Dünya Basını

‘ABD siyasetinin merkezinde partiler üstü bir çürüme var’

Yayınlanma

Eski yargıç Andrew Napolitano ve analist Harrison Berger, ABD hükümetinin yabancı istihbarat gerekçesiyle yürüttüğü gözetleme faaliyetlerinin kapsamını ve Trump yönetiminin bu konudaki tutum değişikliğini ele aldı. Mülakatta, FISA Yasası’nın 702. maddesinin sivil özgürlükler üzerindeki etkisi ve istihbarat bürokrasisinin siyasi karar alıcılar üzerindeki belirleyici rolü üzerinde duruldu.

Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) istihbarat faaliyetlerinin hukuki çerçevesini belirleyen Dış İstihbarat Gözetleme Yasası (FISA) kapsamındaki yetkilerin geleceği, dün gerçekleştirilen mülakatta ayrıntılarıyla ele alındı. “Judging Freedom” programında konuşan eski yargıç Andrew Napolitano ve The American Conservative yazarı Harrison Berger, Donald Trump yönetiminin bir dönem sert bir dille eleştirdiği gözetleme yetkilerini şimdi kalıcı hale getirme çabasını değerlendirdi.

Napolitano, konuşmasına hükümetin ilan edilmemiş savaşlara ve “önleyici savaş” adı verilen saldırganlık eylemlerine olan eğilimine dikkat çekerek başladı.

Napolitano, “Hükümetin gayrimeşru güç kullanımıyla yaşamaya maalesef alışmış durumdayız” ifadesini kullanarak, özgür bir toplum için güce başvurma meselesinin anlaşılması ve reddedilmesi gerektiğini vurguladı.

Harrison Berger, American Conservative dergisinde kaleme aldığı “Trump bir zamanlar kınadığı casusluk yetkilerini genişletmek istiyor” başlıklı makalesine atıfta bulunarak, mevcut siyasi atmosferdeki paradoksu dile getirdi.

Napolitano, Trump’ın başkanlık döneminden bir anısını paylaşarak, 2017-2019 yılları arasında Patriot Yasası’nın belirli maddelerinin uzatılması sürecinde Trump’a veto çağrısında bulunduğunu hatırlattı.

Napolitano, o dönemde Trump’ın başlangıçta veto niyetini dile getirdiğini ancak dönemin Başkan Yardımcısı Mike Pence, Senato Cumhuriyetçi Lideri Mitch McConnell ve Temsilciler Meclisi Başkanı Paul Ryan gibi isimlerin baskısıyla bu kararından vazgeçtiğini belirtti. Napolitano’nun aktardığına göre Trump, bu sürecin sonunda kendisine gönderdiği mesajda “Kolumu büktüler” diyerek geri adım atmak zorunda kaldığını ifade etmişti.

“Siyasetin merkezinde partiler üstü bir çürüme var”

Harrison Berger, Napolitano’nun paylaştığı anektodun ABD güvenlik bürokrasisi ve derin devletin gücünü ortaya koyması bakımından önemli olduğunu belirtti.

Berger, bu durumu “Amerikalıları gözetlemek için bu casusluk yetkilerine ihtiyaç duyan ABD güvenlik devleti ve derin devletin gerçeği” olarak tanımladı. FISA 702. maddesinin siyasi tarihinin, on yıllardır Amerikalıların özgürlüklerini bu yapılar uğruna feda eden partiler üstü bir çürümeyi yansıttığını kaydetti.

Berger, mülakat sırasında şu ifadeleri kullandı:

“FISA 702. maddesinin siyasi tarihi, tam da bahsettiğiniz bu partiler üstü çürümeyi ortaya koyuyor. Kongre üyeleri ve çeşitli başkanlar, Amerikan halkı yerine bu derin devlete hizmet ederek özgürlüklerimizi feda ettiler.”

Geleneksel olarak federal kolluk kuvvetlerinin Amerikalıları izlemeden önce yargı kararı (warrant) alması gerektiğini hatırlatan Berger, hedef yabancı bir vatandaş olsa dahi bir Amerikalı ile iletişim kurulduğunda dinlemenin durdurulması kuralının geçmişte uygulandığını belirtti.

Berger, bu korumanın kaynağı olan ve “makul olmayan arama ve el koymalara” karşı güvence sağlayan ABD Anayasası’nın 4. Ek Maddesi’nin (Fourth Amendment) günümüzde neredeyse işlevsiz hale geldiğini savundu.

“11 Eylül sonrası anayasal korumalar parçalandı”

Gözetleme yetkilerinin bugünkü kontrolsüz halinin miladı olarak 11 Eylül saldırılarını gösteren Berger, Bush yönetiminin anayasal korumaları “parçaladığını” belirtti.

Berger, New York Times muhabiri James Risen’ın 2005 yılında ifşa ettiği gizli ve anayasa dışı gözetleme programlarının, Ulusal Güvenlik Teşkilatı’nın (NSA) binlerce Amerikalıyı “arka kapı aramaları” (backdoor searches) yoluyla izlediğini ortaya koyduğunu hatırlattı. 2013 yılında Glenn Greenwald ve Edward Snowden tarafından yapılan ifşaatların ise bu programın boyutunun sanılanın çok daha ötesinde olduğunu kanıtladığını ekledi.

Napolitano, dönemin NSA Başkanı General Keith Alexander’ın “Hepsini toplayın, 4. Ek Madde’yi sonra düşünürüz” şeklindeki yaklaşımını hatırlattığında Berger, teşkilatın uzun süreli iç sloganının “Hepsini topla” (collect it all) olduğunu doğruladı. Berger, “Bu programlarda hedeflenmiş hiçbir şey yok; tamamen anayasa dışı” diyerek, federal mahkemelerin geçmişte bu tür toplu veri toplama faaliyetlerinin anayasaya aykırı olduğuna dair kararlar verdiğine dikkat çekti.

Berger, 2025 yılı Ocak ayında bir bölge mahkemesinin 702. madde kapsamında Amerikalılar hakkında veri toplanmasını anayasa dışı bulmasına rağmen, programın yenilenmesi sürecinin devam ettiğini belirtti.

“İstihbarat teşkilatları Kongre üyelerini baskı altına alıyor”

Mülakatta, Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson’ın tutum değişikliği de önemli bir başlık olarak ele alındı. Berger, Johnson’ın meclis başkanı seçilmeden önce anayasa hukukçusu kimliğiyle bu programların en sert muhaliflerinden biri olduğunu, hatta hükümetin Amerikalıları gözetleyebilmesinin “geceleri uykusunu kaçırdığını” söylediğini hatırlattı. Ancak Johnson’ın Nisan 2024’te bu yetkilerin uzatılmasında belirleyici oy haline geldiğini vurguladı.

Berger, istihbarat teşkilatlarının siyasetçileri nasıl ikna ettiğini şu sözlerle açıkladı:

“Sizi ‘SKIF’ (hassas bölmelendirilmiş bilgi tesisi) adı verilen gizli odalara götürüyorlar ve ‘Eğer buna karşı oy verirseniz, Amerikalıların kanı elinizde olur’ diyorlar. Bu şekilde Amerikalıların anayasal haklarını ezip geçen bu yetkileri onlara vermeniz için baskı yapıyorlar.”

Napolitano, FBI’ın sadece 2021 yılında Amerikalılar üzerinde yaklaşık 3,4 milyon yasa dışı ve anayasa dışı “arka kapı araması” gerçekleştirdiğinin müfettiş raporlarıyla belgelendiğini ekledi.

Berger, Mike Johnson’ın bu verilerden haberdar olmasına rağmen saf değiştirdiğini ve anayasal haklar yerine güvenlik bürokrasisinin yanında saf tuttuğunu belirtti.

“Bu güçler Trump yönetiminden çok sonrasına uzanacak”

Gözetleme yetkilerinin güncel siyasi hedefler için kullanılma potansiyeli mülakatın en kritik noktalarından biri oldu.

Napolitano, Stephen Miller’ın Donald Trump’ı “Antifa” veya “solcu yerel teröristler” gibi tehditlerle mücadele etmek için bu yetkilere ihtiyaç duyulduğuna ikna ettiğine dair iddiaları sordu.

Berger, bu tür iddiaların somut kanıtlarla desteklenmediğini ancak asıl tehlikenin yetkilerin kalıcı doğasında yattığını savundu.

Berger, mevcut siyasi yönetimin destekçilerine şu uyarıyı yaptı:

“Bu güçlerin Trump yönetiminden çok sonrasına uzanacağını hatırlamak zorundasınız. Bugün desteklediğiniz bu araçlar, dört veya sekiz yıl sonra karşı olduğunuz bir siyasi grubun eline geçecek ve Biden döneminde olduğu gibi size karşı kullanılacaktır.”

Napolitano, mülakatın bu bölümünde merhum Yüksek Mahkeme Yargıcı Antonin Scalia ile olan bir konuşmasını paylaşarak, Scalia’nın dahi mahkemenin NSA tarafından izlendiğine ikna olduğunu belirtti.

Berger, NSA gözetlemesinin merkezileşmiş bir yapıdan ziyade, belirli güvenlik yetkisine sahip birçok birimin (FBI veya paramiliter birimler dahil) erişebildiği yazılım programları üzerinden yürüdüğünü açıkladı.

“Bilgi sahibi oldukları an sizi itibarsızlaştırabilirler”

Gözetleme faaliyetlerinin sadece suç tespiti için değil, bir kontrol mekanizması olarak kullanıldığını savunan Berger, bu durumun gazeteciler, siyasetçiler ve muhbirler (whistleblowers) üzerinde örtülü bir tehdit oluşturduğunu belirtti.

Berger, güvenlik devletine meydan okumaya niyetlenen herkese “Eğer çizgiyi aşarsanız, hayatınızın en mahrem ve utanç verici anlarını kamuoyuna sızdırarak sizi itibarsızlaştırabiliriz” mesajının verildiğini iddia etti.

Tarihsel bir örnek olarak Daniel Ellsberg vakasını hatırlatan Berger, Pentagon Belgeleri’ni sızdıran Ellsberg’i itibarsızlaştırmak için psikiyatristinin ofisine girilerek cinsel sırlarının çalınmaya çalışıldığını hatırlattı.

Berger, günümüzde ise buna gerek kalmadığını, tüm bilgilerin dijital dünyada istihbarat teşkilatlarının erişimine açık olduğunu kaydetti. Napolitano, yargılama sürecinde bu yasa dışı müdahalenin ortaya çıkmasıyla davanın düştüğünü hatırlatarak, günümüzde insanların izlendiklerini ancak bir ceza davasıyla karşılaştıklarında öğrenebildiklerini, aksi takdirde banka hesaplarından tıbbi kayıtlarına kadar her şeyin gizlice incelenebildiğini vurguladı.

Mülakatın sonunda Berger, FISA mahkemelerinin hükümetten gelen taleplerin yüzde 99,9’unu onayladığını ve bu nedenle bu mekanizmanın bir “formalite” (fig leaf) olmaktan öteye geçmediğini belirtti.

Kongre içindeki direnişin, Thomas Massie ve Rand Paul gibi isimlerle sınırlı kaldığını ifade eden Berger, yetkilerin uzatılmasının neredeyse kesin olduğunu sözlerine ekledi. Napolitano, sivil özgürlüklerin kaybına karşı mücadelenin önemini vurgulayarak mülakatı sonlandırdı.

Çok Okunanlar

Exit mobile version