Dünya Basını

AB yaptırımı altındaki gazeteci Hüseyin Doğru: Almanya’da hukuki bir kara delik içerisinde yaşıyoruz

Yayınlanma

Avrupa Birliği’nin yaptırım listesinde yer alan tek Alman vatandaşı olan gazeteci Hüseyin Doğru, yaşadığı mali ve hukuki süreci “sivil ölüm” olarak nitelendirdi. Doğru, Alman devletinin ve bankacılık sisteminin yaptırımları uygulama biçiminin, kendisini ve ailesini temel insani haklardan mahrum bıraktığını belirtti.

Neutrality Studies YouTube kanalında Doç. Pascal Lottaz’ın konuğu olan gazeteci Hüseyin Doğru, Avrupa Birliği (AB) tarafından uygulanan yaptırımların gölgesinde Berlin’de sürdürdüğü hukuk mücadelesini ve maruz kaldığı mali kısıtlamaları ayrıntılarıyla paylaştı.

Lottaz, Doğru’nun durumunun oldukça özgün olduğunu belirterek, kendisinin Almanya sınırları içerisinde olup da AB’nin Rusya yaptırım listesine dahil edilen ilk ve tek Alman vatandaşı olduğuna dikkat çekti.

Yaptırım sürecinin başlangıcına ve kişisel etkilerine değinen Doğru, “Geçen yıl 20 Mayıs 2025 tarihinde, AB’nin 17’nci Rusya yaptırım paketi kapsamında listeye alındım” dedi.

Doğru, yaptırımların gerekçesi olarak Rusya devleti ve propaganda organlarıyla yakın ilişki içinde olduğu iddiasının öne sürüldüğünü ifade etti. Ancak bu durumun asıl nedeninin habercilik faaliyetleri olduğunu vurgulayan Doğru, “Filistin’deki soykırım, Avrupa’daki Filistin yanlısı gösterilere yönelik baskılar ve Berlin’deki Humboldt Üniversitesi işgali gibi konuları haberleştirmem, AB vatandaşları arasında etnik huzursuzluk yaratmak ve birliği istikrarsızlaştırmak olarak yorumlandı” şeklinde konuştu.

Doğru, Alman hükümetinin mantığına göre bu tür haberlerden yalnızca Rusya’nın fayda sağlayabileceği varsayımından hareketle “Rus dezenformasyon aktörü” olarak damgalandığını belirtti.

“Yaptırımlar yargısız infaz mekanizması gibi işliyor”

Yaptırım kararının alınış biçimini eleştiren Doğru, bu sürecin tamamen hukuk dışı tasarlandığını belirtti. 27 dışişleri bakanının kapalı kapılar ardında, herhangi bir duruşma veya savunma hakkı tanımadan karar verdiğini aktaran Doğru, “Ortada mahkeme yok, savunma hakkı yok, delillere erişim yok. Bu, teknik olarak yargısız bir cezalandırmadır ve suçluluğunuzun kanıtlanması yerine sizin masumiyetinizi kanıtlama yükümlülüğü altına sokulduğunuz bir durumdur” ifadelerini kullandı.

Doğru, AB’nin yaptırımları “kişinin yasal olan ancak arzu edilmeyen davranışlarını değiştirmeye yönelik disiplin edici bir araç” olarak tanımladığını belirtti.

Mahkemeye başvuru hakkının kağıt üzerinde var olduğunu ancak mali felç nedeniyle bu hakkın kullanılamadığını kaydeden Doğru, “Avukatlarımın parasını ödeyemezken yargı sistemine nasıl erişebilirim? Param yok, param olsa bile ona erişimim yok” dedi.

Eski Avrupa Adalet Divanı yargıcı Ninon Colneric’in dava hakkındaki uzman raporuna atıfta bulunan Doğru, yaptırımların üye ülkelerdeki her türlü yasayı ihlal ettiğini ve yargı sisteminin dışında bir kontrolsüzlük alanı yarattığını vurguladı.

AB’nin yaptırımı altındaki gazeteci Hüseyin Doğru’nun mali durumu kötüleşiyor

“Aylık 506 avro ile beş kişilik bir aileyi geçindirmem bekleniyor”

Alman yerel mahkemelerinin ve bankacılık sisteminin tutumuna değinen Doğru, yaşadığı mali darboğazın insani bir felakete dönüştüğünü ifade etti.

Bankasının, Alman hükümeti tarafından “insani asgari tutar” olarak belirlenen parayı bile kullanmasına izin vermediğini söyleyen Doğru, “Ayda sadece 506 avro hakkım var. Bu parayla kira ödemem, çocukları mı beslemem ve tüm faturaları yatırmam bekleniyor ki bu imkansızdır” dedi.

Mahkemeye yaptıkları müdahale talebinin reddedildiğini belirten Doğru, mahkemenin “bu durumun olumsuz etkilerinin farkındayız ancak bu yaptırımların bir parçasıdır” şeklinde bir karar verdiğini aktardı.

Doğru, bu süreci “hukuki bir kara delik” olarak tanımlayarak, Almanya’da dava açtığında AB’ye, AB’de açtığında ise Alman hükümetine yönlendirildiğini söyledi.

Avrupa Konseyi avukatlarının savunmalarında “Rusya bağlantısı olmadığını kanıtlamak onun yükümlülüğüdür” ve “yaşadığı olumsuzlukların yaptırımlarla ilgisi yoktur, bunlar Almanya’da yaşanmaktadır” gibi ifadeler kullandığını belirten Doğru, anayasal haklarını kendisini savunmak için kullanamadığını kaydetti.

“Eşim yaptırım listesinde olmamasına rağmen hesapları donduruldu”

Yaşanan son gelişmelerle baskının ailesine de sıçradığını duyuran Doğru, eşinin hiçbir yaptırım listesinde yer almamasına rağmen banka hesaplarının dondurulduğunu açıkladı.

Bu kararın bir mahkeme ilamına değil, Almanya’daki yaptırım uygulama biriminin (ZfS) idari kararına dayandığını söyleyen Doğru, “Gerekçe olarak eşimin parasını benim kontrol ettiğim ve yaptırımları delmeye çalıştığımız iddia ediliyor. Kanıt olarak ise evli olmamız ve üç çocuğumuzun bulunması gösteriliyor” dedi.

Araç sigortasının iptal edilmesi üzerine eşinin ortak araçları için sigorta yaptırmasının da “şüpheli işlem” sayıldığını belirten Doğru, bu tutumda cinsiyetçi bir yaklaşımın da olduğunu dile getirdi.

Mevcut durumda ailesinin temel gıda ihtiyaçlarını dahi karşılayamadığını ifade eden Doğru, “Alman hükümeti, bebeklerimi besleyemediğim bir ortam yaratarak onların hayatını kasten tehlikeye atıyor” uyarısında bulundu.

Almanya’da ocak ayında yürürlüğe giren yeni yaptırım uygulama yasasının Avrupa’daki en saldırgan düzenleme olduğunu vurgulayan Doğru, “Bu yasaya göre, bebeklerime bez veya mama yardımı yapan biri bile 10 yıla kadar hapis cezasıyla yargılanabilir. Yasa o kadar muğlak ki, her türlü insani yardım ‘yaptırımların delinmesi’ kapsamına sokulabiliyor” şeklinde konuştu.

“Çocuklarımın velayetini kaybetme riskiyle karşı karşıyayım”

Hükümetin tırmandırma stratejisinin bir sonraki adımının çocuklarının elinden alınması olabileceği endişesini dile getiren Doğru, çocuk koruma kanunlarının bu amaçla kullanılabileceğine dikkat çekti ve “Eğer çocuklarınıza bakamaz ve onları güvende tutamazsanız, devlet onları velayetinizden alabilir. Hükümet bizi bu duruma bilerek itti ve şimdi yasal gerekçelerle çocuklarımızı elimizden alabilirler” dedi.

Doğru, kendi vakasının bir emsal teşkil etmesi için kullanıldığını ve diğer gazetecilerin bu yolla susturulmak istendiğini ifade etti.

Federal basın konferanslarında sadece birkaç cesur muhabirin bu konuyu gündeme getirebildiğini, hükümet sözcülerinin ise “durumdan haberdar değiliz” diyerek konuyu geçiştirdiğini söyleyen Doğru, “Kimseyi sansürlemelerine gerek kalmıyor, çünkü gazeteciler artık kendilerini sansürlüyor. Benim davam aslında onların davasıdır” ifadelerini kullandı.

“İsrail’i eleştirmek Almanya’da kırmızı çizgidir”

Almanya’daki gazeteci sendikalarının ve medyanın tutumunu da eleştiren Doğru, üyesi olduğu kuruluşların kendisini savunmak yerine hükümetin görüşlerini paylaştığını belirtti.

Kendisine yönelik bir dezenformasyon kampanyası yürütüldüğünü ve bu sürecin İsrail lobisiyle bağlantılı ödüller alan isimler tarafından yönetildiğini iddia eden Doğru, “Sendikalar, hükümetin görüşü değişmedikçe bizimki de değişmeyecek diyorlar. Bu, 1930’lu yılların Almanya’sındaki ‘eşgüdüm’ (Gleichschaltung) sürecini hatırlatıyor. Konu İsrail olduğunda Almanya’da eleştiri yapılamaz bir kırmızı çizgi çekiliyor” dedi.

Doğru, bu baskı mekanizmasının sadece Almanya ile sınırlı kalmadığını, Fransa’daki Shahin Hazami örneğinde olduğu gibi Avrupa genelinde benzer “hesap dondurma” ve “sivil ölüm” uygulamalarının yaygınlaştığını ifade etti. Suriye’de sivil katliamlarla anılan HTŞ lideri Ahmed Şaraa’nın Berlin’de törenlerle karşılandığı bir dönemde, sistemi eleştiren gazetecilerin yaptırımlarla ezilmesini “Avrupa değerlerinin çöküşü” olarak nitelendirdi.

Mülakatın sonunda destek mesajları için teşekkür eden Doğru, bu otoriter mekanizmanın durdurulabilmesi için toplumsal protestonun ve siyasi mücadelenin tek yol olduğunu vurguladı.

Doğru, “Tarih tekerrür etmiyor ama benzerlikler korkutucu. Özgürlüklerimizi küçük vakalarda savunmazsak, bir gün uyandığımızda her şeyin çok geç olduğunu göreceğiz” diyerek sözlerini tamamladı.

AB, gazeteci Hüseyin Doğru’ya yaptırıma devam kararı aldı

Çok Okunanlar

Exit mobile version