Dünya Basını

ABD ordusunda iç huzursuzluk baş gösteriyor

Yayınlanma

Emekli Albay Karen Kwiatkowski, Yargıç Andrew Napolitano’nun programında ABD ordusunun mevcut durumuna, askerlerin moral seviyesine ve Pentagon’daki liderlik krizine dair ayrıntılı analizler sundu. Kwiatkowski, askerlerin uluslararası hukuk çerçevesinde hesap verebilirlik endişesi taşıdığını ve sivil liderliğin sahadaki gerçeklikten kopuk olduğunu vurguladı.

Yargıç Andrew Napolitano’nun sunduğu “Judging Freedom” programına konuk olan Emekli Albay Karen Kwiatkowski, ABD ordusunun içinde bulunduğu yapısal ve ahlaki sorunları ele aldı.

Napolitano’nun, “Amerikan birlikleri, kendi adlarına işlenen savaş suçlarına tepki duyuyor mu?” sorusuna yanıt veren Kwiatkowski, askerlerin büyük çoğunluğunun vatansever ailelerden geldiğini ve anayasal değerlere önem verdiğini belirtti.

Kwiatkowski, askerlerin bu durumu kesinlikle reddettiğini ifade ederek, “Askerlerin çoğu normal insanlar, vatansever Amerikalılar ve anayasaya değer veren ailelerden geliyorlar. İdealize edilmiş bir Amerika fikrine sahipler; bu fikir, hukuka bağlı iyi insanların varlığına dayanıyor” açıklamasını yaptı.

Kwiatkowski, askerlerin yalnızca kişisel ahlaki çatışmalarla değil, aynı zamanda uluslararası hukuk karşısında hesap verebilir olma korkusuyla da karşı karşıya olduklarını vurguladı.

“Nuremberg sonrası bir dünyada yaşıyoruz” diyen Kwiatkowski, sadece verilen emirleri uygulamanın bir mazeret teşkil etmediğinin askerler tarafından bilindiğini kaydetti.

Kwiatkowski, özellikle hiyerarşinin alt basamaklarındaki askerlerin, bir savaşın kaybedilmesi durumunda general rütbesindeki subaylardan çok daha önce ve doğrudan sorumlu tutulacaklarının farkında olduklarını aktardı.

“Genç askerler her zamankinden daha bilgili ve daha sinik”

Askerlerin siyasi gelişmeleri ve Ortadoğu’daki stratejik bağlamı ne ölçüde anladığına dair soruyu yanıtlayan Kwiatkowski, ordudaki bilgi akışının ve genç neslin karakterinin değiştiğine dikkat çekti.

40 yaş altındaki askerlerin sınırsız bilgiye erişimi olan bir çağda büyüdüğünü belirten Kwiatkowski, bu durumun askerleri hem daha donanımlı hem de daha şüpheci kıldığını ifade etti.

Kwiatkowski, “Bu genç insanlar birçok yönden iyi eğitim almış durumda ancak bir o kadar da sinikler. Kötü bir savaşa bu özelliklere sahip gençlerle giriyorsunuz” dedi.

Pentagon’da 1998 yılında görev yaptığı dönemi hatırlatan Kwiatkowski, Bill Clinton’ın Monica Lewinsky skandalı sırasında Irak’a füzeler fırlatması üzerine askeri personelin kendi aralarında bu füzeler için “Monica füzeleri” yakıştırmasını yaptıklarını ve durumla açıkça alay ettiklerini belirtti.

Kwiatkowski, günümüz askerlerinin de Beyaz Saray’da bulunan ismin orduyu ne amaçla kullandığına karşı son derece hassas olduklarını dile getirdi.

Askerlerin, başkanın kendi ihtiyaçlarını mı yoksa vatan savunmasını mı önceliklendirdiğini sürekli sorguladığını aktaran Kwiatkowski, “Dünyanın öbür ucunda İsrail için bir savaş yürütürken vatanı savunduğumuzu iddia etmek oldukça güç” değerlendirmesinde bulundu.

USS Gerald R. Ford gemisindeki teknik sorunlar

Kwiatkowski, mülakat sırasında USS Gerald R. Ford uçak gemisinde yaşanan olaylara da geniş yer ayırdı. Venezuela açıklarındaki görevinden dönmek üzereyken aniden Akdeniz’e sevk edilen gemideki yaklaşık 5 bin personelin büyük bir hayal kırıklığı yaşadığını belirten Kwiatkowski, gemide ciddi teknik ve disiplin sorunları yaşandığını kaydetti.

Geminin Karayip Denizi’ndeyken dahi tuvalet sistemlerinde arızalar olduğunu ifade eden Kwiatkowski, bu sorunların sadece teknik yetersizliklerden kaynaklanmayabileceğine işaret etti.

Albay Connor MacGregor’un bu durumun bir tür sabotaj olduğu yönündeki görüşlerine değinen Kwiatkowski, tuvaletlere tişört ve paspas başlıklarının tıkıldığının rapor edildiğini onayladı. Bu eylemleri bir isyan veya ağır bir sabotaj olarak nitelendirmekten kaçınsa da Kwiatkowski, “Bu durum, ‘artık yeter’ demenin bir dışavurumu olabilir” dedi.

Geminin tasarımında ticari yolcu gemisi modellerinin esas alındığını ve maliyeti düşürmek için daha küçük çaplı borular kullanıldığını belirten Kwiatkowski, bu durumun bir tedarik ve tasarım hatası olduğunu ancak kasıtlı sabotaj ihtimalinin de göz ardı edilemeyeceğini vurguladı.

“30 saat süren bir çamaşırhane yangını kontrol altına alınamıyorsa bu ciddi bir sorundur”

Gemide çıkan ve 30 saat boyunca söndürülemeyen yangınla ilgili de konuşan Kwiatkowski, bir savaş gemisinde en temel eğitimin yangınla mücadele olduğunu hatırlattı.

Kwiatkowski, “5 bin personelin neredeyse tamamı itfaiyeci eğitimi almışken, bir çamaşırhane yangınının bu kadar uzun süre devam etmesi ve kontrol altına alınamaması çok ilginç ve potansiyel olarak ölümcüldür” dedi.

İran propagandasının gemiyi vurduklarını iddia ettiğini, ABD tarafının ise bunun bir kaza olduğunu savunduğunu belirten Kwiatkowski, sahadaki komuta kademesinin işinin her zamankinden zor olduğunu ifade etti.

Sivil liderliğin ve Savaş Bakanı Pete Hegseth’in tutumunu eleştiren Kwiatkowski, Hegseth’in ordu içindeki moral ve motivasyonu artırmak yerine daha da bozduğunu savundu.

Hegseth’in retoriğinin, ordunun tamamına değil, yalnızca kendi idolize ettiği küçük bir “taktik katiller” grubuna hitap ettiğini belirten Kwiatkowski, “Pete Hegseth’in dili orduyu bölen bir unsur. O hiçbir şeyi yönetmiyor, ordudan tamamen kopuk durumda” dedi.

Programda, Donald Trump ve Pete Hegseth’in İran’daki operasyonlar hakkındaki farklı nitelendirmelerini içeren bir ses kaydı dinletildi. Trump’ın yaşananları “askeri operasyon” olarak adlandırmasına karşın, Hegseth’in “Operation Epic Fury” (Destansı Öfke Operasyonu) adıyla bir savaş yürüttüklerini ve “düşmanı avlayıp öldüreceklerini” söylemesini değerlendiren Kwiatkowski, bu dili devlet adamlığına yakışmayan ve tehlikeli bir yaklaşım olarak tanımladı.

Kwiatkowski, bu tür bir dilin ancak İsrail ordusunun silahsız Gazzelilere karşı kullandığı dille benzerlik taşıyabileceğini ifade etti.

Kwiatkowski, ABD ordusunun son 30 yıldır hava kuvvetleri, donanması ve düzenli ordusu olmayan düşmanlara karşı savaştığını belirterek, bu sürecin ordu içinde yanlış kişilerin terfi almasına neden olduğunu savundu.

“Karşılık vermeyen bir düşmana karşı kazanmak, iyi liderler veya iyi stratejiler yaratmaz. Bu durum, daha zayıf zihinli, stratejik derinliği olmayan ve sadece terfi odaklı kişilerin yükselmesine izin verdi” diyen Kwiatkowski, gerçek bir ordusu olan ve sonuna kadar savaşmaya hazır İran gibi bir güçle karşılaşıldığında bu liderlik yapısının bocaladığını vurguladı.

İran’a yönelik olası bir kara operasyonunu değerlendiren Kwiatkowski, bölgedeki stratejik dengelerin ABD aleyhine değiştiğini belirtti.

ABD’nin Irak’tan tamamen çekilmek zorunda kalmasının, İran ile başlayan gerilimin ilk büyük sonucu olduğunu kaydeden Kwiatkowski, “Irak halkı bizi orada istemiyordu ve İran davasına desteklerini açıkladılar. Artık bölgede serbestçe hareket edebileceğimiz bir alan kalmadı” dedi.

10 bin kişilik bir kara gücünün İran topraklarına girmesinin askeri açıdan ne kadar mantıklı olduğunun tartışmalı olduğunu belirten Kwiatkowski, istihbarat verilerinin güvenilirliğine dair ciddi şüpheleri olduğunu ifade etti.

Başkan Trump’ın sosyal medya üzerinden İran’ın nükleer kapasitesini yok ettiklerini ve ülkeyi haritadan sildiklerini iddia ettiğini hatırlatan Kwiatkowski, buna rağmen İsrail’e ve Körfez’deki ABD mevzilerine yönelik saldırıların devam ettiğine dikkat çekti.

Kwiatkowski, “İstihbarat verilerimiz başkana İran’ın bittiğini söylüyor olabilir ancak sahada devam eden 81 saldırı dalgası var. Bu durum, kullanılan verilerin gerçekle ne kadar örtüştüğü konusunda büyük bir soru işareti yaratıyor” açıklamasını yaptı.

Mülakatın sonunda Kwiatkowski, İran’a gönderilen birlikler için endişeli olduğunu belirterek, yapılan hazırlıkların sadece bir gösteri veya aldatmaca olması temennisinde bulundu.

Kwiatkowski, “Aksi takdirde sonuçlar hiç de iç açıcı olmayacak” diyerek sözlerini noktaladı.

Çok Okunanlar

Exit mobile version