıllarda büyük bir dönüşüm geçirdiğini ve gelişmekte olan bir pazardan, küresel etkisi giderek artan büyük bir ekonomiye dönüştüğünü belirtti.

Bilgi bolluğunun karar verme sürecini kolaylaştırmadığını, aksine muazzam veri akışının yarattığı gürültüden değerli bilgileri ayırt etme ihtiyacını artırdığını açıkladı.

Forumun amaçlarından birinin, iş dünyası liderlerine ve yatırımcılara ekonomik eğilimleri daha net bir şekilde yorumlamalarına ve daha isabetli kararlar almalarına yardımcı olacak bir platform sunmak olduğunu belirtti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English