Amerika
“Brezilya seçimleri rejim değişikliği operasyonuna dönüştü”
Ekonomi ve Politika Araştırmaları Merkezi Kurucu Eş Direktörü Dr. Mark Weisbrot, Washington yönetiminin Brezilya seçimlerine doğrudan müdahale ettiğini belirtti. Bölgedeki ekonomik yaptırımların yıkıcı sonuçlarına değinen Weisbrot, Venezuela ekonomisinin yaptırımlar sürecinde dörtte üç oranında küçüldüğünü ve Arjantin’e tek günde sağlanan 42 milyar dolarlık dış desteğin siyasi amaçlar taşıdığını ifade etti.
ABD’nin başkenti Washington’da bulunan Ekonomi ve Politika Araştırmaları Merkezi Kurucu Eş Direktörü ve Kıdemli Ekonomist Dr. Mark Weisbrot, Doçent Doktor Pascal Lottaz’ın Tarafsızlık Çalışmaları adlı programına konuk oldu.
Weisbrot, Brezilya’da yaklaşan devlet başkanlığı seçimi ikinci turu ile Güney ve Orta Amerika genelinde Washington yönetiminin yürüttüğü siyasi ve ekonomik müdahaleleri değerlendirdi.
Brezilya’da İşçi Partisi lideri mevcut Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva ile Senatör Flavio Bolsonaro arasındaki yarışa işaret eden Weisbrot, “Şu anda en büyük mesele, bir hafta sonra yapılacak Brezilya seçimleridir. Aslında bu, 2003 ile 2010 yılları arasında ilk kez seçilen ve üçüncü dönemi için geri gelen görevdeki Lula da Silva ile Flavio Bolsonaro arasındaki ikinci turdur” dedi.
Flavio Bolsonaro’nun konumuna babası sayesinde ulaştığını kaydeden Weisbrot, “Flavio Bolsonaro şu anda Brezilya’da senatördür ancak bulunduğu yere büyük ölçüde, Lula’nın 2022 seçimlerinde mağlup ettiği devlet başkanının oğlu olması sayesinde geldi. O seçimde babası, Trump’ın yaptığını yaptı. Sonucu kabul etmeyi reddetti ve oradaki insanlar buradakinden çok daha fazla isyan çıkardı” ifadelerini kullandı.
Eski Devlet Başkanı Jair Bolsonaro’nun mahkumiyetine değinen Weisbrot, “Babası Jair Bolsonaro, orduyu sürece dahil etmeye çalıştığı için askeri darbe girişiminde bulunmaktan mahkum edildi. Yeterince generali ikna edemedi ve Brezilya’da hukukun üstünlüğünü yok etmeye teşebbüs etmekten hüküm giydi. Devlet başkanlığına aday olan oğlu da ona çok yakındır. Kendisini ‘Bolsonaro 2.0’ olarak adlandırıyor ve kendisini önceki rejimin devamı şeklinde tanıtıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Lula da Silva’nın geçmişine de işaret eden Weisbrot, şunları kaydetti:
“Lula ise bambaşka bir geçmişe sahiptir. İlk görev döneminden yüzde 83 onay oranıyla, dünyanın en popüler devlet başkanlarından biri olarak ayrıldı. Aday olamamasının tek sebebi, daha sonra mahkemelerce iptal edilen suçlamalar nedeniyle 580 gün hapis yatmasıydı. Bolsonaro ailesiyle karşı karşıya kalmasının nedeni budur.”
“Merkez bankasının hesap verebilirliğini kaldırdığınızda felakete davetiye çıkarırsınız”
Lula da Silva’nın cezaevinde olduğu süreçte dahi anketlerde 20 puan önde olduğunu hatırlatan Weisbrot, üçüncü dönemindeki iktisadi başarılara rağmen yaşanan zorlukları anlattı.
Weisbrot, “Üçüncü döneminde yoksulluğu yüzde 27, aşırı yoksulluğu yüzde 40 oranında azaltarak ve reel ücretlerde büyük artış sağlayarak başarılı oldu. Bütün bu ölçütlere göre iyi iş çıkardı. Ona zarar veren şey ise kendi hatası değildi. Brezilya Merkez Bankası kısa vadeli politika faizini yüzde 13,75 seviyesinde tutuyor, enflasyon ise yüzde 4,2 civarındadır. Bu, dünyadaki en yüksek reel faiz oranlarından biridir” dedi.
Brezilya’nın son kırk yılda bu sorunla yaşadığını ve kurum olarak geçmişte bu hususta rapor hazırladıklarını belirten Weisbrot, yüksek faizin toplumsal etkilerini şöyle aktardı:
“Bu durum alt gelir grupları için korkunç bir tablodur. Hanehalkı borçlarına ortalama yüzde 100 civarında faiz ödüyorlar. Reel ücretleri ve hane gelirleri belirgin şekilde artmış olsa da, Lula’nın Bolsonaro yönetiminde bulunmayan sosyal programları yer alsa da, özellikle alt gelir grupları bu borç geri ödemelerini derinden hissediyor. Bu aslında önceki dönemde merkez bankasına yürütme organından tam bağımsızlık tanıyan Flavio Bolsonaro’nun kabahatidir.”
Neoliberal iktisatçıların merkez bankası bağımsızlığını olağan ve olumlu gördüğünü belirten Weisbrot, şu ifadeleri kullandı:
“Pek çok iktisatçı bunu iyi bir şey olarak değerlendirir. Ancak bizim gibi düşünenler, bir merkez bankasının hesap verebilirliğini ortadan kaldırdığınızda felakete davetiye çıkardığınızı bilir. Çünkü merkez bankaları istihdamı ya da halkın ücretlerini gözetmez. Lula, işsizliği yüzde 9’lardan yüzde 5,4 seviyesine kadar düşürmeyi başarmış olsa bile, bu devasa faiz oranları ve borç yükü halkı, bilhassa alt gelir gruplarını ağır şekilde yıpratıyor.”
Ekonomik büyüme ve reel ücret artışı açısından durumun kötü olmadığını ifade eden Weisbrot, “Ekonomi büyüme ve reel ücretler bakımından iyi performans gösterdi. Asıl büyük şikayet konusu borç servisidir. Büyük faiz oranları nedeniyle borç ödemeleri çok yüksektir ve dar gelirliler kazançlarının büyük kısmını borç faizine ayırıyor” dedi.
“Yaptırımlar gerçek bir ekonomik şiddettir”
Brezilya seçimlerinin uluslararası dengeler ve BRICS açısından önemine değinen Weisbrot, Trump yönetiminin Flavio Bolsonaro’yu desteklediğini hatırlattı.
Jair Bolsonaro ve oğlunun geçmişteki ifadelerini anımsatan Weisbrot, “Bolsonaro aşırı sağcıdır. Bu insanların sarf ettiği korkunç sözler ürkütücüdür. Jair Bolsonaro bir kadın milletvekiline, ‘fazla çirkin olduğu için ona tecavüz etmeyeceğini’ söylemişti. Her ikisi de 1980’lerin sonunda biten askeri diktatörlüğü övdü. Jair, diktatörlüğün tek hatasının ‘yeterince insan öldürmemek’ olduğunu dile getirdi” bilgisini paylaştı.
Donald Trump ve çevresinin söylemlerinin benzerliğine işaret eden Weisbrot, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Trump, İran halkını yok etmekten iki kez söz etti ve tehditler savurdu. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, birkaç hafta önce Ekvador’a gitti ve oranın devlet başkanına ‘Oraya gelip birçok kötü insanı öldürmenize yardım etmeyi dört gözle bekliyorum’ dedi. Kendisini kasten ‘savaş bakanı’ olarak nitelendiriyor ve sürekli ölümcüllükten bahsediyor. Güney Amerika kıyılarında tekneleri havaya uçurdular. Flavio Bolsonaro da bunu ve İran’a karşı savaşı destekliyor. Trump’ın Jair Bolsonaro hakkındaki yargı sürecini durdurmaya çalışması ve Flavio’nun talebiyle Brezilya’ya yeni gümrük tarifeleri getirmesi nedeniyle bu seçim bir tür rejim değişikliği operasyonuna dönüştürüldü.”
Yargı sisteminin siyasi amaçlarla kullanılması tartışmalarına da değinen Weisbrot, Brezilya’daki durumun bu kapsamda değerlendirilemeyeceğini söyledi:
“Bolsonaro konusunda hükümeti devirmeye çalıştıkları gerçeği ortadadır ve suçlama konusu da buydu. Hukukun üstünlüğünün yıkılması girişimi tamamen somut delillere dayanıyordu. Flavio Bolsonaro ise Brezilya tarihinin en büyük dolandırıcılığıyla suçlanan bankacı Daniel Vorcaro’dan milyonlarca dolar aldı. Tasarruf sahiplerine ödenmesi gereken 8 milyar dolarlık bir dolandırıcılık vakası söz konusudur. Dolayısıyla mevcut hükümet cephesinde yargının kötüye kullanılması durumu yoktur.”
“Krediyi ve dövizi keserek ekonomileri yerle bir ediyorlar”
ABD’nin Latin Amerika ülkelerine yaklaşımını ve Arjantin örneğini inceleyen Weisbrot, Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei’nin seçim kampanyasında merkez bankasını kapatmayı vadettiğini hatırlattı.
Milei yönetiminin ABD desteğiyle ayakta kaldığını kaydeden Weisbrot, “Milei tam bir aşırılık yanlısıdır. Bir günde IMF, Dünya Bankası ve Amerika Kıtası Kalkınma Bankası üzerinden 42 milyar dolarlık kredi ayarlandı ve ABD Hazine Bakanlığı para birimine destek verdi. ABD, kendi dış politikasını destekleyecek ve diğer sol hükümetlere saldıracak sağcı yönetimleri bu şekilde tahkim ediyor” dedi.
Arjantin’in kamu borcunun büyük kısmının çöp seviyesinde derecelendirildiğini belirten Weisbrot, “Yatırımcılar bir şeyler ters gittiğinde kaçmak için bekliyor. Döviz kurunu, ekonomiyi ve enflasyonu istikrara kavuşturmak için o devasa parayı vermek zorundaydılar. Para birimi çöktüğünde enflasyon hızla yükselir” tespitini yaptı.
Uluslararası finans sistemindeki dolar hakimiyetinin ekonomik yaptırımlara zemin hazırladığını vurgulayan Weisbrot, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Uluslararası finansal sistemdeki dolar egemenliği, ABD’nin küresel tahakkümüne yol açıyor. Bu sayede dünyadaki çoğu ülkeye yaptırım uygulayabiliyorlar ve bunu tüm Latin Amerika’yı korkutmak için kullanıyorlar. Yaptırımlarla tarihte en çok yıkıma uğratılan ekonomi Venezuela oldu. 2012’den 2020’ye kadar ekonomisinin dörtte üçünü kaybetti. Bu yıkımın büyük kısmı 2015’te başlayan yaptırımlar altında gerçekleşti ve bizim Büyük Buhran dönemimizin üç katı büyüklüğündeydi. Savaş olmadan böyle bir buhran yaşanmamıştı.”
Ekonomik yaptırımların siyasi seçimleri doğrudan etkilediğini vurgulayan Weisbrot, şunları kaydetti:
“Trump, kasım seçimlerinde Honduras’ı, kendi adayı Nasry Asfura’ya oy vermezlerse cezalandırılacakları yönünde tehdit etti ve o seçim yüzde 1’den az farkla bitti. Nisan ayında Kolombiya’yı da tehdit etti; oradaki seçim de bir puandan az farkla sonuçlandı. Yaptırımlar onlara muazzam bir güç sağlıyor ve bu gerçek bir ekonomik şiddettir. Yabancı para akışını kesiyorlar, krediye erişimi engelliyorlar ve ekonomiyi tamamen çökertebiliyorlar.”
“Bolivya’da yüzde 60’lık son oylar Morales’i destekleyen kırsal bölgelerden geldi”
Latin Amerika’da 21. yüzyılın başında 15 ülkede sol eğilimli hükümetlerin işbaşına geldiğini ve kıtada bağımsız politikaların uygulandığını hatırlatan Weisbrot, 1960 ile 1980 yılları arasında kişi başına büyümenin yetersiz kaldığı dönemin ardından büyük bir toplumsal dönüşüm yaşandığını ifade etti.
Kıtadaki yoksulluk oranının 2000 ile 2014 yılları arasında yüzde 46’dan yüzde 28’e gerilediğini belirten Weisbrot, “Önceki 20 yılda yoksulluk hiç düşmemişti. Ancak ABD, Bolivya, Honduras ve Haiti gibi ülkelerde hükümetleri devirdi” dedi.
Bolivya’da 2019 yılında Evo Morales’e yönelik darbe sürecine ilişkin detayları paylaşan Weisbrot, şu bilgileri verdi:
“Morales 2005’te seçildiğinde Bolivya, önceki 20 yılın 19’unda IMF anlaşmaları altındaydı ve hiç büyümemişti. Morales göreve geldiğinde IMF anlaşmasını yenilemedi. 2019 seçimlerinde Morales ilk sayımlarda öndeydi ancak ikinci tura kalmamak için gereken 10 puanlık farkın altındaydı. Sayılmayan son yüzde 16’lık oy sisteme girdiğinde fark yüzde 10,2 seviyesine ulaştı. Sağ muhalefet ve Amerikan Devletleri Örgütü Genel Sekreteri Luis Almagro hile iddialarını ortaya attı ve medya bunu büyüttü.”
Yapılan incelemelerin iddiaları çürüttüğünü vurgulayan Weisbrot, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu tamamen yalandı ve bunu temel aritmetikle kanıtlamak mümkündü. Ertesi gün bunu kanıtladık. Son yüzde 16’lık oylar, Morales’i daha fazla destekleyen kırsal bölgelerden geldi. Amerikan Devletleri Örgütü hile iddiasında ısrar etti ve ordu müdahale ederek hükümeti devirdi. Guardian gazetesinde 150 iktisatçı ve istatistikçinin imzaladığı bir metin yayımladık. Veriler durumu net şekilde gösteriyordu. Luis Almagro, Trump yönetiminden ikinci dönem genel sekreterlik desteği alabilmek için bu yalanı sürdürdü.”
New York Times gazetesinin 7 Haziran 2020’de yayımladığı haberle sayımların temiz olduğunu ve kamuoyuna sahte bir anlatı sunulduğunu yazdığını aktaran Weisbrot, “Amerikan Devletleri Örgütü sekreterliği, New York Times’ı Hitler, Stalin ve Castro’yu desteklemekle suçlayan akıl dışı bir metin kaleme aldı. Ancak gazetenin haberi sonrasında yeni seçim yapılmak zorunda kalındı” dedi.
“Haiti’de olduğu gibi Brezilya’yı şiddetle dönüştüremezler”
Haiti tarihine ve ABD’nin ada ülkesindeki müdahalelerine değinen Weisbrot, ilk demokratik devlet başkanı Jean-Bertrand Aristide’in 1991, 2000 ve 2004 yıllarında üç kez darbeyle görevden uzaklaştırıldığını hatırlattı.
Weisbrot, “Aristide’i bir uçağa bindirip Afrika’ya kaçırdılar. Kongre içindeki Siyah Parlamenterler Grubu, Bill Clinton’ı orduyu gönderip Aristide’i geri getirmeye zorlamıştı ancak daha sonra orduyu ve kırsal baskı düzenini dağıttığı için yine hedef oldu” değerlendirmesinde bulundu.
Brezilya ve Latin Amerika’nın genel geleceğine ilişkin öngörülerini aktaran Weisbrot, “Brezilya’da bunu yapmak daha zor olacaktır çünkü Haiti’de uyguladıkları şiddet düzeyini Brezilya’da uygulayamazlar. Bu değişiklikleri kalıcı hale getirmek kolay değildir. Arjantin’deki sağcı hükümetin de uzun süre dayanacağını sanmıyorum” dedi.
Ekvador’daki duruma da dikkat çeken Weisbrot, Rafael Correa döneminde ülkenin büyük iktisadi ve sosyal kazanımlar elde ettiğini, cinayet oranının yüz binde 5’e kadar indiğini hatırlattı.
Sonraki yönetimlerle birlikte cinayet ve intihar oranlarının rekor seviyelere çıktığını ifade eden Weisbrot, “Ekvador’da şu anda iktidar, ülkenin en büyük siyasi partisinin kasım ayındaki seçimlere katılmasına dahi izin vermiyor ve uluslararası kamuoyundan hiçbir tepki gelmiyor” ifadelerini kullandı.
Bölgedeki sağ dalganın kalıcı olmayacağını vurgulayan Weisbrot, “Brezilya’da anketler hata payı sınırında, fark yüzde 2’den azdır. İşçi Partisi ve Lula bu seçimi kazanabilir. Kıta genelinde sağ yönetimlerin kalıcı gücü bulunmuyor çünkü halkın yararına sunabilecekleri hiçbir iktisadi planları yoktur” diyerek sözlerini tamamladı.