Dünya Basını

Alman gazeteci Pohlmann: CIA, Helmut Schmidt’i rüşvet ve Washington entrikasıyla devirdi

Yayınlanma

Araştırmacı gazeteci Dirk Pohlmann, eski Batı Almanya Başbakanı Helmut Schmidt’in 1982’de görevden alınmasının arkasında CIA tarafından yürütülen gizli bir operasyon olduğunu ileri sürdü. Reagan yönetiminin, Schmidt’in Sovyetler Birliği ile yürüttüğü dev doğalgaz projelerini stratejik bir tehdit olarak gördüğünü belirten Pohlmann, FDP içindeki kilit isimlerin rüşvetle satın alınarak hükümetin devrildiğini kaydetti.

Araştırmacı gazeteci Dirk Pohlmann, Realtalk Media kanalına verdiği mülakatta, Batı Almanya’nın siyasi tarihinde bir dönüm noktası olan 1982 yılındaki hükümet değişikliğine dair çarpıcı iddialarda bulundu. Pohlmann, dönemin ABD Başkanı Ronald Reagan’ın, Almanya Başbakanı Helmut Schmidt’in görevden uzaklaştırılması için doğrudan talimat verdiğini belirtti. Pohlmann, mülakatın başında Reagan’ın bakış açısını şu sözlerle aktardı: “Bu, Reagan için ‘Schmidt gitmeli’ dediği andı. Yani, Schmidt bizim büyük stratejimize el uzatıyor, ilişkilerinde saygısızlık ediyordu.”

Pohlmann, Helmut Schmidt’in şahsiyetine dair gözlemlerini paylaşırken, “Kibir Helmut Schmidt’e yabancı değildi, bu bir gerçek. ‘Kohl’ü alabilecekken neden Schmidt’e katlanalım?’ Bu, konuyla ilgili duyduğum temel cümleydi” ifadelerini kullandı.

Gazeteci, bu konudaki araştırmalarına 2004-2005 yıllarında başladığını ve her zaman kanıtlayabildiği bilgiler üzerinden hareket ettiğini vurguladı.

“CIA, FDP üyelerine rüşvet vererek güvenoylamasını manipüle etti”

Pohlmann, araştırmaları sırasında İsveç’teki bir denizaltı vakasıyla ilgili makale yazan Amerikalı bir meslektaşıyla iletişime geçtiğini anlattı.

UPI haber ajansının eski istihbarat muhabiri olan bu kişinin, kendisine “Alman operasyonu hakkında konuşmak istemez misin?” diye sorduğunu belirten Pohlmann, diyalogu şöyle detaylandırdı:

“Hangi Alman operasyonu diye sordum. O da ‘Helmut Schmidt’i nasıl görevden aldığımız’ dedi. Ben de ‘Bir yanlışın var, Schmidt seçimle değil, Federal Meclis’teki güvensizlik oylamasıyla gitti’ yanıtını verdim. O ise ‘Evet, o bizdik. Reagan yönetimi için bunu gerçekleştiren kişilerle bizzat konuştum’ dedi.”

Operasyonun stratejik nedenlerini açıklayan Pohlmann, Reagan ve Margaret Thatcher’ın Sovyetler Birliği ile topyekûn savaş politikası izlediğini, Schmidt’in “yakınlaşma yoluyla değişim” politikasının ise bu stratejiye engel teşkil ettiğini kaydetti.

Pohlmann, Amerikalı muhabirin kendisine aktardığı rüşvet mekanizmasını şu sözlerle ifşa etti:

“FDP o dönemde iflas etmiş durumdaydı ve derin bir bölünme yaşıyordu. Arkadaşım, ‘Terazinin kefesine bir miktar para koymamız yetti’ dedi. Bu sayede, güvensizlik oylamasında FDP’den iki kişinin saf değiştirmesini sağlayarak Schmidt’i devirdik.”

“Schmidt sadık bir Atlantikçi olmasına rağmen enerji politikası yüzünden hedef alındı”

Pohlmann, Schmidt’in aslında Willy Brandt veya Egon Bahr gibi isimlerden farklı olarak “sadık bir Atlantikçi” olduğunu, hatta Pershing II füzelerinin Almanya’ya yerleştirilmesi (Nachrüstung) sürecini Amerikalıların baskısı olmadan, NATO saflarında olduğunu kanıtlamak için bizzat yürüttüğünü hatırlattı.

Bu durumun Reagan yönetimi içinde de tartışmalara yol açtığını belirten Pohlmann, dönemin Dışişleri Bakanı General Alexander Haig’in, Schmidt’e karşı yürütülen bu operasyona şiddetle karşı çıktığını ve bu nedenle görevinden ayrılmak zorunda kaldığını ifade etti.

2014 yılında Täuschung: Die Methode Reagan belgeselini çekerken Amerikalı meslektaşının kendisine operasyonda aktif görev almış iki üst düzey ismi kamera karşısında konuşmaya ikna ettiğini söyleyen Pohlmann, yaşadığı sansür sürecini şu sözlerle aktardı:

“Washington’da en köhne bölgelerden birinde, elektriği kesik bir otelde konaklatıldık; sabah kapıda bir cesetle karşılaştım. O dönemde CIA’in Sovyet Masası Şefi dahil üç devasa röportaj ayarlamıştım. Yapım şirketine bir gün ek süre istedim, ancak bu röportajları yapmama izin verilmedi.”

“Devlet kanallarında bu tür gerçekleri açıklayanların kariyeri anında bitirilir”

Pohlmann, Alman kamu yayıncılığının (ZDF gibi) siyasi partilerin ve denetleme kurullarının sıkı kontrolü altında olduğunu vurguladı. Schmidt’in bir CIA operasyonuyla devrildiğinin kanıtlanmasının, o dönemdeki karar vericiler ve kurumlar için bir felaket anlamına geleceğini belirten Pohlmann, “Böyle bir filmi yapan editörün kariyeri o gün biter. FDP ve CDU, denetleme kurulunda seni her adımda engeller, harcırahlarını bile didik didik ederler. Sonuçta ya iftiraya uğrar ya da sistemden tamamen dışlanırsın” dedi.

Kendisi gibi bağımsız araştırmacıların ise düşük ücretlerle büyük riskler aldığını ifade eden Pohlmann, “Eşim hala çok kızgın; bir temizlik görevlisi ya da kamyon şoförü kadar kazanıyordum. Ancak 250’den fazla istihbaratçı ve askerle mülakat yaparak, Spiegel’de okuyamayacağınız bir büyük resim elde ettim” diye konuştu.

Pohlmann, mülakatın ilerleyen bölümlerinde Almanya’nın egemenlik statüsünü eleştirdi. Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana “limitli bir egemenliğe” sahip olduğunu kaydeden gazeteci, “Egemenlik ya alınır ya da hiç sahip olunmaz. Egemenlik, ‘canım ne isterse onu yaparım’ diyebilme kabiliyetidir. Almanya, dış politika ve özellikle hegemon güç olan ABD ile İngiltere’nin çıkar alanına giren konularda bu hattan sapma özgürlüğüne sahip değildir” saptamasında bulundu.

Schmidt’in 400 milyar Mark değerindeki “doğalgaz-boru ticareti” projesinin bu egemenlik sınırlarını zorladığını belirten Pohlmann, “Amerikalıların temel stratejisi Sovyetleri silahlanma yarışıyla çökertmekti. Sovyetlerin tek döviz kaynağı petrol, doğalgaz, altın ve elmastı. Schmidt bu anlaşmayla Sovyetlere her yıl 8-10 milyar dolar döviz sağlayacaktı. Reagan, Schmidt’i kenara çekip ‘Stratejimize saldırıyorsun’ dediğinde, Schmidt ona bakmadı bile. O an Reagan için kopuş noktasıydı” değerlendirmesini yaptı.

“Skull and Bones: Herkesin birinin gırtlağını sıkacak bilgiye sahip olduğu bir yapı”

Mülakatta Deep State (Derin Devlet) ve gizli cemiyetlerin rolüne de değinen Pohlmann, Yale Üniversitesi merkezli Skull and Bones gibi yapıların “diyalektik” bir yöntem izlediğini dile getirdi.

Pohlmann, “Bu yapıların mantığı rakipleri birbirine kırdırmaktır; Almanya ve Sovyetler birbirini tüketsin ki ‘gülen üçüncü taraf’ onlar olsun. Temple of Skull and Bones’un duvarında büyük harflerle ‘WAR’ (SAVAŞ) yazar” ifadelerini kullandı.

Bu yapıların nasıl hayatta kaldığını ise “karşılıklı şantaj” üzerinden açıklayan Pohlmann, “Bu topluluğa katılırken öyle bir sırrınızı anlatmalısınız ki, ifşa olması halinde kariyeriniz bitsin. Böylece herkes birbirinin gırtlağını sıkabilecek bir bilgiye sahip olur ve grup birbirini korur” dedi.

Gazeteci, eski CIA Başkanı Bill Colby’nin bir kano kazasında akıntıya karşı 4 kilometre sürüklenmiş halde ölü bulunmasını da bu karanlık ilişkiler ağına bağlayarak, “Colby, teşkilatı çocuk istismarı vakalarından temizlemek istiyordu; bu tutumu onun sonu oldu” yorumunu paylaştı.

Çok Okunanlar

Exit mobile version