Diplomasi
CIA Direktörü John Ratcliffe temaslarda bulunmak üzere Moskova’ya gitti

CIA Direktörü John Ratcliffe, Rus yetkililerle görüşmeler gerçekleştirmek amacıyla Moskova’ya gitti. ABD yönetiminin üst düzey ziyaret gerekçesiyle Ukrayna’dan 24-26 Ağustos tarihlerinde Moskova ve bazı Rus bölgelerine saldırı düzenlememesini talep ettiği ve Kiev’in bu talebi kabul ettiği bildirildi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ise Moskova’ya inen ABD uçağına dair bilgisinin bulunmadığını açıkladı.
ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü John Ratcliffe’in, Rus yetkililerle görüşmeler yapmak üzere Rusya’nın başkenti Moskova’ya gittiği bildirildi.
Gelişmeyi, CBS muhabiri Jennifer Jacobs ile Axios muhabiri Barak Ravid konuya yakın kaynaklara dayandırarak duyurdu. İki Amerikalı yetkili de Ratcliffe’in Moskova’yı ziyaret edeceğini doğruladı. Jacobs, CIA Direktörünün Rusya’ya ABD Hava Kuvvetlerine ait C-17 tipi askeri nakliye uçağıyla gittiğini ve ziyaretin amacının “Moskova’daki görüşmeler” olduğunu aktardı.
Uçuş takip servisi Flightradar24 verilerine göre, “RCH4555” kuyruk numaralı Boeing C-17A Globemaster III tipi askeri nakliye uçağı, Moskova saatiyle yaklaşık 08.50’de Letonya’nın başkenti Riga’dan havalandı ve saat 10.04 sularında Moskova’daki Vnukovo Havalimanı’na indi. Uçağın daha önce, 23 Ağustos’ta, ABD Başkanlık uçağı Air Force One’ın da konuşlu bulunduğu Maryland eyaletindeki Camp Springs’te yer alan Andrews Hava Üssü’nden Riga’ya ulaştığı kaydedildi. CBS kanalı, havalimanında ABD askeri uçağının yanı sıra bir Amerikan diplomatik konvoyunun da görüldüğünü aktardı.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ise Moskova’ya inen Amerikan uçağı hakkında bilgiye sahip olmadığını açıkladı. RBC haber kuruluşunun konuya ilişkin bilgi talebine Peskov ve CIA tarafından henüz başka bir yanıt verilmedi.
ABD Ukrayna’dan saldırıları durdurmasını istedi
Ziyaret sürecinde dikkat çeken bir diğer gelişmeyi Financial Times (FT) muhabiri Christopher Miller bildirdi. Kaynaklara dayandırılan habere göre, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminden yetkililer Kiev’e başvurarak 24-26 Ağustos tarihlerinde Moskova, St. Petersburg ve Rusya’nın kuzey bölgelerine yönelik saldırılardan kaçınmasını istedi. Axios da benzer bir talebin iletildiğini doğruladı.
Washington’ın bu talebi başkente üst düzey bir Amerikalı yetkilinin bulunduğu uçağın gidecek olmasıyla gerekçelendirdiği, Axios’un aktarımına göre ise üst düzey bir heyetin ziyareti sebebiyle temaslar tamamlanıp ayrılış gerçekleşene kadar saldırıların askıya alınmasının istendiği belirtildi. Ukrayna tarafının bu talebi kabul ettiği kaydedildi.
Trump yönetiminin ocak ayından bu yana en üst düzey ziyareti
23 Ocak 2025’te CIA Direktörlüğü görevine başlayan John Ratcliffe, Mayıs 2020 ile Ocak 2021 tarihleri arasında da ABD Ulusal İstihbarat Direktörü olarak görev yapmış ve her iki kuruma da başkanlık eden ilk isim olmuştu.
Ratcliffe’in Ulusal Güvenlik Madalyası ve ABD Savunma Bakanlığı Üstün Kamu Hizmeti Madalyası var.
Axios, bu seyahatin Ratcliffe’in göreve gelmesinden bu yana Moskova’ya yaptığı ilk ziyaret olduğunu ve Donald Trump yönetiminin ocak ayından bu yana Rusya’ya gerçekleştirdiği en üst düzey temas niteliği taşıdığını vurguladı.
Bir önceki CIA Direktörü William Burns, Rusya’yı en son Kasım 2021’de ziyaret etmişti. Burns o dönemde dönemin Rusya Güvenlik Konseyi Sekreteri Nikolay Patruşev ve Dış İstihbarat Servisi (SVR) Başkanı Sergey Narışkin ile yüz yüze görüşmüş, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile de telefon görüşmesi yapmıştı. CNN, söz konusu temasların Ukrayna sınırındaki askeri hareketlilik üzerine odaklandığını aktarmıştı.
CBS, CIA’in son dönemde Rusya ve ABD arasındaki tutuklu takaslarında doğrudan rol oynadığını hatırlattı. Kurum, Nisan 2025’te davasını bizzat Ratcliffe’in takip ettiği ABD ve Rusya vatandaşı Ksenia Karelina’nın serbest kalmasında ve 2024’te Wall Street Journal muhabiri Evan Gershkovich ile eski deniz piyadesi Paul Whelan’ın ABD’ye dönmesini sağlayan büyük esir takasında görev almıştı.
Öte yandan, Moskova Belediye Başkanı Sergey Sobyanin daha önce yaptığı açıklamada başkentin hava savunma sistemlerinin insansız hava araçlarına karşı etkinliğinin son derece yüksek olduğunu ve savunma hatlarını aşabilen İHA oranının binde birin altında kaldığını ifade etmişti.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise temmuz ayı başında yaptığı konuşmada, Rus topraklarına yönelik saldırılara misliyle ve katbekat güçlü yanıt verileceğini belirterek, “Rusya Federasyonu topraklarında nereye saldırı düzenlemeye çalışırlarsa çalışsınlar, aynı şekilde ama birkaç kat daha güçlü karşılık vereceğiz. Düşman bunu hissedecek” değerlendirmesinde bulunmuştu.
Diplomasi
Araştırmacılara göre ABD’nin 11 Eylül sonrası savaşlarında 4,7 milyon kişi öldü

Brown Üniversitesinin “Savaşın Bedeli” projesine göre, 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından ABD’nin katıldığı savaşlar dolaylı sonuçlarıyla birlikte 4,5 milyondan fazla, bazı değerlendirmelere göre ise 4,7 milyona kadar insanın ölümüne yol açtı.
ABD’nin 11 Eylül 2001 terör saldırılarının ardından girdiği savaşlarda, çatışmaların dolaylı sonuçları da hesaba katıldığında 4,5 milyondan fazla, araştırmacıların değerlendirmelerine göre ise 4,7 milyona kadar insan hayatını kaybetti.
iPaper gazetesinin haberinde yer verilen bu tahminler, Brown Üniversitesinin yürüttüğü “Savaşın Bedeli” (Costs of War) projesine dayanıyor.
Gazete, ABD liderlerinin askeri gücün imkanlarını ve kapasitesini gözlerinde büyüttüğünü, siyasi hedefleri silahlar aracılığıyla çözmeyi umduğunu ve söz konusu can kayıplarının diğer etkenlerin yanı sıra bu yaklaşımla bağlantılı olduğunu yazdı.
Araştırmacıların tahminlerine göre bu savaşlarda yaşamını yitirenlerin 3,6 ila 3,8 milyonu doğrudan doğruya sıcak çatışmalar sırasında değil, savaşların uzun vadeli sonuçları yüzünden öldü.
Antropolog Stephanie Savell, ekonominin, altyapının, kamu hizmetlerinin ve çevrenin tahrip edilmesinin hastalıkların yayılmasına ve çatışmalar sona erdikten yıllar sonra bile yeni ölümlere yol açtığını belirtiyor. Savaşların bu uzun vadeli sonuçları özellikle kadınları ve çocukları ağır biçimde etkiliyor.
Afganistan, Pakistan, Irak, Suriye ve Yemen’deki çatışmaları kapsayan araştırmanın yazarları, bütün bu çatışmalardaki tam can kaybı sayısının bilinmediğini ve ölü sayısının artmaya devam ettiğini vurguluyor.
Vietnam ve Irak savaşlarındaki can kaybı tahminleri farklılık gösteriyor
Başka çatışmalarda görüldüğü gibi ABD’nin yürüttüğü savaşlardaki can kaybı tahminleri de birbirinden ayrılıyor.
Nitekim Vietnam Savaşı sırasında her iki taraftan asker ve sivil toplam Vietnamlı kayıpları yaklaşık birkaç yüz bin ile birkaç milyon kişi arasında tahmin ediliyor.
Vietnam makamları ise 1995 yılında Kuzey Vietnam ve Vietkong saflarından yaklaşık 1,1 milyon savaşçının ve 2 milyona kadar sivilin öldüğünü açıklamıştı.
Irak’taki tahmin aralığı ise çok daha geniş bir tablo ortaya koyuyor. Kayıt altına alınmış şiddet kaynaklı sivil ölümlerini hesaba katan Iraq Body Count projesi, bu sayıyı 200,1 bin ile 226,6 bin aralığında veriyor.
Anket çalışmalarına dayalı araştırmalar ise savaş olmasaydı meydana gelmeyecek bütün ölümleri ifade eden “fazladan ölümleri” hesaplıyor.
Bu kapsamda The Lancet dergisi 2006 yılına kadar 655 bin ölümü, PLOS Medicine dergisi 2011 yılına kadar yaklaşık 461 bin ölümü, PLOS One dergisinde yayımlanan bir araştırma ise 2003-2023 yılları arasında şiddet kaynaklı 670 bin ölümü tahmin etti.
Eleştirilere göre ABD liderleri silahların kapasitesini abartıyor
iPaper, ABD liderlerinin on yıllar boyunca silahların sunduğu imkanları abarttığını ve savaşları demokrasiyi yaymanın yanı sıra güvenliği sağlamanın bir yolu olarak sunduğunu aktarıyor.
Gazetenin yazarı Dominic Erdozain’in değerlendirmesine göre bu sorun, Donald Trump’ın başkanlığından çok daha önce ortaya çıktı.
Yazar Erdozain, bu duruma örnek olarak Vietnam Savaşı’nı gösteriyor. Kuzey Vietnam’ın yıllar süren bombardımanlara maruz kalması ülke yönetimini direnişten vazgeçmeye zorlayamadı ve savaş sekiz yıl daha devam etti.
Gazeteci Walter Lippmann’ın da vaktiyle belirttiği üzere bu tecrübe, “modern silahların ateş gücünün düşmanı yok etme veya etkisiz hale getirme kapasitesine sahip olduğunu, ancak onu kendi iradesine boyun eğdirmeye yetmediğini” ortaya koydu.
ABD, 11 Eylül terör saldırılarının ardından askeri gücü yeniden yalnızca terörle mücadele amacıyla değil, aynı zamanda devlet inşası için de kullanmaya başladı.
Ancak bu askeri harekatların başarısızlıkları, yaklaşımın bizzat kendisindeki yanlışlıkla değil, strateji ve planlama hatalarıyla açıklandı.
Erdozain’in eleştirilerine yer verdiği askeri operasyon gazileri de güç kullanımının yerel halkın güvenini kazanmaya yardımcı olmadığını ve yeni isyancıların ortaya çıkmasına zemin hazırlayabileceğini ifade ediyor.
Eski komutan McRaven İran savaşı ve ABD stratejisini değerlendirdi
Öte yandan Donald Trump’ın İran ile bir anlaşma yapılması ya da “işinin bitirilmesi” arasında bir seçimden söz ettiği siyasi gündem çerçevesinde, ABD Özel Harekat Komutanlığı eski başkanı Amiral William McRaven da bir hafta önce değerlendirmelerini paylaştı.
İran ile yaşanan çatışma ortamında ABD’nin Vietnam, Afganistan ve Irak’taki askeri harekatlarını inceleyen McRaven, ABD’nin askeri üstünlüğünün siyasi hedeflere ulaşmayı garanti etmediğini ve ülke yönetiminde savaşın gidişatı üzerinde kontrol sahibi olunduğu yanılsaması yaratabileceğini bildirdi.
McRaven’ın iddiasına göre 28 Şubat’ta başlayan İran savaşı, Amerikan kapasitesinin ve imkanlarının abartılmasının yeni bir örneği oldu.
Washington’ın bu savaştaki hedefleri, rejim değişikliğinden ve Tahran’ın nükleer emellerinin caydırılmasından Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğinin sağlanmasına kadar uzanan bir çizgide değişiklik gösterdi. Üstelik Donald Trump yönetimi, saldırıları başlatmadan önce müttefiklerin desteğini de almadı.
Askeri gücün karmaşık siyasi meseleleri çözme kabiliyetine duyulan inancın, henüz İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Amerikan stratejisinin bir sorunu haline geldiğini düşünen McRaven, özellikle 1991 yılındaki Körfez Savaşı’nda kazanılan zaferin ardından ABD’nin teknolojik üstünlüğün önemini gözünde büyüttüğünü, Afganistan ve Irak’taki harekatların ise uzadığını ve bu harekatların hedeflerinin defalarca değiştiğini belirtti.
McRaven ayrıca yetkinin başkanda toplanmasının, askeri yönetimin siyasallaşmasının ve yapay zeka da dahil olmak üzere yeni teknolojilerin gelişmesinin bu hataların tekrarlanma riskini artırdığını kaydetti.
Öte yandan savaşın sonucu eskiden olduğu gibi bugün de coğrafyaya, düşmanın kararlılığına, kamuoyu desteğine ve siyasi ve askeri liderliğin niteliğine bağlı kalmaya devam ediyor.
Diplomasi
Güney Kore, Kiev’deki sekiz diplomatını geri çekti

Güney Kore, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy’nin iki Kuzey Koreli esirin Seul’e naklini BM kürsüsünden duyurmasının ardından Kiev’deki sekiz diplomatik personelini geri çekti. Dışişleri Bakanı Cho Hyun, krizin sürmesi halinde diplomatik ilişkilerin tehdit altına girebileceğini ancak Ukrayna’ya yönelik insani desteğin sürdüğünü söyledi.
Güney Kore, Ukrayna’nın iki Kuzey Koreli savaş esirinin Seul’e nakledildiğini kamuoyuna duyurmasıyla patlak veren kriz üzerine Kiev’deki sekiz diplomatik personelini geri çekti.
Gelişmeyi Güney Kore Dışişleri Bakanı Cho Hyun, parlamentoda bakanlığına yönelik düzenlenen denetim oturumunda açıkladı.
Yonhap ajansının haberine göre Cho, yaşanan diplomatik gerilime rağmen sorunu çözüme kavuşturmak amacıyla Ukraynalı mevkidaşıyla temaslarını sürdürdüğünü söyledi.
İki ülke arasındaki ilişkileri geren süreç, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin eylül ayında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kürsüsünden yaptığı konuşmayla başladı.
Zelenskiy, konuşmasında iki Kuzey Koreli askerin Güney Kore’ye gönderildiğini açıkça dile getirdi.
Seul yönetimi ise söz konusu askerlerin ve Kuzey Kore’de kalan ailelerinin güvenliğini korumak amacıyla nakil işleminin gizli tutulması konusunda Kiev ile en başından beri anlaştıklarını belirtti.
Ukrayna Devlet Başkanlığı Ofisi daha sonra bu bilginin gizli tutulacağına dair bir mutabakat yapıldığını reddetti.
Bunun üzerine Güney Kore, Ukrayna yönetiminden resmi bir açıklama, özür ve benzer bir durumun tekrarlanmayacağına dair güvence istedi.
Beklenen adımların gelmemesi ve Rusya’nın devam eden hava saldırısı tehditleri gerekçe gösterilerek, ay başında Güney Kore’nin Kiev Büyükelçisi Park Ki-chang ülkeye çağrıldı; ardından da büyükelçilikteki bazı görevlilerin geri çekilmesine karar verildi.
Bakan Cho, Ukrayna’nın meseleyi gereğince ele almaması nedeniyle bu kararın kaçınılmaz hale geldiğini vurgulayarak şimdiye kadar sekiz personelin ülkeye döndüğünü ifade etti.
Diplomatik temsil düzeyinin düşürülmesine karşın elçilikte temel hizmetleri yürütecek personelin görev başında kaldığını belirten Cho, bu ekibin Rus saldırıları altında yaşayan Güney Kore vatandaşlarını korumak için çalışmalarına devam ettiğini aktardı.
Parlamentodaki oturumda krizin Kiev ile diplomatik ilişkileri kopma noktasına getirip getirmeyeceği sorusuna da yanıt veren Cho, gerilimin tırmanmayı sürdürmesi halinde meselenin o boyuta ulaşabileceği uyarısını yaptı.
Cho, sorunun en kısa sürede çözülmesi için Ukrayna Dışişleri Bakanı ile iletişim kanallarını açık tuttuğunu sözlerine ekledi.
Yaşanan diplomatik gerginliğe rağmen Güney Kore’nin Ukrayna’ya sunduğu genel desteğin değişmediğini vurgulayan Dışişleri Bakanı, Seul’ün insani yardımları sürdürdüğünü, Ukrayna’nın yeniden inşası konferanslarına katılmaya devam ettiğini ve savaşın sona erdirilmesine yönelik uluslararası girişimlerde yer aldığını hatırlattı.
Diplomasi
AB, Ukrayna’ya destek için Kanada’yı kredi programına çağırıyor

AB ve Kanada liderleri, Montreal Zirvesi’nde Ukrayna’ya yönelik 90 milyar avroluk kredi desteğine Ottawa’nın katılımını ve ikili siyasi ortaklığın geleceğini ele alacak. Zirve taslağında ortak üyelik yerine ekonomik güvenliğe odaklanan “Gelecek İçin İttifak” modelinin başlatılması öneriliyor.
Avrupa Birliği (AB) ve Kanada liderleri, Montreal kentinde düzenlenecek zirvede Kiev yönetimine yönelik mali desteğin genişletilmesini ve yeni bir siyasi ortaklık modelini ele almaya hazırlanıyor.
Rapporteur’ün ulaştığı ortak bildiri taslağında, Kanada’nın Ukrayna’ya yönelik kredi destek programına dahil edilmesi önerisi yer alıyor.
Taslak metinde “Kanada’nın Ukrayna’ya kredi destek programına katılımını memnuniyetle karşılıyoruz” ifadesi yer alırken, söz konusu cümlenin Kanada tarafıyla henüz tam olarak uzlaşmaya varılmadığı için köşeli parantez içinde tutulduğu görülüyor.
Belgede, Kanada’nın bu programa hangi şartlar altında ve ne kadarlık bir mali büyüklükle katılacağına dair somut ayrıntılara henüz yer verilmiyor.
Tarihi 23 Ekim olarak kaydedilen bildirinin son metninde zirveye kadar değişiklik yapılabileceği aktarılıyor.
Ukrayna’ya 90 milyar avroluk kredi paketi planlanıyor
Avrupa Parlamentosu, şubat ayında Ukrayna’ya 90 milyar avro tutarında bir kredi sağlanmasını onaylamıştı.
AB’nin ortak bütçesiyle güvence altına alınan bu mali paketin, 2026 ve 2027 yıllarında 45’er milyar avroluk iki dilim halinde ödenmesi öngörülüyor. Toplam 90 milyar avroluk kaynağın yaklaşık 30 milyar avrosunun Ukrayna’nın bütçe desteğine, 60 milyar avrosunun ise askeri yardımlara tahsis edilmesi hedefleniyor.
Rapporteur tarafından aktarılan bilgilere göre, Kanada’nın bu mali girişime dahil edilmesi, Kiev’in büyüyen finansman açığı karşısında Avrupa ülkelerinin bütçeleri üzerindeki mali yükü hafifletmeyi amaçlıyor.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, daha önce yaptığı açıklamada, AB tarafından planlanan mevcut ödemelere ek olarak ülkesinin 2027 yılında 70 milyar avroya daha ihtiyaç duyacağını dile getirmişti.
Ortaklık statüsü yerine ‘Gelecek İçin İttifak’ modeli
Montreal’deki zirvenin ikinci önemli gündem maddesini ise Kanada’nın AB ile ilişkilerindeki resmi statüsü oluşturuyor. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, daha önce Kanada’nın AB’nin “ilk ortak üyesi” yapılması ihtimalinin değerlendirilmesini önermişti.
Diplomatik kaynaklar, Almanya’nın “ortak üyelik” kavramının kullanılmasına güçlü şekilde karşı çıktığını belirtirken, benzer çekincelerin Fransa ve İtalya tarafından da paylaşıldığı kaydediliyor.
Bu öneri ABD Başkanı Donald Trump’ın da tepkisini çekmişti. Teklifi “gülünç” olarak nitelendiren Trump, böyle bir adım atılması halinde AB’ye yönelik “çok ağır gümrük vergileri” uygulama tehdidinde bulunmuştu.
Rapporteur, mevcut belge taslağında ifadenin yumuşatıldığını aktarıyor. Buna göre doğrudan bir ortak üyelik statüsü yerine “Gelecek İçin İttifak” (Alliance for the Future) adı altında yeni bir mekanizmanın hayata geçirilmesi teklif ediliyor.
Ekonomik güvenlik ve yakın politika koordinasyonuna odaklanacak bu formatın yanı sıra “ortak üyelik” kavramının nihai tanımının 2027 yılındaki zirveye ertelenmesi öneriliyor.
Amerika1 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Diplomasi3 gün önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Dünya Basını6 gün önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Ortadoğu2 hafta önceIsrael Hayom yazdı: İsrailli istihbaratçılar yıllardır Riyad’da
Ortadoğu2 hafta önceINSS: ABD gerileyen bir güç; artık etnik Yahudi kimliği demokratik normları önceliyor
Ortadoğu1 hafta önceMısır parlamentosu, Suudi Arabistan’a asker gönderme oylamasını erteledi
Dünya Basını2 hafta önceÇok kutuplu parti sisteminde doğru








