Söyleşi

Çinli profesör Gao Fei ile AB’den Rusya’ya, Orta Doğu’dan ABD rekabetine söyleşi

Yayınlanma

Bir yandan ABD Başkanı Donald Trump’ın saldırgan gümrük vergisi politikası devam ederken ve müttefikleri dahil tüm ülkeleri şok ederken, sadece Ukrayna’da değil, Ortadoğu’dan Asya’ya, Afrika’ya kadar bölgesel ve küresel çatışmalara şahit oluyoruz. Bu çatışmalarda ABD, hem silahlandıran hem de çatışma çözümünde “arabuluculuk” rolü oynayan aktör olarak öne çıkarken, Çin’in atacağı adımlar ise merak konusu.

Pekin, son yıllarda dış politikasında birbirine paralel ama zaman zaman çelişkili görünen birçok konuyu aynı diskurla ele alıyor. Washington ile süregelen stratejik rekabet; Avrupa Birliği ile ticaret ve Ukrayna savaşı konularındaki anlaşmazlıklar; Moskova ile derinleşen ancak geleceğine dair tartışmalar barındıran ilişkiler; Orta Doğu’da artan ekonomik varlığına rağmen pasifisizm eleştirileri… Tüm bu başlıklar, Pekin’in küresel sahnedeki yönelimi ve uzun vadeli stratejisinin ne olacağı sorusunu uluslararası kamuoyunun gündemine taşıyor.

Tüm bu merak edilenleri, temmuz sonunda katıldığım, Çin’in merkezindeki Henan eyaletinin başkenti Zhengzhou’da düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü Medya ve Düşünce Kuruluşları Zirvesi’nde, Çin Dışişleri Üniversitesi (China Foreign Affairs University – CFAU) Başkan Yardımcısı ve uluslararası ilişkiler alanında önde gelen akademisyenlerden Dr. Gao Fei ’ye sordum. Çin dış politikası, Çin-Rusya ilişkileri, büyük güç rekabeti gibi başlıklarda çalışmalarını yoğunlaştıran Dr. Gao, hem akademik çalışmaları hem de politika analizleriyle Çin’in küresel sahnedeki konumuna dair önemli değerlendirmeler sunuyor.

Aşağıda Dr. Gao ile söyleşimizi dikkatinize sunuyorum.

Çin ile Avrupa Birliği (AB) arasındaki ilişkiler, son dönemde ticaret anlaşmazlıkları ve Ukrayna savaşı konularındaki farklılıklar nedeniyle gergin bir seyir izliyor. Geçtiğimiz haftalarda yapılan Çin-AB zirvesi, bu konularda bir kez daha görüş ayrılıklarına sahne oldu.

Uluslararası basında, özellikle Politico, Le Monde ve Financial Times, zirveye dair analizlerinde “Brüksel’in Çin’e karşı stratejik rekabetçi” çizgiyi koruduğunu, hatta sertleştirdiğini” yazdı. Avrupa’da Çin’in sübvansiyonlu ihracatının sanayiye zarar verdiği, Pekin’in Rusya’ya yaklaşımının ise güvenlik endişelerini artırdığı görüşü öne sürüldü.

Peki, Pekin bu tabloyu nasıl okuyor?

“Çin-Avrupa İşbirliği Ortak Çıkarlarımızadır”

Dr. Gao, Avrupa’yı hâlâ “işbirliği yapılabilecek bir ortak” olarak gördüklerini belirterek şunları söyledi:

“İki taraf arasında temel stratejik çelişki yok. Ekonomik yapılarımız birbirini tamamlıyor. Dünya büyük bir çalkantı ve dönüşümden geçiyor, bu ortamda Çin-Avrupa işbirliği ortak çıkarlarımızadır. Çin, Avrupa ile ikili ilişkilerini iyi yönetmek ve dünya barışı ile istikrarını korumada daha büyük bir rol oynamak istiyor. Ancak Çin, herhangi bir ülkenin Çin’i pazarlık kozu olarak kullanmasına kesinlikle karşıdır. Karşılıklı saygı, uluslararası ilişkilerin temelidir.”

ABD-Rusya Yakınlaşması Çin’i Nasıl Etkiler?

Uluslararası gündemde bir süredir tartışılan bir başka konu da ABD ile Rusya arasındaki olası yakınlaşmanın, Çin’in stratejik konumuna etkisi. Washington Post ve The Economist gibi yayınlar, özellikle John Mearsheimer gibi realist teorisyenlerin “ABD, Rusya’yı yanına çekerek Çin’i izole edebilir” görüşünü gündeme getirdiğini yazıyor.

Dr. Gao’ya bu iddiaları sorduk. Yanıtı netti:

“Çin-Rusya ilişkilerinin kendi tarihi ve mantığı var. Son 300 yılda inişli çıkışlı bir seyir izledik. Son 70 yılda yaşanan deneyimler, iki ülkeye büyük güçler arasında doğru etkileşim modelini öğretti. Bugün ilişkilerimiz siyasi karşılıklı güven, yakın ekonomik işbirliği ve halklar arası sıkı etkileşim ile tanımlanıyor. Pekin, Çin-Rusya arasındaki bu yeni büyük ülke ilişkisi modelinin dünyadaki tüm büyük ülkelere örnek ve ilham kaynağı olmasını ummaktadır. Küreselleşmiş bir dünyada tüm uluslar birbirine sıkı sıkıya bağlıdır ve sık etkileşim içindedir. ABD-Rusya ilişkilerindeki değişim, Çin-Rusya ilişkilerini elbette etkiler, ama bu etki sınırlıdır. Biz, tüm ülkelerin barış, kalkınma ve işbirliği eksenine dönmesini arzu ediyoruz.”

Orta Doğu’da Çin’in Konumu

Son yıllarda Çin, Orta Doğu’da artan yatırımları ve arabuluculuk adımlarıyla ABD’ye karşı potansiyel bir denge unsuru olarak görülüyordu. Özellikle Suudi Arabistan-İran yakınlaşmasına Pekin’in ev sahipliği yapması, Batı’da “Çin’in Ortadoğu’da yükselen diplomatik gücü” şeklinde yorumlandı.

Ancak İsrail’in Gazze savaşı, Suriye’deki gelişmeler ve son İsrail-İran çatışması, bölgede ABD etkisini yeniden artırırken, Pekin’in daha pasif kaldığı ve etkisinin sınırlı olduğu eleştirilerini beraberinde getirdi. Dr. Gao bu algıya şu yanıtı verdi:

“Orta Doğu, dünya medeniyetlerinin önemli beşiklerinden biri. Çin bu bölge ülkelerini ortak olarak görüyor; ekonomi, ticaret, bilim ve kültür alanlarında işbirliğini aktif şekilde sürdürüyor. Ancak bölgede nüfuz alanları oluşturma niyetimiz yok. Yeni bir Soğuk Savaş istemiyoruz. İsrail-Filistin gibi sıcak meselelerde BM kararlarına dayalı çözümleri destekliyoruz. Temel ilkemiz karşılıklı saygı, adalet ve kazan-kazan işbirliği.”

Çok Okunanlar

Exit mobile version