Diplomasi

Almanya, ABD’li şirketlere karşı bir plan hazırlıyor

Yayınlanma

Donald Trump bir dahaki sefere Amerika’nın geleneksel müttefiklerini boyun eğdirmeye çalıştığında, Almanya bu duruma daha hazırlıklı olmayı planlıyor.

Konuyla ilgili kaynakların Bloomberg’e aktardığına göre, Berlin’deki yetkililer, Almanya ve Avrupa Birliği ortaklarının baskı uygulayabileceği noktaları belirlemek amacıyla ABD tedarik zincirlerindeki zayıf noktaları haritalandırmaya başladı.

Amaçları, Beyaz Saray ile yeni bir anlaşmazlığa sürüklendikleri takdirde, AB ülkeleri arasında bu baskı gücünü nasıl kullanacakları konusunda bir uzlaşma sağlamak.

Yetkililer, ilk bulguların Beyaz Saray ile yakın bağları olan dev ABD teknoloji şirketlerini hedef almanın yollarını gösterdiğini söyledi.

Diğer seçenekler arasında, bu yıl ABD hisse senetlerini rekor seviyelere çıkarmaya yardımcı olan yapay zeka yatırım patlamasını hedef almak veya başkanın hassas olduğunu zaten gösterdiği bir konu olan Amerikan seçmenleri için ilaç fiyatlarını yükseltmek yer alabilir.

Avrupa Dış İlişkiler Konseyi’nde (ECFR) ekonomi politikası uzmanı olan Tobias Gehrke, “Avrupalılar bir arada kalarak Trump’a ona karşı koymaya hazır olduklarını kanıtlayabilirler. Avrupa, sindirme taktiklerinin işe yaramadığını inandırıcı bir şekilde gösterebilirse, bu zamanla Washington’da Trump’ı destekleyen güçleri zayıflatabilir,” dedi.

Almanya’nın bu hamlesi, ABD’nin artan düşmanlığı ve Çin’in büyüyen gücünü yönetmek için jeopolitik bir çerçeve oluşturmaya yönelik acil bir Avrupa çabasının parçası. 

Fakat bu süreç aynı zamanda risklerle dolu: AB genelinde üst düzey yetkililer, ABD ile misillemelerin kontrolden çıkması durumunda şirketlerinin ne kadar savunmasız kalacağının acı bir şekilde farkındalar.

Yetkililer, planların devreye sokulmasına ilişkin henüz bir karar alınmadığını ve tercih ettikleri sonucun Beyaz Saray ile ilişkilerin yeniden kurulması olduğunu belirtti.

Almanya Şansölyeliği sözcüsü yorum yapmaktan kaçındı. Ekonomi bakanlığı sözcüsü ise ticaretin, ülkelerin kendi çıkarlarını ilerletmek için giderek daha fazla kullanıldığını söyledi.

Sözcü Bloomberg’e, “Federal hükümet, kritik tedarik zincirleri ve bağımlılıklara odaklanarak bu gelişmeleri yakından takip ediyor. Sadece kendi bağımlılıklarını değil, aynı zamanda menşe ülkelerin ve Almanya ile Avrupa Birliği’nden mal ithal eden ülkelerin bağımlılıklarını da dikkate alıyor,” dedi.

ABD ile Avrupa arasındaki gerginlikler, bugün (26 Mart) G7 dışişleri bakanlarının Paris yakınlarında bir araya gelerek, dünya çapında enerji fiyatlarında ani bir artışa neden olan ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırısının etkilerini tartışacakları toplantıda gündeme gelecek.

Friedrich Merz geçen hafta Alman milletvekillerine, Avrupa’nın küreselleşmenin doruk noktasında ortaya çıkan bağımlılıkların hepsinin kendi lehine olmadığını öğrenmesi gerektiğini söyledi.

Diğer ülkelerin kritik tedarikler için AB’ye güvendiğini belirten Merz, bloğun bu avantajı kullanmaya hazır olması gerektiğini söyledi.

Merz, “Çıkarlarımızı belirliyoruz ve aynı zamanda bunları savunmanın yollarını da,” dedi.

Yetkililer, Trump’ın Ocak ayında Grönland’ı Danimarka’dan alma girişiminin Avrupa başkentlerindeki düşünce yapısını değiştirdiğini belirtti. Birçokları için bu olay, karşılıklı transatlantik taahhütlerin devrinin sona erdiğini kesin olarak kanıtladı.

Bu kişiler, ABD’nin bazı alanlarda bir ortak olmaya devam etse de, aynı zamanda Avrupa’nın karşı koymaya hazırlıklı olması gereken bir güvenlik riski olduğunu da belirtti. 

Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier salı günü, “Eski duruma geri dönüş olmayacak. Çatlak çok derin,” demişti.

Hükümet yetkililerine göre, Berlin’deki çalışmalar nispeten erken bir aşamada olup, personel Avrupa’nın ABD ile olan bağlarına ilişkin verileri derliyor.

Brüksel’de de paralel bir girişim yürütülüyor; burada Avrupa Komisyonu, yeni bir güvenlik stratejisi öncesinde AB’nin zayıf noktalarını tespit ediyor ve bu sürecin bir parçası olarak yetkililer, bloğun rakip güçler üzerindeki kilit noktalarını nasıl kullanabileceğini tartışıyor.

Avrupalı yetkililer ayrıca, böyle bir durumun gerçekleşmesi halinde ABD’nin misillemesine daha fazla maruz kalacak üye ülkeleri desteklemek için tazminat mekanizmalarını da tartışıyor.

Öte yandan herkes, ABD’nin hâlâ üstünlüğü elinde tuttuğunun farkında. Berlin merkezli Hertie School’un başkanı Cornelia Woll şunları söyledi:

“Almanya, iktisadi bir güç olarak, kendi etki araçlarını gizleme lüksüne sahip değil. Fakat bu tür tehditler hafife alınmamalı, çünkü birbirine bağlı bir dünyada bu tür eylemler her zaman her iki taraf için de maliyetlere yol açar ve potansiyel olarak bir düşüş sarmalını tetikleyebilir.”

Berlin tarafından belirlenen “ABD baskı noktaları” şunlar:

Tek Pazar

Tartışmalara katılan yetkililere göre, Avrupa’nın en büyük koz, 450 milyon varlıklı tüketicisinin pazar gücü.

Amerikan firmalarına erişimi kısıtlamak veya düzenlemeleri sıkılaştırmak, bloğun en güçlü ekonomik silahını oluşturuyor.

Trump ve Başkan Yardımcısı JD Vance ile aynı çizgide olan büyük teknoloji firmaları, AB’nin sosyal medyayı düzenleme çabalarına karşı özellikle hassas.

Bloomberg’in kıdemli jeoekonomi analisti Antonio Barroso’ya göre, Alphabet, Amazon veya Meta üzerinde yeni vergiler, para cezaları veya operasyonel kısıtlamalar, kârlara önemli bir iktisadi darbe vurabilir ve AB, Dijital Hizmetler Yasası ve Dijital Piyasalar Yasası ile ABD’li teknoloji şirketlerini hedef almasına olanak tanıyan yasal düzenlemelere zaten sahip.

Veri Merkezleri

Bir başka baskı noktası ise yapay zekayı çalıştıran tedarik zincirlerinde yatıyor.

Alman yetkililerin analizine göre, OpenAI ve Anthropic’ten Microsoft’un yapay zeka birimlerine ve Elon Musk’ın X girişimlerine kadar uzanan ABD’li şirketler, veri merkezlerini faaliyete geçirmek için kısmen Avrupa’dan gelen endüstriyel girdilere bağımlı durumda.

Yetkililer, bu bileşenlerin Siemens gibi firmaların ürettiği özel ekipmanları içerdiğini belirtti.

Avrupa, sanayi politikasını halihazırda daha çatışmacı bir küresel ortama uyarlıyor.

AB, Sanayi Hızlandırma Yasası gibi önlemler aracılığıyla kamu alımlarında yerli firmalara öncelik vermekte ve Avrupa bileşenlerinin daha fazla kullanılmasını teşvik ediyor.

Bu da imalat tabanını korumaya ve ABD’li ve Çinli rakipleri kenara itmeye yönelik bir adım.

Yarı iletkenler

Alman yetkililer, ihracat kontrollerinin ABD’ye karşı daha da acı verici silahlar olacağını belirtti.

Washington, yarı iletken üretiminde kullanılan kimyasallar konusunda Avrupa firmalarına bağımlı olmaya devam ediyor.

Hollandalı ASML firması ve Alman tedarikçileri Zeiss ile Trumpf, en son teknoloji çip üretimi için gerekli olan gelişmiş litografi makinelerini üretiyor.

Son yıllarda ABD, Pekin’in en gelişmiş çiplere erişimini engellemek amacıyla Avrupa hükümetlerine bu firmaların Çin’e satışlarını kısıtlamaları için baskı yapıyor.

İlaçlar, Kimyasallar ve Takım Tezgahları

Brüksel’deki Amerikan Ticaret Odası’na göre, Avrupa şirketleri ABD’de satılan tüm markalı ilaçların neredeyse yarısı için aktif bileşenleri ve Amerikalıların her gün kullandığı insülinin %90’ını tedarik ediyor.

Ayrıca, çeşitli ABD endüstrilerinin ihtiyaçlarını karşılamaya yardımcı olan kimyasal ithalatının üçte birinden fazlasını da sağlıyorlar.

Küresel tedarik zincirinin ayrıntılarını inceleyen Ticaret Odası, ABD’li firmaların ithalatlarının %100’ünü Avrupa tedarikçilerinden karşıladıkları yaklaşık 300 farklı kategori belirlemişti. Bu oran %90 veya daha fazla olan 700’den fazla kategori bulunuyor.

Avrupa yatırımları

AB, ABD’deki en büyük doğrudan yabancı yatırım kaynağı.

Hükümetler, Avrupa firmalarının sermayelerini nereye yatıracaklarını belirleyemezler, fakat düzenleyici çerçeveleri ayarlayarak veya ihracat teşviklerini geri çekerek Avrupa sermayesini ABD pazarından uzaklaştırabilirler.

Berlin’deki önceki hükümet, Çin’e giden doğrudan yabancı yatırım miktarını azaltmak amacıyla benzer araçlar kullanmıştı.

Öte yandan Avrupa hükümetlerinin ABD varlıklarından çıkmasının veya Kıtadaki Amerikan askeri üslerine yönelik bir hamle yapmasının mümkün görünmediği belirtiliyor.

Avrupa hükümetleri ve yatırımcıları yaklaşık 10,4 trilyon dolarlık ABD hisse senedine sahip ve bu, piyasanın yaklaşık %15,3’ünü oluşturuyor.

Ayrıca 3,4 trilyon dolarlık ABD devlet tahvili ve 2,9 trilyon dolarlık ABD şirket tahvili de ellerinde bulunuyor.

Bu rakam, yabancıların elindeki tüm ABD hisse senetlerinin neredeyse yarısını, yabancıların elindeki Hazine ve kurum tahvillerinin yaklaşık üçte birini ve ABD dışında tutulan kurumsal borçların %57’sini temsil ediyor.

Çok Okunanlar

Exit mobile version