Avrupa
AB regülasyonları indie müzik camiasını vurdu

ABD’li Songtradr şirketinin gelir sorumlusu Paul Langworthy, küresel bağımsız (indie) müzik sektörünün bir dizi yeni Avrupa regülasyonu nedeniyle sarsıldığını belirtiyor.
Bağımsız müzik endüstrisinin küçük oyuncuları arasında bir dev olan Bandcamp, küçük paketlere 3 avro, Avrupa dışı paketlere ise potansiyel olarak 2 avro ek vergi getirecek olan Avrupa düzenlemelerinin yarattığı “mükemmel fırtına” ve artan ambalaj atıklarını durdurmayı amaçlayan yeni bir yasa konusunda uyarıda bulunuyor.
Langworthy, Euractiv’e verdiği demeçte, “Avrupa Birliği, AB’ye ve AB içinde ticaret yapan KOBİ’leri –özellikle de AB’ye ticaret yapanları– bugün olduğundan daha bütüncül bir şekilde ele almalı,” diyor.
Langworthy, son dönemde yürürlüğe giren Ambalaj ve Ambalaj Atıkları Yönetmeliği’ni (PPWR) işleri için potansiyel bir varlık tehdidi olarak gören küçük tüccarların endişelerini yineliyor.
Yönetmelik, satıcıların ürün gönderdikleri her AB ülkesinde yetkili bir temsilci atamasını zorunlu kılıyor ve bu temsilcilerin ücretleri birkaç yüz avrodan 1.000 avroya kadar değişiyor.
Bu durum, on yılı aşkın süredir akış hizmetlerinin yükselişiyle zaten sıkıntıya girmiş olan indie müzik sektörü için kötü bir zamanda geliyor.
Langworthy, “3 avroluk küçük ithalat vergisinin etkisini şimdiden görüyoruz. Temmuz ayında yürürlüğe girmesinden bu yana Avrupa’ya yapılan müzik ithalatında yaklaşık %7’lik bir düşüş gözlemliyoruz,” diyor.
Bandcamp, vinil plakları, CD’leri, ses kasetlerini ve promosyon ürünlerini hayranlarına doğrudan satabilen bağımsız plak şirketleri ve müzisyenler için bir can simidi haline geldi.
Langworthy, “Bandcamp’te başarılı olan sanatçılarımız ve plak şirketlerimiz var fakat çoğu için mesele hayatta kalmak,” diye açıklıyor.
Satıcılar, Bandcamp üzerinden yapılan satışlardan elde edilen gelirin %80’ini elinde tutuyor.
Buna karşılık, geçen yıl 11 milyar dolar gelir elde eden pazar lideri Spotify gibi akış platformlarında ise her 1.000 dinleme başına sadece birkaç sent kazanılıyor.
Bandcamp, kısmen 1,65 milyon vinil plak ve 850.000 CD’nin doğrudan satışı sayesinde geçen yıl 225 milyon dolar gelir elde ederek farklı bir seviyede faaliyet gösteriyor.
Ambalaj atıklarına ilişkin yeni AB kuralları, bu yaz mikro girişimciler arasında sosyal medyada büyük tepki uyandırdı.
Langworthy, PPWR’ye uyum maliyetinin “sanatçılar ve küçük plak şirketleri için karşılanamaz düzeyde” olduğunu belirtiyor.
Plak şirketleri, Bandcamp’ten kullanıcıların ürünlerin AB’ye gönderilmesinden vazgeçme seçeneği sunmasını talep etti.
Bu konu, 22 Eylül’de Londra’da düzenlenen bu yılki Bağımsız Müzik Derneği (AIM) Ödülleri’nde sektör için önemli bir engel olarak gündeme getirildi.
Langworthy, “Herkesin dilinde bu konu var,” diyor.
AB’deki satışlardaki bir yavaşlama, Bandcamp’in kârlılığı üzerinde yıkıcı bir etki yaratacak. AB, Brexit’ten bu yana platformun ikinci en büyük pazarı konumunda.
Langworthy, “Satıcılarımızın yaklaşık %25’i ve alıcılarımızın yaklaşık %25’i AB’de bulunuyor,” diye ekliyor.
Bağımsız müzik mağazası ve geçimini doğrudan satışlardan sağlayan müzisyenler, artık AB hükümetlerinden ve Avrupa Parlamentosu’ndan devreye girmesini bekliyor.
Bu kapsamda, yılda 10 tondan az ambalaj malzemesi kullanan şirketler için bir muafiyet önerisi gündeme getirildi.
Avrupa
Polonya’nın silahlanma yarışı AB’nin en büyük bütçe açığını doğurabilir

Polonya’nın savunma harcamalarını 53 milyar dolara çıkararak milli gelirin yüzde 4,8’ine ulaştırması, kamu maliyesinde tarihi açık riskini beraberinde getirdi. Bütçe açığının gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 7,1’ine tırmanması beklenirken, kredi notu düşen Varşova’da ordu harcamaları hükümet ile cumhurbaşkanı arasında krize dönüştü.
Polonya’da son beş yılda iki kattan fazla artarak 53 milyar dolara ulaşan askeri harcamalar, ülke ekonomisinde ciddi bütçe açıklarına ve mali risklere yol açıyor.
İngiliz The Guardian gazetesinin yetkililer, silah üreticileri ve ekonomistlerle yaptığı görüşmelere dayandırdığı habere göre, Varşova yönetimi savunma bütçesini yerli üretime aktararak büyümeyi hedeflese de hızlanan silahlanma yarışı kamu maliyesini zorluyor.
Ülkenin savunma harcamaları son beş yıl içinde gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYH) yüzde 2,2’sinden yüzde 4,8’ine yükseldi.
2026 yılı itibarıyla 53 milyar dolara ulaşan bu rakam, Polonya’yı Almanya, Fransa ve İtalya’nın ardından Avrupa Birliği (AB) içindeki en büyük dördüncü askeri harcama yapan ülke konumuna taşıdı.
Varşova yönetimi, ithalata bağımlılığı azaltmak amacıyla üretimi ülke içine çekmeye çalışıyor. Füze sistemleri üreticisi MBDA’nın başkent Varşova’nın kuzeyindeki Czosnow’da kurduğu yeni tesis bu girişimin somut örnekleri arasında yer alıyor.
İki yıl öncesine kadar mısır tarlası olan alanda yükselen fabrika hakkında konuşan MBDA Polska Genel Müdürü ve eski İngiliz deniz piyadesi Jim Price, “Polonya’nın ihtiyaçlarını karşılamak için herkes iki kat daha hızlı hareket etmek zorunda kaldı” dedi.
Polonya, Avrupa Birliği’nin imtiyazlı savunma kredisi programı SAFE kapsamında da yaklaşık 44 milyar euro ile en büyük finansman payını aldı.
Hükümet, bu kaynağın neredeyse yüzde 90’lık kısmını devlete ait savunma sanayi grubu Polska Grupa Zbrojeniowa öncülüğündeki yerli şirketlere yönlendirmeyi planlıyor.
Buna rağmen Polonya’nın savunma bütçesinin önemli bir bölümü yurt dışına akmaya devam ediyor. Varşova, ABD’den Patriot hava savunma sistemleri, Abrams tankları ve F-35 savaş uçakları satın alıyor.
Yabancı şirketler ise ortak üretim projeleriyle Polonya’daki sanayiye dahil oluyor. İngiliz Babcock şirketi Gdynia tersanesinde Miecznik fırkateynlerinin inşasında yer alırken, BAE Systems Katowice yakınlarında bir topçu üretim tesisi kuruyor.
Top mermisi üretimi de hızla artırılıyor. 2023 yılında yıllık yalnızca 5 bin adet 155 mm’lik top mermisi üretebilen Polonya, bu sayıyı 2026’da 30 bine, takip eden iki yıl içinde ise 200 bine çıkarmayı hedefliyor.
Başbakan Donald Tusk, mevcut kapasiteyi değerlendirirken, “Rusya-Ukrayna cephesinde bir günde bundan fazlası harcanıyor” ifadelerini kullanmıştı. Varşova yönetimi, mühimmat üretimini büyütmek amacıyla üç yeni fabrika daha kurmayı tasarlıyor.
Ancak askeri harcamalardaki hızlı artış bütçe dengesini sarsıyor. Gelecek yılın bütçe tasarısında bütçe açığının GSYH’nin yüzde 7,1’ine ulaşması öngörülüyor. Bu oran, Polonya’yı AB içinde en yüksek bütçe açığına sahip ülke yapabilir.
Avrupa Komisyonu’nun mayıs ayı tahmini ise açığın 2027 yılında yüzde 6,3 seviyesinde gerçekleşeceği yönündeydi.
Komisyon, savunma yatırımlarının da etkisiyle ülkenin kamu borcunun 2025’teki yüzde 59,7 seviyesinden 2027’de yüzde 68,3’e çıkmasını bekliyor.
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, kalıcı yüksek açıklar, artan faiz yükü ve yükselen kamu borcunu gerekçe göstererek eylül ayında Polonya’nın kredi notunu A2’den A3’e düşürdü.
Kuruluş; savunma, sağlık, kamu yatırımları ve sosyal yükümlülüklerin bütçe açığının daralmasını engellediğine dikkat çekti.
ING ekonomisti Leszek Kąsek de mevcut tabloyu, “Bu yol sürdürülebilir değil. Polonya’nın büyüme hızını koruyup koruyamayacağını ve siyasetçilerin rotayı düzeltmeye hazır olup olmadığını sorgulamak gerekiyor” sözleriyle değerlendirdi.
Ordunun finansmanı, Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki ile Tusk hükümeti arasında siyasi gerilime dönüştü.
Nawrocki, SAFE kredileriyle bağlantılı bir yasayı veto etti. Nawrocki’nin destekçileri, silahlanmanın altın rezervlerinin bir kısmının satılarak finanse edilmesini önerdi.
Maliye Bakanı Andrzej Domański ise bu öneriyi “hayal” olarak nitelendirip hükümetin Avrupa kredilerine erişim için mücadelesini sürdüreceğini duyurdu.
Avrupa
AfD ile İtalya arasında “Güney Tirol” krizi

AfD, İtalya’ya bağlı Güney Tirol’de Almanca konuşan topluluk için bir toplantı düzenleyince İtalya hükümeti ile kriz çıktı.
Bir grup AfD milletvekili, Almancada “Südtirol” denilen bölgede yaşayan ve Almanca konuşan topluluğun haklarını güvence altına alan anlaşmanın imzalanmasının 80. yıldönümünü kutlamak üzere geçen çarşamba günü Berlin’de bir toplantı düzenledi.
Tanıtım afişlerinde bu İtalyan eyaletinin bağımsız bir devlet olarak gösterilmesi üzerine Roma ile diplomatik kriz çıktı.
İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani, toplantı Bundestag (Federal Meclis) binasında düzenlendiği için Bundestag’dan bir açıklama isteyeceğini duyurdu.
Corriere della Sera gazetesine verdiği röportajda, 1946 anlaşmalarının Almanya ile “hiçbir ilgisi olmadığını” öne sürerek Bundestag’daki etkinliği eleştirdi ve AfD’yi “İtalya karşıtı” bir parti olmakla suçlayarak şöyle devam etti:
“Afiş çok net: Güney Tirol’ün ayrı, bağımsız bir devlet olarak gösterildiği bir harita var. Başka bir deyişle, AfD, Güney Tirol’ün İtalya’dan ayrılmasını destekliyor ve teşvik ediyor. Bu çok ciddi bir mesele.”
Başbakan Giorgia Meloni’nin partisi İtalya’nın Kardeşleri (FdI) temsilcileri de onun sözlerine katıldılar.
Tajani’nin kendi partisi Forza Italia’nın (FI) Avrupa Parlamentosu heyeti de Avrupa Komisyonu’na resmi bir şikayette bulunacağını açıkladı.
FI’dan Avrupa Parlamentosu milletvekilleri, bir basın açıklamasında “Güney Tirol, İtalya Cumhuriyeti’nin ayrılmaz bir parçasıdır ve toprak statüsü tartışmaya açık değildir,” dediler. Ayrıca, AfD’nin bazı isimlerinin bu konudaki son açıklamalarını “ciddi” ve “kabul edilemez” olarak nitelendirdiler.
Söz konusu açıklamalar, ayrılıkçı grup Süd-Tiroler Freiheit (STF) tarafından Güney Tirol’de düzenlenen bir toplantıya katılan AfD gençlik kanadının lideri Jean-Pascal Hohm’a atıfta bulunuyordu.
Etkinlikte yapılan konuşmalarda, bölgenin İtalyan kimliği sorgulanmış ve 1950’ler ile 1960’larda yaklaşık 350 saldırıdan sorumlu olan STF’nin üyeleri “özgürlük savaşçıları” olarak övülmüştü.
Hohm bu etkinlikte, “Mücadeleniz, kimlik mücadeleleri ve kendi kaderini tayin hakkı için bir mihenk taşıdır,” demişti. AfD gibi STF de “Avrupa karşıtı” ve “tersine göç” destekçisi.
Nitekim, STF’nin gençlik kanadının başkanı Melanie Mair de Hohm’un liderliğindeki AfD gençlik kongresine katıldı. 2008 yılında kurulan STF, 2023’te yapılan son eyalet seçimlerinde oyların %10,9’unu aldı.
Kamuoyu yoklamaları, STF’nin oy tercihlerinde %14’lük bir paya sahip olduğunu gösteriyor; bu da partiyi, eyalet valisi Arno Kompatscher’in liderliğindeki ılımlı bölgeselci Güney Tirol Halk Partisi’nin (SVP) ardından bölgedeki en büyük ikinci siyasi güç haline getirecek.
Kompatscher’e göre, AfD’nin Güney Tirol siyasetine müdahalesi, bu bölgenin “geleceği konusunda Nasyonal Sosyalistler ve Faşistler, Hitler ve Mussolini’nin bir anlaşmaya vardığı çok karanlık bir dönemi” hatırlatıyor.
Öte yandan, AfD’li Avrupa Parlamentosu milletvekili Marc Jongen, partisinin Almanya’nın Güney Tirol’ü ilhak etmesini istediği yönündeki iddiaları “saçmalık” olarak nitelendirerek, tarihsel olarak bu eyaletin Almanya’ya değil Avusturya’ya ait olduğunu vurguladı.
Jongen, bu açıklamaları, emekli general Roberto Vannacci tarafından kurulan ve Avrupa Parlamentosu’nda AfD’nin müttefiki olan İtalya’nın yeni sağcı partisi Ulusal Gelecek’in düzenlediği bir etkinlikte yaptı.
Alto Adige diye de bilinen Güney Tirol, Alpler’in eteklerinde bulunuyor ve İtalya’nın kuzeydoğusunda yer alıyor.
Birinci Dünya Savaşı’nda Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun yenilgisinin ardından 1920 yılında Roma’nın kontrolü altına giren bu bölge, faşizm döneminde zorla İtalyanlaştırılmaya maruz kaldı.
Viyana’ya tekrar bağlanmak için on yıllarca süren protestoların ardından bölgenin yaklaşık 540.000 sakini (bunların %69’u ana dil olarak Almanca konuşuyor) şu anda geniş kapsamlı bir özerkliğe sahip.
Avrupa
Katı denetimler ve pahalı enerji Avrupa’da yapay zekayı frenliyor

Uluslararası şirketler, katı yasal düzenlemeler, yetersiz veri merkezleri ve yüksek enerji maliyetleri nedeniyle yapay zeka yatırımlarını Avrupa dışına kaydırma uyarısında bulunuyor. Financial Times gazetesinin haberine göre AB yönetimi bağımsız işlem kapasitesi kurmak için 30 milyar euroluk dev tesis planları yürütürken, küresel sermaye yatırımlar için ABD ve Asya pazarlarına yöneliyor.
Avrupa Birliği’nin katı denetimleri, pahalı enerji tarifeleri, veri merkezi yetersizliği ve finansman darlığı, küresel şirketlerin yapay zeka yatırımlarını kıtadan uzaklaştırma riski yaratıyor.
Financial Times gazetesinin finans, sanayi ve teknoloji sektörlerinden üst düzey yöneticilerle yaptığı görüşmeler, uluslararası sermayenin Avrupa ile ABD arasındaki rekabette rotasını belirlerken bu engelleri doğrudan hesaba kattığını gösteriyor.
Şirket yöneticileri, operasyonlarını genişletecekleri ülkeleri seçerken yapay zeka uzmanlarının varlığına, bilgi işlem kapasitesine ve yasal çerçevenin esnekliğine baktıklarını belirtiyor.
Gazetenin “yapay zekaya açıklık” olarak tanımladığı bu kriterler, şirketlerin doğrudan yatırım ve istihdam kararlarını şekillendiriyor.
Haberde adı açıklanmayan büyük bir ABD bankası, hükümetlerin yapay zekaya yaklaşımını ve kurumsal verilerin kullanımına izin verme düzeyini ölçmek için bir “trafik ışığı sistemi” geliştirdiğini duyurdu.
Banka temsilcisi, yapay zekaya uyum açısından “kırmızı” kategoride gördükleri ülkelerde istihdam artırmaktan kaçındıklarını belirterek, “Kıta Avrupası’ndaki bazı ülkeler bu kırmızı kategoriye giriyor; İngiltere’yi ise ‘daha çok yeşil’ olarak değerlendiriyoruz” dedi.
Banka, kırmızı listedeki ülkelerin adlarını paylaşmadı.
İtalyan kablo üreticisi Prysmian’ın Strateji Direktörü Maria Cristina Bifulco, söz konusu şartların sadece işe alımları değil; yeni araştırma programlarını, üretim tesislerini ve operasyonel projelerin konumunu da belirlediğini söyledi.
Bifulco, “Avrupa uygun koşulları sağlayamazsa, bu yatırımlar yapay zeka dostu politikaları daha yüksek yasal öngörülebilirlikle, uzun vadeli talep güvenceleriyle ve yerel üretimin stratejik değerini kavrayan bir yaklaşımla birleştiren pazarlara kayma riskiyle karşı karşıya kalır” uyarısını yaptı.
Hukuk firması Slaughter and May’in teknoloji birimi eş başkanı Laura Houston da Avrupa Birliği’nin yapay zekayı denetleme konusunda diğer büyük ekonomilerden çok daha ileri gittiğine dikkat çekti.
Houston, Avrupa modelinin getirdiği maliyet ve karmaşıklığın, şirketlerin Avrupa, ABD ve Asya arasında tercih yaparken Avrupa aleyhine karar vermesinde temel etkenlerden biri haline geldiğini vurguladı.
Schneider Electric bünyesindeki endüstriyel yazılım geliştiricisi Aveva da yatırım kararlarında ülkelerin “yapay zeka olgunluğunu” ölçeceğini açıkladı.
Şirketin CEO’su Caspar Herzberg; nitelikli uzmanlara erişim, işlem gücü, elektrik şebekelerinin durumu ve ileri araştırmaların gelişmişlik düzeyini temel kriterler arasında saydı.
Brüksel ise bir yandan yapay zeka entegrasyonunu hızlandırmaya çalışırken diğer yandan ABD merkezli teknoloji devlerine olan bağımlılığı kırmayı amaçlıyor. Bir Avrupa Komisyonu temsilcisi, Avrupa’nın “dünya standartlarında sanayi kollarına” ve endüstriyel yapay zeka modelleri için kaliteli verilere sahip olduğunu savundu.
AB, işlem kapasitesini artırmak amacıyla “yapay zeka dev fabrikaları” projesine güveniyor.
Bu tesisler, en güçlü yapay zeka modellerinin eğitimi, geliştirilmesi ve işletilmesi için tasarlanan büyük bilişim merkezlerinden oluşuyor; gelişmiş işlemcileri, yazılımları, bulut hizmetlerini, yüksek hızlı ağları ve enerji tasarruflu veri merkezlerini bir araya getiriyor.
Birlik, temmuz ayında yediye kadar dev tesis kurmak için ihale süreci başlattı.
AB ve üye ülkeler bu merkezler için 10 milyar euroya kadar kaynak ayırmayı planlarken, en az 20 milyar euro da özel sektör yatırımı çekmeyi hedefliyor.
Avrupa Parlamentosu, 2024 yılında yapay zekaya yönelik ilk kapsamlı yasal çerçeveyi onaylamıştı.
Sistemleri risk derecelerine ayıran düzenleme; kabul edilemez risk taşıyan teknolojileri yasaklarken, yüksek riskli uygulamalara katı denetim ve ek şartlar getiriyor.
Siemens, Airbus, Renault, Heineken, Henkel ve Danone gibi dev şirketlerin temsilcileri, 2023 yılında yaptıkları ortak uyarıda aşırı katı kuralların Avrupa’nın rekabet gücünü zedeleyeceğini ve geliştiricileri projelerini başka yargı alanlarına taşımaya zorlayacağını vurgulamıştı.
Buna karşın Avrupalı karar mercileri yerli yapay zeka modelleri geliştirilmesinde ısrar ediyor. ABD merkezli Anthropic şirketinin haziran ayında yabancı kullanıcıların gelişmiş modellerine erişimini sınırlandırması, AB’de teknolojik bağımlılık kaygılarını derinleştirdi.
Avrupa Parlamentosu milletvekilleri, bu gelişmenin ardından bağımsız bir yapay zeka altyapısı kurma çalışmalarının hızlandırılması çağrısında bulundu.
Asya2 hafta önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Milanovic: Küresel neoliberalizm bitti, yeni bir evreye geçtik
Rusya2 hafta önceFransa, Rus milyarder Usmanov için AB yaptırımlarının kalkmasını istedi
Amerika2 hafta önceBannon ile Sanders, yapay zekaya karşı bir araya geliyor
Avrupa2 hafta önceWolfgang Streeck: Oyun zamanı sona erdi, durum ciddi
Rusya2 hafta önceRusya, Ermenistan’a doğalgaz iletimini 10 gün süreyle askıya alıyor
Asya2 hafta önceSingapur, bürokraside “liyakat” için siyasetçilere milyonlar ödüyor
Asya2 hafta önce“İran ABD üssünü vurmadan önce Çin’den uydu görüntüsü aldı”












