Dünya Basını
Beyaz Saray’da “İran” çekişmesi
ABD bu hafta sonu İran’la anlaşmaya varacak mı?
“Mayıs sonuna kadar ya İran’la ciddi müzakerelere başlarız ya da askeri bir müdahale olasılığı ortaya çıkar.”
Jay Solomon / The Free Press
Donald Trump geçen ay Oval Ofis’teki masasına oturdu ve geçen yıl Trump’ı öldürmeyi planladığı iddia edilen İran’ın Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney’e yazdığı mektubun son taslağını bizzat düzenledi.
Trump, İran’ın ilerleyen nükleer programı konusunda doğrudan müzakere isteğini dile getiren mektup üzerinde yardımcılarıyla fikir alışverişi yaptı, bazı satırları ve ifadeleri bizzat çizip çıkardı. Ardından mektup, Birleşik Arap Emirlikleri’nden diplomatik aracılarla Tahran’a gönderildi.
The Free Press‘e konuşan üst düzey yönetim yetkilileri, Trump’ın 85 yaşındaki Şii din adamı Hamaney’e mektubunda bir de uyarıda bulunduğunu söyledi.
Mektupta, Trump, mart ayında başlayan iki aylık ciddi bir müzakere süreci için fırsat sundu. Aksi takdirde, ABD’nin İsrail’in İran’daki nükleer tesislerine saldırısını destekleyebileceği veya bu saldırıyı tek başına gerçekleştirebileceği belirtildi. Bir yetkili, “Mayıs sonuna kadar ya İran’la ciddi görüşmeler yaparız ya da askeri bir müdahale gündeme gelebilir” dedi.
Trump’ın mektuptaki doğrudan rolü, ilk dönemindeki İran politikasına göre büyük bir değişim anlamına geliyor. İlk döneminde, Obama döneminde imzalanan ve İran’ın nükleer programını sınırlandırmayı ve ekonomisini iyileştirmeyi hedefleyen anlaşmadan çekildi.
O dönemde Trump’ın ekibi, İran konusunda şahin olan eski generallerden oluşuyordu. Bu ekip, İslam Cumhuriyeti’ne karşı şimdiye kadar atılmış en cesur adımlardan birini destekledi: 2020 ‘de üst düzey general Kasım Süleymani’yi Bağdat’taki bir havaalanında öldüren insansız hava aracı saldırısı.
Trump’ın yeni Beyaz Saray’ı ise daha güvercin bir tonda konuşuyor. Başkan ve üst düzey yardımcıları son haftalarda, özellikle de finansal piyasalar dalgalanırken, İran’la doğrudan bir askeri çatışmadan kaçınma isteklerini defalarca vurguladılar. İran’a yönelik bir saldırının, küresel petrol fiyatlarını ciddi şekilde artırabileceği vurgulanıyor.
Ancak The Free Press‘e konuşan yetkililer, Trump’ın ikinci yönetimi içinde ulusal güvenlik ve dış politika konularında giderek gerginleşen bir bölünme olduğunu söyledi.
Bir yanda, ABD’nin askeri müdahalelerine karşı temkinli olanlar var. Bunların arasında Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff yer alıyor. Tucker Carlson gibi dışarıdan MAGA’nın önde gelen isimleri de olası bir İran saldırısına karşı çıkıyorlar.
Carlson bu hafta X platformunda, “Binlerce Amerikalı ölür. Peşinden gelecek savaşı kaybederiz. Ülkemiz için daha yıkıcı bir şey olamaz” diye yazdı.
Diğer tarafta ise, İran’a karşı daha sert tutum takınan isimler var: Ulusal Güvenlik Danışmanı Mike Waltz ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio. Waltz son haftalarda, İran’ın kapsamlı şekilde silahsızlandırılması gerektiğini açıkça savunuyor.
Yetkililere göre Trump’ın mektubu, bu iki yaklaşımı da yansıtıyor: uzlaşı ve savaş. Başkanın şahsi katılımı, İran politikasını doğrudan yönetmek istediğini gösteriyor.
Bu hafta sonu Umman’da yapılması planlanan görüşme, hangi yaklaşımın ağır basacağının ilk göstergesi olacak. ABD’yi temsil eden Witkoff ile İran Dışişleri Bakanı Abbas Irakçi’nin yapacağı görüşme, Trump’ın iki aylık mühletini fiilen başlatmış olacak.
Görüşmenin detayları hâlâ netleşmemiş olsa da Beyaz Saray diplomasinin tıkanması durumunda Tahran’ı askeri güçle tehdit ediyor. Beyaz Saray sözcüsü Karoline Leavitt salı günü yaptığı açıklamada, İran’ın “Başkan’la bir anlaşma yapabileceğini” ya da “bunun bedelini cehennemde ödeyeceğini” söyledi.
Trump’ın İran politikası üzerindeki iç mücadele, tekrar seçilmesinden hemen sonra başladı. Eski Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ve eski İran özel temsilcisi Brian Hook gibi ilk dönem ulusal güvenlik stratejistlerinin geri dönmesi bekleniyordu. Ancak Trump, sosyal medya üzerinden bu isimleri alenen aşağıladı ve görev almayacaklarını duyurdu.
The Free Press’e konuşan yetkililere göre, Carlson ve Trump’ın oğlu Donald Trump Jr., Pompeo ve Hook’un geri dönmesine karşı çıktı. Bu iki isim, 2020’de Süleymani suikastını desteklemişti ve bu olayın ardından İran, ABD üslerine misilleme saldırıları düzenlemişti. Bu yıl Trump, Pompeo ve Hook’un güvenlik izinlerini iptal etti. İran devlet medyası bu kararı memnuniyetle karşıladı.
Geçen hafta, Trump, görünüşe göre komplo teorisyeni ve MAGA fenomeni Laura Loomer’ın tavsiyesi üzerine Ulusal Güvenlik Konseyi’nden dört personeli görevden aldı. Bu kişilerden üçü Waltz, Rubio ve Pompeo ile çalışmıştı. Bir Cumhuriyetçi yetkiliye göre, “Bunu Waltz’ı zayıflatmak için yaptılar.”
İran konusundaki anlaşmazlıklar İsrail’e de sıçradı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun uluslararası ilişkiler danışmanı Caroline Glick, Tucker Carlson’ın İsrail’in ABD’yi savaşa sürüklemeye çalıştığı yönündeki iddialarına sosyal medyadan tepki gösterdi. Glick, “İsrail’in hiçbir zaman Amerikan askerinin sahaya inmesini istemediğini hatırlatmak isterim” dedi.
ABD adına müzakereleri yürütecek olan Witkoff, şimdiye kadar somut bir çözüm önerisi sunmadı. Ancak önceliği, İran’ın nükleer tesislerine daha fazla denetim getirmek gibi görünüyor. Bu tutum, Obama’nın 2015’te imzaladığı Kapsamlı Ortak Eylem Planı’na (KOEP) benziyor.
Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan, İran’a yönelik olası bir askeri saldırıya açıkça karşı çıkmasalar da endişelerini özel olarak dile getirdiler. Bunun nedeni, İran’ın saldırıyı destekleyen ülkelere tehditlerde bulunması ve bu üç ülkenin yatırım çekebilmek için bölgesel istikrara ihtiyaç duyması.
Bu direnişe karşılık olarak, ABD Savunma Bakanlığı geçen ay içinde Britanya’ya ait Diego Garcia adasındaki ortak üsse en az altı B-2 bombardıman uçağı konuşlandırdı. Bu uçaklar, İran’ın nükleer tesislerine yönelik bir saldırıda gerekli olan devasa sığınak delici bombaları taşıyabilecek kapasitede. ABD ve İsrailli yetkililere göre, İran’ın nükleer tesisleri, geçen yıl İsrail tarafından düzenlenen saldırılar sonrası daha savunmasız hale geldi.
ABD’li bir yetkili The Free Press’e, bu bombardıman uçaklarının İran’a, diplomasinin başarısız olması durumunda karşılaşabileceği askeri tehdit konusunda açık bir uyarı olduğunu söyledi.
ABD’li yetkililere göre Trump yönetimi İsrail ya da ABD için İran içindeki potansiyel hedefleri tartışmaya başladı bile. Mevcut ve eski ABD yönetimi yetkililerine göre potansiyel hedefler arasında İran’ın ana nükleer tesisleri ve uranyum zenginleştirme tesisleri, balistik füze ve insansız hava aracı üretim tesisleri de yer alıyor.
Ancak asıl stratejik soru şu: Trump yönetimi, İran rejiminin istikrarını tehdit edebilecek hedefleri vurmayı göze alacak mı? Eğer böyle bir yol izlenirse, hedeflerden biri Basra Körfezi’ndeki Hark Adası’nda yer alan İran’ın petrol ihracat tesisi olabilir. Diğer hedef ise İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) karargâh ve komuta merkezleri olabilir.
İran son yıllarda ekonomik sorunlardan kadınlara yönelik muameleye kadar her konuda protesto gösterileriyle çalkalanıyor. Mevcut ve eski yetkililere göre ABD’nin DMO’yu hedef alması halinde, halkın rejime karşı öfkesi daha da artabilir.
Bu hafta sonu Umman’daki görüşme öncesinde, İranlı yetkililer Trump yönetiminin ılımlı kanadıyla iletişim kurmaya ve başkanın iş yapma arzusunu kullanmaya kararlı görünüyor. İran Dışişleri Bakanı Irakçi, ABD ile yapılacak herhangi bir anlaşmanın sadece nükleer değil, ekonomik boyutunun da olacağını belirtti.
Irakçi, The Washington Post’a yazdığı yazıda şunları söyledi: “Gerçek şu ki, dünyanın dört bir yanından gelen şirketlere kapılarımızı açmaya hazırız. Bunun önündeki engel İran değil, Amerikan yönetimleri ve Kongre’dir. ABDli şirketler trilyon dolarlık fırsatı kaçırıyor.”