Diplomasi

Carlson: Netanyahu, Trump’ı İran’a nükleer saldırı düzenlemeye zorluyor

Yayınlanma

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun baskısı altında, Trump yönetiminin İran’a nükleer saldırı düzenlemeye hazırlandığı öne sürüldü.

X hesabından bir gönderi yayınlayan ABD’li yorumcu ve gazetesi Tucker Carlson’a göre hedef, İran’ın merkezindeki Kazma Dağı olacak.

İsrail istihbaratı, İran hükümetinin buradaki nükleer zenginleştirme programını yeniden başlattığını iddia ediyor.

Carslon, Amerikan cephaneliğindeki hiçbir konvansiyonel silahın, zenginleştirmenin gerçekleştiği iddia edilen tünelleri yok etmek için 300 feet kalınlığındaki katı graniti delip geçemeyeceği için tek askeri seçeneğin nükleer saldırı olduğuna işaret ediyor.

Netanyahu’nun bu yönde yoğun baskı uyguladığını öne süren Carlson, kendisine bilgi veren bir kaynağın, “Bibi bu konuyla ilgili her gün Trump’ı arıyor,” dediğini aktarıyor.

“Netanyahu köşeye sıkışmış ve çaresiz durumda” diyen ABD’li yorumcu, geçen haftaki seçim sonuçlarına işaret etti ve Trump’ın müdahalesi olmaksızın Netanyahu’nun hükümet kuramayacağını hatırlattı.

“Netanyahu, Trump’a yakın durmak zorunda. Bu savaşa ihtiyacı var,” diyen Carlson şöyle devam ediyor:

“Bu amaçla, Savunma Bakanı Pete Hegseth ve CENTCOM Komutanı Brad Cooper dahil olmak üzere yönetimdeki en yakın müttefiklerine azami baskı uyguladı. Her ikisi de, son derece kötü yönettikleri bu savaşın müzakere yoluyla çözülmesine karşı çıkıyor; her ikisi de büyük çaplı muharebe operasyonlarının yeniden başlatılması için baskı yapıyor. Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve CIA Direktörü John Ratcliffe de, Demokrat Parti liderleri gibi, Netanyahu’nun izinden gidiyor. Konuyla ilgili yakın zamanda yapılan bir toplantıda, eski başkan Barack Obama, Doha’da taslağı hazırlanan mevcut İran barış anlaşmasına karşı olduğunu söyledi.”

Amerika’nın Orta Doğu’daki müttefiklerinin ise savaşın uzaması ihtimalinden “dehşete düşmüş durumda” bulunduğunu söyleyen Carlson, Tel Aviv’in, İran’a yönelik son bir saldırı için yürüttüğü lobi çalışmalarına BAE’yi de dahil etmek istediğini ama Abu Dabi’nin bunu reddettiğini aktarıyor.

Sekiz aylık çatışmanın ardından Körfez ekonomilerinin sallandığını, aynı durumun küresel enerji ve gübre piyasaları için de geçerli olduğunu kaydeden Carlson, “Bu piyasalar kısa sürede toparlanamayacak. Küresel ölçekte, üreticilerden dünyanın geri kalanına petrol taşımak için kullanılan toplam yaklaşık 850 süper tanker bulunuyor. Yalnızca Ekim ayında, bunlardan 11’i Hürmüz Boğazı’nda ağır hasar gördü. Bu gidişle, küresel bir iktisadi bunalım kaçınılmaz. Nükleer bir saldırı, bu yıkımı radikal bir şekilde hızlandıracak,” diyor.

Kazma Dağı’nda gerçekleşecek nükleer saldırının radyoaktif serpintisinin, Basra Körfezi’ni kirleteceğini ve 100 milyon insanın su kaynağını zehirleyeceğini vurgulayan ABD’li gazeteci şöyle devam ediyor:

“Ve bunlar, bölge için sadece bazı acil sonuçlar. Dünyanın geri kalanı da en az bu kadar risk altında. Amerika Birleşik Devletleri dışında hiçbir ülke savaşta nükleer silah kullanmamıştır. Bazıları bunu yapmak ister. İran’a yönelik bir Amerikan nükleer saldırısı, yeni bir emsal teşkil edecektir. Ruslar, en az iki başka hükümete, İran’a yönelik bir Amerikan nükleer saldırısının kendilerini Ukrayna’ya karşı nükleer silah kullanma konusunda serbest bırakacağını çoktan bildirdi. Pakistan ve Hindistan da birbirlerine karşı aynı şeyi yapmaya cazip düşecek, Kuzey Kore de Seul’e karşı. İlk nükleer saldırının ardından Üçüncü Dünya Savaşı kaçınılmaz olacaktır. Bu savaş kısa ve kesin sonuçlu olacaktır.”

Şubat ayından bu yana Beyaz Saray’ın, “savaş alanı nükleer silahlarının” ilk kullanımını kolaylaştırmak ve dolayısıyla daha olası hale getirmek için Amerika’nın nükleer doktrinini sessizce yeniden yazdığının altını çizen Carlson, Washington’da her iki partiden de kimsenin bu durumdan rahatsız görünmediğini hatırlatıyor.

Carlsoni konuyu yakından takip edenlerin, Trump’ın önümüzdeki hafta sonuna kadar nükleer silah kullanıp kullanmayacağına karar vereceğini söylediğini aktarıyor.

Trump’ın şu anda tereddüt ettiğini savunan Carlson, şu anda Başkan’ın hem İran’la bir anlaşma yapılabileceğini savunan başkan yardımcısı JD Vance’i hem de özel elçisi ve arkadaşı Steve Witkoff’u dinlediğini kaydediyor.

İranlılarla müzakere etmenin her koşulda son derece zor olduğu bilindiğini ve Ali Hamaney ile ailesinin Şubat ayında öldürülmesinden bu yana o hükümetin bazı kesimleri “daha da radikalleştiğini” savunan Carlson, “On yıllar süren izolasyonun ardından, nispeten ılımlı İranlı liderler bile Batı’da kararların nasıl alındığı konusunda kafaları karışık görünüyor,” diye yazıyor.

Yine de genel olarak, İran’daki karar vericilerle konuşan kişilerin, orada daha fazla savaşın herkes için kötü olduğu ve bir anlaşma yapılmasının faydalı olacağı konusunda bir fikir birliği olduğunu söylediklerini aktaran Carlson, gönderisini şöyle bitiriyor:

“Şu ana kadar görüşü alınmayan grup ise dünya halkları; Trump, Netanyahu’nun baskısıyla gelecek hafta bir nükleer saldırı başlatırsa, çocuklarıyla birlikte öldürülecek olan yüz milyonlarca insan. Şimdi onların sesini yükseltme zamanı.”

Çok Okunanlar

Mobil sürümden çık