Diplomasi
AB, Çin mallarına gümrük vergisi uygulamayı planlıyor

Avrupa Komisyonu, ithalatın belirli bir eşiği aştığı durumlarda Çin menşeli bir dizi ürüne gümrük vergisi uygulanmasına olanak sağlayacak bir ticari savunma önlemi hazırlıyor.
Rapporteur’ün ulaştığı taslak plana göre, AB’nin Çin’e olan bağımlılığını azaltmak amacıyla, AB’nin ithalatının %40’ından fazlasını Çin’in karşıladığı ürünlere gümrük vergisi uygulanacak.
Yetkililer, bu önlemi yarı iletkenler, kritik hammaddeler ve nadir toprak elementleri gibi stratejik sektörler için değerlendiriyor.
İlk olarak Haziran ayında AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič tarafından gündeme getirilen bu önlem, Çin’in AB ile olan ticaret fazlasından kaynaklanan gerginliklerin tırmanması, kritik minerallerin ihracatına getirilen kısıtlamalar ve Avrupa şirketlerinin Çin iç pazarında karşılaştığı engellerin ortasında geliştiriliyor.
Šefčovič’in 8 ve 9 Ekim tarihlerinde Pekin’de Çin Ticaret Bakanı Wang Wentao ile görüşmesi planlanıyor.
Bir hafta sonra ise Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen’in, Brüksel’de düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine Çin ile ilişkiler hakkında bilgi vermesi bekleniyor.
Yetkililer, yeni aracın, “bazuka” adı verilen AB’nin “Zorlama Karşıtı Aracı”ndan daha kolay kullanılabilir olmasını hedefliyor.
Bu aracı kullanmak için AB hükümetlerinin öncelikle nitelikli çoğunlukla oylama yaparak iktisadi zorlamanın gerçekleştiğine karar vermesi gerekiyor.
Önerilen yeni yönetmeliğe göre, üye devletlerin nitelikli çoğunluğu itiraz etmedikçe Komisyon bu önlemi uygulayacak.
Tartışmaya aşina olan başka bir kaynağa göre, Šefčovič bu ay iş dünyası liderleriyle yaptığı bir toplantıda ilaç, kimyasallar, otomobiller ve kritik hammaddelerin bu önlemin kapsamına girebileceğini belirtti.
Geçen yıl günlük yaklaşık 1 milyar avroya ulaşan AB’nin Çin ile olan ticaret açığının ardından, von der Leyen bu ayki Birlik Durumu konuşmasında, “İlişkilerimizi yeniden dengelemek için elimizdeki tüm araçları kullanacağız,” demişti.
Ziyaretten önce Šefčovič, ticaret dengesizlikleri, kritik minerallere yönelik ihracat kontrolleri ve Çin iç pazarına erişim kısıtlamaları konusunda Pekin’den defalarca somut sonuçlar talep etti.
Komiser’e yakın bir kaynak, Šefčovič’in görüşmeler konusunda özel olarak iyimser olduğunu belirtti.
Bu kaynak, belirli sanayi ürünlerinde AB’nin ticaret açığındaki azalmayı, Avrupalı şirketlerin Çin’in nadir toprak elementleri ihracat lisanslarına daha kolay erişimini ve Çin pazarına erişimin iyileşmesini ilerleme işaretleri olarak gösterdi.
Fakat toplantı hazırlıklarına aşina olan diğer kaynaklar, Çin’in büyük ticaret fazlasını ve ileri imalat alanındaki hedeflerini gerekçe göstererek, görüşmelerin somut tavizler getireceği konusunda şüpheciydiler.
Wang ile Šefčovič arasında yakın zamanda gerçekleşen bir telefon görüşmesine ilişkin Çin tarafının yaptığı açıklama, Pekin’in Komisyon’un taleplerini karşılayacağına dair herhangi bir işaret vermedi.
Šefčovič, ilerleme sağlanmaması halinde AB’nin önerilen çeşitlendirme aracının kullanımı da dahil olmak üzere önlemler alabileceği konusunda uyarıda bulundu.
Diplomasi
ABD elçisi Kimberly Guilfoyle, Yunanistan’da ortalığı karıştırdı

Yunanistan’daki muhalefet partileri, hükümetten ABD Büyükelçisi Kimberly Guilfoyle hakkında ortaya atılan iddialara yanıt vermesini talep etti.
Wall Street Journal’da yer alan habere göre, ABD’nin Yunanistan Büyükelçisi Guilfoyle, ülkesinin Romanya hükümetinin devrilmesinde rol oynadığını ve ABD’nin Yunanistan’da da aynı şeyi yapabileceğini ima etmiş.
WSJ, ABD Büyükelçisi Kimberly Guilfoyle’un bu sözleri, Mart ayında Yunan ve Amerikalı yetkililerin katıldığı bir akşam yemeğinde sarf ettiğini iddia ediyor.
Buna göre Guilfoyle, Ilie Bolojan liderliğindeki Romanya merkez sağ hükümetinin yaklaşan çöküşüne atıfta bulunarak, Yunanistan Enerji Bakanı Stavros Papastavrou’ya ABD’nin bu devrilme sürecinde rol oynadığını söylediği ve “Bunu istediğimiz herhangi bir ülkeye yapabiliriz. Burada da aynısını yapabiliriz,” dedi.
Gazetenin kaynaklarına göre Papastavrou, halk tarafından seçilmiş olan Yunan hükümetini ABD’nin değiştiremeyeceğini söyledi.
Guilfoyle’un avukatı ise WSJ’de yer alan bu diyalogun aktarımına itiraz etti.
Muhalefetteki PASOK, bir basın açıklamasında şunları söyledi:
“Hükümet ve özellikle Dışişleri ile Enerji ve Çevre bakanlıkları gerekli açıklamaları yapma ve yayınlanan haberin doğruluğunu değerlendirme yetkisine sahip tek kurumdur. Yunanistan bağımsız ve egemen bir demokrasidir ve istisnasız her durumda ve tüm taraflar karşısında bu şekilde hareket etmekle yükümlüdür.”
Yunan Sol İttifakı (ELAS), iddia edilen açıklamaların “benzeri görülmemiş ve kabul edilemez” olduğunu belirtti ve şunları söyledi:
“Hükümet, olayı ne doğruluyor ne de yalanlıyor; sessizliğini koruyor. Bu nedenle Mitsotakis hükümetinden, söz konusu olayın gerçekten yaşanıp yaşanmadığını; eğer yaşandıysa, neden Mart ayından beri gizlendiğini; ve hükümetin buna yanıt verip vermediğini –ve nasıl yanıt verdiğini– Yunan halkına derhal açıklamasını talep ediyoruz.”
SYRIZA, ortaya çıkan iddiaların “son derece ciddi olduğunu ve hükümetin sessiz kalamayacağını” belirtti… Parti, “Eğer doğruysa, basit bir diplomatik olayla değil, ülkenin yönetim sistemine yönelik bir hakaretle karşı karşıyayız,” dedi.
SYRIZA ayrıca hükümetten, neden Dikey Gaz Koridoru’nun desteklenmesinde ısrar ettiğini ve “Yunanistan’ın Amerikan LNG’sine daha fazla bağımlı hale gelmesini” açıklamasını talep etti.
Yunanistan Komünist Partisi (KKE), ABD Dışişleri Bakanı Rubio’nun birkaç gün içinde Yunanistan’a yapacağı ve bölgedeki ABD planlarını daha da ilerletmeyi ve Yunanistan-ABD stratejik anlaşmasını yenilemeyi amaçlayan ziyaret göz önüne alındığında, hükümetin “ağır bir sorumluluk taşıdığını” belirtti.
Guilfoyle, Rus gazına alternatif olarak Yunanistan’dan Bulgaristan ve Romanya üzerinden Orta ve Doğu Avrupa’ya gaz taşımak üzere tasarlanan bölgesel bir altyapı projesi olan Dikey Gaz Koridoru’nun tanıtımında önemli bir rol oynamıştı.
Yunanistan hükümeti sözcüsü Pavlos Marinakis ise bu konunun “hiç gündeme gelmediğini” ve buna müsamaha gösterilmeyeceğini belirtti.
Marinakis ayrıca Yunanistan ile ABD arasındaki ilişkiyi stratejik olarak nitelendirdi ve ortaklığın karşılıklı saygı ve ortak değerlere dayandığını vurguladı.
WSJ haberinde ayrıca Guilfoyle’un Amerikan sıvılaştırılmış doğalgazıyla (LNG) ilgili faaliyetleri de inceleniyor.
Guilfoyle’un Güneydoğu Avrupa genelinde ABD’nin enerji satışlarını desteklediği bildiriliyor.
Haberin ayrı bir bölümünde iş adamı Hristos Marafatsos ele alınıyor. Marafatsos’un, Yunan inşaat şirketi Aktor’u temsilen Guilfoyle’a birkaç resmi toplantıda eşlik ettiği söyleniyor.
Habere göre, Aktor, lobi faaliyetleri karşılığında Marafatsos’a 160.000 dolar ödedi. Marafatsos’un bu sürece dahil olması, diplomatik toplantılara özel çıkarların karıştığına dair şüpheler uyandırdı.
Diplomasi
Kazak petrolünde saldırılar sonrası Hazar üzerinden Ceyhan planı

Kazakistan’ın büyük petrol şirketleri, ihracatı Rusya dışındaki Hazar geçişli hattan artırmak amacıyla boru hattı ve tanker projelerini inceliyor. Hazırlanan fizibilite çalışması, Karadeniz’deki ana ihracat hattı CPC’ye yönelik insansız hava aracı saldırılarının ardından başlatıldı.
Kazakistan’ın en büyük petrol şirketleri, Rusya topraklarını baypas eden Hazar geçişli güzergah üzerinden petrol ihracatını artırma seçeneklerini inceliyor.
Nikkei Asia’nın haberine göre değerlendirilen planlar arasında Hazar Denizi’nin altından bir boru hattı inşa edilmesi ya da tanker filosunun ciddi ölçüde genişletilmesi yer alıyor.
Kazakistan petrol ihracatının yüzde 80’inden fazlasını Hazar Boru Hattı Konsorsiyumu (CPC) üzerinden gerçekleştiriyor. Kazakistan sahalarından çıkarılan ham petrolü Rusya toprakları üzerinden Karadeniz’deki Novorossiysk deniz terminaline taşıyan bu hat, ülkenin ana ihracat kanalı konumunda.
Fakat hatta petrol akışı bu yıl terminale ve petrol tankerlerine düzenlenen Ukrayna insansız hava aracı saldırıları nedeniyle birkaç kez durduruldu.
Temmuz ayındaki yükleme kesintileri sırasında Kazakistan, sevkiyat yapamadığı için ham petrol üretimini geçici olarak düşürmek zorunda kaldı.
Astana yönetimi mevcut alternatif güzergahı halihazırda kullanıyor ancak bu hattan düşük hacimli sevkiyat yapılıyor. Söz konusu rota Kazakistan’daki petrol merkezi Atırau’dan başlıyor; petrol buradan Aktav Limanı’na, ardından Hazar Denizi üzerinden Bakü’ye ve mevcut altyapı kullanılarak Tiflis üzerinden Ceyhan’a ulaştırılıyor.
Kazakistan Enerji Bakanlığı verilerine göre Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı üzerinden yılda yaklaşık 1,2 milyon ton Kazak petrolü sevk ediliyor. Bu miktar, CPC üzerinden taşınan hacmin yüzde 2’sinden azına karşılık geliyor.
Nikkei Asia, Kazak şirketlerin bu hattı genişletmeye yönelik fizibilite çalışması hazırladığını aktardı. Yayına konuşan bir kaynak, deniz altından inşa edilecek bir boru hattının ya da tanker filosunu büyütmenin yıllık 35 milyon tona kadar kapasite sağlayabileceğini belirtti.
Bu miktar, Kazakistan’ın CPC üzerinden sevk ettiği petrol hacminin yarısından fazlasına ulaşıyor.
Energy Monitor Fonu İcra Direktörü Nurlan Cumagulov ise bu seçeneğe dair, “Ancak bu güzergahın yüksek maliyetli olacağını belirtmek gerekir” değerlendirmesini yaptı.
Rusya ve Kazakistan’a ait kuruluşların yanı sıra Chevron ve ExxonMobil gibi uluslararası devlerin ortak olduğu CPC’deki kesintilerin ardından Kazakistan, petrol ihracatının bir kısmını alternatif yollara yönlendirerek özellikle Çin’e yapılan sevkiyatı artırdı.
Kazakistan Dışişleri Bakanlığı, CPC gemilerine yönelik saldırıları ülke çıkarlarına bir tecavüz olarak niteledi; oluşan zararın hesaplandığını ve tazminat talep etme hakkının saklı tutulduğunu bildirdi.
Diplomasi
Prof. Diesen: Diplomasi canlanmazsa yeni dünya savaşla doğacak

Editörün notu: Norveçli siyaset bilimci Prof. Glenn Diesen, 26-27 Eylül tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen East-West Forum kapsamında gerçekleştirdiği bu konuşmada, tek kutuplu dünya düzeninin çöküşünü ve uluslararası sistemin içinden geçtiği sarsıntılı dönüşümü irdeledi. Diesen, Batı merkezli hegemonik evrenselciliğin yapısal açmazlarını sergilerken, yükselen güçlerin medeniyet devletleri ekseninde çok kutuplu yeni bir denge inşa ettiğine dikkat çekti. Avrupa’nın içine düştüğü kimlik ve güvenlik bunalımının altını çizen Diesen, diplomasinin yeniden canlandırılmaması halinde yeni küresel düzenin savaş yoluyla şekillenebileceği uyarısında buldu.
***
Tek kutuplu dünya düzeni çöktü; nerede hata yapıldığını anlamak ve dünyanın içinden geçtiği çalkantılı dönüşümü kavramak adına bir otopsi yapmamız gerekiyor. 1989’da Francis Fukuyama, siyasi Batı tarafından geniş ölçüde ideolojik bir rehber kabul edilen meşhur “Tarihin Sonu” makalesini yayımladı. Dünyada tek bir süper güç ve tek bir ideoloji vardı; beklenti ise dünyanın ABD liderliği ve liberal demokratik değerler etrafında birleşeceği yönündeydi. Tek bir güç merkezi bulunması sebebiyle ABD hakimiyeti uluslararası anarşiye ve güvenlik rekabetine son verecek; ABD hegemonyası, evrensel değerleri paylaşan kapsayıcı bir topluluk inşa etmek üzere liberal demokrasinin rolünü yüceltecekti. Batı, otuz yılı aşkın bir süre boyunca, kendi kolektif hegemonyasının tüm insanlığın yararına olduğuna inanan yeni nesil siyasetçiler yetiştirdi; bu siyasetçiler, geçmişin kaotik dünyasından ebedi barışa geçişi idare edecek yöneticilerdi. Peki, ne ters gitti?
Tek kutuplu anın geçici bir olgu olarak kalması kaçınılmazdı; zira ABD’nin kaynaklarını tüketeceği ve yükselen güçleri kendisini kolektif biçimde dengelemeye sevk edeceği öngörülebiliyordu. Ne var ki hegemonik evrenselcilik kendi içinde de yapısal bir çelişki barındırıyor; çünkü evrensel değerler tek bir güç odağına bağlanıyor. Bir hegemon, özgürlük, demokrasi ve insan hakları gibi evrensel değerleri temsil ettiğini öne sürse de bu evrenselcilik belirli bir tarihsel, kültürel ve jeopolitik düzen üzerinden dayatılıyor.
Eşitliği savunan evrensel değerler, ABD’nin baskın konumunu kurumsallaştırmak için kullanılıyor. Kapsayıcılığı savunan evrensel değerler, kapsayıcı bir Pan-Avrupa güvenlik mimarisi geliştirmek yerine NATO gibi dışlayıcı bloklar inşa etmeye yarıyor. John Herz daha 1950’de, devletlerin kendi içlerinde demokratikleştikçe, liberal değerleri çoğunluğun tahakkümünden korumak adına uluslararası kurumlarda baskın bir konum elde etme konusunda daha fazla ısrarcı göründüklerine dikkat çekmişti. Liberal değerler, tüm insanların ve devletlerin iyi bir yaşama ve kendi kalkınma yollarına dair farklı fikirlere sahip olması sebebiyle hoşgörünün zorunlu olduğu düşüncesine dayanır; ancak değerlerin evrenselliği iddiası, bütün devletlerin aynı çizgide gelişmesi gerektiğini öne sürer. Böylece liberal demokrasinin bayraktarlığını yapan siyasi Batı, dünyanın geri kalanını “ehlileştirmeye” çalışan bir medeniyet öğretmenine dönüşür. Eşit egemenler arasındaki diplomasinin yerini, “medeniyet öğrencilerinin” bu “medeniyet öğretmenleri” tarafından ödüllendirildiği veya cezalandırıldığı bir ilişki alır. Hegemon güç, hem kendi değerlerini benimsemeyen devletleri hizaya sokar hem de fazlasıyla güçlenip kendi hegemonik konumunu sarsan devletleri cezalandırır. Neticede liberalizm, hegemonik bir norm kisvesiyle yayılmıştır.
Modern dünya düzeni, evrenselci iddialarla meşrulaştırılan hegemonik bir sistemin yerini devletlerin kültürel özgünlüğüne dayalı çok kutuplu bir düzene bıraktığı 1648 Vestfalya Barışı ile kuruldu.
Son 80 yıl, önce iki kutuplu bir sistemin çöküşüne, ardından tek güç merkezli bir düzene sahne olan tarihsel bir anomaliden ibarettir. Dünyanın “doğal” hali, devletlerin kültürel özgünlüklerini gözeten bir güç dengesine sahip çok kutuplu Vestfalya sistemidir.
Geride kalan on yıllar boyunca hegemonik evrenselcilik, ulusal yetkilerin ABD’ye devredilmesiyle birlikte Avrupa devletlerini dönüştürdü. ABD’nin askeri hakimiyeti, Avrupa’nın ittifak sistemi çerçevesinde güvenliğini, dış politikasını ve stratejik aklını büyük ölçüde ABD’ye havale etmesi anlamına geliyordu. ABD’nin iktisadi üstünlüğü ise bankaları, para birimlerini, ödeme sistemlerini ve ticaret anlaşmalarını barındıran uluslararası ekonomi mimarisinin büyük ölçüde yine ABD tarafından yönetilmesini beraberinde getirdi. Avrupa’daki ve ötesindeki sivil toplum dahi ABD hükümetince finanse edilen ve Amerikan istihbaratıyla dirsek temasında çalışan “sivil toplum kuruluşları” eliyle yönlendirildi.
Avrupa siyasal sistemi, Avrupa’nın siyasi Batı içinde ABD’ye göbekten bağlı olmasının istikrar ve refahın ana kaynağı sayılması sebebiyle, uluslararası kurumlara sadakatin ulusal çıkarlardan daha hayati ve ahlaki olduğu kabulü üzerine inşa edildi.
Hegemon artık yok ve evrenselci iddiaları dünyanın geneli tarafından reddediliyor. Çok kutuplu dünya artık bir vakıa; yükselen güçler ise medeniyet özgünlüğüne dayalı, eşit egemenlerden oluşan bir Vestfalya düzenine dönülmesini talep ediyor. Şi Cinping’in de altını çizdiği üzere, her medeniyetin kendine has bir kalkınma yolu vardır ve hiçbir müstakbel hegemon başkalarına nasıl gelişeceklerini dikte etme hakkına sahip değildir.
Avrasya kıtasında “medeniyet devleti” söyleminin yeniden canlanması, tek kutupluluğun ve evrenselciliğin reddi anlamına geliyor. ŞİÖ ve BRICS gibi yeni yapılar çok kutuplu dünyaya alan açmaya çalışsa da kurumsal kapasitenin uyum sağlama hızını aşan bir üye akını yaşanıyor. Buna karşın gücün merkezileşmesi, tek tipleşme ve evrenselcilik artık istenmeyen yaklaşımlar olarak görülüyor.
Her yere yetişemeyeceğini ve öncelik sıralaması yapması gerektiğini fark eden ABD, kerhen de olsa bu yeni gerçeklere uyum sağlamaya başladı; liberal evrenselcilik dilinin yerini ulusal çıkarlar alıyor. Bu aslında olumlu bir gelişme olabilir; çünkü stratejik çıkarlarının peşinden koşan devletler karşılıklı anlayış ve uzlaşı zemini arayabilir; oysa stratejik çıkarlarını değerlerle özdeşleştiren devletler, rekabeti uzlaşmanın tehlikeli görüldüğü bir “iyi ile kötünün savaşı” olarak değerlendirir.
ABD’de cumhuriyeti kurtarmak adına imparatorluğu küçültmek isteyen yeni siyasi güçler yükseliyor; zira stratejik bir geri çekilme, ABD’nin gücünü yeniden toplamasına ve diğer büyük güçlerin kurduğu kolektif dengeleme çabalarını boşa çıkarmasına olanak tanıyacaktır.
Bugün Avrupa’yı bu denli tehlikeli kılan unsur, çok kutuplu sistemde kendine yeni bir rol bulamayışının yarattığı zafiyet ve kapıldığı paniktir. Güvenlik artık kolektif Batı’nın hakimiyetine yaslanamıyor; ortada net bir ekonomik model kalmadı ve evrensel değerleri temsil etme iddiaları inandırıcılığını yitirdi. Buna rağmen Avrupalılar, ekonomik ve siyasi bağlarını çeşitlendirerek yeni gerçekleri kabullenmeye ve buna göre konum almaya yanaşmıyor.
Eldeki veriler, tek kutuplu evrenselcilikten çok kutuplu özgünlüğe geçişin son derece sarsıntılı olacağını gösteriyor; diplomasi yeniden canlandırılmadığı takdirde yeni dünyanın doğumunun savaşla gerçekleşmesi çok daha muhtemel görünüyor.
East-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Asya2 hafta önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Amerika2 hafta önceBannon ile Sanders, yapay zekaya karşı bir araya geliyor
Dünya Basını2 hafta önceAkademisyen Norman Finkelstein: Üniversitelerdeki baskı McCarthy dönemini aştı
Diplomasi2 hafta önceKanada, Birleşik Krallık liderliğindeki askeri koalisyona katılmak istiyor
Rusya2 hafta önceRomanya’da Lukoil rafinerisinin kapatılması iflas dalgası yaratabilir
Diplomasi2 hafta önceABD ile Almanya savunma sanayii işbirliğini derinleştirecek
Asya2 hafta önceSuudi boru hattına saldırılar sonrası Çin’de petrol fiyatları rekor kırdı
Ortadoğu2 hafta öncePetrol devleri uyardı: Küresel akaryakıt krizi resmen başladı











