Görüş
Çin-İsrail ilişkilerinin olağan durumuyla yüzleşmek
9 Temmuz’da, Çin’in İsrail Büyükelçiliği sözcüsü, resmi WeChat hesabında yaptığı açıklamada, İsrail Yeş Atid (Gelecek Var) Partisi milletvekilinin son dönemde Tayvan’la ilgili yanlış söylem ve eylemlerine ilişkin görüş bildirdi. Sözcü, Gelecek Var Partisi’nin bir milletvekilinin Çin’in Tayvan bölgesini ziyaret ederek sözde “başkan yardımcısı” ve “dışişleri bakanı” ile görüştüğünü, İsrail’e döndükten sonra sosyal medya platformlarında ilgili Tayvanlı kişilerle etkileşime girerek onları övdüğünü, İsrail medyasında bu ziyarete dair gözlemlerini uzun uzun anlattığını ve açıkça Tayvan’ı bir “ülke” olarak tanımladığını belirtti. Bu tür söylem ve eylemler “tek Çin ilkesini ciddi şekilde ihlal etmiş, Çin-İsrail ilişkilerinin siyasi temelini ciddi şekilde zedelemiş, Çin-İsrail dostane ve pragmatik iş birliği ortamını ciddi şekilde zehirlemiştir. Çin’in İsrail Büyükelçiliği buna kararlılıkla karşı çıkmakta ve şiddetle kınamakta, İsrail tarafına sert bir diplomatik girişimde bulunmuş, hatalı uygulamaların derhal düzeltilmesini ve olumsuz etkinin ortadan kaldırılmasını talep etmiştir.”
Bilgilere göre, bu yılın nisan ayı sonunda, İsrail muhalefet partisi Gelecek Var Partisi milletvekili Boaz Toporovsky, bir parlamento heyetine başkanlık ederek Tayvan’ı ziyaret etmiştir. Mayıs sonunda, birkaç diğer partiden oluşan daha üst düzey bir heyet de Tayvan’a ziyaret gerçekleştirmiştir. Tayvan yönetiminin lideri ve yardımcısı, bu iki İsrail parlamento heyetiyle art arda görüşmüştür. Toporovsky, İsrail doğumlu, Doğu Avrupa kökenli Yahudi göçmenlerin soyundandır. Muhtemelen “Tayvan-İsrail Dostluk Parlamento Grubu” başkanı sıfatıyla, 2024 yılında zaten Tayvan’ı ziyaret etmişti. Yakın zamanda Tayvan’dan dönüşü sonrası, Toporovsky sosyal medyada Tayvanlı ilgili kişilerle etkileşim kurmaya devam etmiş, Tayvan bağımsızlık yanlısı güçlere destek vermiş, Çin-İsrail ilişkilerine engel oluşturmuş ve bu durum “Israel Today” ve “The Jerusalem Post” gibi medya organlarının dikkatini çekmiştir.
Çin’in İsrail Büyükelçiliği, Tayvan’la ilgili meselelerde nadiren açıklama yapar; Toporovsky’nin hatalı söylem ve eylemlerini “üç ciddi ihlal” olarak tanımlaması, Çin-İsrail diplomatik ilişkilerinin kurulduğu 33 yıl içinde oldukça enderdir. Bu durum, onun “tek Çin” ilkesinin kırmızı çizgisini aştığını ve Çin-İsrail ilişkilerinde sürtüşme ve gürültüye yol açtığını açıkça göstermektedir. Gözlemciler ayrıca, Çin Dışişleri Bakanlığı’nın kısa süre önce göreve başlayan İsrail’in Çin Büyükelçisini bu konuyla ilgili görüşmeye çağırmadığını, bunun da bazı İsrailli milletvekillerin hatalı söylem ve eylemlerinin İsrail’in resmi tutumunu yansıtmadığını gösterdiğini belirtmiştir. Bu nedenle, Çin’in İsrail Büyükelçiliği’nin kınama ve uyarıda bulunması daha uygun ve yerindedir.
Aslında, Toporovsky’nin bu girişimi Çin-İsrail dostane ilişkilerinin genel yönünü, ana akımını ve olağan halini yansıtmamaktadır, bu yüzden çok da büyütülmemelidir. Ancak diplomaside küçük mesele yoktur; tek Çin ilkesi ise Çin’in temel çıkarlarını ilgilendiren önemli bir konudur. Tüm dünyanın uzun süredir ertelenen Altıncı Orta Doğu Savaşı’na odaklandığı bir dönemde, Çin-İsrail dostane ve pragmatik ilişkilerindeki bu tür uyumsuzluk ve farklı sesler hafife alınmamalıdır: Bu durum hem İsrail’in karmaşık iç siyasi yelpazesini yansıtır hem de bu savaşın yayılma etkisini gözler önüne serer — yani İsrail, uluslararası baskı ve kamuoyu tecritine karşı zor bir durumda dış sempati ve desteğe susamıştır; bazı politikacılar susam için karpuzdan vazgeçecek kadar ileri gitmektedir. Kısacası, Çin-İsrail ilişkilerinde Tayvan’la ilgili ortaya çıkan bu kriz, büyütülmemesi gereken bir “çaydanlıkta fırtına”dır, ancak gidişata bırakılırsa, Çin-İsrail ilişkilerine zarar verecek yeni bir değişkene dönüşecektir.
Öncelikle, İsrail kurulduğundan beri, hangi parti iktidarda olursa olsun ve siyasi duruşu sol ya da sağ olsun, İsrailli liderler her zaman ileri görüşlü ve stratejik bir anlayışla “tek Çin” duruşunu sürdürmüşlerdir. Uzun Soğuk Savaş döneminde, Çin’in diplomasisi tamamen Arap dünyasından yana olmasına rağmen, “uluslararası yetim” durumundaki İsrail, Tayvan yönetimiyle sıkı ilişkilere sahip olsa bile, hiçbir zaman onlarla diplomatik ilişki kurmamıştır. 33 yıl önce Çin-İsrail diplomatik ilişkileri kurulduğunda, iki tarafın geçmişe dair hiçbir yükü yoktu; özellikle, başka ülkelerin yaşadığı “önce Tayvan’la diplomatik ilişkileri kes, sonra Çin’le kur” gibi zorlu müzakereler ve acı seçim süreçleri söz konusu değildi.
Bunun nedeni, İsrail’in geçmişten bugüne tüm liderlerinin, tüm Çin halkının gerçek meşru temsilcisinin kim olduğunu çok iyi bilmesidir. İsrail halkı da tarih boyunca Çin halkının Yahudilere gösterdiği hoşgörü ve cömertliği takdir etmektedir. Aynı zamanda, Çin uzun süre Orta Doğu meselesinde İsrail’e baskı uygulasa da, Arap cephesinin “İsrail’i yok etme” yönündeki radikal düşüncelerine karşı çıkmış, İsrail hükümetinin saldırgan yayılmacı politikalarıyla İsrail halkını birbirinden ayırmayı savunmuş ve İsrail’in meşru güvenlik endişelerine saygı göstermiştir.
İkinci olarak, İsrail çok partili ve göçmenlerden oluşan bir ülkedir, uzun süredir ABD ve Batı değerlerinden etkilenmektedir. Farklı partilerin dış politikaya dair tutumları farklıdır, hatta sıklıkla çatışır; hükümet ile parlamento arasındaki çatışmalar, iktidar ile muhalefet arasındaki kıyasıya mücadeleler normaldir. Küçük partilerin büyük partileri ya da iktidar koalisyonlarını rehin alması, İsrail demokrasisinin belirgin bir özelliğidir. Bu nedenle, Çin-İsrail ilişkilerinin sorunsuz olduğu dönemlerde bile, Çin’in iç işlerine karışılması ya da kırmızı çizgilerine temas edilmesi gibi tuhaf durumların yaşanması kaçınılmazdır. Örneğin, 1999 yılında, Çin Ulusal Halk Kongresi Daimi Komitesi Başkanı’nın ziyareti öncesinde, İsrail Meclis Başkanı Avraham Burg, Çin’in uyarı ve diplomatik girişimlerine rağmen Dalai Lama ile görüşmüştür. Tamamen özgürleştirilmiş olan İsrail medyasında da Çin’e yönelik eleştirel sesler hiçbir zaman eksik olmamıştır, ancak bu tür sesler İsrail kamuoyunun ana akımı ya da baskın görüşü değildir.
Üçüncü olarak, İsrail, Batı bloğu içinde ABD’nin iki partili hükümet baskısına gerçekten direnen ve Çin dostu politikasının istikrarını sürdüren tek ülkedir. Yazar bu konuda daha önce özel bir analiz yazısı kaleme almıştır: İsrail, ABD’nin Çin’in “Kuşak ve Yol” girişimine yönelik büyük engellemelerine rağmen, Çin ile bu girişimi aktif, esnek ve pragmatik şekilde birlikte inşa etmeye devam etmiştir. Buna, Çin’le birlikte sivil-askeri amaçlı Hayfa Limanı projesini hiçbir zaman terk etmemesi de dahildir. 2022 yılında Çin, İsrail’in ikinci büyük ticaret ortağı ve en büyük ithalat kaynağı olmuştur. Geçtiğimiz bir buçuk yılda Çinli ve İsrailli diplomatlar çok taraflı ortamlarda zaman zaman sert tartışmalara girmiş olsa da, iki taraf da azami ölçüde itidal göstermiş ve bu karşı karşıya gelişleri tesadüfi ve kontrol edilebilir seviyede tutmuş, kapsamlı işbirliği ve stratejik karşılıklı güveni etkilememiştir.
Dördüncü olarak, Çin-İsrail ilişkileri gerçekten de “Altıncı Orta Doğu Savaşı”nın etkisi altındadır. Her iki tarafın kamuoyunda karşılıklı sempati bariz şekilde azalmış ve ilişkiler, diplomatik bağların kurulduğu dönemden bu yana en düşük seviyeye inmiştir. Nesnel olarak bakıldığında, İsrail “11 Eylül” benzeri bir ulusal aşağılanma ve felaket yaşamış, “yedi cephede çatışma” durumuna düşmüş ve hâlâ “savaş durumu” sona ermemiştir. Dolayısıyla tüm ülke ve toplum, eşi görülmemiş bir kriz halindedir. Siyasetçilerden halka kadar herkesin duyguları son derece gergin, kırılgan ve hassastır; dışa dönük tepkilerin abartılı ya da biçim bozukluğuna uğraması kaçınılmazdır. Bu, Çin ile ilgili konularda da sınırları aşan söylemlere yol açmaktadır. Buna “olağandışı olaylarda mutlaka bir neden vardır” denir.
Çin, uluslararası hukuku ilke edinmiş, Orta Doğu anlaşmazlığının doğrularını ve yanlışlarını esas almış, tarihsel doğruluğun ve adaletin yanında durmuş ve büyük bir güç olarak sorumluluğu ve yükümlülüğü gereği, İsrail hükümetinin savaş yanlısı ve insanlık dışı eylemlerini eleştirmeye devam etmiştir. Bu da İsrail toplumuna, iki ülke ilişkilerinin normalleşmesinden bu yana görülmemiş düzeyde baskı oluşturmuştur. Ayrıca, Çin’in geleneksel medyası ve internet kamuoyu da uluslararası adalet ve mazluma duyulan sempati temelinde, İsrail aleyhine bir kamuoyu ortamı yaratmıştır. Bu atmosfer, İsrail toplumunda Çin karşıtı duyguların artmasına neden olmuş ve bazı siyasetçilerin Tayvan konusunu istismar etmesi için uygun bir zemin hazırlamıştır. Son iki yılda İsrail partileri ve siyasetçileri ile Tayvan arasında bariz şekilde sıklaşan ilişkiler, bir tür zor zamanda dayanışma anlamı da taşımaktadır.
Beşinci olarak, Netanyahu hükümeti Orta Doğu meselesinde giderek sertleşip sağa kaymış olsa da, Çin’e karşı dostane temel duruş ve politik çizgiyi korumuştur. Netanyahu şahsen, Çin’in yoğun kamuoyu ve diplomatik baskısına rağmen kamuoyuna yönelik olumsuz bir açıklamada bulunmamış, diğer sağcı ve aşırı sağcı kabine üyeleri de Çin’e açık saldırılarda bulunmamıştır. Bu nedenle, bazı İsrailli milletvekillerin ya da yetkililerin Çin karşıtı ya da Tayvan yanlısı söz ve eylemleri, İsrail hükümetine mal edilemez ve İsrail’in devlet politikası veya ulusal eylemi olarak görülemez.
Altıncı olarak, bu fırtına ne İsrail iç siyasetinin Çin’e karşı iyi polis-kötü polis oyunu oynayarak baskı kurma çabasıdır ne de Gelecek Var Partisi’nin kolektif olarak Çin karşıtı tutuma geçtiğini gösterir. İsrail siyasetini bilen herkes, bu partinin yalnızca 12 yıllık bir geçmişe sahip orta yolcu bir parti olduğunu ve Netanyahu’nun lideri olduğu Likud grubunun ezeli rakibi olduğunu bilir. 2021’de bu parti, Birleşik Sağ İttifakı dahil yedi partiyle birleşerek “sekiz partili iktidar koalisyonunu” kurmuş ve Netanyahu’nun 12 yıllık iktidarını devirmiştir. 2022’de bu koalisyon dağılmış, ardından Gelecek Var Partisi mecliste gensoru vererek yeni seçim sürecini başlatmıştır. Bu yıl haziran ayında muhalefet partisi olarak Netanyahu’nun koalisyonunu devirmeye yönelik yeni bir önerge daha sunmuştur.
2022 Nisan ayı başında, Gelecek Var Partisi lideri, o dönemin dışişleri bakanı ve başbakan adayı Yair Lapid, Çin Devlet Konseyi Üyesi ve Dışişleri Bakanı Wang Yi ile yaptığı telefon görüşmesinde, “İsrail ile Çin birbirini anlıyor ve takdir ediyor. İsrail, Çin’i bir dost olarak görüyor ve diplomatik ilişkilerin kurulduğu günden bu yana tek Çin politikasını benimsemiştir. Bu tutum hiç değişmemiştir ve Çin’le ilişkilerin önemli bir temelidir…” demiştir. Bugün, Lapid’in partisine mensup bir milletvekilinin Tayvan konusunu istismar etmesi, acaba Lapid ve partisi üyelerini kontrol edemiyor mu? Yoksa tutumlarını değiştirip Çin’i mi terk ettiler? Ya da Çin’in Orta Doğu politikasına yönelik bilinçli bir memnuniyetsizlik mi ifade etmekteler? Yazar, Gelecek Var Partisi’nin tamamının ve özellikle lideri Lapid’in Çin’e karşı tutum ve politikasını değiştirdiğini kötü niyetle varsaymak istememekte; aksine, bu durumun yalnızca “Tayvan-İsrail Dostluk Grubu” başkanının dikkat çekmek için yaptığı bireysel bir hamle olduğunu düşünmektedir.
Belki de tüm bu nedenlerle Çin, nispeten düşük profilli, ölçülü ve sakin bir tutum benimsemiş; Gelecek Var Partisi’ndeki birkaç kötü niyetli kişinin temposunu bozmasına izin vermemiş ve Çin-İsrail stratejik güveni, dostluğu ve pragmatik işbirliğinin genel seyrini korumaya çalışmıştır.
Belirtilmesi ve dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta ise şudur: Toporovsky Tayvan konusunu gündeme taşırken, kötü niyetli bazı medya organları da Çin’in İran’a gelişmiş savaş uçakları ve hava savunma sistemleri ihraç ettiği yönünde haberler yaymıştır. Bu durum yalnızca yeni ateşkes sağlamış İsrail ile İran arasında gerilim ve düşmanlığı körüklemekle kalmayıp, aynı zamanda Çin-İsrail stratejik güvenini zedelemeye, İsrail’in Çin’e yönelik kamuoyunu olumsuzlaştırmaya ve ikili ilişkileri ve işbirliğini sabote etmeye hizmet etmiştir. Bu gerçekten kötü niyetli bir yaklaşımdır; Orta Doğu’nun istikrara kavuşmasını, Çin’in Orta Doğu diplomasisinin sağlam adımlarla ilerlemesini istememektedirler.
Prof. Ma, Zhejiang Uluslararası Çalışmalar Üniversitesi (Hangzhou) Akdeniz Çalışmaları Enstitüsü (ISMR ) Dekanıdır. Uluslararası politika, özellikle de İslam ve Orta Doğu siyaseti üzerine yoğunlaşmaktadır. Uzun yıllar Kuveyt, Filistin ve Irak’ta kıdemli Xinhua muhabiri olarak çalışmıştır.
