Diplomasi
ABD ve Çin gümrük vergilerini düşürme konusunda anlaştı

ABD ve Çin, dünyanın en büyük iki ekonomisi arasındaki ticareti kesintiye uğratma tehdidi oluşturan gümrük vergisi savaşında önemli bir adım atarak, önümüzdeki 90 gün boyunca gümrük vergilerini düşürme konusunda anlaştı.
Cenevre’de varılan anlaşma kapsamında, ABD Çin mallarına uyguladığı gümrük vergilerini yüzde 145’ten yüzde 30’a, Çin ise ABD’den ithal ettiği mallara uyguladığı gümrük vergilerini yüzde 125’ten yüzde 10’a düşürecek. Gelişme pazartesi günü duyuruldu.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent pazar günü ise, Washington ve Pekin’in gerginliği azaltmaya başlayabileceğinin ilk işareti olarak, Cenevre’de Çinli yetkililerle iki gün süren ticaret görüşmelerinde “önemli ilerleme” kaydedildiğini söylemişti.
Bessent, ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer’in de katıldığı Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng ile yapılan görüşmelerinin ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, “Yarın ayrıntıları vereceğiz, ancak görüşmelerin verimli geçtiğini söyleyebilirim” dedi.
Greer, “Anlaşmaya ne kadar çabuk vardığımızı anlamak önemli, bu belki de farklılıkların sanıldığı kadar büyük olmadığını gösteriyor” dedi ve “çok fazla zemin çalışması yapıldığını” ekledi.
ABD müzakere ekibinin iyimser açıklamaları, ülkelerin finansal piyasaları sarsan ve küresel tedarik zincirleri konusunda endişelere yol açan ticaret savaşını yatıştırabileceğinin ilk işareti oldu.
ABD, Çin’den gelen mallara yüzde 145 gümrük vergisi uygularken, Pekin de yüzde 125’lik bir vergiyle misilleme yaptı.
Çin’in Washington büyükelçiliği, müzakerelerle ilgili Çin’in tutumu hakkında yorum talebine yanıt vermedi. ABD ve Çin müzakere ekipleri, İsviçre’nin BM büyükelçisinin Cenevre’deki konutunda bir araya geldi.
Cumartesi günü yapılan ilk günün müzakerelerinin ardından Trump, Truth Social platformunda ABD ve Çin’in “büyük ilerleme” kaydettiğini yazdı. Trump, “Dostane ama yapıcı bir şekilde müzakere edilen tam bir sıfırlama” ifadesini kullandı.
‘İç politikada rahatlama sağlayacak’
Analistlere göre, hafta sonu yapılan Çin-ABD görüşmeleri her iki taraf için ekonomik ve siyasi öneme sahip olmasının yanı sıra, gümrük vergileri ve diğer ticaret engellerini ele alacak uzun soluklu bir sürecin başlangıcı niteliğinde.
İsviçre’nin Cenevre kentinde görülen bu olumlu adım, her iki güce de ticaret savaşında zayıf görünmeden iç politikada geçici bir rahatlama sağlayacak.
Çin ve Küreselleşme Merkezi’nde misafir araştırmacı olan Matteo Giovannini, “ABD tarafı, kazanımlar gösterme konusunda siyasi baskı altında” dedi.
“Öte yandan Çin, müzakereleri tekil bir sonuç olarak değil, ikili rekabeti, ekonomik dayanıklılığı ve uzun vadeli kalkınma hedeflerini yönetmek için stratejik bir süreç olarak görüyor” diyen Giovannini, Pekin’in davranışlarının stratejik sabır ve ekonomik kendini koruma temelli bir oyun planını işaret ettiğini belirtti.
South China Morning Post’a konuşan Giovannini, “Dayanıklılık oluşturarak Çin, iç ekonomiyi dış şoklardan korurken, küresel pazarlara seçici bir şekilde girmeyi hedefliyor” diye ekledi.
Çin Sanayi ve Ticaret Bankası’nın kıdemli finans müdürü de olan Giovannini, Trump’ın Cenevre görüşmelerini bir “anlaşma” olarak nitelendirmesinin birçok kısa vadeli siyasi amaca hizmet edebileceğini vurguladı.
“Bu, somut taahhütte bulunmadan ilerleme sinyali veriyor ve Trump yönetiminin güçlü görünürken gümrük vergilerini daha fazla artırmayı erteleyebilmesini sağlıyor” dedi ve ”Bu, ticaret meselesini bir çıkmazdan gelişen bir başarı öyküsüne dönüştürerek Trump’ın anlaşmacı imajını pekiştiriyor” diye ekledi.
Giovannini, ayrıca, duruma olumlu bir bakış açısı getirmenin “finansal piyasaları sakinleştirebileceğini veya iş dünyasının desteğini artırabileceğini” belirterek, bunun Trump’a “iç politikada ve müzakere masasında avantaj sağlayacağını” kaydetti.
Masada neler var?
Singapur’daki ISEAS – Yusof Ishak Enstitüsü’nde misafir kıdemli araştırmacı ve eski ABD ticaret müzakerecisi olan ve şu anda ABD-Çin rekabetinin ekonomik etkisine uzmanlaşan Stephen Olson, bir danışma mekanizması kurulması konusunda varılan anlaşmanın bir ticaret anlaşması değil, müzakerelerin devam etmesi konusunda bir anlaşma olduğunu söyledi.
Her iki taraf da tam olarak hangi konuların görüşüldüğünü açıklamadı, ancak analistler müzakerecilerin, taraflardan birinin kritik ihtiyaç duyduğu mallara uygulanan gümrük vergilerinde olası indirimleri ele aldıklarını tahmin ediyor.
Olson, “Her iki tarafın da müzakereleri başlatmak ve ardından görüşmeleri çok olumlu bir şekilde nitelendirmek için harcadığı siyasi sermaye göz önüne alındığında, önümüzdeki haftalarda ve aylarda en azından kısmi bir gümrük vergisi indirimi ve fentanil gibi diğer konularda ilerleme sağlanması için zemin hazır görünüyor” dedi.
Hong Kong Üniversitesi Çağdaş Çin ve Dünya Merkezi’nde araştırmacı olan Brian Wong, ABD’nin anlaşmayı Trump’ın sık kullandığı bir başarı öyküsü ve “anlaşma” olarak sunarken, Pekin’in planının dünyayla ticari ilişkilerini güçlendirmeye odaklanmak olduğunu söyledi.
Singapur’daki araştırma şirketi Asia-Pacific Economics’in CEO’su Rajiv Biswas, ABD’nin Çin’e petrol, gaz ve tarım ürünleri ihracatı ile birlikte, ABD’ye yönelik Çin’in tekstil, giyim ve elektrikli ürün ihracatına yönelik gümrük vergilerinin indirilmesinin şu anda masada olduğunu söyledi.
Biswas, her iki tarafın Çin’e sivil uçak ihracatının yeniden başlatılıp başlatılmayacağını tartışması halinde, görüşmelerde ABD’li uçak üreticisi Boeing’in de gündeme gelebileceğini belirtti.
Hafta sonu görüşmelerinden kaynaklanan çok sayıda müzakere turunun önümüzdeki aylarda gerçekleşeceğini öngörrn Biswas, ayrıca, yarı iletkenler, yapay zeka ve savunma teknolojisi alanlarında uzun süreli bir “teknoloji savaşı” olacağını ifade etti.
Fransız yatırım bankası Natixis’in Asya-Pasifik bölgesi baş ekonomisti Alicia Garcia-Herrero, Çinli ihracatçılar ise gümrük vergilerinin ABD ile ticaretini fiilen durdurması nedeniyle işlerini kapatmak zorunda kalmaktan endişeli olduğunu söyledi.
Garcia-Herrero, hafta sonu yapılan diyaloğun “ateşkes gibi” olduğunu söyledi.
“Savaşmaya devam edemezler, çünkü bunun için kaynakları yok” dedi.
Diplomasi
Trump baskı yaptı, Kiev Rus petrol rafinerilerini vurmayı durdurdu

Trump’ın küresel akaryakıt fiyatlarını artırdığı gerekçesiyle yürüttüğü baskı sonuç verdi ve Ukrayna, Rus petrol rafinerilerine yönelik saldırılarına gayriresmi olarak ara verdi. Wall Street Journal’ın haberine göre 3 Kasım’daki ABD Kongresi ara seçimlerine kadar sürmesi beklenen duraklama öncesinde Washington, Kiev’den saldırıları 30 günlüğüne kesmesini istedi.
The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine göre ABD, Rusya’daki petrol rafinerilerine düzenlenen Ukrayna saldırılarının durdurulması için ABD Başkanı Donald Trump’ın haftalarca sürdürdüğü baskı sonucunda amacına ulaştı.
Gazeteye konuşan kaynakların belirttiğine göre saldırılardaki “gayriresmi ara” en azından 3 Kasım’da yapılacak ABD Kongresi ara seçimlerinin sonuna kadar sürecek, hatta bu süreyi de aşabilecek.
Kiev yönetimi ise saldırıların durdurulduğuna dair resmi bir açıklama yapmadı.
Son haftalarda Kiev’den Rus petrol rafinerilerini vurmayı bırakmasını talep eden Trump, küresel akaryakıt fiyatlarındaki artıştan Ukrayna’yı sorumlu tutuyordu.
Gazetenin görüşlerine başvurduğu enerji uzmanları ise fiyat artışını ağırlıklı olarak ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaşa bağlıyor.
WSJ’nin iki Amerikalı yetkiliye dayandırdığı haberine göre ABD Özel Temsilcisi Jared Kushner, 20 Ekim’de Oslo’da Ukrayna lideri Vladimir Zelenskiy ile yapılan görüşmede Trump’ın talebini yineledi.
WSJ’ye konuşan kaynaklardan biri bu görüşmeyi “çok sert” diye nitelendirdi.
Amerikalı yetkililerden birinin aktardığına göre toplantıya uzaktan katılan Kushner, Washington’a duyulan minnettarlığın bir göstergesi olarak Ukrayna’ya petrol rafinerisi saldırılarını 30 günlüğüne durdurmayı önerdi.
WSJ’nin belirttiğine göre uydu internet sistemi Starlink’in çalışmasındaki kısıtlamalar da Kiev’in tutumunu etkiledi.
14 Ekim’de başlayan bu kısıtlamalar Ukrayna’nın insansız hava araçlarını kullanmasını zorlaştırdı.
Hizmetin tam kapasiteyle çalışmasına ancak on gün sonra, Trump’ın SpaceX CEO’su Elon Musk’a başvurmasıyla geri dönülebildi.
Gazetenin haberine göre Ukrayna’nın Avrupalı müttefikleri de ABD’deki oylama tamamlanana kadar rafineri saldırılarına ara verilmesini tavsiye etti.
Gazete, Starlink’teki kesintinin ve ABD’nin Kiev’e desteği kesme tehditlerinin sonucunda Ukrayna’nın Beyaz Saray’a duyduğu güvenin daha da sarsıldığı değerlendirmesini yaptı.
Enerji ateşkesi tartışmaları Rus motorini anlaşmasının gölgesinde yürüdü
Trump, 11 Ekim’de Rusya ve Ukrayna’nın enerji tesislerine yönelik saldırıları durdurma konusunda anlaştığını duyurmuştu.
Ukrayna lideri Vladimir Zelenskiy ise Amerikalı mevkidaşının sözlerini ilk kez duyduğunu söylemiş, ancak Rusya’nın da kabul etmesi şartıyla ateşkese hazır olduğunu dile getirmişti.
Rusya Devlet Başkanı Sözcüsü Dmitriy Peskov da 13 Ekim’de enerji ateşkesine ilişkin temasların sürdüğünü doğrulamıştı.
Buna rağmen ertesi gün Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, Ryazan ve Saratov bölgelerindeki petrol rafinerilerine saldırılar düzenlendiğini açıkladı.
Ryazan Bölgesi Valisi Pavel Malkov ise 15 Ekim sabahı insansız hava aracı saldırısının ardından yerel petrol rafinerisi arazisinde yangın çıktığını duyurdu.
Devlet Başkanı Vladimir Putin de enerji altyapısına yönelik saldırıların sorun yarattığını ancak cephedeki durumu etkilemediğini söylüyordu.
Putin 1 Ekim’de yaptığı açıklamada “Bizim petrol rafinerilerimizde de tablo aynı. Petrol rafinerilerini vurmaya başladılar ve amaçlarını doğrudan ekonomimize zarar vermek olarak açıkladılar. Amaçlarına ulaştılar mı? Kısmen, çünkü tahminlerimize göre gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 1’ini kaybettik. Üstelik bunu bilinçli yaptılar, bunlar sivil hedefler, sivil hedefleri vurdular. Peki ne oldu? Birebir karşılığını aldılar” dedi.
Enerji ateşkesi görüşmeleri, Moskova ile Washington arasında 9 Ekim’de varılan Rus motorini tedariki anlaşmasının gölgesinde yürütüldü.
Zelenskiy bu anlaşmayı ABD’nin ihaneti olarak nitelendirmişti.
Diplomasi
Ukrayna ekonomisi, 2022’den bu yana ilk kez küçülmeye gidiyor

Ukrayna Merkez Bankası, Rus saldırılarının ticari faaliyeti vurması nedeniyle ülke ekonomisinin bu yıl yüzde 0,4 daralacağını tahmin ederek faiz artışına gitti. Gelecek yılın bütçesini 47,5 milyar dolar açıkla onaylayan hükümet azami tasarruf rejimine geçerken Kiev, AB’nin vaat ettiği 90 milyar avroluk kredinin şimdiye kadar yalnızca 19,8 milyar avrosuna erişebildi.
Bloomberg’in Ukrayna Merkez Bankasının tahminine dayandırdığı habere göre Ukrayna ekonomisi 2022’den bu yana ilk kez küçülecek.
Banka, bu yılın sonunda ülkenin gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 0,4 daralacağını öngörüyor.
Ukrayna Merkez Bankası daha önce ekonominin yüzde 1,8 büyüyeceğini tahmin ediyordu.
Ülke ekonomisindeki son daralma, gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 30’dan fazla eridiği 2022 yılında kayıtlara geçmişti.
Ukrayna Merkez Bankası tahminin kötüleşmesini, Rus saldırılarının “iş aktivitesinde keskin bir düşüşe” yol açmasıyla açıkladı.
Rusya Savunma Bakanlığı, saldırıların yalnızca Ukrayna’nın askeri ve enerji tesisleri ile bunlarla bağlantılı altyapıyı hedef aldığını defalarca vurguladı.
Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus ordusunun Ukrayna altyapısına yönelik saldırılarının etkili ve zamanında adımlar olduğunu, zira askerlerin önlerindeki muharebe görevlerini çözmelerine yardımcı olduğunu söyledi.
Ukrayna Merkez Bankası, ekonominin savunma sanayisine ve diğer projelere yönelik yatırımların artması sayesinde gelecek yıl yeniden yüzde 0,4 büyüme patikasına girmesini bekliyor.
Bloomberg’in aktardığına göre Ukrayna Merkez Bankası, kötüleşen ekonomik tahminlerin ardından politika faizini artırdı.
Merkez Bankasının güncellenen değerlendirmeleri daha önce beklenenden daha yüksek bir enflasyona işaret ediyor.
Hükümet harcamaları kesti ve tasarruf moduna geçti
Ukrayna Başbakanı Sergey Koretskiy, eylül ayı sonunda ülkenin azami tasarruf rejimine geçtiğini ve acil olmayan bütün harcamaları ertelediğini duyurdu.
Koretskiy daha önce ülkenin kamu maliyesindeki tablonun kritik seviyeye yaklaştığını dile getirmişti.
Ukrayna’nın 2026 yılı bütçesi yaklaşık 1,9 trilyon grivna, yani 47,5 milyar dolarlık açıkla kabul edildi.
Yaklaşan 2026 kışını ülke için “nesnel biçimde zorlu” olarak niteleyen Koretskiy, kış dönemi öncesinde Ukrayna’nın enerji sektöründeki finansman açığının yaklaşık 650 milyon avro seviyesinde kaldığına dikkat çekti.
Ukrayna Maliye Bakanlığı, 2026-2029 döneminde ülkenin gereksinim duyduğu dış finansman miktarını neredeyse 146 milyar dolar olarak hesaplıyor.
Uluslararası Para Fonu ise Ukrayna’nın 2029 yılına kadar 54 milyar dolara varan bir finansman açığıyla karşı karşıya kalacağını öngörüyor.
Avrupa Birliği yılın başında Kiev için 60 milyar avrosu savunma harcamalarına, 30 milyar avrosu ise bütçe ve ekonomi desteğine ayrılan 90 milyar avroluk bir kredi paketinde uzlaştı.
Ukrayna, kararlaştırılan krediden 14 Ekim itibarıyla toplam tutarın yalnızca yüzde 22’sine denk gelen 19,8 milyar avro alabildi.
Moskova yönetimi Kiev’e verilen askeri desteği kınıyor.
Rusya Güvenlik Konseyi Sekreteri Sergey Şoygu, AB’nin Ukrayna’ya sağladığı krediyi değerlendirirken bu politikanın Avrupa devletlerini “egemenliklerini nihai olarak kaybetmeye” sürüklediğini öne sürdü.
Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna’ya “bütün Batı’nın” yardım ettiğini ifade etti.
Putin, teslim ettikleri silahların Rusya topraklarına yönelik saldırılarda kullanılmasına izin veren ülkelerin askeri tesislerine karşı Rusya’nın silah kullanma hakkını saklı gördüğünü belirtti.
Diplomasi
Kanada, AB ile “giderek daha yakın” ilişkiler kurmak istiyor

Kanadalılar, AB ile daha yakın işbirliğinin getireceği iktisadi fırsatları, düzenleyici zorlukları ve kimlik meselelerini değerlendiriyor.
Kanada Başbakanı Mark Carney, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’yı, ticaret, güvenlik, teknoloji ve halklar arası bağların güçlendirilmesine odaklanan iki günlük bir zirve için ağırlıyor.
Liderlerin, Kanada ile AB arasında “Gelecek İttifakı” olarak adlandırılan ve “her zamankinden daha yakın bir birliktelik” olarak tanıtılan önerileri de içeren iddialı yeni bir ortaklığı ilerletmeleri bekleniyor.
Peki, Kanadalılar bu yeni anlaşma hakkında ne düşünüyor?
Rapporteur’ün aktardığına göre anket şirketi Abacus Data’nın Şubat 2026’da yaptığı bir ankette ortaya çıktı ki, Kanadalıların %74’ü dış politika, savunma ve ekonomik öncelikler konusunda AB ile daha yakın işbirliğini destekliyor. Sadece %10’u buna karşı çıkarken, %15’i kararsız kalıyor.
Bu geniş destek, farklı siyasi tutumları gizliyor. Ankete göre, Liberal seçmenlerin %60’ı AB’yi Kanada’nın en önemli iki ortağı arasında sayarken, %36’sı ABD’yi bu listeye dahil ediyor.
Muhafazakârlar arasında ise rakamlar tersine dönüyor: %65’i ABD’ye öncelik verirken, AB’yi öncelikli görenlerin oranı %36’da kalıyor.
Abacus Data’nın araştırmasına göre, Kanadalıların %48’i AB üyeliğini desteklerken, %28’i buna karşı çıkıyor.
Anket şirketi Rapporteur’e yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“ABD, Kanadalıların düşünce yapısında hâlâ merkezi bir yer tutuyor ama bu durum değişmeye devam ediyor. Bugün hâlâ en önemli ortak olarak görülüyor fakat artık tartışmasız bir konumda değil.”
Kanada Ticaret Odası’nın Stratejik Politika ve Küresel Ortaklıklar Başkan Yardımcısı Catherine Fortin LeFaivre, Donald Trump döneminde Avrupa’ya yönelmeye istekli olsa da AB’nin bürokratik engelleri konusunda endişeleri var:
“Kanada’nın ABD ile ilişkisi her zaman son derece önemli olacak ama son iki yıl, çeşitlendirmenin gerekliliğini görmezden gelinemez hale getirdi. Avrupa, iktisadi bağları derinleştirmek için doğal bir yer. Fakat istemediğimiz şey, ek bir regülasyon katmanına kapı açmak.”
Ontario’lu çiftçi Hannah Hutchings de bu endişeyi paylaşıyor.
“ABD hâlâ vazgeçilmez bir iş ortağıdır,” diyen Hutchings, AB ile daha yakın bağların, daha fazla rekabet ve regülasyon yaratmadan çiftçilere iktisadi fayda sağladığı takdirde, Kanadalı tarım ürünlerinin Avrupalı tüketicilere ulaşmasına yardımcı olabileceğini savundu.
2017 yılından bu yana geçici olarak uygulanan AB-Kanada Kapsamlı Ekonomi ve Ticaret Anlaşması (CETA), ticaret engellerini azaltmış olsa da Kanadalı ihracatçılara her pazarı açmadı.
Kanada Tarım-Gıda Ticaret Birliği’nin genel müdürü Michael Harvey, “Daha yakın ilişkiler, AB ile ticaret olanakları üzerinde çalışmak için bir fırsat sunuyor ve müzakerelerde bize daha fazla pazarlık gücü sağlıyor. Bazı tarım ürünleri için, tarife dışı engeller hâlâ pazara erişimi engelliyor çünkü AB, kendi kriterlerini tüm dünyaya dayatmak istiyor,” dedi.
Harvey, AB’nin büyüme hormonları ve bitki koruma ürünleri üzerindeki kısıtlamalarına değindi:
“Bu yakınlaşma döneminde, bu konular üzerinde çalışmalıyız. Daha yakın ilişkiler halk tarafından büyük ölçüde olumlu karşılanıyor, ancak ayrıntılar fark yaratacak. Bu, her iki taraf için de kazançlı bir durum olmalı.”
Hutchings de tarımsal inovasyon ve sürdürülebilirlik alanlarında işbirliği fırsatları gördüğünü belirterek, artan maliyetler, işgücü kıtlığı, iklim değişikliği ve genç nesilleri tarıma çekme gibi ortak zorluklara dikkat çekti.
Kanadalı işletmeler için Avrupa’nın cazibesi, öngörülebilirliğinde de yatıyor.
Fortin LeFaivre, “ABD ile ticaretin maliyetini tahmin etmek zor hale geldi. Avrupa daha güvenilirdir ve iş planlaması yapmaya, pazara giriş maliyetini anlamaya ve ticaret koşullarını öngörmeye imkân tanır,” dedi.
Kanada Ticaret Odası, işletmelerin özellikle Avrupa’da yeni ihracat fırsatlarını belirlemelerine yardımcı olan “Trade Explorer” adlı bir araç geliştirdi.
Quebec merkezli kayak üreticisi Ferreol’un kurucu ortağı ve CEO’su Jonathan Audet, 2025 yılının sonlarında Fransız pazarına girdi ve satışlarının %5’ini buradan elde etti.
Audet, Avrupa’daki pazar payının zamanla Kanada’yı geçeceğini öngörüyor:
“İş ortamı ABD’dekinden daha elverişli. AB ile daha yakın bağlar kurmak, ihracatı artıracak ve ticari ortaklıklar ile ortak inovasyon ortaklıkları kurmamızı sağlayacak.”
Fakat Audet, özellikle Avrupa’daki ticaret misyonlarına ürün numuneleri götürürken idari prosedürlerin daha basitleştirilmesini istiyor.
“Onları satmayacağız, sadece ürünleri sergilemek için götürüyoruz, ancak gümrük açısından bu iş karmaşık. Mallar için bir tür pasaport olan ATA Karnesi’ne başvurmak zorundayım,” diyerek gecikmelerden, ücretlerden ve havaalanı gümrük işlemlerinden bahsetti.
Öğrenciler de fırsatlar görüyor. Ottawa’daki Carleton Üniversitesi öğrencisi ve öğrenci birliği yönetim kurulu başkanı Alex Simion, Avrupa’daki eğitim ve istihdam olanaklarına daha kolay erişimi destekliyor.
“Carleton, mühendislik öğrencisi sayısı fazla olan bir üniversite. Öğrenciler, AB ile daha yakın bağların kurulmasını coşkuyla karşılıyorlar,” diyen Simion, vize işlemlerinin basitleştirilmesini ve öğrenci konutlarına daha iyi erişim sağlanmasını talep etti.
Fakat belirsizlik hâlâ ortadan kalkmış değil. Simion, “Çoğumuz Brexit süreci yaşanırken liseye başladık, bu yüzden büyürken AB’de bir sorun olduğunu gördük,” dedi.
Onun için bu tartışma, Kanada kimliği hakkında daha derin sorular da gündeme getiriyor.
“Kanadalı olmak ne demektir? Hâlâ bunu anlamaya çalışıyoruz,” diyen Simion, AB üyeliğinin Kanada’nın kendine özgü kimliğini zedeleyip zedelemediğini sorguladı:
“Daha yakın bir bağ, AB’ye katılmadan önce Kanadalı olmanın ne anlama geldiğine bir cevap bulmamızı daha da önemli hale getiriyor.”
Amerika2 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Diplomasi5 gün önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Dünya Basını1 hafta önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Görüş1 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Söyleşi7 gün önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Dünya Basını1 hafta önceAmerika inkâr girdabında: Üç düşünürden sistemin çöküşüne dair uyarılar
Dünya Basını1 hafta önce“Tescilli aşırı sağcı”: Alman parti sisteminin bumerangı
Amerika2 hafta önceMilenyum kuşağı tarihin en büyük nostalji dalgasını başlattı









