Bizi Takip Edin

Avrupa

Alman Savunma Bakanı yeni yıl videosu nedeniyle tepki çekti

Yayınlanma

Almanya Savunma Bakanı Christine Lambrecht, kişisel Instagram hesabından paylaştığı yeni yıl videosu nedeniyle muhalefetten sert tepki gördü.

Başkent Berlin’deki kutlamalar esnasında video çeken SPD’li Lambrecht, 2022’nin Almanya için ‘inanılmaz meydan okumalar’la geçtiğini söyledi ve ‘Avrupa’nın göbeğinde bir savaş sürdüğünü’ kaydetti.

2022’de ‘ilginç ve büyük insanlarla birçok kez karşılaştığını’ belirten bakanın ses, arka plandaki havai fişek patlamaları nedeniyle zar zor duyuldu.

Hıristiyan Demokrat Birliği (CDU) milletvekili Serap Güler, Başbakan Olaf Scholz’ü kastederek, “Şansölyenin bu bakanla birlikte geçirdiği her yeni dakika ülkemizin saygınlığına daha fazla zarar veriyor,” dedi.

Alman medyası da bakanı topa tuttu. Tagesspiegel, “Lambrecht artık kabul edilebilir bir bakan değil” başlığı atarken, Lambrecht’in videosundaki savaş seslerinin ‘heyecan verici bir kişisel deneyim’ olarak yansıtıldığını savundu.

Bild ise bir dakika civarında süren videonun Almanya’yı ‘utandırdığını’ yazdı.

Spiegel de konu hakkında yorum yaptı ve Ukrayna’da devam eden savaş bağlamında düşünüldüğünde videonun ‘uygunsuz ve utanç verici’ olduğunu öne sürdü.

Süddeutsche Zeitung ise, Savunma Bakanlığı görevi için savunma siyasetinde neşe ve enerji yayan bir bakan görmek istediklerini kaydetti.

Yeni yıl videosu, Christine Lambrecht’in ilk kez eleştiri yağmuruna tutulduğu olay değil. Geçen Aralık ayında da CDU’nun ortağı Hıristiyan Sosyal Birliği (CSU) lideri Markus Soder, Lambrecht’in istifasını istemişti.

Bakan, özellikle Ukrayna savaşında Kiev’e gönderilen çalışmaz durumdaki silahlar ve 5 bin miğfer nedeniyle sert tepki görmüştü.

Avrupa

AB ülkeleri Göç Paktı’nı ağırlaştırmak için yeni adımlar planlıyor

Yayınlanma

AB başkentleri, yürürlüğe girmesinden aylar sonra Göç ve İltica Paktı’nda yeni değişiklikler yapılması için hazırlıklara başladı. Almanya’nın ev sahipliğinde Münih’te toplanacak yaklaşık 18 ülkenin temsilcileri, iltica kurallarının esnetilmesini ve ağır suçluların sınır dışı edilmesinin kolaylaştırılmasını ele alacak.

Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler, sınır güvenliği ve iltica kurallarını kökten değiştiren Göç ve İltica Paktı’nın yürürlüğe girmesinden yalnızca aylar sonra, yeni yasal düzenlemeler için zemin yokluyor.

Geniş katılımlı bir grup ülkenin bakanları, söz konusu paktta yapılabilecek değişiklikleri ele almak üzere cumartesi günü Münih’te toplanıyor.

Euractiv haber sitesinin ulaştığı toplantı belgesine göre gündemin ilk sırasında, Avrupa Komisyonu’na 2027 ortasına kadar bir “sadeleştirme” yasa paketi hazırlama çağrısı yapılması yer alıyor.

Toplantıda iltica prosedürlerinin basitleştirilmesi ve aralarında ağır suçluların da yer aldığı belirli vakalarda koruma statüsünün iptal edilip bu kişilerin sınır dışı edilmesinin kolaylaştırılması masaya yatırılacak.

Katılımcılar ayrıca iltica süreçlerindeki tercüme işlemlerinde yapay zeka kullanımına yasal dayanak oluşturacak adımları değerlendirecek.

Ele alınan seçenekler arasında ilk tarama süreçlerinin hızlandırılması ve AB’nin göç veri tabanı Eurodac’ın tarama esnasında toplanan verileri içerecek şekilde genişletilmesi de öne çıkıyor.

Bu adım, ulusal makamların AB göç sistemine giren kişilere ait daha kapsamlı kayıtlara erişmesini amaçlıyor.

Almanya İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt’in ev sahipliğinde düzenlenen Münih buluşması, Göç ve İltica Paktı’nın tüm birlik genelinde uygulanmaya başlamasından üç ay sonra gerçekleşiyor.

Toplantıya aralarında AB üyelerinin ve İngiltere gibi blok dışındaki aktörlerin de yer aldığı yaklaşık 18 ülkenin katılması bekleniyor.

AB içişleri bakanları ise ekim ayındaki zirvede liderlerin yürüteceği stratejik göç tartışmalarına hazırlık amacıyla gelecek hafta Lüksemburg’da bir araya gelecek.

Birliğin temel göç paktı, AB’nin dış sınırlarında yer alan ülkeler ile daha kuzey ve batıda kalan hükümetler arasındaki hassas bir uzlaşmanın sonucunda kabul edilmişti.

Maddelerin tek tek yeniden müzakereye açılması, geçmiş görüşmeleri zorlaştıran görüş ayrılıklarını yeniden canlandırma ve varılan uzlaşmaları tartışmaya açma riski barındırıyor.

Öte yandan Avrupa Parlamentosu’ndaki mevcut dönemde merkez sağ ve sağ partiler, daha kısıtlayıcı düzenlemeleri geçirebilecek sayısal gücü elinde tutuyor.

AB başkentleri, üçüncü ülkelerde geri gönderme merkezlerinin kurulmasına imkan tanıyan yeni bir geri dönüş çerçevesi de dahil olmak üzere daha sert kurallara destek vermişti.

Birçok hükümet bu seçeneği sahada hayata geçirmeye çalışıyor.

Almanya, Avusturya, Danimarka, Yunanistan ve Hollanda, eylül ayı başında sınır dışı edilmeyi bekleyen düzensiz göçmenlerin nakledilebileceği merkezler için bir takvim ve model üzerinde uzlaşmaya vardı.

Göç eksenindeki tartışmalar, Avrupa Komisyonu’nun AB sınır koruma ajansı Frontex’in işleyiş kurallarında değişiklik planladığı bir dönemde yürütülüyor.

Ajansın üçüncü ülkelerle işbirliği yapma yetkisinin güçlendirilmesi, geri gönderme operasyonlarında daha etkin rol üstlenmesi ve sosyal medyada yayılan dezenformasyonu izleme yetkilerinin genişletilmesi öngörülüyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

CDU’da “liberalizm” tartışması

Yayınlanma

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’in partisi CDU’da, partinin içindeki “liberal” ekibe karşı sert eleştiriler başladı.

Eyalet seçimlerinde yaşanan ağır yenilgilerin ardından, CDU içindeki “ekonomi kanadının” hakimiyetine yönelik şiddetli eleştiriler yükseliyor.

“Ekonomi kanadı” tasarruf, düşük vergiler ve hızlı dönüşüm için çağrıda bulunurken “işçi kanadı” aceleye getirilmiş reformlara karşı çıkıyor ve emeklilik veya bakım hizmetleri gibi konularda dayanışma anlaşmaları talep ediyor.

CDU federal yürütme kurulunun uzun süredir üyesi olan Elmar Brok, Süddeutsche Zeitung’a verdiği demeçte, “Eğer tamamen iktisadi liberal bir çizgiye doğru ilerlersek, bu CDU’yu mahvedecektir,” dedi.

Brok, “ekonomik kanadın” Bundestag (Federal Meclis) grubu içinde çok fazla ön plana çıktığını öne sürdü.

AfD, CDU’yu eritmeye devam ediyor

CDU’lu siyasetçi, bu kanadın yüksek gelirli kesimlere yönelik politikalar izlediğini de sözlerine ekledi.

Ona göre ekonomi politikası, “bu insanlar için, iş dünyasının üst kademelerine fayda sağlayan her şeydir: Onlar için, küçük adamın bedelini ödemesi hiç sorun değil ve insanlar bunu fark ediyor.”

Brok, tüm sorumluluğu tek başına Merz’e yüklemeyi de tavsiye etmiyor. CDU’nun izlediği yolun, “kısa süreli bir heves değil, uzun vadeli bir proje” olduğunu belirtiyor.

Aynı zamanda CDU’nun AfD ile rekabet halinde olduğunu hatırlatan Brok, partinin orta kesim üzerindeki çekiciliğini kaybettiğini de ekliyor.

CDU’nun “İşçi Kanadı” başkanı Dennis Radtke de Süddeutsche Zeitung’a yaptığı açıklamada şu çağrıda bulundu:

“CDU olarak, Eylül ayındaki yıkıcı sonuçları önceliklerimizi yeniden düzenlemek için kullanmalıyız. Sosyal profilimizdeki eksiklikler artık inkar edilemez. Gündemi belirlerken ve tonu belirlerken parti yetkilileri bira banklarında coşkuyla dans etseler de, sıradan vatandaş, geçimini sağlamak için günlük hayatında ne kadar zor mücadele etmek zorunda olduğunu bizim hiç anlamadığımızı hissediyorsa, bu kesinlikle yeterli değildir.”

Radtke, bu şekilde devam ettiği takdirde partinin artık bir halk partisi (Volkspartei) olduğu iddiasına layık olmayacağını savundu.

CDU’lu Hessen Eyaleti Başbakanı Boris Rhein ise vergi artışlarına karşı çıktı.

Rhein, “Vatandaşlar için vergi artışlarını genel olarak reddediyorum. İnsanların gündelik sorunları, bundan böyle Berlin’deki politikanın odak noktası olmalıdır,” dedi ve buna, her alanda artan yaşam maliyetlerinin de dahil olduğunu söyledi.

Rhein, akaryakıt indirimi yoluyla sağlanması planlanan mali rahatlamanın başka bir alanda telafi edilmemesi gerektiğini vurguladı.

Koçbaşı olarak AfD

Rhein şu uyarıda bulundu:

“Akaryakıt fiyat freniyle insanların akaryakıt alımındaki yükünü hafifletiyorsak, devlet bu parayı süpermarkette gıda ürünlerine uygulanan vergi artışlarıyla geri almamalıdır.”

Uzun süre Federal Meclis Başkanı olarak görev yapmış Norbert Lammert de açık ve net bir şekilde şöyle diyor: CDU, bugünden beri değil, uzun süredir derin bir krizin içinde.

Üye sayılarının “dramatik bir şekilde düştüğünü” gözlemleyen Alman siyasetçiye göre siyasi profillerin belirsizleşmesi durumunda bu hiç de şaşırtıcı değil.

Lammert, geleneksel halk partilerinin artık belirgin bir alternatif sunamadığı için kendi çizgisini çizme cesaretinin eksikliğini hissediyor.

Ona göre bu durumun acilen değişmesi gerekiyor; aksi takdirde daha fazla seçmen kenara itilecek ya da protesto partilerinin kucağına kaçacak.

AfD, CDU ile ittifak kurmayı hedefliyor

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB’de Çin menşeli hibrit araç satışı artıyor

Yayınlanma

Yeni verilere göre, son dört buçuk yıl içinde AB’de Çin menşeli hibrit otomobil satışları hızla arttı.

Bu durum, Avrupa otomotiv endüstrisinin geleceği konusunda Brüksel’de artan endişeleri vurguluyor.

2022 yılında AB’de Çin yapımı sadece 659 adet tam hibrit otomobil (benzinli veya dizel motorun elektrik motorunu ve aküyü şarj ettiği araçlar) satılmıştı. 

Fakat Brüksel’in 2024 yılında Çin menşeli tam elektrikli otomobillere anti-sübvansiyon gümrük vergileri uygulamaya başlamasının ardından, bu yılın ilk yedi ayında hibrit otomobil satışları 160.662 adede fırladı.

Eurostat verileri, hem yakıt motoru hem de harici bir güç kaynağıyla şarj edilebilen ve uzun sürüş mesafeleri için popüler olan Çin menşeli şarj edilebilir hibrit araçların satışlarının da 2022’de 56.706 adetten bu yılın Ocak-Temmuz döneminde 217.764 adete yükselerek hızla arttığını gösteriyor.

Yollardaki Çin menşeli hibrit araçların sayısı, şu anda otomobil endüstrisini ve Brüksel’i endişelendiriyor.

Avrupa otomotiv sektörü krizde

Brüksel, Çin’den AB’ye yaptığı hibrit araç ihracatını gönüllü olarak azaltmasını, aksi takdirde muhtemelen kota uygulaması şeklinde olacak koruma önlemleriyle karşı karşıya kalacağını bildirdi.

Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği (ACEA) tarafından açıklanan yeni rakamlara göre, hibrit otomobiller şu anda toplam pazarın neredeyse %37’sini oluştururken, elektrikli otomobillerin pazar payı %21’in biraz üzerinde.

ACEA verileri, üç Çinli üreticinin –BYD, Chery ve Leapmotor– AB’de üç haneli büyümeyle önemli ilerlemeler kaydettiğini gösterdi.

Dördüncü bir firma olan Geely ise yılın ilk sekiz ayında %8’lik istikrarlı bir artış kaydetti ve yılın ilk sekiz ayında satılan 205.000 araçla AB’deki en popüler Çin markası olmaya devam ediyor. 

Geely’nin markaları arasında İsveçli Volvo ve AB’nin tek tamamen elektrikli otomobil üreticisi Polestar yer alıyor.

BYD, 177.000 adetlik satışla bir önceki yıla göre %163’lük bir sıçrama kaydederek Geely’yi yakalamaya devam ediyor.

Her iki firma da, beşinci Çinli üretici SAIC ile birlikte, yılın ilk yedi ayında AB genelinde 142.000 adet otomobil satan Tesla’yı artık açık ara geride bırakmış durumda.

Avrupalı otomobil üreticileri hâlâ hakim konumda; Volkswagen grubu yılın ilk sekiz ayında 2 milyon araç sattı.

AB Ticaret Komiseri, Çin stratejisiyle ilgili olarak CEO’larla buluşacak

Elektrikli otomobil satışları, Ağustos ayında %75 artışla 69.000 adede ulaşan Almanya ve satışların %112 arttığı Fransa dahil olmak üzere Avrupa’nın bazı bölgelerinde de hızla büyüyor.

Slovenya’da satışlar %266 arttı. Buna karşılık, Birleşik Krallık’ta Ağustos ayında elektrikli otomobil satışları %27 artışla 28.000 adede, İrlanda’da ise sadece %7 artışla 2.200 adede ulaştı.

Bu ayın başlarında, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, AB ile Çin arasındaki günde 1,18 milyar avroya ulaşan ticaret açığının sürdürülemez bir “dönüm noktasına” ulaştığını belirtti.

AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič ve Çinli mevkidaşı Wang Wentao, 8 ve 9 Ekim tarihlerinde bir ateşkes sağlamaya çalışmak üzere bir araya gelecek.

Ticaret konusunda bir ateşkes umudu besleyenler arasında Donald Trump ve Xi Jinping de yer alıyor.

Trump, geçen Ekim ayında Güney Kore’de, ABD, AB ve Birleşik Krallık’taki otomotiv endüstrisi için hayati önem taşıyan nadir toprak elementlerine yönelik Çin’in ihracat kısıtlamasının askıya alınması karşılığında, belirli Çin menşeli ithalat ürünlerine uygulanan gümrük vergilerini kaldırmayı kabul etmişti.

Bazıları, henüz bir anlaşmaya varılmamış olabileceğini ve askıya alma kararının önümüzdeki ay yapılacak Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) konferansına kadar açıklanmayabileceğini düşünüyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English