Bizi Takip Edin

Avrupa

Bir AfD’li ilk kez parlamento başkanı oldu

Yayınlanma

AfD’li Tobias Rausch, Saksonya-Anhalt Eyalet Meclisi’nin yeni başkanı oldu ve tarihe geçti.

35 yaşındaki Rausch, ilk tur oylamada eyaletin en yüksek makamına seçildi. Bu, Almanya’da ilk kez bir AfD üyesinin eyalet meclisi başkanlığı görevini üstlenmesi anlamına geliyor.

Rausch, Magdeburg eyalet meclisinde kullanılan 82 oydan 48’ini aldı.

Halen AfD grup sözcüsü ve eyalet parti genel sekreteri olarak görev yapan Rausch’a, kendi grubu dışındaki dokuz milletvekili oy verdi.

Eyalet meclisinde beş sandalyeye sahip BSW, seçim öncesinde AfD adayına desteğini resmi olarak açıklamıştı.

BSW Saksonya-Anhalt Eyalet Meclis Grubu Başkanı Thomas Schulze Magdeburg’da yaptığı açıklamada “meclis geleneklerine saygı duyduklarının ilk göstergesi” olarak AfD’nin adayını eyalet meclisi başkanı olarak seçeceklerini belirtmişti.

Bu durum, en az dört oyun CDU, SPD, Yeşiller veya Sol Parti’den gelmiş olması gerektiği anlamına geliyor.

Seçim gizli oylama ile gerçekleştirildiğinden, Rausch’un ek oyları hangi siyasi gruptan aldığı bilinmiyor.

CDU milletvekili grubu yürütme kurulu, eyalet meclisindeki 15 üyesine oy kullanmaktan kaçınmalarını tavsiye etmişti ama sonuçta sadece beş çekimser oy kullanıldı.

Her biri sekiz üyeye sahip olan SPD, Yeşiller ve Sol Parti, karşı oy kullanacaklarını açıklamıştı.

Rausch, göreve başlama konuşmasında liderliğiyle ilgili endişeleri gidermeye çalıştı:

“Bu görevi bir parlamento grubunun başkanı olarak değil, Saksonya-Anhalt Eyalet Parlamentosu’nun tamamının başkanı olarak yürüteceğim ve bu standartlara layık olmaya niyetliyim.”

Bir eyalet parlamentosu başkanının yetkileri oldukça geniş: Oturumlara başkanlık eder, düzeni sağlar, eyalet misafirlerini davet edebilir ve ev sahibi olarak “tüm binalarda iç tüzüğü uygulama ve polis yetkisini kullanma hakkına” da sahip.

Ayrıca, bir eyalet parlamentosu başkanı, eyalet parlamentosunun idari personeli üzerinde yetkiye sahip. Bu da, çalışanları görevden alabileceği ve başka bir göreve atayabileceği anlamına geliyor.

Rausch, AfD’nin baş adayı Ulrich Siegmund’un uzun süredir müttefiki olarak görülüyor.

Bu yılın başlarında, Rausch, nepotizmle suçlanan AfD’li siyasetçilerden biriydi.

Rausch’un kardeşlerinden birkaçı, bir dönem bir Federal Meclis üyesi tarafından istihdam edilmişti. Rausch, kardeşlerinin işe alınma sürecinde rol almadığını savunmuştu.

Eyalet parlamentosunun kurucu oturumunun gündeminde henüz yeni bir başbakan seçimi yer almıyordu. Seçimleri kazanan AfD’den Siegmund, Aralık ayında aday olacağını açıklamıştı.

Diğer partiler AfD ile koalisyon kurmak istemese de, gerekli çoğunluğu sağlayacağından emin olduğunu ifade etmişti.

Yeni bir hükümet başkanı başarıyla seçilene kadar, CDU’dan Başbakan Sven Schulze geçici olarak görevde kalacak.

AfD, 6 Eylül’de yapılan eyalet seçimlerini yüzde 43,8 oy oranıyla kazandı ama mutlak çoğunluğu elde edemedi.

Avrupa

Le Pen, bütçeyi kısma sözü verdi

Yayınlanma

Ulusal Birlik’in (RN) Fransa cumhurbaşkanlığı adayı Marine Le Pen, gelecek yıl yapılacak seçimler öncesinde ana bütçe önerilerini sundu.

Le Pen’in planına göre anayasaya koyulacak “altın kural”, referandumla onaylanacak ve gelecekteki bütçe açıklarını, Fransa’nın borç yükünün kademeli olarak azaltılmasına uygun seviyelerle sınırlayacak.

Fransız lider, göreve başladıktan sonraki 18 ay içinde birincil bütçe dengesinin yeniden sağlanmasını taahhüt ediyor.

Kamu açığının 2030 yılına kadar GSYİH’nin %3’ünün altına, bir sonraki cumhurbaşkanlığı döneminin son yılı olan 2032’ye kadar ise %2,5’in altına indirilmesi öneriliyor.

Kamu borcu ise 2027’deki yaklaşık %121 seviyesinden 2032’ye kadar GSYİH’nin %112’sine indirilecek.

2032’ye kadar 140 milyar avro tutarında harcama kesinti programı uygulanacak; bu tutardan en az 30 milyar avroluk vergi indirimi düşülecek.

Cumhurbaşkanlığı görev süresinin sonuna kadar kamu harcamaları GSYİH’nin %50’sinin altına indirilecek.

Le Pen, Fransa’nın kamu maliyesinin kontrolünü yeniden ele geçirdikten sonra, borçlanma maliyetlerini hafifletmek amacıyla müdahale edilmesi için Avrupa Merkez Bankası (ECB) ile görüşmeler yapılması gerektiğini söyledi.

ECB’den enerji dönüşümü yatırımlarının ve karbonsuzlaştırma projelerinin finansmanı için destek önerildi.

2050’den önce “karbon nötrlüğüne” ulaşma ve yeni bir ulusal düşük karbon stratejisi yayınlama hedefi var.

Karbon salımları yüksek olan AB ekonomilerinin, yeni bir karbon temelli katkı formülü aracılığıyla AB bütçesine daha fazla katkı sağlamasına yönelik öneri de programda yer alıyor.

Ayrıca, vergi kaçakçılığı ve vergi dolandırıcılığına karşı daha güçlü uluslararası işbirliği de dahil olmak üzere, artan kamu ve özel sektör borçlarını ele almak üzere küresel bir girişim çağrısında bulundu.

Göç konusunda, kontrollerin sıkılaştırılması ve ilk yıl 15 milyar avro, tam bir yılda ise 29 milyar avro tasarruf sağlayacağını belirttiği bir “ulusal tercih” politikasının uygulamaya konulması öneriliyor.

AB konusunda ise Fransa’nın yıllık net katkısı 5 milyar avroya indirilecek. AB bütçesinin bir kısmının, AB genelinde uyumlaştırılmış tütün ve alkol vergileriyle finanse edilmesine yönelik öneri de var.

Le Pen, bunun sınır ötesi dolandırıcılık ve kaçakçılıkla mücadelede de yardımcı olacağını belirtti.

Uzun vadede 15 milyar ila 20 milyar avro tasarruf sağlamayı amaçlayan emeklilik reformu planlanıyor ve reformun ayrıntıları önümüzdeki haftalarda açıklanacak.

Bireysel ve toplu emeklilik birikimlerine dayalı yeni bir fonlu özel emeklilik planı da gündemde ve bunun ayrıntıları da önümüzdeki haftalarda açıklanacak.

Fransız vergilerini yetersiz ödediği düşünülen çok uluslu şirketler, vergilendirilebilir kârın hesaplanmasında ortalama kâr marjı kullanılarak Fransa’da elde ettikleri gelir üzerinden vergilendirilecek.

Ayrıca şirketlerin üretim vergilerinde 20 milyar avroluk indirim yapılacak.

Aile şirketlerine veraset vergisi muafiyeti sağlayan Dutreil vergi rejiminin güçlendirilecek.

Küçük ve orta ölçekli işletmelere yönelik kurumlar vergisi reformu daha sonra açıklanacak.

Küçük işletmeler ve çiftçiler tarafından yapılan otomasyon, dijitalleşme ve verimliliği artırıcı yatırımlar için %150’lik bir süper vergi indirimi getirilecek.

Le Pen, yatırımcıların güvenini yeniden kazanmak amacıyla büyük gayrimenkul varlıklarına uygulanan vergiyi bir finansal varlık vergisiyle değiştireceğini ve bu verginin oranını %30 olarak belirleyeceğini söyledi.

İşletme sahiplerinin şirketlerindeki hisseleri, yeni finansal servet vergisinin kapsamı dışında tutulacak.

Enerji ve temel tüketim mallarında önemli katma değer vergisi indirimleri de dahil olmak üzere enerji vergilerinde kesintiler yapılacak.

Le Pen’in, rüzgâr ve güneş enerjisi için “zarara yol açan” olarak nitelendirdiği sübvansiyonlara son verilecek.

Elektrik üretimi üzerinde ulusal kontrolü yeniden ele geçirme ve elektrik faturalarını düşürme taahhüdü verilirken, “daha temiz” araçlara sıfır faizli krediler sağlanmasına yönelik bir öneri üzerinde değerlendirme yapılıyor.

2032 yılına kadar kamu araştırma harcamalarında GSYİH’nın 0,3 puanına denk gelen bir artış sağlanması hedefleniyor.

Le Pen ayrıca Fransa’nın toplam araştırma ve geliştirme harcamalarını GSYİH’nın %3’ünün üzerine çıkarmayı hedefliyor.

Le Pen’in, tahmini 26 milyar avroluk KDV dolandırıcılığıyla mücadelede yardımcı olacağını söylediği, “kaynağında KDV tahsilatı” getirilecek.

Tekelleri ve aşırı fiyatlandırmayı azaltmayı amaçlayan kamu ihale kurallarının reforme edileceği vat edilirken, iktisadi suçlar için asgari para cezalarının, neden olunan maddi zararın üzerinde belirlenmesi planlanıyor.

Le Pen, programında devlette reform da teklif ediyor. Bunlar arasında şu vaatler yer alıyor:

  • “Neredeyse tüm” devlet kurumlarının ve ilgili kamu kuruluşlarının kaldırılması.
  • Yerel yönetim yapılarının ve Fransa’nın birbiriyle örtüşen idari kademelerinin önemli ölçüde basitleştirilmesi.
  • 120’den fazla verginin kaldırılması.
  • Emekliye ayrılan bazı çalışanların yerlerine yenilerinin alınmaması yoluyla kamu sektöründeki personel sayısının azaltılması.
Okumaya Devam Et

Avrupa

Yeşiller’den Berlin’deki koalisyonu federal düzeye taşıma çağrısı

Yayınlanma

Berlin’de Sol Parti, SPD ve Yeşiller arasında ön görüşmeler sürerken, önde gelen bir Yeşil siyasetçi bu ittifakın Almanya için bir seçenek olduğunu savundu.

Bugün (7 Ekim) Berlin’de Sol Parti, SPD ve Yeşiller arasında üçüncü müzakere turu gerçekleşecek.

Müzakereler sürerken Yeşiller’in önde gelen isimlerinden biri olan milletvekili grubu başkanı Katharina Dröge, “R2G” olarak bilinen Kırmızı-Kırmızı-Yeşil koalisyonunun federal düzeyde norm olmasını istedi.

Dröge, Die Zeit’a verdiği demeçte, “R2G koalisyonu birçok sosyal konuda ve iklim koruma konusunda da mutabık kalacaktır,” diyor.

Dröge özellikle “son derece yüksek net servete sahip kişilerin adil vergilendirilmesi”, kira düzenlemesi (yani kira tavanları) ve “çocuk yoksulluğuyla mücadele”yi örnek gösteriyor.

Yeşiller ve Sol Parti, en azından prensipte diğer önemli politika girişimleri konusunda da hemfikir. Buna Almanları en çok endişelendiren konu olan göç politikası da dahil.

Her iki sol parti de vatandaşlığa kabul sürecini yeniden kolaylaştırmak istiyor. Hatta Sol Parti artık Almanca dil yeterliliği veya maddi olarak kendi geçimini sağlama şartında bile ısrar etmiyor.

Yeşiller, Federal Meclis’te mevcut CDU/CSU ve SPD koalisyon hükümetinin vatandaşlığa kabulü zorlaştırmaya yönelik her türlü önlemi şiddetle karşı çıkmıştı.

Sol Parti ve Yeşiller, diğer sosyo-politik kimlik meselelerinde de aynı frekansta. Son olarak, Sol Parti’nin grup başkanı Sören Pellmann, “Rote Hilfe”ye (Kızıl Yardım) katıldı.

Federal Anayasa Koruma Dairesi, bu örgütü federal başkentteki en büyük radikal sol grup olarak listeliyor.

Dairenin yıllık raporunun dört sayfalık bir bölümünde, bu örgüt “özgür demokratik temel düzenin düşmanı” olarak sınıflandırılıyor.

Öte yandan Sol Parti lideri Ines Schwerdtner, Yeşil siyasetçiye sert bir yanıt vererek, “Sol Parti, iktidar oyunları için çoğunluk sağlayıcı olarak kullanılmayacaktır,” dedi.

Parti lideri, Dröge’yi, “aynı nefeste” federal düzeyde CDU/CSU ile koalisyonu Yeşiller için bir seçenek olarak ilan ettiği için eleştirdi.

Öte yandan FOCUS online, Schwerdtner’in Sol Parti’yi yalnızca “sol politikaların korkusuz savunucuları” olarak betimleyen anlatısının da tuzakları olduğuna işaret ediyor.

Örneğin Frankfurter Allgemeine Zeitung (faz) gazetesinin bildirdiği üzere, Sol Parti, özellikle Thüringen’de CDU’lu Eyalet Başbakanı Mario Voigt’un liderliğindeki hükümetle yeni bir tür “hoşgörü ittifakına” girdi.

İddiaya göre, hükümet işlerinin yürütülmesini ana hatlarıyla belirleyen ortak bir belge üzerinde anlaştılar ama federal CDU’nun Sol Parti’yi “CDU ile uyumsuz” ilan eden kararına saygı göstererek belgeyi imzalamadılar.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB, İran savaşı gerekçesiyle bir sonraki bütçesini küçültecek

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu’na ait gizli bir belgeye göre, İran savaşının yol açtığı enerji krizi, AB’nin önümüzdeki yedi yıllık bütçesini mevcut bütçeden daha küçük hale getirecek.

Rapporteur tarafından incelenen belgede, çatışmanın tetiklediği enflasyon artışının, Komisyon’un önerdiği 2028-2034 bütçesinin AB’nin gayri safi yurtiçi hasıla (GSYİH) içindeki payını, geçen yıl Temmuz ayında önerildiği zamanki %1,15’ten %1,11’e düşürdüğü belirtiliyor.

Bu durum, resmi adıyla “Çok Yıllı Mali Çerçeve” (MFF) olarak bilinen bir sonraki bütçenin fiili büyüklüğünün, 2021’de yürürlüğe girdiğinde AB’nin GSYİH’sinin %1,13’ünü oluşturan mevcut 2021-2027 planından daha küçük olacağı anlamına geliyor.

Bu durum, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in, önerilen bütçenin “şimdiye kadarki en iddialı bütçe” olduğu yönündeki iddiasıyla çelişiyor gibi görünüyor.

2 Ekim tarihli belgede, “Harcama kapasitesi açısından (yani [pandemi borcunun] geri ödemesi hesaba katılmadan), bir sonraki MFF önerisinin büyüklüğü GSMH’nin %1,11’i olup, bu oran, kabul edildiği tarihteki 2021-2027 MFF’sinin göreceli büyüklüğünün altındadır,” deniliyor.

Belgede ayrıca, “AB-27 ülkelerinin toplam ulusal katkı paylarının göreceli büyüklüğünün azalmasının beklendiği” vurgulanıyor.

Bu düşüş, enflasyonun geçtiğimiz yıl Komisyon’un %2’lik “deflatör” oranını aşmasından kaynaklanıyor.

Brüksel, yıllık fiyat artışlarını hesaba katarak MFF’nin büyüklüğünü ayarlamak ve böylece MFF’nin “reel olarak” her yıl küçülmemesini sağlamak için bu oranı kullanıyor.

Belgedeki tahminlerin temelini oluşturan AB’nin en son iktisadi tahminine göre, AB genelinde ortalama enflasyonun bu yıl %3,1’e ulaşması bekleniyor.

İktisadi tahmin, küresel enerji fiyatlarını ve enflasyonu zirveye çıkaran ABD-İsrail’in İran’a karşı savaşının başlamasından üç ay sonra, bu yılın Mayıs ayında yayınlanmıştı.

Komisyon’un Çerçeve Bütçe’nin büyüklüğüne ilişkin önceki tahmininde, 2026 yılında enflasyon oranının sadece %1,9 olacağı varsayılmıştı.

Bütçenin daha küçük olmasına rağmen, Almanya’nın liderliğindeki Kuzey Avrupa ülkelerinden oluşan sözde “tutumlu” grup, Komisyon’un bütçe planında “birkaç yüz milyar avro” tutarında kesinti yapılmasını talep etti.

Bu baskıya, Komisyon’un önerisinin tarım ve bölgesel harcamalarda zaten ciddi kesintiler içerdiğini savunan birçok güney ve doğu başkenti şiddetle direniyor.

AB Dönem Başkanlığı’nı yürüten İrlanda, cumartesi günü bir uzlaşma önerisi sunacak; bu önerinin de kesintiler içermesi bekleniyor.

Fakat MFF’yi onaylaması gereken Avrupa Parlamentosu, gelecekteki AB harcamalarının fiilen daha yüksek olmasını sağlamak amacıyla, Covid dönemindeki borç geri ödemeleri hariç olmak üzere, 2027 sonrası bütçenin GSYİH’nin %1,27’sine ulaşmasını talep etti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English