Söyleşi

ÇKP’li profesör Harici’ye konuştu: Ticaret savaşı, Çin’in bilim ve teknoloji sektörlerinin gelişimini hızlandırdı  

Yayınlanma

Şanghay Lixin Muhasebe ve Finans Üniversitesi Parti Komitesi Sekreteri Profesör Xie Chao, ABD-Çin ilişkilerini ve iki ülke arasındaki ticaret savaşı gündemini Harici’ye değerlendirdi.

Profesör Xie aynı zamanda Şanghay Sosyal Bilimler İnovasyon Araştırma Üssü Çin Bilgi Sistemi İnşası Araştırma Merkezi direktörü ve baş uzmanıdır. Ayrıca Çin Bilimsel Sosyalizm Enstitüsü başkan yardımcısı ve Şanghay Bilimsel Sosyalizm Enstitüsü başkanıdır.

Profesör Xie, uzun süredir Marksizm ve Çağdaş Çin’in Gelişimi, Çin felsefesi ve sosyal bilimlerin bilgi sistemi ile dünya sosyalizm teorisi ve pratiği üzerine araştırmalar yapmaktadır. 2019 yılında, Merkezi Marksist Teori Araştırma ve İnşası Projesi ve Ulusal Sosyal Bilimler Fonu tarafından finanse edilen “Çin’in Bilgi Sistemi ile İlgili Sorunların Araştırılması” adlı büyük projeye başkanlık etmiştir. 2021’de Şanghay Felsefe ve Sosyal Bilimler planlama projesi olan “Çin Modernleşmesinin İnsan Uygarlığına Büyük Katkısı ve Dünya Tarihine Derin Etkisi”ne başkanlık etmiştir. Ulusal Sosyal Bilimler Fonu’nun 2023 ana projesi “Çin Özelliklerine Sahip Bağımsız Felsefe ve Sosyal Bilimler Bilgi Sisteminin İnşası Üzerine Araştırma” projesine başkanlık etmiştir.

Profesör Xie Chao, Donald Trump’ın gümrük vergisi politikası, Çin’in karşı önlemleri ve iki ülke rekabeti ve ilişkileri üzerine sorularımızı yanıtladı.

‘Çin-ABD ticaret müzakereleri olumlu ilerlese de, aşırı iyimser olmak için erken’

ABD-Çin ticaret savaşı konusunda bir ateşkes sağlanmış gibi görünüyor, ancak ABD’nin teknolojiye yönelik kısıtlamaları ve Çin’in nadir toprak elementlerine getirdiği kısıtlamalar hâlâ yürürlükte. Sizce bu süreç nereye varacak? Kalıcı bir ateşkes mümkün mü, yoksa rekabet çatışmalı bir şekilde mi devam edecek?

Temel ekonomik ilkeler bize, alışverişin değer yarattığını ve ticaretin kalkınmayı teşvik ettiğini söyler. Küresel sahnede en etkili iki ülke olan Çin ve Amerika Birleşik Devletleri’nin iş birliklerinde farklılıklar ve sürtüşmeler yaşaması kaçınılmaz ve doğaldır. Önemli olan, bu sorunları çözmek için uygun yollar bulmaktır. Hem Çin hem de ABD için iş birliği her iki tarafa da fayda sağlar, oysa çatışma iki tarafı da zarara uğratır. Ekonomik iş birliği ve ticaretin özü, karşılıklı fayda ve kazan-kazan anlayışı olmalıdır. Son dönemde, ABD’nin hatalı ticaret politikalarını düzeltmeye başlamasıyla birlikte Çin ve ABD, aşamalı olarak ön anlaşmaya varmış, ikili ticaret normal bir seyre dönmeye başlamıştır. Kısa bir süre önce ABD, EDA yazılımları, etan ve uçak motorları gibi kilit alanlardaki ürünleri kapsayan bazı kısıtlayıcı önlemleri hafifletti. Çin de Çin-ABD ticaret ilişkilerinin gelişmesini teşvik edecek adımlar attı. Küresel ekonomi açısından, Çin-ABD ticaretinin normale dönmesi tüm dünyada bir “rahat nefes” etkisi yaratmıştır. Çin-ABD ticaretindeki sürtüşmeler yalnızca bu iki ülkeye değil, tüm dünyaya da olumsuz yansımalar yapmaktadır.

Çin-ABD ticaret müzakereleri şu anda olumlu bir yönde ilerlemektedir, ancak aşırı iyimser olmak için hâlâ erken. İki ülke arasında tarih ve kültür bakımından önemli farklar, sosyal sistemler ve kalkınma yolları açısından belirgin karşıtlıklar, ayrıca stratejik çıkarlar ve ulusal hedefler açısından da farklılıklar mevcuttur. Bu nedenle, Çin ile ABD arasında istikrarlı ve düzenli bir diyalog ve iş birliği tesis etmek uzun ve zorlu bir süreç olacaktır. Çin Komünist Partisi Genel Sekreteri Xi Jinping’in bir zamanlar dediği gibi, “Pasifik Okyanusu Çin ile Amerika’yı birlikte barındıracak kadar geniştir.” Antik Çin bilgeliği de der ki, “Tüm şeyler birbirine zarar vermeden birlikte büyüyebilir; tüm yollar birbiriyle çelişmeden paralel ilerleyebilir.” Çin kültürel bilgeliklerinden biri de kapsayıcılık ruhudur. Çin, egemen devletlerin büyüklük ve güçlerinden bağımsız olarak eşitliğini her zaman savunmuştur. Eşitlik, karşılıklı saygının temelidir. Çin, ABD’nin egemenliğine ve kalkınma yoluna saygı duymaktadır ve onu değiştirmeye çalışmamıştır. ABD açısından bakıldığında, çok kutuplu bir dünyaya yönelen günümüz eğilimini benimsemek, Çin’in temel endişelerine ve 1,4 milyar insanının tercihine saygı göstermek, Soğuk Savaş zihniyetini terk etmek, farklılıklara saygı duymak ve diğerlerini eşit görmek, Çin-ABD ilişkilerinde uzun vadeli iş birliği ve etkileşimin sağlanması için doğru yaklaşımlar olacaktır.

‘ABD’nin eylemleri, Çin-ABD ilişkilerinin gelişimine gölge düşürüyor’

Pekin ABD ile Vietnam arasında imzalanan ticaret anlaşmasına Çin’in çıkarlarını hedef aldığı gerekçesiyle tepki gösterdi. Aynı şekilde, Birleşik Krallık ile ABD arasındaki anlaşmaya da benzer bir tepki verdi. ABD, ticaret ortakları aracılığıyla Çin’i kuşatmaya mı çalışıyor?

Son yıllarda Amerika Birleşik Devletleri, ilgili alanlarda Çin’i sürekli olarak baskı altına almaya ve bastırmaya çalıştı; bu da iki ülke arasındaki normal ekonomik ve ticari ilişkilerin yanı sıra sanayi ve tedarik zincirleri konusundaki iş birliğini de zedeledi. ABD, Çin’e ABD’nin egemenliğindeki adil olmayan ticaret koşullarını kabul ettirmeye çalıştı. Başkan Donald Trump’ın ilk döneminde ABD hükümetinin Çin ile ekonomik ve ticari sürtüşmeleri başlattığı geniş çevrelerce bilinmektedir. Biden yönetimi de “küçük bahçeler, yüksek çitler” inşa etmek ve “müttefiklerden tedarik” politikaları uygulamak gibi yaklaşımlarla gümrük vergileri dayatma gibi politikaları sürdürmüştür. Hatta Çin’den “kopma ve tedarik zincirlerini  ayrıştırma” stratejisini agresif bir şekilde uygulamaya çalışmıştır. Ulusal güvenlik bahanesiyle ABD, özellikle Huawei başta olmak üzere, Çinli teknoloji şirketlerini baskı altına almak için elinden geleni yapmıştır. Başkan Trump ikinci döneminin başında Çin mallarına mantıksız bir şekilde yüksek gümrük vergileri uygulamıştır. ABD, devlet gücünü seferber ederek sözde Çip ve Bilim Yasası’nı çıkarmış, Yarı İletken Sanayi Koalisyonu ve Chip 4 İttifakı gibi sözde ittifaklar oluşturmuş ve yurtdışı yatırımların denetimine ilişkin başkanlık kararnameleri yayımlamıştır. Çin’i baskı altına alma ve bastırma çabalarının her geçen gün daha da yoğunlaştığını ve tüm yolların denendiğini söylemek yanlış olmaz.

2024 yılından bu yana bazı ABD’li politikacılar ayrıca, yeni enerji sektöründe Çin’in sözde “aşırı kapasite”ye sahip olduğu anlatısını abartarak gündeme taşımakta, Çin’in sanayi politikalarını haksız yere suçlamakta ve normal sanayi gelişimini ve iş birliğini ulusal güvenlik meselesi olarak niteleyerek kısıtlama ve baskı politikalarını haklı çıkarmaya çalışmaktadır. Her zamanki gibi ABD, havuç-sopa (ödül-ceza) taktiğini benimseyerek müttefiklerini Çin’in gelişmekte olan endüstrilerini kuşatmak ve engellemek için yanına çekmeye çalışmaktadır. Bu tür eylemler, Çin-ABD ilişkilerinin normal gelişimi üzerine ağır bir gölge düşürmüş ve Çin’in güvenlik ve kalkınma çıkarlarını ciddi biçimde zedelemiştir. Özellikle, Çinli vatandaşlara karşı—etnik Çinliler, uluslararası öğrenciler ve araştırmacılar dahil olmak üzere—ABD’de uygulanan kısıtlayıcı ve cezalandırıcı önlemler, ciddi olumsuz sonuçlara yol açmış ve ABD politikasına karşı büyüyen bir hoşnutsuzluk yaratmıştır. Bununla birlikte Çin, karşılık veren önlemler almakla birlikte, her zaman karşılıklı saygı, barış içinde bir arada yaşama ve kazan-kazan iş birliği ilkelerine bağlı kalmış; Çin-ABD ilişkilerinin sağlıklı gelişimini teşvik etmek için akılcı, kararlı ve ölçülü çabalarını sürdürmüştür.

‘Çin ve ABD gibi büyük ülkelerin birbirinden uzak durması gerçekçi değil’

ABD-Çin rekabetinin yeni bir “Soğuk Savaş” yapısına dönüşmekte olduğu yönünde görüşler var. İş birliği hala mümkün mü? Siz ne düşünüyorsunuz?

Çin ile Amerika Birleşik Devletleri arasında yalnızca kısa vadede değil, uzun vadede de önemli iş birliği potansiyeli mevcuttur. Dünyanın en büyük gelişmekte olan ülkesi olan Çin, devasa bir iç pazara sahip olmasının yanı sıra, dünyada kapsamlı ve eksiksiz bir sanayi sistemine sahip ender ülkelerden biridir. Çin ve ABD, dünya ekonomisinin en büyük iki gücüdür ve birlikte küresel GSYİH’nin üçte birinden fazlasını, küresel ikili ticaretin neredeyse beşte birini ve dünya nüfusunun yaklaşık dörtte birini oluştururlar. Çin ile ABD arasında ekonomik ve ticari etkileşim olmadan bir küresel ekonomi düşünmek neredeyse imkânsızdır. Çin ve ABD’nin uluslararası sahnedeki belirleyici rolleri, küresel barış ve istikrar üzerinde doğrudan etkiye sahiptir. Siyaset, ekonomi, kültür, toplum, ekoloji, iklim ya da enerji alanlarında olsun, uluslararası toplum her iki ülkeden de el ele vererek insanlığın ortak sorunlarına çözüm bulmalarını beklemektedir. Çin Komünist Partisi Genel Sekreteri Xi Jinping’in belirttiği gibi, tarih de gerçeklik de göstermiştir ki, Çin ve ABD gibi büyük ülkelerin birbirlerinden uzak durması gerçekçi değildir; birbirlerini değiştirmeye çalışmak da olanaksızdır ve çatışma ile karşı karşıya gelmenin sonuçları her iki taraf için de katlanılamaz olacaktır. Çin-ABD ilişkileri “nasıl doğru kurulur?” sorusudur önemli olan ve bu yanıtlanması gereken bir sorudur. Bu sorunun çözümündeki anahtar, karşılıklı saygı, barış içinde bir arada yaşama ve kazan-kazan anlayışını esas alan temel ilkelere bağlı kalınmasında yatmaktadır. Bu genel yön korunabildiği sürece, Çin ve ABD uzun vadeli iş birliğini sürdürebilir ve uluslararası topluma barış ve istikrar getirebilir.

‘İş birliği her iki tarafın da yararınadır’

Çin kamuoyunda ABD ile ticaret savaşı nasıl algılanıyor? Bu süreç bir tehdit olarak mı yoksa ulusal bir kalkınma fırsatı olarak mı görülüyor?

Çin, ABD ile bir ticaret savaşına girmeyi hiçbir zaman amaçlamamıştır. Çin, ABD ile ekonomik ve ticari ilişkilerinde daima karşılıklı fayda ve kazan-kazan ilkesine bağlı kalmıştır. Reform ve dışa açılma sürecinin başından bu yana ekonomik iş birliği ve ticaret, Çin-ABD ilişkilerinin hem “balastı” (dengeleyici unsuru) hem de “itici gücü” olmuştur. Bu iş birliğinin derinliği ve kapsamı, yalnızca her iki ülkenin ekonomik ve sosyal kalkınmasına büyüme ve refah getirmekle kalmamış, aynı zamanda küresel refah ve istikrara da önemli katkılar sağlamıştır. Ancak son yıllarda, ABD, güvensizlikten beslenen yeni bir “Soğuk Savaş” zihniyetiyle hareket ederek, Çin’i birçok sanayi alanında baskı altına almaya ve sınırlandırmaya devam etmiştir. Bu durum, Çin ile ABD arasında uzun süredir devam eden ekonomik ve ticari ilişkileri ve sanayi ile tedarik zinciri iş birliklerini sekteye uğratmış ve küresel ekonomi üzerindeki aşağı yönlü baskıyı artırmıştır. Tarihsel deneyimler göstermektedir ki, iş birliği her iki tarafın da yararınadır; çatışma ise iki tarafa da zarar verir. Kazan-kazan iş birliği, yalnızca bugün değil, aynı zamanda gelecekte de Çin-ABD ilişkilerinin temel teması ve ortak hedefi olmalıdır. Hem mevcut koşullarda hem de uzun vadeli bir perspektiften bakıldığında, Çin ile ABD arasındaki derin entegrasyona dayalı iş birliği alanı son derece geniş ve sınırsızdır.

Ekonomik çıkarlar açısından bakıldığında, 2024 yılında Çin-ABD ticareti yaklaşık 700 milyar ABD dolarına ulaşmıştır ve Çin’de faaliyet gösteren 70.000’den fazla Amerikan şirketi 50 milyar ABD dolarından fazla kâr elde etmiştir. Trump yönetimi için istihdam yaratmak, seçmenlere verilen kilit bir taahhüttür ve ABD’nin Çin’e yaptığı ihracat, ülkede en az 930.000 kişiye istihdam sağlamıştır. Amerikan halkı için ise kaliteli ve uygun fiyatlı Çin ürünleri tüketiciler için öncelikli tercihtir. İstatistiklere göre, 2024 yılında McDonald’s’ın dünya genelinde yeni açtığı şubelerin yaklaşık %60’ı Çin’de yer almaktadır. 2023 yılında Tesla’nın elektrikli araçlarının neredeyse yarısı Şanghay’daki Gigafactory’de üretilmiştir. Starbucks’ın yalnızca Şanghay’daki mağaza sayısı 1.000’i aşmıştır. Bu rakamlar, Çin ve ABD arasında karşılıklı faydaya dayalı iş birliği potansiyelinin ne denli büyük olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

‘Pekin, Çin ulusunun büyük yeniden doğuşuna doğru ilerlemeye devam ediyor’

Sizce ticaret savaşı, Çin’in “daha bağımsız, daha dayanıklı” bir ekonomi inşa etme hedefiyle nasıl örtüşüyor? Bu ticaret savaşı, Çin’in ekonomik dönüşüm politikalarını nasıl etkiledi? Örneğin, “Made in China 2025” stratejisinde revizyona neden oldu mu?

Bağımsızlık ve kendine güven, Çin ulusunun köklü geleneklerindendir. Kendi gelişimine odaklanmak, Çin halkının her zaman benimsediği yaşam tarzı olmuştur. Ticaret savaşı olsun ya da olmasın, Çin halkı hiçbir zaman kendi kendine yeterli ve güçlü olma çabalarını bırakmamıştır. 1978 yılında Çin Komünist Partisi 11. Merkez Komitesi’nin 3. Genel Kurulu’ndan bu yana, ülkede geniş kapsamlı bir reform ve dışa açılma süreci başlatılmış, reform kapıları giderek daha da açılmıştır. Çin halkı, ayağa kalkmaktan refah ve güce ulaşmaya doğru ilerlemiştir. Çin modernleşmesi istikrarlı bir şekilde ilerlemekte; yeni kaliteye sahip üretici güçlerin temsil ettiği yükselen endüstriler, teknolojik gelişim ve inovasyonda yeni sınırlar oluşturmaktadır.

Özellikle, Çin Komünist Partisi 20. Merkez Komitesi’nin 3. Genel Kurulu kapsamlı reform önlemleri önermiş ve ülkenin reform sürecini yerel keşiflerden ve ilk atılımlardan sistematik entegrasyon ve kapsamlı, derinlemesine ilerleme aşamasına taşımıştır. Çin’in reformlarının genişliği benzersizdir; ekonomi, siyaset, kültür, toplum, ekolojik medeniyet, Parti yapılanması, ulusal savunma ve ordu dahil olmak üzere tüm alanları kapsayan 2.000’den fazla reform girişimi bulunmaktadır. Reformların derinliği ise kilit alanlara odaklanmakta; büyük kurumsal ve yapısal zorlukları ele almayı ve köklü çelişkileri çözmeyi hedeflemektedir. Sonuç olarak, Çin’in ulusal yönetişim sistemi ve kapasitesi istikrarlı bir şekilde modernleşmeye doğru ilerlemektedir. Çin, tarihte mutlak yoksulluğu ortadan kaldırmış; dünyanın en büyük eğitim, sosyal güvenlik ve sağlık sistemlerini kurarak halkın yaşam koşullarında kapsamlı iyileşmeler sağlamıştır. Ülke, üst düzey reform ve dışa açılma sürecinde ilerlemektedir; 22 pilot serbest ticaret bölgesi kurulmuş, vizesiz seyahat anlaşmaları ağı genişlemiş ve Çin, 140’tan fazla ülke ve bölgenin başlıca ticaret ortağı haline gelmiştir. Her yıl küresel ekonomik büyümeye %30’dan fazla katkı sağlamaktadır. Dolayısıyla, ticaret savaşı olsun ya da olmasın, Çin belirlediği hedefe —yani Çin ulusunun büyük yeniden doğuşuna— doğru ilerlemeye devam edecektir. Elbette, sözde ticaret savaşının Çin’in ekonomik dönüşüm politikaları üzerinde bir etkisi olduysa, bu yalnızca Çin’in yükselen bilim ve teknoloji sektörlerinin gelişimini ve yaygınlaştırılmasını daha da hızlandırmış olmasıdır.

‘Çin hegemonik değil, barış içinde bir arada yaşamayı savunuyor’

Bu dönemde, diğer ülkeler ABD’nin saldırgan politikalarından rahatsız olurken, Çin kendisini daha ılımlı ve olumlu bir alternatif olarak sunuyor. Avrupa ve Asya’daki ülkeler bu durumu nasıl görüyor? Bu süreçte Çin’e yakınlaşma eğilimindeler mi? Yoksa hâlâ ABD’ye karşı net bir tavır almaktan çekiniyorlar mı?

Genel olarak, Amerika Birleşik Devletleri dışındaki çoğu ülke, “Önce Amerika” ilkesine dayanan saldırgan ve katı politikalardan memnun değildir ve bu duruma karşı hoşnutsuzluk beslemektedir. ABD hükümeti tarafından benimsenen sert önlemler dizisi, onun tek taraflılık ve kendi çıkarını önceleyen hegemonik zihniyetini daha da ortaya koymuştur. Bu nedenle, ekonomik küreselleşme, uluslararası düzen, jeopolitik güvenlik dengeleri ve küresel ideolojik eğilimler gibi alanlarda köklü uyumlar ve değişiklikler beklenmektedir. Trump yönetimi, “Önce Amerika” ilkesine bağlı kalarak, sanayi, istihdam ve ticaret alanlarında küresel bir “yeniden paylaşım” stratejisini saldırgan bir şekilde teşvik etmiş ve ABD’nin artık “kandırılmasına” izin vermemeyi hedeflemiştir. Bu durum, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) merkezli çok taraflı ticaret sistemini ciddi baskı altına almıştır. Ayrıca Trump yönetiminin Dünya Sağlık Örgütü’nden ve Paris Anlaşması’ndan çekilme gibi “anlaşmalardan ve uluslararası kuruluşlardan ayrılma” eylemleri, Birleşmiş Milletler merkezli uluslararası sistemi ve BM Anlaşması’ndaki amaç ve ilkelere dayanan uluslararası ilişkilerin temel normlarına da ciddi zararlar vermiştir.

Yüzyılda bir görülebilecek kadar derin değişimler yaşanırken, ABD’nin art arda uyguladığı politikalar küresel siyasi ve ekonomik yapının zaten kırılgan olan dengesini daha da sarsmış ve belirsizliği önemli ölçüde artırmıştır. Buna karşılık, Çin “güçlü olan hegemonya kurar” gibi yanlış bir yola sapmamış; bunun yerine çatışmadan ve karşı karşıya gelmeden kaçınma, iyi komşuluk ilişkileri, karşılıklı fayda ve kazan-kazan iş birliği ile barış içinde bir arada yaşama politikasını benimsemiştir. Çin, samimi iş birliği, dostane istişare ve soğukkanlı güven duruşuyla dünya sahnesinde sağlam bir yer edinmiş ve uluslararası toplum tarafından memnuniyetle karşılanmıştır.

İnsanlık için ortak gelecek topluluğu anlayışının önerilmesi ve hayata geçirilmesi, Kuşak ve Yol Girişimi çerçevesinde on yılı aşkın süredir yürütülen uygulamalar ve gelişmeler, ayrıca Küresel Kalkınma Girişimi, Küresel Güvenlik Girişimi ve Küresel Medeniyet Girişimi’nin başlatılması ve ilerlemesi, küresel yönetişimde Çin’in bilgeliğini ve çözüm önerilerini sunmuştur. Çin, yüksek kaliteli kalkınmayı sürdürmekte ve Çin modernleşmesini ilerletmekte; halkının daha iyi bir yaşam sürmesi ve küresel sürdürülebilir kalkınmaya daha fazla katkı sağlamak amacıyla çalışmaktadır.

Uluslararası toplum, Çin ile Amerika Birleşik Devletleri arasında çatışma ya da karşıtlık görmek istememektedir ve herhangi bir taraf seçmeye zorlanmak da istememektedir. Dünya, bu iki ülkenin barış içinde bir arada yaşamasını ve dostça iş birliği içinde olmasını arzulamaktadır. Daha önce de belirtildiği gibi, şimdi ya da gelecekte Çin ile ABD arasında iş birliği alanı oldukça geniştir. Küresel sahnede önemli roller üstlenen iki büyük güç olarak Çin ve ABD’nin inkâr edilemez uluslararası sorumlulukları vardır. Çin-ABD ilişkilerinde temel ton, rekabet ve çatışma olmamalı; kazan-kazan temelli iş birliği olmalıdır. Ancak rekabeti iş birliğine dönüştürerek ve sıfır toplamlı oyun anlayışını karşılıklı fayda esasına dayalı bir yaklaşımla değiştirerek, her iki ülke hem kendi halklarına hem de uluslararası topluma karşı yüksek düzeyde sorumluluklarını gerçekten yerine getirebilir.

Çok Okunanlar

Exit mobile version