Dünya Basını
ABD’ye “gözünü Türk dünyasına dikme” çağrısı
Çevirmenin notu: Aşağıda çevirisini verdiğimiz makalenin yazarına aşağıda kısaca değineceğiz; fakat makaleyi Donald Trump’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) toplantısı için araması ve ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın Türk dünyasından sitayişle bahsettiği tweetiyle birlikte okumanın faydalı olduğunu hatırlatalım. Yazar Luke Coffey, şu anda Hudson Enstitüsü’nde kıdemli araştırmacı olsa da üç yıl boyunca Trump’ın ikinci başkanlık döneminin programını kaleme alan Heritage Vakfı’nda çalışmış, ayrıca eski Birleşik Krallık Savunma Bakanı Liam Fox’un özel danışmanı olarak görev yapmıştı. Dolayısıyla Coffey’in “Türkofil” bir ABD’li olarak önerileri ciddiye alınmalı. Barrack’ın açıklamasına geri dönersek, mütemadiyen Hazar’dan Akdeniz’e uzanan bölgeyi birleşik bir entite olarak düşündüğünü gizlemeyen bu ABD’li diplomat, “Türk i devletler” hattını Avrupa, Asya ve Orta Doğu’nun “menteşesi” olarak tanımlıyor.
ABD “Türki Yüzyıl”a neden dikkat etmeli?
Luke Coffey
National Interest
29 Ekim 2026
Orta Asya’da daha birleşik bir Türk dünyası, ABD’nin Rusya, Çin ve İran ile rekabetini güçlendirecektir.
30 Ekim’de, Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) liderleri, 13. zirve için Ankara’da bir araya gelecek. “Türk Yüzyılı: Dil, Düşünce ve Eylemde Birlik” teması altında düzenlenecek toplantı, ticaret, ulaşım bağlantıları, dijital dönüşüm, kültür ve siyaset alanlarında işbirliğinin genişletilmesine odaklanacak. Liderler ayrıca, örgütü yeni bir döneme taşıyacak yeni bir genel sekreter seçecekler.
TDT, Avrasya’daki Türkçe konuşan ülkeler arasında işbirliğinin ana platformu olarak hizmet veren bir hükümetlerarası kuruluştur. O dönem Kazakistan Cumhurbaşkanı olan Nursultan Nazarbayev, bu fikri ilk olarak 2006 yılında ortaya attı. Üç yıl sonra Türk Konseyi kuruldu ve 2021’de Türk Devletleri Teşkilatı haline geldi. Bugün örgütün beş üyesi —Türkiye, Kazakistan, Kırgızistan, Azerbaycan ve Özbekistan— ve üç gözlemcisi bulunuyor: Türkmenistan, Macaristan ve fiilen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti.
Türk Devletleri Teşkilatı üye devletleri ve gözlemcileri birlikte yaklaşık 180 milyon insanı ve toplamda 2,4 trilyon doları aşan bir GSYİH’yi temsil ediyor. Bu rakamlar bir araya getirildiğinde, Türk Devletleri Teşkilatı dünyadaki en büyük 11. ekonomi konumuna geliyor. Bu ülkeler aynı zamanda doğal kaynaklar ve kritik mineraller açısından da zengindir; küresel uranyum üretiminin yüzde 45’inden fazlasını (büyük ölçüde Kazakistan’da) karşılıyorlar. Bir blok olarak değerlendirildiğinde, Türk Devletleri Teşkilatı dünyanın üçüncü en büyük enerji tedarikçisi konumunda.
Artan rolü ve önemine rağmen, Washington Türk Devletleri Teşkilatı’na pek ilgi göstermiyor. Bu durumun değişmesi gerekiyor.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasından ve Orta Asya ile Güney Kafkasya’da bağımsızlığın yeniden kazanılmasından bu yana, bu ülkeler Sovyet yetkililer tarafından bastırılan ya da Rus etkisine tabi kılınan Türk kimliği, dili ve kültürünün unsurlarını yeniden keşfettiler.
Türkiye’nin artan jeopolitik hedefleriyle birleşen bu yenilenen kimlik bilinci, 21. yüzyılda Türk işbirliğinin yükseliş eğilimine girmesine katkıda bulundu. Sonuç olarak, Türk dünyasındaki ülkeler son yıllarda işbirliğini derinleştirdiler; özellikle ulaşım ve gümrük prosedürlerinin basitleştirilmesi, ortak bir Türk alfabesinin benimsenmesi gibi ortak kültürel girişimlerin sürdürülmesi ve hatta daha yakın güvenlik işbirliğinin değerlendirilmesi alanlarında ilerleme kaydedildi.
Amerika Birleşik Devletleri için bu durum önemlidir, çünkü TDT, kasıtlı olsun ya da olmasın, giderek daha rekabetçi ve çok kutuplu hale gelen Avrasya’da fiili bir kutup haline geliyor. TDT ve daha geniş Türk dünyasının liderleri bunu kamuoyuna asla itiraf etmese de, daha güçlü ve daha bağımsız bir Türk kutbu, Avrasya genelinde Rusya, Çin ve İran’ın etkisini dengelemeye yardımcı olabilir. Dolayısıyla ABD için TDT ile ilişkiler kurmak, bölgedeki ülkelerle mevcut ikili ilişkilerini tamamlayacak ve aynı zamanda tek bir gücün Avrasya kıtasına hakim olmasını önleme yönündeki daha geniş jeopolitik hedefi destekleyecektir.
Amerika Birleşik Devletleri, Türk dünyasıyla ilişki kurmak için elverişli bir konumda. Türkiye, NATO’nun bir müttefiki ve Trump yönetimi, birçoğu TDT’ye de üye olan Orta Asya ülkeleriyle bağlarını genişletiyor. Bölgesel dengenin sağlanmasına yardımcı olabilecek bir örgütle ilişki kurmamak, kaçırılmış bir fırsat anlamına gelir.
Önümüzdeki on yıllarda Avrasya genelinde bir “Türk yüzyılı” yaşanmaya başlayabilir. İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa entegrasyonunu açıklamak için sıklıkla başvurulan iki sosyal bilim teorisi, bunun nedenini anlamak için yararlı bir bakış açısı sunuyor.
Neofonksiyonalizm, bir alandaki işbirliğinin diğer alanlara da yayılabileceğini, böylece işbirliğini derinleştirip nihayetinde entegrasyona yol açabileceğini savunur. Öte yandan, yapılandırmacılık, ortak bir kimliğin siyasi davranışları nasıl şekillendirebileceğini açıklamaya yardımcı olur. TDT içinde her iki dinamik de açıkça görülüyor: Ticaret ve bağlantılılık alanındaki işbirliği, ortak kültürel ve dilsel kimliği güçlendirme çabalarıyla birlikte artıyor.
Washington, TDT ile hızlı ve kolay diplomatik başarılar elde edebilir. Örneğin, TDT yeni genel sekreterini açıkladığında, Trump yönetimi hiç vakit kaybetmeden bu kişiyi Washington’a davet ederek Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüşmesini sağlamalıdır. Bu, TDT’nin artan etkisini takdir eden basit ama önemli bir sembolik jest olacaktır.
ABD ayrıca, ortak çıkarları ve gelecekteki işbirliği fırsatlarını belirlemek üzere TDT ile yetkililer düzeyinde bir çalışma grubu kurabilir. Trump yönetimi için halihazırda önem arz eden ticaret, enerji ve bağlantılılık konularına özel önem verilmeli.
Ayrıca, üst düzey ABD yetkilileri İstanbul’dan geçerken, TDT genel merkezini ziyaret etmek için birkaç saat ayırmalı. Bu tür bir temas çok az çaba gerektirse de, daha yakın kurumsal bağlar, karşılıklı güven ve kişisel ilişkiler kurulmasında büyük katkı sağlayabilir.
TDT, ABD’nin dahil olup olmadığına bakılmaksızın ivme kazanıyor. Washington’un TDT ile ilişki kurmaya başlamak için ayrıntılı bir yeni stratejiye ihtiyacı yok. Tek yapması gereken, bu eğilimi fark etmek, inisiyatif almak ve biraz diplomatik yaratıcılık sergilemek.
Fırsat ortada. Amerikalı politika yapıcılar bu fırsatı değerlendirmeli.