Avrupa
Avrupa’da Grönland tartışmaları
ABD’nin Grönland adasını ilhak etme planları konusunda yaşanan çatışmada, Avrupa ülkelerine yönelik tavsiyeler değişkenlik gösteriyor.
Şu ana kadar Avrupa ülkeleri, ABD’den “Arktik güvenliği”nin savunmasını devralmayı teklif eden bir açıklama ile göreli olarak savunmacı bir tavır sergiledi. German Foreign Policy’nin aktardığına göre Danimarkalı uzmanlar, ABD yetkililerinin Nuuk’ta ABD bayrağını göndere çekmesinin yeterli olacağına inanıyor; bu kapsamda Danimarka askeri bir çatışmayı göze almayacak ve geri çekilecek.
ABD’nin Grönland adasını nasıl ilhak edeceği konusunda senaryolar uzun süredir tartışılıyor. Avrupa birliklerinin adayı ABD güçlerine karşı askeri olarak savunmasının imkansız olduğu düşünülüyor.
Danimarka Kraliyet Savunma Kolejinde profesör Peter Viggo Jakobsen, “Nuuk’taki konsolosluktaki ABD yetkililerinin Amerikan bayrağını çekip Grönland’ı ABD’nin bir parçası ilan etmelerinin” ABD için yeterli olacağına inanıyor.
Bu durumda, “Danimarkalı yetkililerin ABD ile askeri bir çatışmaya girme riskini almaktansa adayı terk edeceklerine” kesin olarak inanıyor.
Kopenhag Üniversitesi savunma çalışmaları profesörü Mikkel Vedby Rasmussen ise, Washington’un adanın ABD tarafından ilhakını destekleyen ve kendi pozisyonlarını “halkın iradesi” olarak sunan “özenle seçilmiş Grönlandlılarla bir tür anlaşma yapabileceğini” tahmin ediyor.
Washington, Grönland merkezli iş adamlarını kendi tarafına çekmeyi başarırsa, adayı Venezuela’ya benzer bir şekilde kontrol edebilir: Venezuela’da petrol şirketlerinin, Grönland’da ise madencilik şirketlerinin yardımıyla.
Danimarka hükümet kurumları ve uzmanları, son haftalarda Trump yönetimini Grönland’ı askeri olmayan bir şekilde fiilen ele geçirme konusunda ikna etmek için çabalarını da yoğunlaştırdı.
Danimarka ve ABD arasında 1951’de imzalanan ve 2004’te güncellenen anlaşmanın ABD silahlı kuvvetlerine Grönland bölgesinde her türlü faaliyette neredeyse tam serbestlik tanıdığını, ABD medyası da dahil olmak üzere düzenli olarak vurguluyorlar. Bu, adanın her yerinde istedikleri gibi askeri üsler kurabilme, sürdürebilme ve işletebilme anlamına geliyor.
Çarşamba günü Wall Street Journal’da (WSJ) yayınlanan habere göre, Soğuk Savaş sırasında Washington’un Grönland’da birkaç askeri üssü vardı; bugün ise her türlü gözetleme ekipmanına sahip Pituffik Uzay Üssü kaldı.
Danimarkalı askeri uzman Peter Ernstved Rasmussen ABD askeri üslerini yeniden artırmak isterse, her zaman evet cevabı alacaklarını söylüyor.
Adadaki hammadde yataklarının işletilmesi konusunda da ABD şirketlerine her tür kolaylığın sağlanacağı söyleniyor. Grönland’da, diğer şeylerin yanı sıra, nadir toprak elementleri yatakları da bulunuyor. Fakat Trump yönetimi şu ana kadar tüm teklifleri reddetti.
Avrupa’da bir süredir, ilhak açıklamalarına en iyi nasıl yanıt verileceği sorusuna farklı yanıtlar geliyor.
Geçen mart ayı başında, Avrupa Dış İlişkiler Konseyinden (ECFR) bir uzman, Trump’ın hiçbir şeyden paçayı sıyırmasına izin verilmemesi gerektiğini, aksi takdirde “NATO’nun, üyelerinin Beyaz Saray’daki mafya patronuna, kendi eyaletlerinden birini yok etmemesi için para ödedikleri bir tür koruma şantajı örgütü haline geleceğini” savunmuştu.
Yazara göre Trump, şiddetle tehdit etmekte hızlı olan, fakat kendisi güçten korkan “klasik bir zorba” idi ve “Zorbalarla başa çıkmanın anahtarı”, onlara direnmek ve “kendi baskınızla karşılık vermek”ti.
“Zorbaların” güç ve kararlılık algıladıklarında, “genellikle bir anlaşma müzakere edebilme” şansı elde edileceğini savunan ECFR uzmanı, Avrupalıların bunu yapmak için “henüz hazır olmadığını” kabul etmişti.
Ona göre bu durum devam ettiği sürece, “zorba her zaman üstünlük sağlayacak.”
Uzman, Grönland’dan sonra Trump’ın “ilhak fantezilerinin” bir sonraki kurbanının İzlanda olabileceği sonucuna varıyordu.
Geçen hafta sonu, yine ECFR tarafından benzer bir değerlendirme yapıldı. Avrupalıların bir seçimle karşı karşıya olduğu belirtildi: Buna göre ABD’nin planlarına uyum sağlayabilir veya karşı çıkabilirdiniz.
ECFR makalesinin yazarları, her iki seçeneğin de eşit derecede “maliyetle ilişkili” olduğunu kabul ediyor. “Uyum”, kısa vadede transatlantik uyumu koruyabilir ama zorlamayı ödüllendirecek ve “baskının Avrupa üzerinde işe yaradığını” gösterecektir.
Öte yandan, direniş ise “siyasi olarak maliyetli ve stratejik olarak zorlu” olacaktır; ayrıca “iç birliği” gerektirmektedir.
Fakat ECFR’ye göre, Avrupa pes ederse, bu sadece “Avrupa içinde daha fazla ihlal ve bölünmeye yol açacaktır.”
ECFR yazarlarına göre, mesele, Avrupa’nın ABD ile sürtüşmeyi önleyip önleyemeyeceği değil, “en güçlü müttefikinden gelen bir meydan okumada kendi çıkarlarını savunmaya hazır olup olmadığı” meselesi.
Avrupa’dan şimdiye kadar bir “direniş” açıklaması gelmedi. Bugüne kadarki en net yanıt, 6 Ocak’ta yedi Avrupa ülkesinin devlet ve hükümet başkanları tarafından yapılan açıklama.
Açıklamada, NATO’nun Arktik bölgesinin öncelikli önem taşıdığını açıkça belirttiği ve bu nedenle Avrupalı müttefiklerin çabalarını artırdığı belirtiliyor.
Fakat bu, “egemenlik, toprak bütünlüğü ve sınırların dokunulmazlığı dahil olmak üzere BM Şartı ilkelerine bağlı kalarak” ve “NATO müttefikleriyle, ABD dahil, birlikte ve toplu olarak” yapılmalı.
Bunları “evrensel ilkeler” olarak nitelendiren ve “Onları savunmaktan vazgeçmeyeceğiz” diyen Avrupa devletleri, ayrıntılı savunma önlemlerinden veya ABD’nin Grönland’ı ilhak etmesinin olası sonuçlarından bahsetmedi.