Avrupa
CDU içinde isyan: Merz’in şansölyeliği tehlikede

Alman Şansölyesi Friedrich Merz’in partisi CDU içerisinde bir süredir kazan kaynıyor ve bir “şansölye değişimi” için harekete geçenler var.
Der Spiegel’de yer alan habere göre, partideki etkili isimler, önüne birçok fırsat gelmesine rağmen bunları kullanamayan Merz’e yönelik tepkiler artıyor.
Örneğin görüşlerine yer verilen partide etkili isimlerden biri, “Top tam penaltı noktasının üzerinde, rakip kaleci ufukta bile görünmüyor, ama Merz bir şekilde kendi kalesine gol atmayı başarıyor,” diyor.
Der Spiegel, “Görünüşe göre CDU içinde, Merz’in kendi kazdığı bu çukurdan çıkabileceğine dair pek umut kalmamış,” diyor.
Şamsölyeye yakın ve CDU’nun liderlik çevrelerinde yer alan birçok kişiyle görüşen dergi, bu isimlerin Merz’e güvenini yitirmiş bir parti tablosu çizdiğine işaret ediyor:
“Bu durum, savaş sonrası Alman tarihinde benzersizdir. 1966’da CDU Şansölyesi Ludwig Erhard kendi partisi tarafından görevden alındığında, bu aylar süren yavaş ve sinsi bir süreçti. Oysa Merz’in durumunda, otoritesinin birkaç gün içinde çöküşünü izlemek mümkün. Ve onu dibe çekenler parti arkadaşları değil, bizzat kendisi.”
CDUi, aylardır anketlerde AfD’nin gerisinde kaldığı için zaten tedirgin bir durumda. Üstüne üstlük şimdi de “Merz fiyaskosu” var.
Der Spiegel’e göre CDU’nun en üst düzey liderlik çevrelerinde bile, şansölyenin Noel’e kadar görevde kalacağına bahse girecek neredeyse kimse yok.
POLITICO’da yer alan habere göre, Merz’e yönelik kamuoyundaki eleştiriler, esas olarak kabine değişikliği sonucunda hükümetten uzaklaştırılan kişilerden geliyor.
Öte yandan liderlik meselesi, yaz tatili olduğundan, henüz açıkça gündeme getirilmiyor.
Doğu Almanya’nın üç eyaletinde seçimler yapılacak: Saksonya-Anhalt, Berlin ve Mecklenburg-Batı Pomeranya. Anketler, CDU için bir felakete işaret ediyor.
Önde gelen bir Hıristiyan Demokrat, “Daha önce düşünülemez olan şeyler başıma geliyor. Merz bir tünelde; artık partiye ulaşamayacak. Her şey bitti,” diye mesaj atıyor.
Aynı CDU’lu, Merz’in en geç 21 Eylül’e kadar havlu atmak zorunda kalacağını ya da istifa etmeye zorlanacağını düşünüyor.
21 Eylül, Berlin ve Mecklenburg-Batı Pomeranya’daki çifte seçimin ardından gelecek pazartesi gününe işaret ediyor.
Merz’e yönelik hayal kırıklığının zirveye ulaşması şu kronolojiyi takip ediyor: 18 Temmuz Cumartesi günü, meclisteki grup başkanı Jens Spahn istifa etti.
Bundan sadece üç gün önce, Bild gazetesi aracılığıyla kamuoyuna yaptığı açıklamada, kendisi ve eşinin ABD’de bir taşıyıcı anne aracılığıyla dünyaya gelen bir oğlunu kucakladıklarını açıklamıştı.
Merz için bu, hiç beklenmedik bir fırsattı. Spahn’a hiçbir zaman güvenmemişti fakat şansölye olduğunda onu kontrol altında tutabileceğini ummuştu.
Fakat son zamanlarda, grup başkanı Merz’in zayıf liderliğinden yararlanarak koalisyonun kilit figürlerinden biri haline gelmişti. Onsuz hiçbir şey yürümüyordu; Spahn, CDU’nun en güçlü ikinci ismi konumuna yükselmişti.
Şansölye bu durumdan hoşnut değildi ama Spahn’ın istifasıyla sorun birdenbire kendiliğinden çözüldü. Zaten bu sonbaharda kabineyi yeniden düzenlemeyi planlıyordu.
Şansölyenin kabinenin bazı üyelerinden memnun olmadığı, üstüne bir de astları ile görüşmelerinde belirli bir “kibir” sergilediği öne sürülüyor.
Örneğin Rheinland-Pfalz’taki yürütme kurulu toplantısı sırasında, CDU eyalet meclis grubunun, “asgari düzeyde karşılıklı güven ve saygı”nın artık mevcut olmadığı gerekçesiyle Merz ile olan toplantısını iptal ettiği bir mektup kamuoyuna açıklandı. Daha önce hiç böyle bir hakaret yaşanmamıştı.
Geçen hafta yapılan Başkanlık Divanı ve Yürütme Kurulu toplantıları sırasında ortamın gergin olduğu tüm katılımcılar tarafından fark edildi.
Bazıları, CDU liderinin “kendi tüneline derin bir şekilde gömülmüş olduğunu” ve “durumunun ne kadar vahim hale geldiğinin artık farkında bile olmadığını” düşünüyor.
Hatta Mainz Eyalet Başbakanı Gordon Schnieder, grubun daha sonraki raporlarına göre, başbakanı “profesyonellikten yoksun olmak” ile suçladı.
Peki şimdi ne olacak? Der Spiegel’e göre parti liderliği bu soruya cevap vermekten kaçınıyor. Küçük gruplar halinde bile hiçbir senaryo üzerinde durulmuyor:
“Felaketi davet etmek istemiyorlar. Hem de herkesin yaz tatilini iple çektiği şu anda. Şu anda kimsenin şansölye değişikliğine ihtiyacı yok. Fakat Merz’in hükümet başkanı olarak hâlâ bir geleceği olduğuna kimse inanmıyor.”
Doğu’daki seçimlerden sonra Merz’in istifaya zorlanması gerektiğini söylüyorlar. Örneğin, üç deneyimli eyalet başbakanı, şansölyeye ülke ve parti sorumluluğu nedeniyle istifa etmesi gerektiğini önerirse, Merz kesinlikle buna uyacak; en azından ekibi böyle düşünüyor. Ne var ki bundan tam olarak emin değiller.
İstifanın ardından Kuzey Ren-Vestfalya eyalet başbakanı Hendrik Wüst’ün devreye girmek zorunda kalacağı düşünülüyor. Merz’in olası halefi olarak adı geçen tek kişi o.
CSU lideri Markus Söder’in CDU tarafından kabul edilemez olduğu söyleniyor ve CSU İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt’in şansölyeliğe geçebileceği fikri ise saçma bulunuyor. Dolayısıyla görev Wüst’e düşecek.
Avrupa
İngiliz denizci, “Rusya casusluğuna hazırlanmak” ile suçlanıyor

Kraliyet Donanması’na mensup bir astsubay, “Rusya adına casusluk yapmaya hazırlandığı” iddiasıyla mahkeme önüne çıktı.
Savaş istihbaratı alanında uzmanlaşmış Astsubay Teddy Young, Ulusal Güvenlik Yasası kapsamında suçlandıktan sonra perşembe günü Westminster Sulh Ceza Mahkemesi’nde sanık kürsüsüne çıktı.
24 yaşındaki Young’ın, Savaş İstihbaratı Görevlisi olarak görev yaparken erişim hakkı olduğu Birleşik Krallık savunma ve istihbarat belgelerini elinde tuttuğu ve hassas bilgileri ifşa etmek için hazırlık yaptığı iddia ediliyor.
BBC’nin edindiği bilgilere göre, suçlamalar arasında bir mesajı Rusçaya çevirmek ve insanları Rusya’ya bilgi göndermeye davet eden bir web portalı aramak da yer alıyor.
Polis tarafından verilen gri bir sweatshirt giyen Young, mahkemede adını, doğum tarihini ve Bedford yakınlarındaki Clapham’daki adresini doğrulamak üzere konuştu.
Young, korunan bilgileri ifşa etmeye yönelik hazırlık niteliğinde davranışlarda bulunmak ve yabancı bir güce fayda sağlamak amacıyla korunan bilgileri elde etmek, kopyalamak, kaydetmek veya saklamakla suçlanıyor.
Suçlamalar, 26 Kasım 2024 ile 21 Mayıs 2025 arasındaki dönemi kapsıyor.
Polis, iddia edilen suçların, üs yakınında şüpheli faaliyetlerin bildirilmesinin ardından bir dizi gözaltıyla sonuçlanan son RAF Fairford olayıyla ilgili olmadığını belirtti.
Terörle mücadele polisi tarafından soruşturulan olayla bağlantılı olarak toplam yedi kişi gözaltına alınmış ve daha sonra kefaletle serbest bırakılmıştı.
Young, salı günü Bedfordshire’daki evinde gözaltına alındı.
Young, yeni 2023 Ulusal Güvenlik Yasası kapsamında suçlanan ilk silahlı kuvvetler mensubu.
Londra Terörle Mücadele Polisi Başkanı Komutan Helen Flanagan şunları söyledi:
“Bunlar, görevdeki bir silahlı kuvvetler mensubuna yöneltilen çok ciddi suçlamalar. Soruşturmamız ilerledikçe, bu konuyla bağlantılı olası riskleri en aza indirmek için uygun önlemlerin alınabilmesini sağlamak amacıyla Savunma Bakanlığı’ndaki ilgili operasyonel meslektaşlarımızla son derece yakın bir şekilde çalıştık.”
Kraliyet Donanması sözcüsü, bir askeri personelin suçlandığını doğruladı ve “Yasal işlemler devam ettiği için, bu aşamada daha fazla yorum yapmak uygun olmaz,” diye ekledi.
Yargıç Annabel Pilling, Young’ı tutuklu yargılanmak üzere mahkemeye sevk etti. Young, 16 Ekim’de Old Bailey’de mahkemeye çıkacak.
Avrupa
Ekonomi dosyası Le Pen ile halefini karşı karşıya getirdi

Bloomberg’ün haberine göre Fransa’da Ulusal Birlik lideri Marine Le Pen ile parti genel başkanı Jordan Bardella arasındaki görüş ayrılıkları derinleşiyor. Le Pen’in mahkeme kararıyla 2027 yarışına dönüşü, iki siyasetçinin ekonomi programı ve parti idaresindeki çizgisini karşı karşıya getirdi.
Fransa’da sağcı Ulusal Birlik partisinde Marine Le Pen ile partinin genel başkanı olan yakın müttefiki Jordan Bardella arasındaki görüş ayrılıkları derinleşiyor.
Bloomberg’ün haberine göre, mahkemenin Le Pen’in 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılmasına izin vermesinin ardından Fransız siyasetçi parti yönetimini yeniden kendi elinde topladı. İki isim özellikle ekonomi politikaları ve parti idaresi konusunda farklı yaklaşımlar sergiliyor.
Le Pen seçim yasağına karşı hukuki mücadele yürütürken Bardella cumhurbaşkanı adayı olmaya hazırlanıyor ve iş dünyası odaklı bir program öne çıkarıyordu.
Paris İstinaf Mahkemesi temmuz ayında Le Pen’i Avrupa Parlamentosu fonlarını kötüye kullanmaktan suçlu buldu ancak cezasını hafifletti.
Kamu görevinden men cezası 30 ayı tecilli olmak üzere 45 aya indirildi.
Yasağın Mart 2025’ten itibaren sayılması nedeniyle 2027 seçimlerine katılma imkanını koruyan Le Pen, kararın açıklandığı gün aday olma niyetini teyit etti.
Ulusal Birlik Genel Başkan Yardımcısı Louis Aliot, Bloomberg’e yaptığı açıklamada, “Görüş ve üslup farkları var ancak nihayetinde buradaki bir numara Marine Le Pen” dedi.
Ekonomi vizyonundaki ayrışma belirginleşiyor
Görüş ayrılıkları Le Pen’in 6 Ekim’de açıkladığı ekonomi programının ardından belirginleşti.
Le Pen emeklilik yaşının düşürülmesini, alım gücünün artırılmasını ve çok uluslu şirketlere uygulanan vergilerin yükseltilmesini önerdi.
Bardella ise aksine vergi indirimlerini, bürokrasinin azaltılmasını ve girişimcilerin desteklenmesini savunuyor.
Olası cumhurbaşkanı adayı olarak görüldüğü dönemde büyük şirketlerin yöneticileriyle yoğun temaslar yürüten Bardella’nın iş dünyasındaki etkisi, Le Pen’in dönüşüyle gerilemeye başladı.
Le Pen müttefikinin yakın çalışma ekibine de müdahale etti. Bloomberg’e konuşan kaynaklara göre Le Pen, mahkeme kararının ardından Bardella’nın baş ekonomi danışmanı François Durvye’yi görevden aldı.
Durvye, kararın açıklandığı gün Bardella’ya her şeye rağmen adaylığını ilan etmesi yönünde tavsiyede bulunmuştu.
Gerilime rağmen işbirliği sürüyor
Parti içindeki havayı Mediapart’ın yayımladığı bir haber de etkiledi. Haberde Bardella’nın 2013 yılında antisemit nitelikli ifadeler kullandığı iddia edildi.
İddiaları reddederek yayın organına dava açan Bardella’ya Le Pen kamuoyu önünde destek verdi. Buna karşılık basında söz konusu bilgilerin parti içinden sızdırılmış olabileceğine dair iddialar yer aldı.
Tarihçi Valerie Igounet, iki siyasetçi arasındaki ilişkilerin yaz aylarından bu yana belirgin biçimde soğuduğunu aktardı. Buna rağmen taraflar arasında tam bir kopuş beklenmiyor.
Bardella seçmen nezdindeki popülaritesini korurken Le Pen de kazanması halinde onu başbakan olarak atama vaadini sürdürüyor.
Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçimleri 18 Nisan ve 2 Mayıs 2027 tarihlerinde yapılacak.
Elabe şirketinin 26-28 Ağustos tarihli anketine göre Le Pen, ilk turda farklı senaryolara bağlı olarak yüzde 34 ile yüzde 35,5 arasında oy oranına ulaşıyor.
Avrupa
Bank of France: Şu anda ECB’nin yardımına ihtiyacımız yok

Fransa Merkez Bankası (Bank of Rance) Başkanı Emmanuel Moulin, Fransa’nın iktisadi durumunun ciddi olduğunu ama ülkenin şu anda Avrupa Merkez Bankası’ndan (ECB) yardıma ihtiyaç duymadığını belirtti.
Moulin, France Inter radyosuna verdiği demeçte şöyle konuştu:
“Bugün çözümü Frankfurt’ta aramaya gerek yok; çözüm burada, kendi ülkemizde. Mevcut koşullar göz önüne alındığında, Avrupa Merkez Bankası’nın şu anda müdahale etmesi gerektiğini düşünmüyorum.”
Mevcut küresel tahvil piyasasındaki çöküşte Fransa’nın borçlanma maliyetleri hızla yükseldi.
Bu durum, yatırımcıların ülkenin kırılgan kamu maliyesinin Avrupa’nın geri kalanına da olumsuz etki etme riski taşıdığından endişe duyması nedeniyle avroda bir satış dalgasına yol açtı.
Moulin şöyle konuştu:
“Borçlanma faiz oranlarımızdaki bu fark, avro bölgesindeki diğer ülkelere kıyasla daha yüksek bir bütçe açığına sahip olmamız ve bütçe oylaması konusunda siyasi belirsizlik bulunmasıyla bağlantılı.”
Hükümetin bütçesini parlamentodan geçirebilmesinin hayati önem taşıdığını ekleyen Moulin, bütçe açığını azaltan bir bütçeyi kabul ettirmeyi başarırsa durumun iyileşebileceğini savundu.
2027 yılının başlarında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde sağdan ve soldan baskı gören Başbakan Sebastien Lecornu’nun hükümeti, bütçe açığını GSYİH’nin %5,4’ünden %5’e indirmeyi hedefliyor.
Fransız hükümeti, 1 Ekim’de 2027 bütçe tasarısını sundu. Lecornu’nun iki öncülü de 2024 ve 2025 yıllarında bütçe tartışmaları nedeniyle görevden alınmıştı.
Ulusal Birlik (RN) lideri Marine Le Pen salı günü yaptığı açıklamada, Fransa’nın borçlanma maliyetlerini hafifletmek için Avrupa Merkez Bankası’nın müdahale etmesi konusunda görüşmeler yapılması gerektiğini söyledi.
Le Pen’in teklifiyle ilgili sorulan bir soruya Moulin, bunun ECB’nin görevi kapsamında olmadığını söyledi.
Merkez Bankası başkanı, “Basitçe söylemek gerekirse, ECB’nin görevi enflasyonla mücadele etmek. Bugün %2’lik hedefimizin üzerindeyiz, dolayısıyla ECB’nin görevi ülkelerin bütçe sorunlarına çözüm bulmak değil,” dedi.
Dünya Basını2 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Görüş1 hafta önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Asya2 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Dünya Basını2 hafta önceProf. Sachs: Trump’ın Genel Kurul konuşması diplomasi standartlarını sarstı
Rusya2 hafta önceRusya’dan notlar: Siperler, kuryeler ve 9. Duma seçimleri
Avrupa2 hafta önce“Kararları sağ alıyor, Sol Parti de onlara uyuyor”











