Rusya
Patruşev: Ukrayna istihbaratı, NATO desteğiyle Rus limanlarına ve ticaret filosuna zarar veriyor

Rusya Donanması’na ait savaş gemileri, İngiliz ve Fransız deniz kuvvetlerinin korsanvari eylemlerine karşı bir önlem olarak, Manş Denizi’nden geçen Rus petrol tankerlerine refakat etmeye başladı. Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, Rossiyskaya Gazeta’ya verdiği mülakatta; NATO’nun Karadeniz’de inşa etmeye çalıştığı yeni karşıt mevzileri, Baltık ülkeleri ve Finlandiya’nın hava sahalarını Rusya’ya yönelik insansız hava aracı (İHA) saldırılarına açmasını, Tokyo’nun İkinci Dünya Savaşı’ndan alması gereken ancak bugün unuttuğu dersleri ve tam 85 yıl önce SSCB ile Japonya arasında imzalanan saldırmazlık paktını değerlendirdi.
Nikolay Platonoviç, son haftaların dünya gündemi adeta bir “deniz günlüğü” niteliğinde: Hürmüz Boğazı’ndaki seyir sorunları, tankerlere ve kuru yük gemilerine yönelik saldırılar… Okyanuslar bir muharebe meydanına dönüşmüş gibi görünüyor. Bu geçici bir kriz mi, yoksa prensipte yeni bir döneme mi tanıklık ediyoruz?
Küresel jeopolitik ve ekonomideki bu çalkantı, Dünya Okyanusu üzerinde tahakküm kurmaya çalışan Batı’nın yapay şekilde tırmandırdığı sorunların kaçınılmaz bir sonucudur.
ABD, İngiltere, Fransa ve müttefikleri; stratejik deniz yolları üzerinde siyasi, askeri ve finansal kontrol sağlama arayışındalar. Bunun somut örneklerinden biri, Londra’nın Rusya ile ticaretle uzaktan yakından bağlantısı olan gemiler için Manş Denizi’ni ulaşıma kapatma kararıdır. Görünen o ki İngilizler, kıyıları boyunca süzülen gemilerden korsan yöntemlerle nemalanan atalarının o karanlık şöhretinden bir türlü kopamıyorlar.
Rusya bu tür hamlelere nasıl bir karşılık veriyor?
Batı’nın, Rusya’nın dış ticaret operasyonlarını yürütmesi için hayati önem taşıyan deniz yollarını bloke etme girişimlerine karşı ülkemiz; siyasi, diplomatik ve diğer gerekli tedbirleri almaktadır. Başbakan Starmer’ın, İngiliz Donanması’na Rus ticaret gemilerine el koyma yetkisi verme kararının ardından Moskova, bu tür eylemlerin kabul edilemezliğini açıkça ilan etti. Ancak Londra’nın uluslararası hukuku kendi lehine yorumlamayı alışkanlık haline getirdiği göz önüne alındığında, geçtiğimiz hafta Karadeniz Filosu’na bağlı bir fırkateyn, Rus petrolü taşıyan tankerlerin Manş Denizi’nden geçişine refakat etti. Ticaret filosunun Deniz Kuvvetleri gemilerince korunmasını öngören bu uygulamalar, Rusya Denizcilik Kurulu toplantısında kararlaştırıldı. Gerektiği takdirde, uluslararası sularda seyir güvenliğini sağlamak ve ulusal çıkarlarımızı korumak adına başka adımlar da atılacaktır.
Washington’ın birçok ortağı Basra Körfezi’ndeki askeri operasyona katılmayı reddetti. Buna mukabil NATO’nun Avrupalı üyeleri, Rusya kıyılarında oldukça aktifler. Geçtiğimiz hafta Karadeniz’de, ittifakın Rusya karşıtı mahiyetini gizlemediği yoğun deniz tatbikatları sona erdi.
Kuzey Atlantik İttifakı, nisan başında düzenlenen “Sea Shield 2026” tatbikatı kılıfı altında Karadeniz hattında Rusya karşıtı bir altyapı kurmaya devam ediyor. Romanya, Rusya ile cepheleşmek adına Karadeniz’deki ana sıçrama tahtası olarak seçildi.
Şunu da belirtmeliyim ki NATO ülkeleri, Rusya’dan kaynaklandığı iddia edilen hayali tehditleri bertaraf etmeye yönelik senaryolar üzerinde çalışırken; Karadeniz’de asıl kendilerinin karşı karşıya olduğu gerçek tehditleri görmezden geliyorlar. Bölgedeki terör ve askeri tehlikenin ana kaynağı, Karadeniz sularını mayınlarla ve insansız deniz araçlarıyla dolduran Kiev rejimidir. Odessa ve Nikolayev limanlarından koparak sürüklenen Ukrayna mayınları; Türkiye, Bulgaristan ve Romanya kıyılarına giderek daha yakın noktalarda tespit ediliyor. Nisan başında, Türkiye’de bir plaja sadece 60 metre mesafede bir mayın tesadüfen fark edildi.
Zelenskiy’nin Batı medyasına verdiği son röportaj da dikkat çekici; bugün Karadeniz’deki hareketliliğin deniz dronları sayesinde Ukrayna’nın kontrolünde olduğunu küstahça iddia ediyor. Anlaşılan bu söylemlerin dayanağı, Boğaz girişine 15 kilometre mesafede bir Ukrayna insansız deniz aracının Türk tankeri Altura’ya yönelik saldırısıdır. Bu açıklamalar ve eylemler, Türk Akım ve Mavi Akım doğalgaz bor hatlarına yönelik terör saldırısı girişimlerinde Ukrayna izinin bulunduğunu da teyit etmektedir.
Nisan başında Azak Denizi’nde bir İHA, Rus kuru yük gemisine saldırdı. Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’nin Rus sivil filosuna yönelik “avı” sürüyor mu?
Rus limanlarından çıkan veya bu limanlara yönelen gemilere karşı hukuk dışı eylemlerin ve terör saldırılarının riski artıyor. Ukrayna istihbaratı, NATO ülkelerinin koordinasyonu ve keşif desteğiyle, ülkemizin sivil deniz altyapısına ve ticaret filosuna bilinçli olarak zarar veriyor. Hem aileleri ve yakınları hem de vicdan sahibi her insan için bir trajedi olan üç mürettebatın kaybını Kiev, sinik bir tavırla kendi “zaferi” olarak nitelendiriyor. Aynı zamanda, Rus gemilerine yapılan saldırıları kınamaktan imtina eden bir dizi devletin ve uluslararası kuruluşun riyakâr politikasını da not ediyoruz.
Ust-Luga ve Primorsk gibi Baltık limanlarımıza yapılan son saldırılara bakılırsa, Rus limanları da tehlike altında.
Ukrayna İHA’ları Baltık Denizi’ndeki gemilerin güvertelerinden havalandırılsa dahi, komşu devletlerin bu suçların suç ortağı olduğunu düşünüyorum. Şöyle bir değerlendirelim: Ukrayna’nın kuzey sınırlarından Leningrad bölgesine olan mesafe 1.400 kilometreden fazla. Böyle bir rotanın kat edilmesi ciddi bir hazırlık ve en azından o rotanın geçtiği ülkelerin yönetimlerinin rızasını gerektirir. Öte yandan Estonya halkına, gökyüzünde İHA görülebileceğine dair önceden basılmış broşürler ve SMS bildirimleri gönderiliyor. Topraklarında düşen Ukrayna dronları bulunan Finlandiya ise Ukrayna’dan Leningrad bölgesine yönelik saldırılarını durdurmasını talep etmeyeceğini açıkça beyan etti. Buna söylenecek ne var?
Baltık ülkeleri ve Finlandiya’nın hava sahalarını saldırı amaçlı İHA’lara açması, NATO üyesi devletlerin Rusya topraklarına ve altyapısına yönelik saldırılara doğrudan katılımı anlamına gelir. Bunun da kendine has sonuçları ve çıkarımları olacaktır.
İnsansız araçlar konusuna devam edersek; geçtiğimiz hafta bir Japon İHA üreticisinin, Ukrayna ordusunu desteklemek üzere Ukraynalı bir şirketle ortak proje başlattığı öğrenildi. Bugün ise, İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasından iki ay önce, 13 Nisan 1941’de SSCB ile Japonya arasında imzalanan Karşılıklı Tarafsızlık Paktı’nın 85. yıl dönümü. Japonya bugün yeniden bir askeri tehdit kaynağına mı dönüşüyor?
Evet, maalesef öyle. Vaktiyle Rus-Japon paktı, Sovyetler Birliği’nin iki cephede savaşmasını engellemiş, Japonya’ya ise Asya-Pasifik bölgesindeki stratejik planlarını netleştirmesi için zaman kazandırmıştı. Japonya’nın o dönemdeki saldırgan emellerinin 1945’te nasıl sonuçlandığı malumdur.
Ancak bugün Japonya, anlaşılan o ki İkinci Dünya Savaşı sonrasında kendisine getirilen kısıtlamalara artık bağlı kalmadığını düşünüyor. 85 yıl sonra yeniden saldırgan bir askeri-politik oyuncuya dönüşüyor. Japon donanması artık bir “öz savunma gücü” değil; dünyanın en güçlü dördüncü veya beşinci filosu konumundadır. Bünyesinde elliden fazla muhrip, yirmiyi aşkın denizaltı ve hatta geçmişte “helikopter taşıyan muhrip” adı altında kamufle edilen uçak gemileri bulunmaktadır.
Deniz kuvvetleri her yıl daha da gelişmiş denizaltılarla takviye ediliyor. Son modeller Tip-18 ağır torpidolar ve Harpoon gemisavar füzeleriyle donatılmış durumda. Gelecekte Taigei sınıfı denizaltıların, yaklaşık 1.500 kilometre menzilli seyir füzeleriyle teçhiz edilmesi planlanıyor. Şu anda ülke, uzun menzilli füze sistemlerini konuşlandırmaya başladı; lazer silahlarının su üstü gemilerine uyarlanması süreci devam ediyor. Japonya Savunma Bakanlığı, insansız silahların ve yapay zeka temelli sistemlerin donanmaya hızla entegrasyonunu koordine etmek amacıyla nisan ayı içinde özel bir birim kurma kararı aldı.
Bununla birlikte, geçen yıldan bu yana Asuka deney gemisinde, kinetik mühimmatı hipersonik hızlara çıkarabilen elektromanyetik topun yanı sıra bir lazer topunun testleri sürdürülüyor. Bu kadar açık bir silahlanma yarışını artık “adanın öz savunma ihtiyacı” ile açıklamak güç.
Japon otoritelerinin, savunma kapasitesini artırma maskesi altındaki eylemleri, Asya-Pasifik bölgesinin güvenliğini tehdit eden yeni bir militarizasyon politikasından başka bir şey değildir. Bu faaliyetler uluslararası hukuka ve ulusal mevzuata aykırı olduğu gibi, Japonya’nın teslimiyet belgesi hükümlerini ihlal etmekte ve saldırı silahlarının varlığını reddeden anayasasıyla ciddi şekilde çelişmektedir.
Japonya’yı Asya-Pasifik’teki “batırılamaz uçak gemisi” olarak gören ABD, Japonları ordu ve donanmalarını geliştirmeleri için her yönden kışkırtıyor. Aynı zamanda Washington, geçen yıl imzalanan 400 adet Tomahawk füzesi tedarikine ilişkin sözleşmenin, İran’a yönelik askeri operasyonlar nedeniyle tam olarak yerine getirilemeyebileceğini Tokyo’ya iletti. Bunun yerine Amerikalılar Japonlara, seyir ve balistik füzeler de dahil olmak üzere kendi savunma sanayi kapasitelerini artırmaları gerektiğini dikte ettiler.
Japonya’nın ABD ile olan ittifak ilişkisi, iki devletin geçmişi hatırlandığında biraz tuhaf duruyor. Özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndaki karşı karşıya gelişleri göz önüne alınırsa…
Haklı bir noktaya değindiniz. Japonya, Pasifik’teki mutlak Anglo-Sakson hakimiyetine meydan okuduğu için ABD ve İngiltere ile çatışmıştı. Japon İmparatorluğu’nun denizlerdeki hâkimiyet iddiası Batı’yı ürkütmüştü; zira bu askeri makineyi Rusya ve Çin’e karşı koyması için bizzat kendileri inşa etmiş ve eğitmişlerdi. Bugünkü Japonlar, İkinci Dünya Savaşı sırasında ırkçı ideolojinin Amerikalı mimarlarının, Japonların sözde “doğuştan gelen saldırganlığı ve uzlaşmazlığı” üzerine yayımladığı “araştırmalardan” muhtemelen haberdar değildir.
Ancak Japonya’da pasifist duyguların yeniden hakim olmasını ve Tokyo’nun bu saldırgan stratejiden vazgeçmesini beklemek pek gerçekçi değil, öyle değil mi?
Elbette bu konuda hiçbir illüzyona kapılmıyoruz. Aksine Tokyo’nun, hem tek başına hem de NATO ülkelerinin dahil olduğu geniş koalisyonlar içinde, saldırı odaklı askeri potansiyelini artırmaya devam edeceğini öngörüyoruz.
Öyle görünüyor ki dünyadaki gerilim odakları giderek çoğalıyor. Karadeniz, Akdeniz, Baltık ve Basra Körfezi halihazırda risk altındayken, Pasifik’te de askeri tehdit kaynakları yükseliyor.
Dünya Okyanusu’ndaki durum hızla değişiyor. Uluslararası deniz hukukunun zamanla sınanmış normları ve seyrüsefer özgürlüğü gelenekleri gözlerimizin önünde anlamını yitiriyor. Sağduyulu siyasetçilerin ve iş dünyası temsilcilerinin görevi, uluslararası ilişkiler sisteminin topyekûn bir kaosa sürüklenmesine engel olmaktır. Devletlerarası diyalog, eşitlik ve karşılıklı saygı ilkeleri üzerine inşa edilmelidir.
Rusya
Bütçeye 838 milyar ruble: Rusya kamu temettü hedefini büyütüyor

Rusya Maliye Bakanlığı, 2027 yılı bütçe tasarısında kamu şirketlerinden sağlanacak kâr payı gelir hedefini 838,4 milyar rubleye çıkardı. Gelecek yıl bütçe açığının yaklaşık yüzde 2 seviyesinde kalması beklenirken, kamu bankası Sberbank tek başına 500 milyar rublelik kaynak sağlayacak.
Rusya Maliye Bakanlığı, devlete ait şirketlerden federal bütçeye aktarılacak kâr payı gelirlerine yönelik beklentilerini yukarı yönlü güncelledi.
2027-2029 bütçe yasa tasarısının gerekçe metnine göre Moskova, 2027 yılında kamu iştiraklerinden 838,4 milyar ruble temettü geliri hedefliyor.
Hükümet, 2026 bütçe tasarısında kâr payı gelirini başlangıçta 703 milyar ruble olarak öngörmüş, ardından bu tahmini 807,6 milyar rubleye yükseltmişti.
Yeni taslakta temettü gelirlerinin 2028’de 914 milyar rubleye, 2029’da ise 985,6 milyar rubleye ulaşması planlanıyor.
Belgede, kâr payı gelirlerindeki artışın makroekonomik göstergelerdeki toparlanma, şirketlerin olumlu beklentileri ve finansal piyasalardaki seyre dayandığı kaydedildi.
Hazineye aktarılacak kâr paylarında en büyük payı Sberbank üstlenecek. 2026 yılı bilançosunda rekor net kâr hedefleyen kamu bankası, bu kârın yarısını hissedarlarına dağıtmayı amaçlıyor.
Böylece Rusya bütçesine 2027 yılında Sberbank kaynaklı yaklaşık 500 milyar ruble aktarılması bekleniyor. Banka, 2025 yılı sonuçlarına dayanarak 2026’da toplam 850,17 milyar ruble kâr payı ödemiş, hakim ortak konumundaki devlet bu tutarın yarısı olan 425,1 milyar rubleyi kasasına koymuştu.
Bütçedeki kâr payı projeksiyonu, hem borsada işlem gören halka açık şirketleri hem de hisseleri işlem görmeyen kamu kuruluşlarını içeriyor.
Maliye Bakanlığı, 2027 yılı ile 2028 ve 2029 planlama dönemini kapsayan yasa teklifi paketini 24 Eylül’de hükümete sundu.
Gelecek yıl için bütçe gelirlerinin 43,3 trilyon ruble, harcamaların ise 48,8 trilyon ruble düzeyinde gerçekleşmesi öngörülüyor.
Önümüzdeki üç yıllık dönemde bütçe açığının yaklaşık yüzde 2 seviyesinde kalması hedefleniyor. Bakanlık ayrıca 2027 yılında devletin borçlanma hacmini 2,3 trilyon ruble artırmayı planlıyor.
Taslakta gösterge petrol fiyatı varil başına 50 dolar olarak belirlendi. Gerçekleşen petrol fiyatının bu eşiği aşması durumunda elde edilecek ek gelirler Ulusal Refah Fonu’na aktarılacak.
Bakanlığın bütçe paketinde vergi sistemine yönelik bir dizi düzenleme de yer aldı. Bu kapsamda gerçek kişilerin pasif gelirlerine yüzde 13 ila 22 aralığındaki beş basamaklı artan oranlı gelir vergisinin uygulanması, yatırım fonlarının pasif gelirlerine yüzde 15 kurumlar vergisi yükümlülüğü getirilmesi, “C” tipi hesaplara yerleşik olmayanlar adına ödenen temettülerdeki kurumlar vergisinin yüzde 35’e çıkarılması ve madencilik ile metalurji sektöründeki tabii kaynak rantı vergilerinin yeniden düzenlenmesi önerildi.
Borsadaki şirketlerin temettü dağıtımına ilişkin Alfa-Bank verileri ise farklı bir eğilime işaret ediyor. Moskova Borsası geniş pazar endeksinde (MOEXIBMI) yer alan 100 şirketten 49’u 2025 mali yılında kâr payı dağıtırken, analistler 2026 bilançolarıyla bu sayının 37’ye gerilemesini bekliyor.
Bankanın ağustos sonunda açıkladığı 12 aylık projeksiyona göre, halka açık şirketlerin dağıtacağı kâr paylarında petrol ve doğalgaz sektörü 1,7 trilyon ruble ile ilk sırada yer alıyor.
Finans sektörünün 1,2 trilyon ruble, bilişim ve telekomünikasyonun 252 milyar ruble, madencilik ve metal sektörünün 186 milyar ruble, tüketim sektörünün 110 milyar ruble, diğer sektörlerin ise 70 milyar ruble kâr payı dağıtacağı tahmin ediliyor.
Rusya
Duma yeni döneme başladı: Putin’den sosyal taahhüt ve kalite vurgusu

Rusya Devlet Duması dokuzuncu yasama dönemine başlarken Vladimir Putin milletvekillerinden sosyal vaatlerin karşılanmasını ve yasa kalitesinin korunmasını istedi. Seçimlerde 349 sandalye ile anayasal çoğunluğu koruyan Birleşik Rusya’nın yanı sıra dört parti daha meclise girdi. Putin genel kurulun ardından Kremlin’de parlamento temsilcilerini kabul etti.
Rusya parlamentosunun alt kanadı Devlet Duması, dokuzuncu yasama döneminin ilk genel kurul toplantısını gerçekleştirdi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, genel kurula hitabında milletvekillerine seslenerek seçmenlerin güvenini boşa çıkarmama ve vatandaşlara yönelik sosyal taahhütleri eksiksiz yerine getirme çağrısı yaptı.
Putin, devletin temel kalkınma alanlarında öncü konuma ulaşması için kamu kurumlarının mevzuatı geliştirmek üzere eş güdüm içinde çalışması gerektiğini söyledi.
Hızlı teknolojik dönüşüm çağında Rusya’nın bu tür değişimlerin ön saflarında yer alması gerektiğini savunan Putin, ülkenin bunun için gereken olanaklara, birikime ve iç kaynaklara sahip olduğunu dile getirdi.
Devlet Duması’nın hükümet, bölgesel parlamentolar ve uzman çevrelerle ortaklık temelinde çalışacağını belirten Rus lider, anayasal çoğunluğu elde eden Birleşik Rusya partisinin diğer gruplarla ilişkilerinde demokratik ilkelere bağlı kalacağına inandığını kaydetti.
Milletvekillerinin öncelikli görevleri arasında demografi ve ailelerin refah düzeyini yükseltme hedeflerini öne çıkaran Putin, bütçe hazırlıklarında kalıcı ekonomik büyüme ile yeni yatırım döngüsünün esas alınmasını istedi.
Yasa yapım sürecinde farklı görüşlerin ve toplumun taleplerinin gözetilmesi gerektiğini belirten Putin, “Süreler elbette mühim, hiçbir şeyi geciktirmemek gerekir. Ancak her yasanın niteliği ve işlerliği bundan da mühimdir” dedi.
18-20 Eylül 2026 tarihlerinde düzenlenen Devlet Duması seçimlerinin kesin sonuçlarına göre, yüzde 5’lik seçim barajını beş parti aştı.
Merkezi Seçim Komisyonu verilerine göre Birleşik Rusya 349 sandalye kazanırken, Rusya Federasyonu Komünist Partisi (KPRF) 37, Rusya Liberal Demokrat Partisi (LDPR) 23, Yeni İnsanlar 19, Adil Rusya ise 17 milletvekilliği elde etti. Tek sandalyeli seçim bölgelerinden gelen dört bağımsız aday ile Rodina partisinden bir temsilci de meclise girdi.
Putin, genel kurulun ardından mecliste temsil edilen siyasi partilerin yöneticileriyle Kremlin’de bir araya geldi. Toplantıya Devlet Duması Başkanlığı görevine yeniden aday gösterilen Vyaçeslav Volodin, Birleşik Rusya Genel Başkanı Dmitriy Medvedev, KPRF lideri Gennadiy Zyuganov, LDPR Genel Başkanı Leonid Slutskiy, Yeni İnsanlar Genel Başkan Yardımcısı Vladislav Davankov ve Adil Rusya Birinci Genel Başkan Yardımcısı Aleksandr Babakov katıldı.
Görüşmede seçim sürecini değerlendiren Putin, seçim komisyonlarının sınır bölgelerinde ve çatışma şartlarında görev yaptığını belirterek, üç günlük oylama yöntemi ile elektronik sistemlerin katılımı kolaylaştırdığını ve sandığa giden on milyonlarca seçmenin sonuçlara tartışmasız meşruiyet sağladığını söyledi.
Toplantıda söz alan KPRF lideri Zyuganov, partinin Devlet Başkanı ve Başkomutanın talimatlarını yerine getireceğini ifade etti.
Sandalye sayısını artıran LDPR’nin Genel Başkanı Slutskiy, 2021 seçimlerine kıyasla 2 milyon daha fazla oy aldıklarını ve askeri harekat katılımcılarına destek sağlayacaklarını kaydetti.
Adil Rusya temsilcisi Babakov meclisteki diyalog zeminini överken, Yeni İnsanlar temsilcisi Davankov katılım oranının neredeyse yüzde 60 düzeyine ulaştığını vurguladı.
Birleşik Rusya lideri Medvedev ise oylamayı sabote etme girişimlerinin ters teptiğini öne sürerek, 2032 yılına kadar ilhak edilen bölgelerin kalkınma düzeyini ülke geneline ulaştırmayı hedeflediklerini belirtti.
Rusya
Hindistan, Rus petrolü yerine pahalı tedarikçilere yöneliyor

Çin’in artan talebi ve azalan ihracat nedeniyle Hindistan’a Rus petrolü sevkiyatının sonbaharda daha da düşmesi bekleniyor. Hint rafinerileri eylül ayında nisan sonrasının en düşük alım seviyesini görürken BAE, Irak ve Angola’dan daha pahalı alternatiflere yöneliyor.
Hindistan’daki petrol rafinerileri, Rusya’nın ihracatındaki düşüş ve Çin ile yaşanan rekabet nedeniyle ekim ve kasım aylarında Rus petrolü sevkiyatının daha da azalmasını bekliyor.
Reuters haber ajansının kaynaklara dayandırdığı habere göre, yaşanan bu daralma ülkeyi yıl sonuna kadar daha pahalı alternatiflere yönelmeye zorlayacak.
Hindistan, 2022 yılından bu yana Rusya’nın Urals petrolünün en büyük alıcısı konumundaydı.
Ancak dünyanın en büyük ham petrol ithalatçısı Çin, İran ile yaşanan savaş ortamında Ortadoğu’dan gelen sevkiyatın azalması üzerine son aylarda Rusya’dan alımlarını artırmaya başladı. Bu da, bazı Hint rafinerilerinin yeterli miktarda Rus yakıtı temin edememesine yol açıyor.
Ajansa konuşan kaynaklardan biri, “Çin’den gelen talep gerçekten çok yüksekti. Kargo yüklemelerini önceden rezerve etmeye ve Hint rafinerilerine kıyasla daha yüksek fiyatlar ödemeye hazırdılar” dedi.
Analiz şirketi Kpler verilerine göre, Rusya’dan Hindistan’a yapılan petrol sevkiyatı eylül ayında günlük yaklaşık 1,75 milyon varile gerileyerek nisan ayından bu yana en düşük seviyesine indi.
Dünyanın üçüncü en büyük petrol ithalatçısı Hindistan’ın ithalatı, temmuz ayındaki günlük 2,79 milyon varil düzeyinden ağustos ayında 1,87 milyon varile düşmüştü.
Sevkiyatın azalması üzerine Hint rafinerileri Birleşik Arap Emirlikleri’nden Murban, Irak’tan Basra ve Angola menşeli yakıtları alarak daha pahalı tedarikçilere yönelmek zorunda kaldı.
Rusya’nın Yeni Delhi Büyükelçisi Denis Alipov ise Moskova’nın Güney Asya ülkesine gereksinim duyduğu kadar petrol sağlamaya hazır olduğunu söyledi.
Alipov, “Hindistan’a ne kadar gerekiyorsa o kadar petrol sağlamaya hazır olduğumuzu kamuoyu önünde defalarca dile getirdik” ifadesini kullandı.
Reuters, Kpler verilerine dayanarak Çin’in Rus petrolü için yürüttüğü rekabeti artırarak Hindistan’ı geride bıraktığını kaydetti. Çin daha önce ağırlıklı olarak Rusya’nın Asya limanlarından ESPO türü petrol alırken, Avrupa limanlarından yapılan ve çoğunlukla Urals türünü içeren sevkiyatın payı yüzde 31’e yükseldi.
Ajans ayrıca ağustos ayında Rus Urals petrolünün mayıstan bu yana ilk kez Brent göstergesine kıyasla primli satıldığını aktarmıştı.
Bloomberg ise Hindistan devletine ait petrol rafinerilerinin, Basra Körfezi bölgesinden gelen sevkiyatta yaşanan aksamalar nedeniyle 2027 yılı yıllık sözleşmeleri kapsamında ABD’den sıvılaştırılmış petrol gazı alımını yüzde 25’ten fazla artırmayı planladığını bildirdi.
Diplomasi2 hafta önceKanada, Birleşik Krallık liderliğindeki askeri koalisyona katılmak istiyor
Asya2 hafta önceÇin yapay zekâ, çipler ve akıllı fabrikalara büyük yatırım yapıyor
Asya2 hafta önceHindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor
Asya2 hafta önceFed’in faiz artışının ardından Çin parasal gevşemeye devam edecek mi?
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi3 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceABD, Yemen ile görüştü iddiası









