Diplomasi
Avrupa ve ABD arasında Ukrayna’ya destek çatlakları büyüyor

Ukrayna’ya güvenlik garantileri sağlamak ve ateşkes sonrası çok uluslu güç konuşlandırmak amacıyla kurulan “gönüllüler koalisyonu”, askeri eğitimlerin ortak planlanması ve Avrupa’nın sanayi potansiyelinin kullanılmasını görüşmek üzere Paris’te toplanıyor. Avrupa ülkeleri arasında Rusya ile doğrudan diyalog, yaptırımlar ve Ukrayna’ya bütçeden askeri yardım sağlanması konularında ciddi görüş ayrılıkları yaşanırken, bazı Doğu Avrupa ülkeleri misyona katılmayı reddediyor.
Ukrayna’ya destek veren ve ağırlıklı olarak Avrupa ülkelerinden oluşan “gönüllüler koalisyonu”, Rusya ile yaşanan çatışmada Kiev’e yönelik güvenlik garantilerini ve ortak askeri eğitim planlarını ele almak üzere 13 Temmuz’da Paris’te bir araya geliyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, toplantıda Avrupa’nın sanayi potansiyelinin bu amaçla kullanılmasına yönelik planların yanı sıra askeri tatbikatların ortaklaşa planlanmasının da tartışılacağını açıkladı.
Zirvenin ertesi günü tüm katılımcıların, “Avrupa’nın Stratejik Uyanışı” sloganıyla Şanzelize Caddesi’nde düzenlenecek geleneksel Bastille Günü askeri geçit törenine katılması öngörülüyor.
Gönüllüler koalisyonu, olası bir ateşkes durumunda Ukrayna için güvenlik garantileri geliştiren, çoğunluğu Avrupa ülkelerinden oluşan 30’dan fazla devletin birleşiminden oluşuyor. Girişimi 2024 yılının sonlarında Fransa ve İngiltere başlattı. Aynı ülkeler, ateşkes rejimini denetlemek üzere Ukrayna’ya Avrupa askeri birliği gönderilmesi fikrini de ilk ortaya atanlar oldu.
Macron, geçen yılın eylül ayında yaptığı açıklamada, 26 ülkenin Ukrayna’ya asker göndermeye veya bu misyonu desteklemek için fon ayırmaya hazır olduğunu teyit ettiğini bildirdi. Rusya bu girişime kesin bir dille karşı çıkıyor. ABD ise bugüne kadar böyle bir misyon için gerekli olan teknik ve lojistik desteği sunmayı kabul ettiğini beyan etmedi.
Avrupa müttefikleri arasında uzlaşı aranıyor
Paris’te düzenlenen ocak ayı toplantısının ardından katılımcı ülkeler, çatışma sonrasında Ukrayna’da çok uluslu güçlerin konuşlandırılmasına yönelik bir niyet deklarasyonu imzaladı.
Belgede, yabancı güçlerin ülkede yer almasının parametreleri belirlendi. Bu kapsamda askeri üslerin kurulması, hava ve deniz sahasının korunması ile çok uluslu gücün Ukrayna Silahlı Kuvvetleriyle etkileşim sistemi ele alındı.
Avrupa diplomatik kaynakları, tüm bu adımlardan önce bir ateşkes rejiminin kurulması gerektiğini belirtti.
Rus basınına konuşan konuya aşina kaynak, “Avrupa’nın yaklaşımına göre öncelikle bu noktaya ulaşılmalı, ardından başta Ukrayna olmak üzere tüm taraflar için güvenlik garantileri detaylıca tartışılmalıdır. O zamana kadar asker gönderilmesi konusu gündemde yer almıyor” dedi.
Fransa, Almanya ve İngiltere liderleri 7 Haziran’da yaptıkları ortak açıklamada, Ukrayna krizinin çözümü için müzakerelerin yeniden başlamasını ve Rusya ile doğrudan diyaloğun yeniden kurulmasını destekledi. Liderler, “adil ve kalıcı bir barış” için beş şart öne sürdü. Bu şartlar arasında çatışmaların durdurulması ve mevcut cephe hattının herhangi bir anlaşma için başlangıç noktası olarak kabul edilmesi yer alıyor.
Ancak diplomatik kaynak, Ukrayna konusundaki diplomatik sürecin şu an fiilen dondurulduğunu belirtti. Kaynak, “ABD’nin odağını İran’a çevirmesi nedeniyle süreç durma noktasına geldi. ABD ve Rusya devlet başkanları arasında telefon görüşmeleri artık nadiren gerçekleşiyor. ABD’li müzakerecilerin yeniden Moskova’ya gelebileceğini öngörüyorum ancak bu durum gerçek müzakerelere yol açmaktan ziyade fikir alışverişiyle sınırlı kalacaktır. Üstelik şu anda askeri tansiyonun yükseldiği bir aşamadayız” değerlendirmesinde bulundu.
Avrupa Birliği (AB) içinde Rusya ile doğrudan diyaloğun yeniden başlatılmasına yönelik tartışmalar mayıs başında hareketlendi. Batı medyasında Moskova ile temasları yürütecek özel temsilci adayları arasında Almanya eski şansölyeleri Gerhard Schröder ve Angela Merkel ile Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın isimleri geçti. Konuyla ilgili 28 Mayıs’ta Kıbrıs’ta AB Dışişleri Bakanları toplantısı düzenlense de resmi bir açıklama yapılmadı.
Haziran ortasında Fransa, İngiltere ve Almanya’nın Moskova büyükelçileri Nicolas de Rivière, Nigel Casey ve Alexander Lambsdorff, Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mikhail Galuzin ile görüştü. Rusya Dışişleri Bakanlığı, görüşmeye ilişkin açıklamasında, büyükelçilere ülkelerinin Ukrayna krizine yönelik yıkıcı politikalarına dair değerlendirmelerin iletildiğini, bu politikaların Kiev yönetimini Batı’nın “gönüllüler koalisyonu” adına savaşı sürdürmeye teşvik ettiğini savundu.
Görüşme öncesinde Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Avrupa ülkelerinin çözüm sürecini etkileme fırsatını kaçırdığını ve yapıcı olmayan bir tutum takındığını ifade etti.
Brüksel’de 18 Haziran’da düzenlenen AB zirvesi öncesinde, Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’nın gelecekteki müzakerelere zemin hazırlamak amacıyla üst düzey bir Rus yetkiliyle iki kez telefon görüşmesi gerçekleştirdiği basına yansıdı. Ancak Avrupa’da Rusya ile müzakerelerin formatı konusunda henüz ortak bir duruş yok.
NATO’nun 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirdiği zirve kapsamında, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Delfi portalına verdiği mülakatta, AB’nin Moskova’yı müzakerelere zorlamayı hedeflediğini belirtti.
Kallas, Avrupa’nın her zaman Ukrayna’nın yanında yer alması sebebiyle arabulucu rolü üstlenemeyeceğini kaydetti.
Rusya’ya yönelik 21’inci yaptırım paketinin hazırlıklarına da değinen Kallas, AB’nin Kiev’in olası müzakerelerdeki konumunu güçlendirmesi gerektiğini vurguladı.
Financial Times gazetesinin haberine göre, Avrupalı liderler Ankara’daki zirveyi başarılı olarak değerlendirdi. Zirvede ABD Başkanı Donald Trump, Ukrayna lideri Volodimir Zelenskiy ile de görüştü.
NATO ülkeleri, yayımladıkları sonuç bildirisinde Ukrayna’ya 2026 yılı için askeri teçhizat, yardım ve eğitim amaçlı 70 milyar avro tahsis etme taahhüdünde bulundu ve 2027’de de bu destek seviyesini korumaya hazır olduklarını teyit etti.
Yeni yaptırımların ele alınacağı AB Dışişleri Bakanları toplantısı ise Brüksel’de pazartesi günü başlıyor. Euractiv’in haberine göre, ekonomileri büyük ölçüde turizme dayalı olan Fransa, İtalya ve Yunanistan; Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in gündeme getirdiği, 2022’den bu yana Rus ordusunda görev yapmış kişilerin AB’ye girişinin yasaklanması önerisine karşı çıkıyor.
Yunanistan ayrıca Rus petrolüne varil başına 44 dolar tavan fiyat uygulanması teklifine de direnç gösteriyor. Bulgaristan ise Moskova ve Tüm Rusya Patriği Kirill’in yaptırım listesine alınmasını engelledi.
Askeri yardımlar konusunda da bazı AB üyeleri ulusal bütçelerinden kaynak ayırmaya yanaşmıyor. Çekya, Ankara’da onaylanan NATO taahhütlerine katılmayı reddetti. Çekya Başbakanı Andrej Babiš, Avrupa için önceliğin kendi füze savunma sistemini güçlendirmek olması gerektiğini savundu.
Macaristan Başbakanı Péter Magyar, yardım paketine katılımın gönüllülük esasına dayandığını hatırlattı. Slovakya ve Bulgaristan da bu girişime katılmazken, Bulgaristan Başbakanı Rumen Radev, ülkelerinin Ukrayna’ya yalnızca askeri teçhizat onarımı konusunda destek vereceğini açıkladı.
Bahsi geçen Doğu Avrupa ülkeleri, Ukrayna’ya asker gönderme olasılığını da kesin bir dille dışlıyor. Benzer bir tutum sergileyen Hırvatistan Cumhurbaşkanı Zoran Milanović, “gönüllüler koalisyonu” ile ilişkilendirilmemek adına Hırvat askerlerinin Paris’teki Bastille Günü geçit törenine katılmasına izin vermedi.
ABD yönetimi Patriot üretimi ve hava sahası seçeneğini değerlendiriyor
Ankara’daki zirvede Donald Trump, ABD’nin Ukrayna’ya Patriot hava savunma sistemleri için füze üretimi lisansı verebileceğini dile getirdi. Zelenskiy ile gerçekleştirdiği görüşmede Trump, “Sonradan size bunları eksik verdiğimizi söyleyemezsiniz. Benim fikrim, bunları kendiniz üretmenizdir” dedi.
Trump, konuyu henüz sistemlerin üreticileri olan Lockheed Martin ve RTX firmalarıyla görüşmediğini belirtti. Ukrayna’nın yakın zamanda ABD’den ek önleme füzesi alamayacağını da ekleyen Trump, “Elimizde Patriot var ama sayıları az. Onlara kendimizin ihtiyacı var” diye konuştu.
CNN, üretimin başlamasının aylar alabileceğini aktarırken; The New York Times, alt yükleniciler tarafından sağlanan parça tedarikinin temel sorunu oluşturduğunu yazdı.
Aynı görüşmede Trump, güvenlik garantilerinin bir parçası olarak ABD’nin Ukrayna üzerinde hava sahasını kapatabileceğini ilk kez kamuoyu önünde dile getirdi.
Washington’ın Ukrayna hava sahasını kapatmaya hazır olup olmadığı yönündeki soruya Trump, “Gerekirse evet” yanıtını verdi ancak bir barış anlaşmasına varılması durumunda bu tür önlemlere gerek kalmayabileceğini sözlerine ekledi.
Trump ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Ukrayna’nın Rus petrol rafinerilerine düzenlediği saldırıları da değerlendirdi. Trump, “Bu bir tırmanma, ancak savaşın sona ermesine yardımcı olabilecek bir tırmanmadır” ifadesini kullandı.
Rubio ise Ukrayna ordusunun Rusya’nın iç kesimlerini vurma kabiliyetinin, çatışmanın sonlandırılması için yürütülecek müzakerelerde alan yaratmasını umduklarını açıkladı.
Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefonda görüşmeyi planladığını belirtse de bu görüşme henüz gerçekleşmedi. Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner üzerinden yürütülen Moskova temasları da duraklamış durumda. Putin ile en az yedi kez bir araya gelen Witkoff’a, aralık ve ocak aylarındaki son iki ziyaretinde Kushner eşlik etti.
Şubat ayı sonunda ABD ile İran arasında başlayan gerilimle birlikte her iki isim de Ortadoğu hattına odaklanarak ateşkes mutabakatının hazırlanması sürecinde yer aldı.
Ancak The New York Times’a konuşan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir kaynak, Witkoff ve Kushner’ın Ukraynalı ve Rus yetkililerle neredeyse her gün iletişimde olduğunu ve daha önce kamuoyuna yansımayan yüz yüze görüşmeler gerçekleştirdiklerini iddia etti.
Kaynağa göre her iki müzakereci de tartışılacak yeni bir somut gelişme olması durumunda Moskova ve Kiev’i ziyaret etmeye hazır, ancak yalnızca fotoğraf karesi vermek için gitmek istemiyorlar.
Rusya müzakere için taleplerinin karşılanmasını şart koşuyor
Moskova yönetimi ise pozisyonunu koruyor. Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov, 7 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Zelenskiy, birliklerini şu anda Rusya toprağı olan Donbass ve diğer bölgelerden çekerek çok sorumlu bir karar alıp savaşı hala durdurabilir. Durumu fiilen kabul ederse ertesi gün çatışmalar sona erer” dedi.
Peskov, bu gerçekleşene kadar Rusya’nın askeri harekâtı sürdüreceğini ve bir tampon bölge oluşturmaya devam edeceğini sözlerine ekledi.
Rusya Dışişleri Bakanlığı, 10 Temmuz’da yayımladığı bildiride Kiev’i “Rusya’nın sivil nüfusuna ve sivil altyapısına yönelik terörü artırmaya çalışmakla” suçladı.
Bakanlık Sözcüsü Maria Zaharova, Minsk-Anapa seferini yapan turist otobüsüne yönelik saldırıdan sınır bölgelerindeki can kayıplarına kadar bir dizi gelişmeyi sıralayarak, “Tüm bu olgular, Ukrayna’nın askersizleştirilmesi ve naziden arındırılması ile bu topraklardan kaynaklanan tehditlerin ortadan kaldırılmasına yönelik görevlerin güncelliğini teyit ediyor. Bu hedeflere mutlaka ulaşılacaktır” dedi.
Moskova, Kiev ile 2025 yılının ilkbahar ve yaz aylarında İstanbul’da yürütülen doğrudan müzakereleri yeniden başlatmaya hazır olduğunu belirtiyor.
Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, 23 Haziran’da katıldığı büyükelçiler yuvarlak masa toplantısında, “2025 sonbaharında radardan çıktılar ve müzakereleri durdurduklarını açıkladılar. Biz bunları kaldığı yerden her an yeniden başlatmaya hazırız. Muhtemelen geçen yıl Ukraynalılara birileri diyalog kurmamalarını ve savaşmaya devam etmelerini söyledi” dedi.
Temmuz ayında Mozambik’e gerçekleştirdiği ziyarette Lavrov, Batı’yı Rusya’yı müzakereye çağırırken varılan anlaşmaları baltalamakla suçladı. Lavrov, 9 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Batı’nın müzakereli bir çözüm istediğine artık inanmayacağız. Bu iyi niyet ve umut stoğu tamamen tükenmiştir” ifadelerini kullandı.
Avrupa ülkelerinin Rusya’yı stratejik olarak yenilgiye uğratmak istediğini belirten Peskov, bunun “tarihin en büyük hatası” olduğunu savundu.
ABD’nin tutumunda ise bir ikili durum gözlemlediklerini ifade eden Peskov, Washington’ın bir yandan Kiev’e silah sevkiyatını sürdürürken, diğer yandan Avrupalıların aksine barış sürecine katkıda bulunma isteğini koruduğunu söyledi.
Peskov, “Bazen yanılsalar da bu isteğin samimi olduğunu düşünüyor ve bunu memnuniyetle karşılıyoruz” değerlendirmesini yaptı.
Ukrayna ise Rus petrol rafinerilerine yönelik saldırılarını sürdürürken, bu eylemlerin kapsamını genişletme tehdidini yineliyor.
The New York Post gazetesinin haberine göre Kiev, çatışmaları sona erdirmek için Moskova üzerindeki baskı dengesinin değiştirilmesi gerektiğine inanıyor.
Zelenskiy, 4 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Rusya’nın sesini duyacağı taraflar kesinlikle ABD, diğer G7 ve G20 ülkeleri ile Avrupa’dır” ifadesini kullandı.
Diplomasi
Eski BM diplomatı von der Schulenburg: Avrupa Birliği’nin barış projesi çöktü

Editörün notu: Avrupa Parlamentosu Üyesi ve eski Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Yardımcısı Michael von der Schulenburg, 25-26 Eylül tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen East-West Forum kapsamında yaptığı konuşmada Avrupa Birliği’nin mevcut gidişatına dair değerlendirmelerde bulundu. Schulenburg, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından barışı tesis etmek amacıyla kurulan Birliğin artık bu misyonunu terk ederek tamamen savaş odaklı bir retoriğe teslim olduğunu belirtti. Avrupa’nın kıt kaynaklar, yüksek enerji maliyetleri, sanayisizleşme ve demografik kriz gibi yapısal sorunlarla boğuşurken etrafındaki aktif çatışma çemberiyle baş başa kaldığına dikkat çekti. Brüksel’in diplomasi ve arabuluculuk kabiliyetini yitirdiğini belirten kıdemli diplomat, 27 üye ülkenin Rusya ile müzakere masasına oturabilecek esneklikten ve ortak iradeden yoksun olduğunu dile getirdi.
Belirttiğiniz gibi, ben bir akademisyen değilim; savaşların ve barışın gerçek dünyasından geliyorum. Ömrümün neredeyse tamamını Avrupa’nın dışında geçirdim fakat son iki yılımı Avrupa Birliği’nde tamamladım ve karşılaştığım manzara beni derinden sarsıyor.
Bildiğiniz üzere Avrupa Birliği, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından bir barış projesi olarak kuruldu. İkinci Dünya Savaşı’nın tekrarlanmaması, kıta ülkelerinin bir araya gelmesi ve dış dünyaya savaşlara mecbur kalınmayan barışçıl bir bütünleşme modeli sunulması amaçlanıyordu.
Gelgelelim bu durum bütünüyle değişti. Bugün gerek Parlamentoda gerekse resmi söylemlerde işittiğim kadarıyla, Avrupa Birliği’ndeki tartışmaların merkezine artık doğrudan savaş yerleşmiş durumda.
Bugün Avrupa Birliği’ni, gerçekleri bütünüyle inkâr eden, gerçekliği tamamen yadsıyan ve bu sebeple herhangi bir politika üretemez hale gelen bir teşekkül olarak tanımlıyorum.
Seminerimizin başlığı olan yeni dünya düzenine bir katkı sunulup sunulamayacağı meselesine gelirsek; bu katkının Avrupa Birliği’nden gelmeyeceği kesin.
Mesleki deneyimime daha yakın bir kıyaslama yapayım: Avrupa Birliği’ni Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Rusya ile karşılaştırdığınızda, Birliğin dünyadaki faal savaşların büyük kısmıyla kuşatıldığını görürsünüz. Bahsettiğim diğer ülkelerin hiçbirinin etrafında bu denli yoğun çatışma yok.
Dahası, ABD’nin İran ve benzeri savaşları başlatıp ardından Atlas Okyanusu’nun gerisine çekilmesi gibi bir sorunla karşı karşıyayız; oysa bu savaşların neticeleri doğrudan Avrupa Birliği’nin kapı eşiğinde kalıyor.
İran’ı düşünüyorum; İsrail’in Suriye’den Lübnan’a, Batı Şeria’dan Gazze’ye kadar yürüttüğü pek çok savaşı düşünüyorum.
Yemen ile Suudi Arabistan arasındaki çatışmayı, hemen ardından Afrika’daki Mali ve benzeri bölgeleri, elbette Sudan’ı aklıma getiriyorum. Şüphesiz bizim açımızdan en ağırı Ukrayna savaşı; zira doğrudan kendi kıtamızda cereyan ediyor.
Avrupa Birliği’ni diğer üç küresel güçle mukayese ettiğinizde, muhtemelen en kıt doğal kaynaklara sahip coğrafya olduğumuzu da fark edersiniz. Devasa bir demografik sorunumuz var; üstünü örtmeyi tercih ettiğimiz ama muazzam tesirler yaratacak bir nüfus dönüşümü yaşıyoruz. En pahalı enerjiyi biz tüketiyoruz. Karşılaştırmalı üstünlüğümüzü kaybettik; sanayisizleşmeyle yüz yüzeyiz. Ve elbette, dünyada Avrupa’yı ayrıcalıklı kılan yegâne unsuru, sosyal güvenlik ve refah sistemimizi de yitiriyoruz.
Böylesi bir tabloda, yalnızca kurumsal yapısıyla değil, ortak dış ve güvenlik politikası inşa ettiklerini öne süren üye devletleriyle birlikte Avrupa Birliği’nin son derece dirayetli durmasını, etrafında olup bitenlere etkin tepki vermesini beklersiniz.
Ha, bu arada Amerika Birleşik Devletleri’ni unuttum; Grönland’ı adeta kıskacına alıyorlar, zira imzaladıkları son anlaşmanın Grönland’ın tam denetimini ele geçirme yolunda ilk adım kanaatindeyim. Oysa orası bir Avrupa toprağı. Peki Avrupa Birliği ne yapıyor? Ortada ne bir dış politika var ne de güvenlik politikası; en azından benim görebildiğim kadarıyla yok. Bolca siyasi demeç veriyorlar.
Bu açıklamalar ekseriyetle Avrupa’nın yeniden silahlanması, nihayet askeri bir güce dönüşmemiz gerektiği iddialarıyla ve ahlaki nutuklarla dolu. Bilirsiniz, Birleşmiş Milletler’de hep şöyle deriz: Savaştan ve ahlaktan bahseden savaşı arzular; menfaatlerden söz eden ise çözüm arar.
Avrupa Birliği’nde menfaati diline dolayan kimseyi göremiyorum; durum son derece kaygı verici. Kendini ahlaken daima üstün gören birinin ikiyüzlülüğe sürüklenmesi an meselesidir. Açıkçası tüm bu hezeyanları dinlemek bazen ıstırap veriyor. Avrupa Birliği’nin geleceğini doğrudan tehdit eden bu çatışma çemberine karşı hiçbir siyasetimiz yok.
Kimseyle konuşamıyorsunuz. Müzakere masalarının hiçbirinde yer almıyoruz. Ne bir teklif sunuyoruz ne de arabuluculuk yapalım diyerek sürece müdahil olmaya çalışıyoruz; artık böyle bir irade kalmadı.
Üstelik üye devletlerin harcamalarını bir kenara bırakırsak, sırf Avrupa Birliği’nin diplomatik servisinin yıllık maliyeti 1 milyar dolar. 1 milyar dolar! Ne yaptıklarını anlamış değilim. Sahada kendileriyle bizzat karşılaştım; Avrupalı diplomatların tam olarak ne işle meşgul olduğuna dair en ufak bir fikrim yok.
Her neyse, şüphesiz en can alıcı mesele Ukrayna; ne de olsa kendi kıtamızda. İçinde bulunduğumuz kadar güvensiz bir ortamda, akla ilk gelmesi gereken şey Avrupa kıtasında barışı tesis etmektir. Ancak o zaman diğer sorunlarla ilgilenebiliriz.
Avrupa kıtasında barışın sağlanması, Rusya ile konuşmamızı, müzakere etmemizi ve bu çatışmaya bir şekilde çözüm bulmamızı gerektiriyor. Fakat bunu yapamıyoruz.
Kendi içimize öylesine kapandık ki, Rusya karşısında ortak bir müzakere tavrı belirlemekten aciziz; zira 27 üye ülke politika değişikliğinde uzlaşamıyor. Müzakereyi yürütecek temsilcinin atacağı adımlarda mutabık kalamıyorlar ve barış görüşmelerinin tabiatında bulunan esnekliği o kişiye tanımaya asla yanaşmıyorlar.
‘E3’ ülkelerinin (Almanya, Fransa, İngiltere) inisiyatif alacağını düşünseniz dahi, bu üçlünün çıkarları birbirinden o kadar kopuk ki, tabloyu daha da tehlikeli kılıyor. İngilizler doğuyla barış anlamına gelebilecek her şeyden nefret eder; zira gözlerini Atlantik’e dikmiş durumdalar ve sanırım 1850’lerden bu yana bunu büyük bir tehdit olarak görüyorlar. Böylesi bir barıştan en karlı çıkacak aktör Almanya olmasına karşın son derece akıl dışı davranıyor. Fransızlar da muhtemelen hoş karşılamayacaktır.
Neticede elimizde hiçbir şey yok. Sözlerimi bağlarken şunu vurgulamak isterim: Avrupa Birliği, önümüzdeki uzun dönem boyunca dünyada istikrarsızlık unsuru olmaya devam edecek.
Zaman ilerledikçe bu istikrarsızlığın kendi sınırlarının içine de sirayet edeceğini düşünüyorum. Bunu dile getirmek son derece acı: Avrupa Birliği’nin barış projesi çöktü. Barışın yitirilmesiyle birlikte geleceğimiz ve gelecek nesiller ağır bedeller ödeyecek. Çok teşekkür ederim.
East-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Diplomasi
AB ve Kanada, kapsamlı yeni bir ortaklık anlaşmasını duyuracak

AB ve Kanada, dijital ticaret engellerinin kaldırılmasından Ukrayna’ya ortak destek verilmesine ve orman yangınlarıyla mücadelede yatırım yapılmasına kadar uzanan kapsamlı yeni bir ortaklığı duyuracak.
29 Ekim’de başlayacak olan zirveye hazırlık amacıyla AB büyükelçilerine dağıtılan ve POLITICO tarafından elde edilen, iki tarafça yayınlanacak ortak bildiri taslağında, “Dünya, benzeri görülmemiş jeopolitik zorlukların yanı sıra ticaret, enerji, teknoloji, iklim ve kaynaklar alanındaki zorluklarla birlikte hızla değişiyor,” ifadesi yer alıyor.
AB ve Kanada, ABD Başkanı Donald Trump’ın ticaret savaşının yarattığı etkilerle boğuşurken stratejik bağlarını güçlendirmeye çalışıyor.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, bu ay Kanada’yı AB’ye ortak üye olarak davet etmeyi önerdi.
Bu öneri, Trump’ın derhal gümrük vergisi uygulama tehdidinde bulunmasına yol açtı.
Taslak belgede, “Kanada ve AB, benzersiz ticaret erişimimiz, ortak değerlerimiz ve birbirini tamamlayan iktisadi güçlerimiz sayesinde daha derin ve daha entegre bir ilişki kurabilir,” deniyor.
Taraflar, Montreal’de düzenlenecek zirvede, kritik maden projelerine yönelik yatırımları hızlandırmak, tedarik zincirlerini güçlendirmek ve “piyasa dalgalanmalarını ve jeopolitik etkileri” hafifletmek amacıyla kritik kaynakları stoklamak da dahil olmak üzere tedarik güvenliğini artırmak istediklerini açıklamayı planlıyor:
“Stratejilerimizi ve standartlarımızı uyumlu hale getirecek, endüstrilerimizi birbirine bağlayacak ve hedeflerimizi halklarımız için en yüksek getiriyi sağlayacak sektörlere odaklayacağız. Buna, sıvılaştırılmış doğal gazdan hidroelektrik, güneş, rüzgâr ve nükleer enerjiye kadar, dünyanın büyük bir kısmının ihtiyaç duyduğu düşük karbonlu, güvenilir enerjinin geliştirilmesi de dahil.”
Ottawa ve Brüksel ayrıca, 2030 yılında Kanada ve Avrupa’da orman yangınlarıyla mücadele için kullanıma hazır olacak 50 adet De Havilland su bombardıman uçağının ortak satın alımını da duyuracak.
Von der Leyen, 15 Eylül’deki Birliğin Durumu konuşmasında, “Gönüllü olarak güçlerimizi birleştiriyoruz… Bir teknoloji ittifakı kuracağız. Savunma sanayi üslerimizi entegre edeceğiz. Kuzey Kutbu’nu amiral gemisi niteliğinde bir ortak proje haline getireceğiz. Enerji, kritik mineraller ve piller üzerinde çalışacağız. Yapay zeka, kuantum, siber ve iktisadi güvenlik alanlarında da işbirliği yapacağız,” demişti.
Diplomasi
Avrupalı şirketlerden AB-ASEAN ticaret paktı çağrısı

Avrupalı şirketler, Avrupa Birliği’nin geçen hafta Filipinler ile yaptığı anlaşmada sağlanan ilerlemenin ardından ASEAN ile bölgeden bölgeye kapsamlı bir ticaret paktı yapılması çağrısında bulunuyor. Brüksel ise ticari ve siyasi ilişkilerini çeşitlendirmeye çalışıyor.
Avrupa Birliği’nin ayrıca Tayland ile yürüttüğü ticaret anlaşması müzakerelerini bu yılın sonuna kadar sonuçlandırması bekleniyor. Görüşmelerin 10. turu salı gününe kadar sürüyor. AB’nin bölgede halihazırda Singapur, Endonezya ve Vietnam ile ticaret anlaşmaları bulunuyor; Malezya ile de müzakereler devam ediyor.
Ancak şirketler, dünyanın en büyük iki ekonomisi olan Çin ve ABD ile rekabet ortamında AB’nin daha ileri giderek ASEAN’ın tamamıyla blok düzeyinde bir anlaşma yapmasını istiyor.
AB-ASEAN İş Konseyi İcra Direktörü Chris Humphrey, “Güneydoğu Asya, Avrupalı şirketleri güvenilir yatırımcılar olarak görüyor ancak bu şirketler Amerikan ve Çin hükümetlerinin tüm siyasi ve mali ağırlığıyla rekabet ediyor,” dedi.
Humphrey, Nikkei Asia’ya yaptığı açıklamada ikili anlaşmaların nihai hedef olmaması gerektiğini belirterek, Avrupalı şirketlerin özellikle enerji, sağlık, dijital hizmetler ve finansal hizmetler alanlarında uzun süredir bölgeden bölgeye bir ticaret anlaşması çağrısı yaptığını söyledi.
İş konseyinin eylül başında 150 Avrupalı iş dünyası yöneticisiyle gerçekleştirdiği ankette katılımcıların yalnızca yüzde 18’i AB’nin ASEAN ile yeterince angaje olduğunu düşündüğünü söyledi. Humphrey, Ticaret Komiseri Maros Sefcovic ile AB’nin en üst düzey diplomatı Kaja Kallas’ın ziyaretleri dışında üst düzey temasların hâlâ sınırlı kaldığını belirtti.
Sözde insan hakları ile çevre ve gıda güvenliği standartlarına ilişkin kaygılar, iki blok arasındaki müzakereleri uzun süredir zorlaştırıyor. Örneğin AB’nin Endonezya ile yürüttüğü görüşmelerde ormansızlaşma meselesi yıllarca önemli bir anlaşmazlık konusu oldu. Taraflar ancak geçen yıl kapsamlı bir ekonomik ortaklık anlaşması imzalayabildi.
Benzer şekilde AB ile Bangkok arasındaki ticaret müzakereleri, başladıktan bir yıl sonra, 2014’te Tayland ordusunun darbeyle iktidarı ele geçirmesi üzerine askıya alındı. Görüşmeler 2023’te resmen yeniden başlatıldı. Analistler yakın zamanda bir anlaşmaya varılmasının önünde büyük bir engel görmediklerini söylese de Tayland’ın ton balığı ve deniz ürünleri balıkçılığındaki çalışma standartları Avrupa sektöründe kaygı yaratıyor.
Bölgeden bölgeye düzeydeki müzakereler ise ilk kez 2007’de başlatılmış, Myanmar’daki askeri darbe nedeniyle 2009’da karşılıklı mutabakatla durdurulmuştu.
Brüksel Özgür Üniversitesi ve KU Leuven’de öğretim görevlisi Camille Nessel, “ASEAN, mevcut jeopolitik tartışmaların ima ettiğinden çok daha uzun süredir bir öncelik,” dedi.
Singapur’daki ISEAS-Yusof Ishak Enstitüsü kıdemli araştırmacısı Joanne Lin de tarafların beklentilerindeki uyumsuzluğun ilişkileri sınırladığını belirtti. Lin’e göre AB, ticaret yoluyla iş gücü, çevre, sürdürülebilirlik, insan hakları ve düzenlemeler alanlarında reformları teşvik etmeyi umuyor.
Lin, “Ancak ASEAN, AB’nin daha pratik bir ortak olmasını ister,” dedi. İşbirliği alanları arasında yeşil dönüşüm, enerji bağlantıları, dijital ticaret, dirençli tedarik zincirleri ve sürdürülebilir altyapıyı örnek gösterdi.
Ancak koşullar değişti. Son birkaç yılda jeopolitik rekabet ve gerilimler belirgin biçimde arttı. Büyük Avrupa ekonomilerinin büyümekte zorlandığı bir dönemde AB, Çin ve ABD arasında sıkışmış hissediyor. Analistlere göre bu ortamda Sefcovic daha pragmatik bir yaklaşım benimseyebilir ve coğrafi olarak daha uzak olsalar bile müttefiklerle işbirliği arayışına girebilir.
ASEAN ülkeleri açısından ise komşular arasındaki rekabet, tarafları uzlaşmaya yönelterek ticaret anlaşmalarının sonuçlandırılmasını hızlandırmış olabilir.
Nessel, “Vietnam AB ile bir anlaşma yaptıktan sonra bu durum Endonezya ve Filipinler açısından önem kazandı,” dedi. “Bu ülkeler birçok aynı sektörde rekabet ediyor ve tercihli erişim, rekabet dengesini değiştiriyor” diye ekledi.
AB-Filipinler anlaşması, tarım-gıda ürünleri, makineler ve beyaz eşya dahil olmak üzere ticarete konu malların yüzde 94’ündeki tarifeleri kaldıracak. Ayrıca Filipinler’in kamu ihaleleri pazarı ilk kez yabancı şirketlere açılacak.
Sefcovic, “Anlaşma her büyüklükteki işletme için gerçek fırsatlar sunuyor. Aynı zamanda dayanıklılığın stratejik bir öncelik haline geldiği bir dönemde daha güçlü ve çeşitlendirilmiş bir tedarik zinciri sağlıyor” dedi.
Resmi verilere göre AB, geçen yıl Filipinler’in dördüncü büyük ticaret ortağıydı ve ülkenin toplam mal ticaretinin yüzde 8,3’ünü oluşturdu. İki taraf arasındaki mal ticaretinin hacmi 17,6 milyar avro, yani yaklaşık 19,9 milyar dolar seviyesindeydi.
Bu tekil ticaret anlaşmaları, iki bloğu sonunda daha kapsamlı bir anlaşmaya doğru taşıyabilir.
Bir AB sözcüsü, “ASEAN’ın tek tek üyeleriyle oluşturulan bu ikili serbest ticaret anlaşmaları ağı, ortak uzun vadeli hedefimiz olmaya devam eden nihai bölgeden bölgeye serbest ticaret anlaşmasına giden yolda yapı taşları işlevi görebilir,” dedi.
Diplomasi2 hafta önceKanada, Birleşik Krallık liderliğindeki askeri koalisyona katılmak istiyor
Asya2 hafta önceÇin yapay zekâ, çipler ve akıllı fabrikalara büyük yatırım yapıyor
Asya2 hafta önceHindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor
Asya2 hafta önceFed’in faiz artışının ardından Çin parasal gevşemeye devam edecek mi?
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi3 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceABD, Yemen ile görüştü iddiası









