Diplomasi
Berlin’de tanıtılan Global Geopolitics, çok kutupluluğa ve değişen küresel düzene ışık tutuyor

Uluslararası akademisyenler ve politika uzmanları, uluslararası ilişkilerin karmaşık dinamiklerini, güç yapılarını ve küresel stratejik eğilimleri mercek altına alan yeni hakemli akademik dergi Global Geopolitics’in tanıtımı için Berlin’de bir araya geldi.
Berlin merkezli Avrasya Topluluğu (Eurasian Society) işbirliğiyle düzenlenen açılış yuvarlak masa toplantısı; Batı’nın tek kutuplu hegemonyasının zayıflaması, bazı konuşmacıların “medeniyet devletleri” olarak tanımladığı yapıların yükselişi ve giderek parçalanan küresel ortamda değer odaklı dış politikaya yönelik farklı yaklaşımların tartışıldığı bir platforma dönüştü.
Değişen dünyada kapsayıcılık taahhüdü
Lansman, derginin Genel Yayın Yönetmeni Efe Can Gürcan’ın “köklü değişim” ve “büyük geçiş” olarak nitelendirdiği bir dönemde gerçekleşti. Queen’s University Belfast ve Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) üyesi Dr. Gürcan, derginin jeopolitik alanındaki tartışmaları genişletme hedefini ortaya koydu.
Açılış konuşmasında “Bugün köklü bir değişim anında buluşuyoruz… ve jeopolitik, gündemimizin ön sıralarında, manşetlerde yeniden yerini alıyor” ifadelerini kullanan Gürcan, jeopolitik meselelere artan ilgiye rağmen “münhasıran jeopolitik çalışmalarına odaklanmış çok az sayıda akademik dergi bulunduğuna” dikkat çekti.
Gürcan, derginin jeopolitik tartışmalarda sıkça görülen geleneksel ikiliklerin ötesine geçmeyi amaçladığını vurguladı. “Jeopolitik genellikle çatışma, dışlama ve rekabet referanslarıyla çerçevelenir” diyen Gürcan, şöyle devam etti: “Bu kısmen doğru olsa da biz çok daha geniş bir yaklaşımı benimsemeyi tercih ediyoruz… Günün sonunda her şey tek bir basit kelimeye dayanıyor: Kapsayıcılık.” Gürcan, bu yaklaşımın üç temel ayağını şöyle sıraladı:
- Coğrafi kapsayıcılık: Sadece Batı, Doğu veya Küresel Güney’den değil, yedi kıtadan akademisyenlerin katkılarını teşvik etmek.
- Disiplinler arası kapsayıcılık: Tarih, sosyoloji ve ekonomi dahil olmak üzere çeşitli disiplinlerden bakış açılarını harmanlamak.
- Analitik kapsayıcılık: Uluslararası İlişkiler (Uİ) teorisinin yanı sıra hem geleneksel hem de eleştirel jeopolitiği entegre etmek; sadece çatışmayı değil, aynı zamanda işbirliğini, bağlantısallığı ve geleneksel olmayan güvenlik sorunlarını da incelemek.

Efecan Gürcan
Gürcan, “Global Geopolitics adındaki ‘küresel’ (global) ifadesi, ‘küreselcilik’ (globalism) anlamında kullanılmıyor” diyerek bunun “bilinçli ve anlamlı bir tercih” olduğunu, herhangi bir siyasi projeyle veya ideolojik ajandayla örtüşmediğini net bir dille ifade etti. “Küresel” ve “jeopolitik” kavramlarının bir araya getirilmesi; derginin akademik titizliğin yanı sıra coğrafi, disipliner ve analitik kapsayıcılığa olan bağlılığının altını çiziyor.
Derginin editöryal altyapısı, bugünün çok kutuplu gerçekliğini yansıtacak şekilde İngiltere, Kanada, Hindistan, Çin, Japonya, Brezilya, Peru ve Türkiye gibi ülkelerden temsilcilerin yer aldığı bir kurulla oluşturuldu. İlk sayı, Ukrayna çatışması, enerji politikaları ve küresel göç gibi konuları ampirik araştırmalarla ele alıyor.
Ahlakçılığın iflası ve “Reelpolitik”in dönüşü
Dr. Gürcan’ın girişinin ardından açılış oturumu, Avrasya Topluluğu Başkanı ve daha önce Alman Dış İlişkiler Konseyi ile çalışmalar yürütmüş deneyimli tarihçi Alexander Rahr tarafından başlatıldı. Rahr, Almanya ve Batı Avrupa’daki mevcut entelektüel iklime yönelik sert bir eleştiri getirerek, “liberal değerlere” saplanıp kalmanın geleneksel diplomatik analizi işlevsiz hale getirdiğini savundu.
Rahr, “Almanya ve diğer bazı Avrupa ülkeleri, analizlerinde ve politikalarında yüzde 100 oranında sözde liberal değerlere odaklanmış durumda; başka hiçbir şeye bakmıyorlar” tespitinde bulundu. Bu ahlaki mutlakçılığın, ancak Batı’nın meydan okunamaz olduğu dönemlerde sürdürülebilir olduğunu belirten Rahr, “Batı’nın birleştiği ve güçlü olduğu geçtiğimiz 25 veya 35 yıl boyunca bu tür bir projeksiyonu sürdürmek mümkündü… Ancak şimdi ciddi bir sorunla karşı karşıyayız” diye konuştu.
Rahr, derginin çıkışını, Avrupa söylemine “Reelpolitik”i yeniden dahil etmek için gerekli bir müdahale olarak çerçeveledi. Alman kamuoyunda farklı seslerin eksikliğinden yakınan Rahr, John Mearsheimer veya Jeffrey Sachs gibi isimlerin hâlâ dikkat çekebildiği Amerika Birleşik Devletleri ile kıyaslandığında Almanya’nın durumunun iç karartıcı olduğunu ima etti.

Rahr’a göre Avrupa için jeopolitik zorunluluk açık: Yükselen güçlere ders vermekten vazgeçip onları anlamaya yönelik bir eksen değişikliği. “Odağı BRICS ülkelerine çevirmek istiyorum” diyen Rahr, “Bu BRICS ülkeleri… dünyada yeni kutuplar olma potansiyeline sahip” değerlendirmesinde bulundu.
Almanya ve Avrupa için bu uluslarla yakınlaşmanın sadece ekonomik bir seçenek değil, bir güvenlik zorunluluğu olduğunu savunan Rahr, “Bu karmaşık çok kutuplu dünyada barışı ve işbirliğini ancak bu şekilde sürdürebiliriz” dedi. Rahr özellikle, Avrupa elitlerinin “çok az, hatta neredeyse hiçbir şey bilmediğini” iddia ettiği “Çin düşüncesi” ve “Hint düşüncesi”ni kavrama gerekliliğine vurgu yaptı.
“Misyoner zihniyeti”nin tehlikeleri
Barış ve Diplomasi Enstitüsü’nden (Institute for Peace and Diplomacy) Washington üyesi Dr. Christopher Mott, “misyoner zihniyetinin tehlikeleri” başlıklı bir konuşma yaptı. Liberal uluslararası düzenin realist bir yapıbozumunu sunan Mott, dünyayı tek bir ideolojik standarda dönüştürme dürtüsünün sonsuz çatışmaya davetiye çıkardığı uyarısında bulundu.
Sözlerine filozof George Santayana’dan bir alıntıyla başlayan Mott, şu ifadeyi paylaştı: “İnsansever, tıpkı misyoner gibi, dost olmaya çalıştığı insanların genellikle uzlaşmaz bir düşmanıdır; çünkü onların kendine has ihtiyaçlarına sempati duyacak kadar hayal gücüne, onlara kendi ihtiyaçlarıymış gibi saygı duyacak kadar alçakgönüllülüğe sahip değildir.”
Sovyetlerin çöküşünü takip eden “tek kutuplu anın” tarihte en fazla 20 yıl süren “anormal bir sapma” olduğunu savunan Mott, Batı başkentlerinde hissedilen şokun, tarihin normali olan çok kutupluluğun geri döndüğünü kabullenememekten kaynaklandığını öne sürdü.

Christopher Mott
“İnsanlık tarihinin yüzde 99’u fiilen çok kutupluydu” diyen Mott, “Evrensel bir insanlık kaderine dair zihni uyuşturan yalanlarla yıkandıktan sonra, yeniden normal olmayı en yapıcı şekilde nasıl öğreneceğiz?” sorusunu yöneltti.
Mott, yükselen düzeni ortak bir yolculuk olarak görme eğilimine karşı uyardı. “Ortak bir siyasi yolculuk yok. Gelecek de en az geçmiş kadar ayrışmış olacak” diyen Mott, zorlama bir uzlaşı yerine, farklı rejim ve ideolojilerin “egemen coğrafi varlıklar” temelinde bir arada yaşadığı “çok merkezliliği” (polycentrism) savundu.
Spinoza ve Hobbes felsefesine atıfta bulunan Mott, “Liberal enternasyonalizm, ahlakın evrensel hakemi olma arayışında… bir zamanlar en büyük varlığının, varoluşun birçok biçimini kabul etmesi olduğunu unuttu” dedi. Avrupalı devletleri, kendilerini dünyanın geri kalanından izole eden evrenselci bir dünya görüşünü ihraç ederek “militan hümanizmin Suudi Arabistan’ı” haline gelmemeleri konusunda uyardı.
Mott’un Kuzey Atlantik için reçetesi, “durumsal realizm”e ve yerel çıkarlara dönüş oldu. Konuşmasını George Washington’ın Veda Hutbesi’ne atıfta bulunarak tamamlayan Mott, kurucu babanın yabancı güçlerle “yapay bağlar” kurmaya karşı uyarısını hatırlattı. Almanya Dışişleri Bakanı’nın değer odaklı diplomasisine gönderme yapan Mott, sözlerini “Baerbockçuluğu reddedin, durumsal realizmi benimseyin” diyerek noktaladı.
“Batı” ve “Küresel Güney” kavramlarının yapıbozumu
Stockholm Güney Asya ve Hint-Pasifik İlişkileri Merkezi Başkanı Profesör Jagannath Panda, odağı Asya ve genel küresel güç dinamiklerinin yapısal boyutuna kaydırdı. Panda, mevcut düzeni tanımlamak için kullanılan terminolojiyi sorgulayarak “Doğu-Batı” ikiliğinin artık ortadan kalktığını öne sürdü.
Son Dünya Ekonomik Forumu’na dair gözlemlerini aktaran Panda, “Davos’ta çok ilginç bulduğum şey, ekonomiden çok… siyasi ekonomi ve siyasi güvenliğin konuşulmasıydı” dedi. Donald Trump ve Justin Trudeau gibi liderlerin konuşmalarının, geleneksel Batı bloğundaki çatlamayı gözler önüne serdiğini belirtti.
“Bugün ‘Batı’ diye bir şey kalmadı” iddiasında bulunan Panda, “Eğer Batı yoksa, Batı ile Doğu arasında bir kavgadan söz edebilir miyiz? Muhtemelen böyle bir kavga da yok” dedi. Bu şüpheciliği “Küresel Kuzey” terimine de genişleten Panda, çıkarların yakınlaşmasının, ülkelerin çoklu ve örtüşen güç tipolojilerinde yer aldığı “rekabetçi bir dünya düzeni” yarattığını savundu.
Panda; çok taraflılığı (ağlar kuran bir süreç), çok kutuplu yapıyı (gücün yapısal tabanı) ve çok kutupluluğu (gücün dağılım aracı) birbirinden ayırdı. Tamamen çok taraflı bir mekanizma olarak işleyen Asya Altyapı Yatırım Bankası’nın (AIIB) aksine, BRICS’in bu üç unsuru birleştiren benzersiz bir varlık olduğunu kaydetti.
Ulusların artan stratejik özerkliğine dikkat çeken Panda, Hindistan ile Avrupa Birliği arasındaki son ticaret müzakerelerine işaret etti. AB liderlerinin Hindistan’ın Cumhuriyet Bayramı’nda ilk kez onur konuğu olmasının, ideolojik uyumdan ziyade karşılıklı ihtiyaçtan doğan “özel bir kimyaya” işaret ettiğini belirten Panda, “Her iki taraf da benzersiz bir şeyden bahsediyor: Stratejik özerklik” dedi.
Panda ayrıca küresel çatışmanın doğasında bir değişim öngörüsünde bulundu. Toprak anlaşmazlıkları devam etse de, “gelecek dönemde küresel siyaseti kaynak siyasetinin şekillendireceği” uyarısında bulundu. Tedarik zincirleri ve hammaddeler üzerindeki kontrolün, geleneksel toprak işgallerinin önüne geçeceği bu yeni arenada Myanmar, Bangladeş, Sri Lanka ve Maldivler gibi kıyı ve koridor ülkelerini kritik aktörler olarak tanımladı.
Kaos imparatorluğu ve enerji savaşları
Kapanış konuşmasını, neoliberalizm eleştirileriyle tanınan İtalyan gazeteci ve yazar Thomas Fazi yaptı. Günün en sert değerlendirmesini sunan Fazi, mevcut jeopolitik geçişi “Batı’nın 500 yıllık ekonomik, siyasi ve askeri küresel hegemonyasının sonu” olarak nitelendirdi.
Fazi, Batılı olmayan dünyanın yükselişinin doğal bir evrim olması gerekirken, Batılı elitlerin bunu “varoluşsal bir tehdit” olarak gördüğünü ve politika yapımında bir tür “klinik” deliliğe sürüklendiğini savundu. Fazi, “ABD ve Batılı güçler, çok kutupluluğa geçişi durduramasa bile yavaşlatmak için ellerinden geleni yapıyor” dedi.

Thomas Fazi
Trump yönetiminin dış politikasına dair kışkırtıcı bir analiz sunan Fazi, düzensiz görünen davranışların aslında “kurgulanmış kalıcı kaos” stratejisinin bir parçası olduğunu öne sürdü. Fazi’ye göre Trump rastgele ülkelere saldırmıyor, Çin liderliğindeki sistemin Venezuela ve İran gibi “zayıf halkalarını hedef alıyor.”
“Kaos… Trump’ın stratejisinde, stratejinin bizzat kendisidir” diyen Fazi, bunu daha geniş bir ABD hedefiyle ilişkilendirdi: Enerjinin fiziksel ve finansal akışı üzerindeki kontrolü yeniden tesis etmek. Fazi, Rusya ve İran gibi ülkelerin ABD yargı yetkisi dışında ticaret yapmasıyla hızlanan petrodolar sistemindeki “çözülmenin”, Amerikan hegemonyası için ölümcül bir tehdit oluşturduğunu savundu.
Canlı soru-cevap oturumu: Güç, ticaret ve Avrupa’nın geleceği
Batılı olmayan güçlerin dayanıklılığına ilişkin bir soruya yanıt veren Mott, sadece ulus-devlet olmanın ötesinde derin tarihsel köklere sahip devletlerin daha iyi performans gösterdiğini belirtti.
“Temeli… seçim döngülerinden biraz daha tarihi bir şeye dayanan devletler… işte bunlar öne çıkacak devletlerdir” diyen Mott; Çin, Hindistan ve Etiyopya’yı, kimlikleri tek bir yönetim biçimini aştığı için siyasi fırtınalara göğüs gerebilen güçlerin başlıca örnekleri olarak gösterdi. Arap ulus devletlerinin kırılganlığını Türkiye ve İran’ın tarihsel derinliğiyle kıyaslayan Mott, “İran, gücünün ötesinde etki yaratmasını sağlayan bir süreklilik seviyesine sahip” değerlendirmesinde bulundu.
Rahr bu kavrama bir Avrupa boyutu ekleyerek, Avrupa’nın bir zamanlar sahip olduğu “kültürel birliğin”, “80 yıllık Amerikanlaşma” ile aşındığını savundu. Rahr, Rusya’yı da içermesi gerektiğinde ısrar ettiği bu kültürel hafıza geri kazanılmadan, Avrupa’nın parçalanma veya vassallığa (uydu devlet konumuna) indirgenme riskiyle karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu.
Soru-cevap bölümünde gelecek dönemin ekonomik mimarisi de ele alındı. Küresel ekonominin geleceğine dair soruları yanıtlayan panelistler, sınırsız küreselleşme çağının sona erdiği, yerini güvenlikleştirilmiş ticaret ve korumacılığın aldığı konusunda hemfikirdi.
Mott, “Uluslararası serbest ticaretten topyekûn bir uzaklaşma göreceksiniz” öngörüsünde bulundu. “Her şey ulusal güvenlik şartlarıyla meşrulaştırılacak.” Mott, verimliliğin jeopolitik güvenilirlik uğruna feda edildiği “devlet güdümlü tercihli ticaret yöntemlerinin” hakim olacağı bir gelecek tasvir etti.
Batı’da “serbest piyasanın” her zaman bir efsane olduğunu belirten Fazi ise, mevcut değişimin “devlet ve şirket gücünün füzyonunu” temsil ettiğini savundu. Küreselleşmeden bu geri çekilişin, yerel yaşam standartlarını iyileştirmek yerine savunmacı bir dille çerçevelenmesini eleştiren Fazi, “Batılı liderlerin… vatandaşlarımızın hayatlarını iyileştirmek için yatırım yapmaktan bahsettiğini görmüyoruz. Hayır, güvenliği sağlamalıyız ki… düşmanlarımız bize şantaj yapamasın diyorlar” ifadelerini kullandı.
Panda, korumacılığın artmasıyla birlikte ticaret anlaşmazlıklarının karmaşıklığının da artacağını ekledi. AB-Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması’nı (STA) liberal ekonominin bir zaferi olarak değil, zorunluluktan doğan “uzlaşılmış bir anlaşma” olarak niteleyen Panda, “Avrupa’nın ortaklıklara… ekonomik güvenliğe büyük ihtiyacı var” dedi ve anlaşmanın her iki taraf için de Çin ve ABD’den uzaklaşarak çeşitlenmeyi temsil ettiğini kaydetti.

Jagannath Panda
Tartışma, çok kutuplu sistemde Avrupa’nın rolüne dair bir fikir teatisiyle sona erdi. Sert bir duruş sergileyen Fazi, Avrupa Birliği ve NATO’nun yapısal olarak yeni gerçekliğe uyum sağlama yeteneğinden yoksun olduğunu savundu. Reform umutlarını “illüzyon” olarak nitelendiren Fazi, “Avrupa Birliği tamamen tarih dışı bir gerçeklik… demokrasiyi içi boşaltılmış bir imparatorluk modeli” iddiasında bulundu.
Daha ılımlı bir görüş sunan Panda ise, Avrupa’nın kararsızlığının en büyük zayıflığı olduğunu öne sürdü. ABD’ye bağımlılık yerine bağımsız bir kutup olarak hareket eden bir Avrupa’yı savunan Panda, “Geleceğin ordusuna sahip olmak için… bir karar vermenin zamanı geldi” çağrısında bulundu.
Mott, yükselen düzen için son bir stratejik reçete sundu: Hegemonyanın reddine dayalı bir “modus vivendi” (yaşayış tarzı/geçici uzlaşı). “İstikrarlı bir çok kutuplu düzenin gelecekteki mimarlarını birleştirmesi gereken tek şey, revizyonizmle etkili bir şekilde mücadele etmektir” diyen Mott, tek bir gücün dünyaya hakim olmasını engellemek için tampon görevi gören “dengeleyici güçler” ve “bağlantısızlar ligi”nden oluşan bir sistem tasavvur etti.
Diplomasi
G20 ticaret bakanları açıklamasına tek itiraz Çin’den geldi

G20 ticaret yetkilileri bu hafta Milwaukee’de bir araya geldi ve küresel çelik arz fazlasıyla mücadeleye yönelik yeni bir anlaşma duyurdu.
“Milwaukee Çerçevesi”, ülkeleri piyasayı bozan sübvansiyonları kısıtlamaya ve çelik ithalatı ile ticaretin kuralları dışına çıkarılmasının izlenmesini artırmaya çağırıyor.
Ayrıca, olası gümrük vergileri de dahil olmak üzere, kapasite fazlasına karşı “kanıta dayalı önlemleri” destekliyor.
Bu anlaşma, Eylül ayında Kuzey Carolina’nın Asheville kentinde düzenlenen G20 maliye bakanları toplantısında varılan daha geniş kapsamlı bir mutabakatın ardından geldi.
Toplantıda ABD ve diğer neredeyse tüm G20 ekonomileri, büyük ve kalıcı ticaret dengesizliklerinin diğer ülkelere zarar verebileceği konusunda mutabık kaldı.
Büyük ticaret fazlası olan ülkelerden, büyüme için ihracata aşırı bağımlı hale getiren politikalarını gözden geçirmelerini isteyen bir bildirgeyi imzaladılar.
Çin, bu bildirgeye itiraz eden tek G20 üyesi oldu.
Axios’a göre giderek daha fazla ülke, Donald Trump’ın küresel ticaretteki sorunlara ilişkin argümanının temel bir unsurunu benimsiyor. Üstelik bu durum, Trump’ın uyguladığı gümrük vergilerinin dünya ekonomisini sarsmasına rağmen gerçekleşiyor.
On yıllardır hükümetler, aşırı çelik üretimi de dahil olmak üzere küresel ticaretteki dengesizlikler konusunda uyarıda bulunuyorlar.
Değişen şey ise, yerli sanayilere verilen zararı kabul etme ve onları koruma konusundaki istek.
ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, konferansın aralarında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çoğu ülke bu küresel sorunlara katılıyor, insanlar teşhise katılıyor fakat harekete geçmekten çekiniyorlar,” dedi.
Greer’e göre Milwaukee anlaşmasının “2015 yılında gerçekleşmesi” mümkün değildi.
Greer şöyle konuştu:
“Diğer tüm ülkeler, ABD pazarına erişimlerini sürdürmek istiyorlarsa uluslararası sistemi yeniden düzenlememiz gerektiğini biliyorlar. Yaratıcı fikirler, yeni yapılar ve tutarlı planlar ortaya koydukça, onlar da bu sürece katılıyorlar.”
AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, salı günü Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezinde Greer ve imalat sektöründen CEO’larla düzenlenen yuvarlak masa toplantısında, yönetimin kapasite fazlası konusuna odaklanmasını olumlu karşıladı.
Greer, “Ticaret komiseri ve diğerleri de dahil olmak üzere Avrupa’daki pek çok kişinin bu konu hakkında oldukça net bir görüşe sahip olduğunu düşünüyorum… Onlar, bizim 10 yıl önce atmaya başladığımız bazı adımları atmaya başlıyorlar,” dedi ve Avrupa’nın kendisinin de küresel kapasite fazlasına katkıda bulunduğuna inandığını ekledi.
ABD’nin ticaret ortakları, Washington ile birlikte çözmeye çalıştıkları bazı sorunları hedef alan gümrük vergileriyle ya da bu vergilerin uygulanma olasılığıyla karşı karşıya kalıyor.
Kanada’nın ABD’ye yaptığı çelik ihracatının çoğu %50’lik bir gümrük vergisiyle karşı karşıya.
Ülkenin ticaret yetkililerinden biri Milwaukee’ye vardığında, belirli Kanadalı ürünlere yönelik bir ithalat yasağı yürürlüğe girdi.
Greer ayrıca 16 ekonomideki kapasite fazlası ve üretimi de soruşturuyor ve bu soruşturmalar nihayetinde yeni gümrük vergilerinin önünü açabilir.
Greer, yuvarlak masa toplantısındaki gerginliği kabul ederek, ABD ile ticaret ortakları arasında anlaşmazlıklar olabileceğini ama yine de başka yerlerdeki üretim fazlası konusunda ortak endişeleri paylaştıklarını belirtti.
Dış ticaret bakanları dün öğleden sonra, Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezine 1,5 mil (yaklaşık 2,4 km) uzunluğundaki bir yolculuk için otobüslere bindi ve burada fabrika tesisini gezdi.
Bu “saha gezisi”, Trump yönetiminin teşvik etmek istediği türden ileri düzey yerli üretimi sergilemeyi amaçlıyordu.
Rockwell, bakanlara gezi için çelik burunlu spor ayakkabılar hediye etti (bu ayakkabılar Vietnam’da üretilmişti).
Fabrikalarda kullanılan otomasyon teknolojisi üreten Rockwell, ABD’deki tesislerine, insan kaynağına ve teknolojiye 2 milyar dolarlık yatırım yapıyor.
Fakat gümrük vergileri de bu üreticinin maliyetlerini artırıyor. Rockwell, yaz aylarında yatırımcılara bazı müşterilerinin projelerini ertelediğini bildirdi.
CEO Blake Moret, şirketin kazanç açıklamasında, “Gümrük vergileri ve enflasyon açısından bu kadar dalgalı bir ortamda, müşteriler iş planlarının maliyet tarafının sağlam olduğundan emin olmak istiyorlar,” dedi.
Diplomasi
Tayvan, Xi-Trump zirvesinin ardından gelen F-16V teslimatını memnuniyetle karşıladı

Tayvan, ayrı bir milyarlarca dolarlık silah paketine ilişkin ABD başkanlığı tarafından getirilen askıya alma kararına rağmen, uzun süredir ertelenen iki adet F-16V savaş uçağının teslimatını, ABD’nin askeri desteğinin devam ettiğinin bir göstergesi olarak değerlendirdi.
Cuma günü doğudaki Taitung ilçesindeki Chihhang Hava Üssü’ne ulaşan iki tek kişilik uçak, 1997 yılında orijinal F-16A/B filosunun teslimatlarının başlamasından bu yana adanın aldığı ilk yeni F-16’lar.
Önceki versiyonlarla karşılaştırıldığında, F-16V konfigürasyonu Northrop Grumman APG-83 aktif elektronik taramalı dizi radarını, güncellenmiş aviyonik sistemleri ve geliştirilmiş hedef tespit ve izleme yeteneklerini içermektedir.
Bu iki uçak, ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk görev dönemi sırasında, Ağustos 2019’da Washington tarafından onaylanan 247,2 milyar NT$ (7,76 milyar ABD doları) tutarındaki 66 adet F-16V satışının bir parçası.
İki uçağın, geçen hafta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ABD’ye yaptığı devlet ziyaretinden yaklaşık bir ay önce, ağustos ayı sonunda Tayvan’a ulaşması bekleniyordu. Ne Taipei ne de Washington, gecikmeyle ilgili kamuoyuna bir açıklama yapmadı.
Kongre’nin gayri resmi incelemesinden geçen, Taipei’ye yönelik yaklaşık 14 milyar ABD doları değerindeki ayrı bir silah paketi ise başkanın onayı beklenirken askıda kalmaya devam ediyor.
Trump’ın Xi’yi sıcak bir şekilde karşılamasının adada bir miktar belirsizliğe yol açmasının ardından, cuma günkü teslimat Tayvan’ın iktidar partisi Demokratik İlerleme Partisi (DPP) tarafından memnuniyetle karşılandı.
Tayvanlı lider William Lai Ching-te, Tayvan’ın kendini savunmasına yönelik “uzun vadeli desteği” ve iki taraf arasındaki güvenlik işbirliğini derinleştirmeye devam ettiği için Washington’a teşekkür etti. Ayrıca, bu teslimatı bölgesel istikrarla ilişkilendirerek, bunun ABD’nin “güvenliği ilerletmek için Tayvan dahil Hint-Pasifik ortaklarıyla birlikte çalışma” taahhüdünü gösterdiğini belirtti.
Demokrasi İlerleme Partisi (DPP) milletvekili Chen Kuan-ting de, bu teslimatın zirveden bu yana ABD’nin silah satışlarında “yapısal bir değişiklik” olmadığını gösterdiğini belirtti.
Buna karşılık, muhalefetteki Kuomintang milletvekili Ma Wen-chun, uçakların gelmesinin programdaki gecikmelerden dikkatleri başka yöne çekmemesi gerektiğini belirterek, savunma bakanlığını kalan uçaklar için net bir takvim sunmaya çağırdı. “İkisi geldi; kalan 64’ü de zamanında gelmelidir” dedi.
Tayvan Savunma Bakanlığı başlangıçta 66 savaş uçağının tamamını yıl sonuna kadar teslim almayı umuyordu, ancak program planlanan takvimin çok gerisinde kaldı. Tayvanlı yetkililer, takvimi etkileyen başlıca faktörler arasında üretim hattının yer değiştirmesini ve tedarik zincirindeki aksaklıkları gösterdi.
Savunma Bakanı Wellington Koo Li-hsiung cuma günü, yıl sonuna kadar daha fazla F-16V’nin teslim edileceğini söyledi, ancak kesin bir sayı vermedi.
İlk iki savaş uçağının teslim süreci de beklenmedik bir şekilde uzamıştı.
17 Ağustos’ta ABD anakarasından ayrılan uçaklar, Pasifik’i aşan yolculuklarında havada yakıt ikmali yaparak 21 Ağustos’ta Hawaii’deki Pearl Harbour-Hickam Ortak Üssü’ne ulaştı. Uçakların birkaç gün içinde Tayvan’a doğru yola devam etmeleri bekleniyordu, ancak bunun yerine üssünde neredeyse altı hafta kaldılar.
Tayvanlı medya ve askeri gözlemciler, teknik sorunlar, elverişsiz hava koşulları ve yakıt ikmal uçağının bulunmaması gibi çeşitli olası açıklamalar öne sürdü.
Nedeni açıklanamayan bu gecikme, Tayvan’da Washington’un, Xi’nin ABD’ye yapacağı devlet ziyaretinden kısa bir süre önce siyasi açıdan hassas bir teslimatı önlemek istemiş olabileceğine dair spekülasyonlara yol açtı.
Tayvan’ın United Daily News gazetesi, isimsiz bir kaynağa atıfta bulunarak, bu hafta bir ekipman sorununun uçağın Hawaii’de gecikmesine neden olmasının ardından Washington’un, teslimatın Xi’nin ziyareti etrafında daha fazla karmaşıklığa yol açmasını istemediğini bildirdi.
Ne ABD ne de Tayvanlı yetkililer, teslimatın zamanlamasını Xi’nin Washington ziyaretiyle ilişkilendirdi.
South China Morning Post, Xi’nin Washington ziyaretinden önce, yönetimin Tayvan’a yönelik büyük çaplı yeni silah satışlarını ertelemeyi değerlendirdiğini bildirmiş; kaynaklar, Pekin’in Xi’nin gezisi sırasında yeni anlaşmaların onaylanmamasını sağlamak için Washington’a gizlice baskı uyguladığını belirtmişti.
14 milyar ABD doları tutarındaki silah paketi, bu yılın başlarında zaten askıya alınmıştı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Washington’un silah satışlarını değerlendirirken kendi askeri ihtiyaçlarını, üretim kapasitesini ve silah stoklarını yenileme gerekliliğini de göz önünde bulundurması gerektiğini vurgulamıştı.
Geçen hafta Trump ile yapılan zirve sırasında Xi, ABD’nin “Tayvan bağımsızlığına” karşı çıkacağını ve Tayvan meselesini ihtiyatla ele alacağını umduğunu yineledi.
ABD Dışişleri Bakanlığı, zirvenin ardından Tayvan’a yönelik genel ABD politikasının değişmediğini vurgulamaya çalıştı.
Diplomasi
NATO’nun Kafkasya’daki genişlemesine Fransız-Türk anlaşmazlığı engel oluyor

NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan ile işbirliğini güçlendirme çabası, Fransa ile Türkiye arasındaki gerginlik nedeniyle tıkanma noktasına geldi.
POLITICO’ya konuşan üç NATO diplomatına göre, Fransa, bir Fransız vatandaşının tutuklanmasını temel gerekçe göstererek Bakü ile yeni bir ortaklık planını onaylamayı reddetti.
Buna karşılık Türkiye de, yakın müttefiki Azerbaycan’a dayanışma göstermek amacıyla Ermenistan’ın planının yenilenmesini engelledi.
Beş NATO diplomatı, iki Kafkas ülkesinin tatbikatlar, askeri eğitim ve diğer alanlarda NATO ile daha derin bir işbirliği arayışında olduğunu belirtti.
Sonuç olarak, her iki plan da bir yılı aşkın süredir belirsizlik içinde kaldı.
Aylar süren NATO anlaşmazlığı, geçen hafta Fransa’nın Rusya’ya yönelik AB yaptırımlarının yenilenmesini engellemesinin ardından yeni bir aciliyet kazandı.
Paris, Brüksel’in Rus-Özbek milyarder Alişer Usmanov’a yönelik kısıtlamaları kaldırmasının ardından itirazını geri çekti.
Bu da Azerbaycan’ı, bir Fransız vatandaşı da dahil olmak üzere birkaç tutukluyu serbest bırakmaya sevk etti.
Geçen çarşamba günü Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in tutukluları serbest bırakmasının ardından Fransa, NATO ile Bakü arasındaki bağların güçlendirilmesine yönelik vetosunu kaldırması yönünde baskı altında bulunuyor.
NATO diplomatlarından biri, “Eğer veto hakkını kaldırmazlarsa, bu ne sağlam bir siyasi hamle olur ne de ittifakın çıkarları doğrultusunda hareket eden bir müttefik olarak kendilerini göstermiş olurlar. Ermenistan için bu çok tehlikeli; onların yakınımızda olmasının iyi olduğunu düşünüyoruz,” dedi.
İkinci bir NATO diplomatı ise şöyle konuştu: “Bir hayal kırıklığı var: İkili meseleler için NATO’yu kullanmayı bırakın.”
Hem Ermenistan hem de Azerbaycan, son yıllarda Rusya ile ilişkilerini soğutmuş durumda ve Avrupa ile bağlarını derinleştirmeye çalışıyor.
Erivan, Moskova liderliğindeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (CSTO) savunma ittifakındaki üyeliğini askıya aldı, AB üyeliği lehine bir yasa kabul etti ve buna karşılık Moskova’dan ticaret kısıtlamaları ve sert eleştirilerle karşı karşıya kaldı.
Fransa uzun süredir Ermenistan ile yakın ilişkiler sürdürürken, Bakü ise bölgedeki Rus etkisini dengelemek için Türkiye ile olan yakın ittifakına güveniyor.
Bir Türk yetkili, “Mesele kesinlikle bir Türkiye-Fransa ya da Türkiye-Ermenistan kavgası değil,” diyerek şunları ekledi:
“Her ikisinin de erken onaylanmasını sağlamak amacıyla, Ermenistan ve Azerbaycan’ın ITPP [Bireysel Olarak Uyarlanmış Ortaklık Programları] belgelerini birlikte onaylamaya oldukça uzun bir süredir hazırız.”
NATO’nun ITTP ortaklıkları, ittifakın NATO üyesi olmayan ülkelerle siyasi diyalog ve askeri işbirliği için kullandığı başlıca araç.
Bu programlar dört yılda bir yenilenir ve hedeflerinin düzeyi, yararlanıcı ülkelerin ittifakla entegre olma isteğine bağlı.
Üç diplomat, yeni planlara ilişkin müzakerelerin neredeyse sonuçlandırılmak üzere olmasına rağmen, yaşanan gecikme nedeniyle NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan’ın güncelliğini yitirmiş ortaklıklarını geçici olarak uzatmak zorunda kaldığını belirtti.
Yeni planlar, bu ülkelerin ortak askeri tatbikatlara katılımına olanak tanıyacak, ordular arası eğitimi artıracak ve yerel İngilizce derslerinin düzenlenmesine kadar uzanan kültürel işbirliğini yoğunlaştıracak.
Bazıları, Erivan’ın dış politikasını Rusya’dan uzaklaştırmak için aldığı riskler göz önüne alındığında, bu gecikmenin Ermenistan’ın Batı ile yeniden yakınlaşma çabasını da engelleyebileceğinden endişe duyuyor.
“Bu bir endişe kaynağı… Bazı ülkelerde beklentiler yaratıyoruz, sonra da bunları karşılayamıyoruz — bu da daha sonra kızgınlığa yol açabilir,” diyen üçüncü NATO diplomatı, Bakü ve Erivan’ı ittifaka yaklaştırmanın her iki ülke arasındaki kırılgan barışı pekiştirmeye yardımcı olabileceğini de sözlerine ekledi.
Diplomat, “Artık iki ülke arasında barış olduğu için, bu NATO’nun onları daha fazla kendi tarafımıza çekmesi için iyi bir fırsat,” diye ekledi.
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya1 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya1 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak









