Ortadoğu
BAE cephesinden OPEC kararının nedenleri
Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), 1 Mayıs itibariyle Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü’nden (OPEC) ayrıldığını açıkladı.
BAE’nin uzun süredir ABD Büyükelçiliği görevini yürüten Yusuf el-Uteybe, Financial Times (FT) için kaleme aldığı bir makalede ülkesinin kararının nedenlerini anlattı.
El-Uteybe’ye göre bu karar, “üretim kotaları ya da savaş dönemindeki aksaklıkların” çok ötesinde bir anlam taşıyor: Karar, küresel enerji piyasalarındaki yapısal değişiklikleri, dünya ekonomisindeki temel dönüşümleri ve BAE’nin şu anki konumuna ve geleceğe yönelik hedeflerine dair net bir bakış açısını yansıtıyor.
OPEC’in, bağımsızlıklarını yeni kazanmış ve ekonomisi petrole bağımlı olan ülkeler için kurulduğunu savunan elçi, 1971’de resmen kurulan BAE’nin ekonomisinin “neredeyse tamamen petrol gelirlerine bağlı” olduğuna işaret etti.
Yusuf el-Uteybe şöyle devam etti:
“OPEC’in işleyişi –toplu üretim yönetimi, ortak disiplin, koordineli fiyatlandırma– uluslararası enerji piyasalarına ve küresel ekonomiye yeni adım atan bir ülke için mantıklı bir yaklaşımdı. Bu yapı, küçük ve bağımsızlığını yeni kazanmış bir ülkenin kendi başına sağlayamayacağı uzmanlık, istikrar ve etki gücü sunuyordu. Fakat o ülke artık yok.”
Şu anda BAE’nin GSYİH’sinin dörtte birinden azının enerjiyle bağlantılı olduğunu hatırlatan yazar, ülkede en hızlı büyüyen sektörler arasında havacılık, lojistik, ileri imalat, yapay zeka, turizm ve yaşam bilimlerini saydı.
Son dört yıl içinde Hindistan, Güney Kore, Endonezya, Ukrayna, İsrail, Kenya, Malezya, Vietnam, Ürdün ve diğer ülkelerle 35 kapsamlı iktisadi ortaklık anlaşması imzaladıklarına işaret eden el-Uteybe, AB ile ikili bir ticaret anlaşması üzerinde çalıştıklarını da vurguladı.
ABD ile 1,4 trilyon dolarlık bir yatırım ve teknoloji ortaklığı taahhüdünde bulunduklarını belirten elçi, “Bu, temel ilgisi kolektif bir çerçeve içinde petrol arzını yönetmek olan bir ülkenin profili değil,” iddiasında bulundu.
El-Uteybe’ye göre dünyanın daha güvenilir ve uygun fiyatlı enerjiye ve bunu sağlayabilecek üreticilere ihtiyacı var. BAE’nin önemli bir yedek kapasiteye ve bunu genişletmek için gerekli altyapıya sahip olduğunu savunan el-Uteybe, “Çevremizde ne olursa olsun, enerjimizin ihtiyaç duyan pazarlara ulaşmasını sağlamak için yeni boru hatlarına, liman iyileştirmelerine ve güçlendirilmiş lojistik sistemlere on milyarlarca dolarlık yatırım yapmayı planlıyoruz. Üretim kapasitesi hedefimiz, 2027 yılına kadar günlük 5 milyon varil,” dedi.
Ortak üretim çerçevesi içinde bu kapasitenin “atıl durumda kaldığını” ileri süren el-Uteybe, bu nedenle OPEC’ten ayrılmanın “yalnızca ticari bir hesap değil, bir sorumluluk” olduğunu yazdı:
“BAE, küresel enerji güvenliği ve uluslararası iktisadi istikrarın gerçekten tehlike altında olduğu bir dönemde bu güvenliğe ve istikrara katkıda bulunma kapasitesine sahip. Biz de bunu yapmayı planlıyoruz.”
Genişletilmiş üretimden elde edilen gelirleri sadece biriktirmeyeceklerini, bunları gelişmekte olan ülkelerdeki altyapı yatırımlarına yeniden yatıracaklarını söyleyen BAE elçisi, yenilenebilir enerji için de büyük bütçeler ayırdıklarını belirterek, “Petrol ile enerji dönüşümü arasında bir seçim yapmıyoruz. Birini diğeriyle finanse ediyoruz,” dedi.
Öte yandan el-Uteybe, OPEC’in “tüketicilere verimli, iktisadi ve düzenli bir petrol tedariki sağlamak amacıyla petrol piyasalarının istikrarını güvence altına almak” şeklinde beyan ettiği misyonunun İran tarafından hiçe sayıldığını, ama buna rağmen Tahran’ın “hâlâ tam üye statüsünü koruduğunu” söyledi.
El-Uteybe, “Pazar günü İran, ateşkes ve uluslararası hukuku ihlal ederek Körfez’deki petrol tankerlerine ve enerji altyapısına yönelik saldırılarını yeniden başlattı,” dedi.
Altı kezOPEC başkanlığı yapan babasının da sözlerini aktaran el-Uteybe, yazısını şöyle bitirdi:
“Geçen hafta babamla konuştum. OPEC’in altı kez başkanlığını yapmış biri olarak, kariyerinin büyük bir bölümünü adadığı bu örgütü Birleşik Arap Emirlikleri’nin terk etmesine karşı karışık duygular besleyeceğini düşünmüştüm.
Fakat o, bana bunun başından beri planlanan bir şey olduğunu hatırlattı. (…) biz de OPEC’i geride bırakmıştık. Petrol gelirleri her zaman bir amaca ulaşmak için bir araçtı, dedi. Hedef hiçbir zaman bir petrol devleti olmak değildi. Hedef, daha kalıcı bir şey inşa etmekti – çeşitlendirilmiş bir ekonomi, bir bilgi toplumu, dünya bundan sonra ne hale gelirse gelsin gelişebilecek derinliğe ve ortaklıklara sahip bir ülke.”