Dünya Basını
Carl Schmitt çizgisinde ‘siyasal olan’ın dünya siyasetine dönüşü
Çevirmenin notu: Avro sistemindeki gizli devlet tahvili alımlarını deşifre ederek Avrupa Merkez Bankası’nı sarsan ve finans dünyasının karanlık dehlizlerine hakimiyetiyle tanınan maliyeci Daniel Hoffmann; güncel jeopolitik kırılmaları Carl Schmitt’in “dost-düşman” dikotomisi üzerinden okuyarak, neoliberal küreselleşmenin nihayete erdiğini ifade ediyor. Hoffmann, Trump yönetiminin “Mar-a-Lago Mutabakatı” (Miran Planı) aracılığıyla ABD dolarının çöküşünü engellemek ve Çin’in yükselişini durdurmak için dış ticareti açıkça militarize ettiğini; bu süreçte İsrail-İran geriliminin, küresel finans sistemini yeniden yapılandıracak bir “tetikleyici” (trigger) olarak kurgulandığını belirtiyor. Yazara göre, ABD’nin 10 trilyon dolarlık devasa borç sarmalından kurtulmak adına Çin’i “varoluşsal düşman” olarak damgalayıp müttefiklerini (Avrupa ve Asya) bir güvenlik şemsiyesi altına zorlaması, dünyayı yeni ve potansiyel olarak infilak edici bir “istisna haline” sürüklüyor. Hoffmann netice itibarıyla, savunma bütçelerinin artırılması ve bakanlık isimlerinin “Savaş Bakanlığı” olarak değiştirilmesi gibi sembolik hamlelerin, hegemonik bir “bekâ savaşı”nın retorik altyapısını oluşturduğunu vurguluyor. Politik Spezial dergisinin mart sayısında yayımlanan makale, yazarın ricası üzerine Almanca aslından tercüme edilmiştir, çevirmen notlarıyla birlikte okumanız tavsiye edilir.
Carl Schmitt çizgisinde “siyasal olan”ın dünya siyasetine dönüşü
Mar-a-Lago mutabakatının icrası için bir “tetikleyeci” olarak İran savaşı
Daniel Hoffmann
Politik Spezial
Mart 2026
Çin ile ekonomik rekabetten ekonomik savaşa
Daha İkinci Obama döneminde, Çin’in yükselişine stratejik olarak karşı koymak maksadıyla Asya’ya bir yönelim (Pivot to Asia) mevcuttu. O dönemde patlak veren ve ABD ile Çin arasındaki “kızışmış rekabet”, şimdi İkinci Trump yönetiminde açık bir siyasi meseleye; tam da Carl Schmitt’in kastettiği anlamda “siyasal” bir meseleye dönüşüyor[1]. Tam da şu an “siyasallaşmayı” tecrübe ediyoruz. Biden yönetiminin Rusya’yı, İkinci Trump yönetiminin ise Çin’i fiilen ABD’nin düşmanı ilan etme kararıyla birlikte, “dünya ticaretinin” siyasallaşmasına ve militarize edilmesine; dolayısıyla da hem ideolojik hem de pratik açıdan “neoliberal küreselciliğin” nihayetine tanıklık etmekteyiz.
Bu bağlamda İran-İsrail savaşı, Mar-a-Lago Mutabakatı olarak da bilinen Miran-Trump Planı’nın hayata geçirilmesi için bir tetikleyici vazifesi görecek gibi duruyor. Bu planla hedeflenen, hem ABD doları sisteminin kontrolsüz bir biçimde çöküşünü engellemek hem de Çin’in tahakküm edici bir iktisadi ve askeri güce dönüşerek yükselişinin önünü almaktır.
Carl Schmitt’te “siyasal kavramı”, düşman tespiti ve istisna hali
Carl Schmitt’in o meşhur düsturuna göre: “Egemen, istisna haline karar verendir.”[2] Siyasi birlik (bilhassa da devlet), “istisna hali” üzerinde karar verebilme kudretini haiz olmalıdır. Bu karar mercii, düşmanı tayin etme ve topluluğu muhafaza etme otoritesinin ta kendisidir.
“Siyasal olan”, bir grubun (örneğin bir devletin, ulusun veya topluluğun) kendini bir “düşman” üzerinden, ona tezatla tanımlamasıyla neşet eder. Buradaki düşman, şahsi bir hasım değil; bilakis kişinin kendi mevcudiyetini tehdit eden “kamusal, varoluşsal bir hasımdır”[3]. Düşmanlık bir rekabet yahut münazara değil; doğrudan savaşa kadar tırmanabilecek, kuvveden fiile geçme potansiyeli taşıyan şiddet yüklü bir çatışmadır. Dost-düşman gruplaşması siyasi birliği şekillendirir ve içe dönük bir dayanışma tesis eder.
Carl Schmitt’in 1932’de yayımlanan Siyasal Kavramı adlı eserine göre bu “dost-düşman ayrımı”, siyasal olanı; ahlak, ekonomi veya estetik gibi diğer alanlardan kati surette ayıran o spesifik kriteri oluşturur.
“Dost, düşman ve savaşım kavramları, reel anlamlarını hususiyetle fiziksel öldürmenin reel ihtimaline atıfta bulunmaları ve bu atfı muhafaza etmeleriyle kazanırlar. Savaş düşmanlıktan neşet eder; zira düşmanlık, bir başka varoluşun ontolojik (varlıksal) yadsınmasıdır[4]. Savaş, düşmanlığın yalnızca en uç noktadaki tezahürüdür.”
“On İki Gün Savaşı” ve ikinci raund için elzem savaş gerekçesi
İsrail ve ABD’nin Haziran 2025’te, sözde “On İki Gün Savaşı”nda İran’a yönelik ardı ardına düzenlediği ağır saldırılarla, böylesi bir “başka varoluşun ontolojik yadsınması”, 2026 başlarına kadar uykuya yatacak olan fiili bir savaşa evrildi. Fakat şimdi -beklendiği üzere- Trump’ın Venezuela darbesinin ardından savaş, en çok da İsrail’in resmi baskılarının bir neticesi olarak ikinci raunduna giriyor.
ABD’nin hibrit bir finansal savaş saldırısı ve yabancı ajan ağlarının kışkırtmasıyla İran’da patlak veren şiddetli ayaklanmalar ile bunların İran güvenlik güçlerince baskıcı bir şekilde bastırılması; tıpkı Irak, Libya ve Suriye gibi emsal savaşların arifesinde olduğu gibi, Batı kamuoyu için elzem olan o “ahlaki açıdan meşrulaştırılmış savaş gerekçesini” sunmaktadır.
“Mar-a-Lago Mutabakatı” (Miran Planı) – Dünyanın dost ve düşman olarak ikiye yarılması
Kasım 2024’te Prof. Stephen Miran, küresel ticaret sisteminin yeniden yapılandırılmasına yönelik bir uygulama rehberi sundu; ki bu rehber şimdilerde Trump’ın “Amerika’yı yeniden büyük yapma” teşebbüsü için bir eylem düsturu (Handlungsmaxime) hüviyetine bürünmüş durumda. Miran, ABD dolarının uluslararası rezerv para birimi olmasından ve buna bağlı “Triffin İkilemi”nden kaynaklanan ABD’nin çifte açığını analiz ederek; ABD’nin sınai tabanındaki müteakip bir çöküşün sadece ulusal refahı değil, aynı zamanda ulusal güvenliği de varoluşsal bir tehlikeye atacağını tespit ediyor.*
(Yazarın Notu: Triffin İkilemi, para birimi küresel rezerv para olarak hizmet veren bir ülkenin temel hedef çatışmasını tasvir eder. Bu rolü ifa edebilmek adına, söz konusu para biriminin tüm dünyada devasa miktarlarda bulunabilmesi icap eder. Ne var ki bu durum, kaçınılmaz olarak cari işlemler ve ödemeler dengesi açıklarına yol açar ve bu da nihayetinde para biriminin sürdürülebilirliğine duyulan güveni zedeler.)
Planın misyonu bu bağlamda şudur: Amerika’yı yeniden büyük (ve ihtişamlı) yapmak, Çin’i ise “küçük tutmak”. Bu doğrultuda şu hedefler ilan edilmiştir:
- Devlet iflasının bertaraf edilmesi ve savaşın finanse edilebilirliğinin güvence altına alınması.
- ABD’nin “yeniden sanayileşmesi” yoluyla ABD’nin çifte açığının ortadan kaldırılması.
- Dünyanın geri kalanına, bilhassa Çin, Rusya ve İran’a karşı askeri üstünlüğün temin edilmesi.
Bu hedeflere vasıl olmak için şu yöntemlerin uygulanması ve şu anlatıların örülmesi öngörülmektedir:
- Dost ve düşman ayrımı marifetiyle dış ticaretin “militarize edilmesi”.
- Amerika’nın dünyanın geri kalanı tarafından sömürüldüğü fikri. Diğerlerinin refahı, sırf Pax Americana (Amerikan Barışı) buna müsaade ettiği için mümkündür.
- Dostların gelecekte Pax Americana için bedel ödemesi gerekecektir (yüzde 5’lik “NATO hedefi”); aksi takdirde güvenlik şemsiyesini yitireceklerdir.
- Düşmanlar gümrük vergileri, yaptırımlar vesaire ile “dışarıda” tutulacaktır.
- “Külfet paylaşımı” yoluyla ABD devlet iflasının bertaraf edilmesi.
- Faizsiz ancak Amerikan Merkez Bankası (Fed) nezdinde teminat olarak gösterilebilecek 100 yıllık tahvillerle borç yapılandırmasına gidilmesi.
- Ticaret dengesizliğini telafi etmek maksadıyla “döviz kuru dengesizliklerini” dengeleme aracı olarak gümrük vergilerinin kullanılması.
- Dolarizasyondan çıkan ülkelere yüzde 100 cezai gümrük vergisi uygulanması.
Miran Planı’nın sonuçları ve ortaya çıkardığı meseleler üzerine, plana dair Almancaya çevrilmiş metinde tam olarak şu ifadelere yer verilmektedir:
“Evvela: Dost, düşman ve tarafsız ticaret partneri arasında çok daha keskin bir sınır çekilmesi. Dostlar güvenlik ve ekonomi şemsiyesi altındadır, lakin burada daha güçlü bir külfet paylaşımı söz konusudur. (…) Güvenlik şemsiyesinin dışında kalanlar, kendilerini uluslararası ticarete matuf dostane anlaşmaların ve ABD tüketicisine kolay erişimin de dışında bulacaklardır. Onlara gümrük vergileri ve sair önlemlerle daha yüksek maliyetler dayatılacaktır. Bunun varlık fiyatları üzerinde aşikar tesirleri olacaktır. Saniyen: Güvenlik şemsiyesini, külfet paylaşımı olmaksızın geri çekme tehdidinin bizzat kendisi, potansiyel olarak infilak edici sonuçlar doğuracaktır. (…)”
Kasım 2025’te yayımlanan yeni ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi (NSS), bu mülahazaları halihazırda oldukça açık bir biçimde dile getirmektedir. ABD Savunma Bakanlığı’nın adının ABD Savaş Bakanlığı olarak değiştirilmesi de tablonun geri kalanını tamamlıyor.
10 trilyon dolarlık borç meselesi ve Miran Planı’nın bir sonraki safhasının -Çin’in düşman olarak damgalanmasının- başlatılması
ABD hükümeti 2024’ten bu yana, 1 trilyon doları aşan bir meblağ ile faizlere, güvenlik ve ordudan çok daha fazla bütçe ayırmaktadır. Üstelik bu durum, GSYİH’nin yüzde 120’sini aşan bir devlet borcu tablosunda cereyan ediyor. Bu oran, yüzde 90’lık sürdürülebilirlik sınırının fersah fersah ötesindedir.
Trump’ın Elon Musk’ın DOGE tasarruf programını durdurması, bunun yerine savaş bütçesini yüzde 50 oranında artırarak yaklaşık 1,5 trilyon dolara çıkarması ve Rusya ile Çin’in müttefiklerine (Venezuela ve İran dahil) karşı aktif bir eyleme geçmesinin ardından ABD, 2026 yılında yaklaşık 30 trilyon dolarlık devlet borcunun 9 trilyon dolarından fazlasını yeniden yapılandırmak mecburiyetinde kalacak ve yaklaşık 1 trilyon dolar da ek borçlanmaya gitmek isteyecektir.
Bu arka plan ışığında BRICS ülkeleri, başta Rusya ve Çin olmak üzere, dolardan arınma çabalarına şimdi çok daha büyük bir ivme kazandırıyorlar. Dolayısıyla Miran Planı’nın bir sonraki safhası için zamanın çoktan geldiği, hatta geçmekte olduğu anlaşılmaktadır.
Çin’i resmen düşman olarak damgalamak ve Avrupa ile Asya’daki ABD dostlarını, Miran Planı’na -ve bilhassa ABD’nin devlet borçlarının yeniden yapılandırılmasına- boyun eğecek kadar tedirgin etmek için artık yalnızca bir bahaneye ihtiyaç vardır. Trump’ın sözde “Barış Kurulu” ile, yeni bir “Gönüllüler Koalisyonu” (Koalition der Willigen) için çekirdek halihazırda oluşturulmuştur.
Trump’ın bir İran savaşını kışkırtarak adeta hortlatması -ki kendisi halihazırda bölgeye üçüncü uçak gemisi taarruz grubunu sevk etmiş bulunuyor-, Çin’in sıradaki “bağımsız petrol tedarikçisini” kaybetmemek ve Yeni İpek Yolu ile para birimi planlarının “tahribatını” önlemek adına ABD ile İsrail karşısında açıkça saf tutmak zorunda kalması için ideal bir “tetikleyici” sunmaktadır.
Çin -Rusya ile birlikte- “ABD’nin düşmanı” İran’ı zaten yıllardır desteklemektedir ve On İki Gün Savaşı’ndan bu yana ise yüksek teknoloji savunma silahları, roket yakıtı, istihbarat verileri vb. ile yoğun bir biçimde tahkim etmektedir; ki İran’ın muhtemelen sınırlı bir savaşta bu teçhizatı ABD savaş makinesine karşı fiilen ve başarıyla kullanması kuvvetle muhtemeldir.
Bunun akabinde baş gösterecek uluslararası gerilimlerin beklenen etkiyi yaratması muhtemeldir. Japonya (Takaichi) ile Çin, hakeza Rusya ile Almanya (Merz) veya geri kalan NATO ülkeleri arasındaki giderek saldırganlaşan retorik, yaklaşan fırtınanın gölgelerini şimdiden önümüze düşürmektedir[5].
(Yazar Hakkında: Daniel Hoffmannn, muhasebe, kamu maliyesi ve para teorisi alanlarına odaklanan bir maliyecidir. Ekonomi, finans, para politikaları ile jeopolitik alanlarında siyasi danışman olarak, ayrıca Kolektif Ekonomi Politikaları Enstitüsü’nde (IKW) görev yapmaktadır. 2015 yılında misafir araştırmacı sıfatıyla yayımladığı tezinde, bilhassa da avro sistemindeki bazı ulusal merkez bankalarının 2006’dan itibaren kendi ifşa ettiği Net Finansal Varlıklar Anlaşması (ANFA) kapsamında devasa ölçekte ve gizlice kendi hesaplarına devlet tahvili satın aldıklarını gün yüzüne çıkarmış; bu durum dönemin Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi’yi ciddi bir açıklama krizine sokarak o güne dek gizli tutulan anlaşmanın ifşa edilmesine yol açmıştır.)
[1] “Siyasal olan” (Das Politische): Almancada gündelik, pragmatik siyaset “die Politik” kelimesiyle karşılanırken; Schmitt, ismin nötr halini (das Politische) kullanarak onu bir “alan”, ontolojik bir zemin olarak kurgular. Antik Yunan’daki Polis kavramının mutlak bir varoluşsal tefrik alanına indirgenmesidir. Schmitt, Weimar Cumhuriyeti’nin parlamenter “gevezeliğine” (Kıta Avrupası entelektüellerinin deyimiyle) karşı, siyasetin özünü “karar” (Dezisionismus) üzerine kurar. (ç .n.)
[2] “Egemen, istisna haline karar verendir.”: Orijinal: „Souverän ist, wer über den Ausnahmezustand entscheidet.“: Ausnahme (istisna) ve Zustand (hal/durum). Kuralların ve hukukun askıya alındığı o tekinsiz boşluk. Bu cümle, Siyasal Teoloji (Politische Theologie, 1922) kitabının açılış cümlesidir. Schmitt, “Mucize, teoloji için neyse, istisna hali de hukuk ilmi için odur” der. Giorgio Agamben’in Homo Sacer‘inde de yoğun biçimde işlediği bu kavram, modern devletin hukuku askıya alarak nasıl şiddet tekeli kurduğunu söyler. (ç. n.)
[3] “Kamusal, varoluşsal bir hasım”: Orijinal: „öffentlicher, existenzieller Gegner“: Hoffmann, burada özel düşmanlık ile kamusal düşmanlık arasına kalın bir çizgi çekiyor. Schmitt, İncil’deki (Matta 5:44) “Düşmanlarınızı sevin” (Liebet eure Feinde) emrini tefsir ederken, İncil’in özel düşmanı (Latince: inimicus, Yunanca: echthros) kastettiğini, kamusal ve siyasi düşmanı (Latince: hostis, Yunanca: polemios) kastetmediğini iddia eder. Siyasi düşmandan nefret edilmeyebilir, ancak onun varlığı ortadan kaldırılmalıdır. (ç.n.)
[4] “Bir başka varoluşun ontolojik (varlıksal) yadsınması”: Orijinal: „seinsmäßige Negierung eines anderen Seins“: Sein (Varlık) kelimesi Alman felsefesinin şahdamarıdır. Heideggerci Dasein kavramının etrafında dolaşan, varlığın mevcudiyetini reddetme (Negierung) eylemidir. Seinsmäßig kelimesini “varoluşsal” yerine daha kökensel olan “ontolojik” yahut “varlıksal” diyerek çevirmek, metnin o ağır Alman idealizmi-sonrası felsefi tonunu (Klang) Türkçeye taşımak için elzemdi. Bir tarafın yaşaması, diğerinin ontolojik reddine bağlanmıştır. (ç.n.)
[5] Güncel Siyasal Bağlam ve “Alman-Rus” Retoriği: Orijinal: Rhetorik zwischen (…) Russland und Deutschland (Merz): Satır arasında zikredilen “Merz” ismi rastgele bir parantez içi değildir. Bu, Almanya’da Şansölye koltuğuna oturan muhafazakâr çizginin, selefi dönemin nispeten ihtiyatlı tavrından sıyrılarak, tıpkı Hoffmann’ın de ifade ettiği üzere ABD-NATO ekseninde “Schmittyen” bir dost-düşman polarizasyonuna girdiğini ve retoriğini militarize ettiğini işaret eder. (ç.n.)
Çeviren: Emre Köse