Dünya Basını

Dr. Müllerson: Ukrayna, Washington’ın Vietnam stratejisine kurban edildi

Yayınlanma

Estonyalı akademisyen ve Mihail Gorbaçov’un eski danışmanı Dr. Rein Müllerson, Ukrayna ve Ortadoğu’da tırmanan krizlerin küresel sistemdeki “Batı ve diğerleri” ayrışmasını derinleştirdiğini belirtti.

Neutrality Studies YouTube kanalında Doç. Pascal Lottaz’ın konuğu olan Dr. Rein Müllerson, küresel siyasetin içinde bulunduğu durumu ele aldı.

Konuşmasına Fransız eski Cumhurbaşkanı François Mitterrand’ın 1990 yılındaki öngörüsüyle başlayan Müllerson, Mitterrand’ın “Ukrayna bağımsız olursa Avrupa’da savaş çıkar” dediğini hatırlattı.

Müllerson, bu öngörünün arkasında tarihin ve Rusya ile Ukrayna arasındaki karmaşık ilişkilerin yattığını kaydetti.

Mitterrand’ın bu durumu bir kesinlikten ziyade bir risk olarak gördüğünü belirten Müllerson, “Eğer süreç dikkatle ve ihtiyatla yönetilmezse, Ukrayna gibi karmaşık bir ülke komşularını savaşa sürükleyebilir” değerlendirmesini yaptı.

Bugün yaşananların, bu tarihsel uyarının dikkate alınmamasının bir sonucu olduğunu ifade eden Müllerson, Ortadoğu’da İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırılarının da benzer bir tarihsel ivmeyi hızlandırdığını ifade etti.

“Batı, müttefiklerini birer saldırı aracına dönüştürdü”

Ortadoğu’da yükselen tansiyonu “Batı’ya karşı diğerleri” dinamizminin bir parçası olarak niteleyen Müllerson, İspanya gibi bazı istisnalar dışında Avrupa ülkelerinin ABD’nin agresif politikalarına eklemlendiğini belirtti.

Müllerson, “İngiltere Başbakanı Keir Starmer gibi liderler, isteseler de istemeseler de ABD’nin bu saldırgan faaliyetine katıldı” diye konuştu.

Ukrayna savaşının küresel ayrışmayı tetikleyen ilk büyük hızlandırıcı olduğunu dile getiren Müllerson, İsrail ile İran arasındaki çatışmanın bu süreci daha da derinleştirdiğini kaydetti.

Müllerson, bu krizlerin Rusya üzerindeki etkisinin sanıldığı kadar tek boyutlu olmadığını belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Batı’da Rusya’nın Venezuela veya Küba gibi müttefiklerini kaybettiği ve İran saldırısının Moskova’yı zayıflatacağı düşünülüyor. Ancak madalyonun diğer yüzünde Rusya lehine işleyen faktörler var. Hürmüz Boğazı’nın kapanma riski ve enerji tesislerinin hedef alınması petrol ve doğalgaz fiyatlarını yükseltiyor. Bu durum Rusya için iktisadi bir avantaj teşkil ediyor.”

“Beş milyon dolarlık füze, 20 bin dolarlık drona karşı”

Müllerson, Ortadoğu’daki çatışmanın askeri lojistik boyutuna dikkat çekerek, Batı’nın kaynaklarının hızla tükendiğine işaret etti.

Özellikle hava savunma sistemlerinde kullanılan füze önleyicilerin maliyeti ile İran dronlarının maliyeti arasındaki uçuruma değinen Müllerson, “Bir salvo füze 5 milyon dolara mal olurken, bir İran dronu sadece 20-30 bin dolar. Bu sürdürülebilir bir durum değil” dedi.

Askeri analizlerin, ABD ve Avrupa’nın elindeki mühimmat stoklarının hızla azaldığını gösterdiğini belirten Müllerson, Ukrayna’ya gönderilen silahların şimdi Ortadoğu’ya kanalize edilmesinin Batı’nın askeri kapasitesini zorladığını vurguladı.

Müllerson, “Bu durum, Ukrayna’ya verilen desteğin de zayıflaması anlamına gelebilir” değerlendirmesinde bulundu.

“Batı, diplomasiyi bir aldatma perdesi olarak kullanıyor”

Müllerson, son dönemde diplomasinin barışçıl çözüm aracı olmaktan çıkıp askeri harekatlar için bir hazırlık aşamasına dönüştüğünü vurguladı.

ABD ve İsrail’in, İran ile müzakereler devam ederken saldırı düzenlemesini bu duruma örnek gösteren Müllerson, benzer bir stratejinin Ukrayna’da Minsk Anlaşmaları sürecinde de uygulandığını hatırlattı.

Eski Almanya Şansölyesi Angela Merkel ve eski Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande’ın açıklamalarına atıfta bulunan Müllerson, “Minsk Anlaşmaları’nın kalıcı olması amaçlanmamıştı. Sadece Ukrayna’ya güçlenmesi ve Rusya’ya karşı hazırlanması için zaman kazandırmak amacıyla imzalanmıştı” diye konuştu.

Müllerson, bu durumun küresel güveni zedelediğini ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in artık Batı’nın diplomatik vaatlerine karşı son derece temkinli olduğunu belirtti.

“Washington sadece vasallaşmış müttefiklere müsamaha gösteriyor”

ABD’nin dış politika doktrinini “böl ve yönet” stratejisi üzerine kurduğunu belirten Müllerson, Washington’ın Rusya’yı hiçbir zaman eşit bir ortak olarak kabul etmek istemediğini kaydetti.

1990’larda Rusya’nın bir “koma” durumunda olduğunu ifade eden Müllerson, Yeltsin dönemindeki oligarşik yapının ülkeyi çöküşün eşiğine getirdiğini söyledi.

“Rusya, NATO’ya katılmayı teklif ettiğinde bile reddedildi. Çünkü Rusya, diğer Avrupa ülkeleri gibi kolayca yutulabilecek veya kontrol edilebilecek bir yapı değil” diyen Müllerson, ABD’nin sadece kendisine tam bağımlı “vasal” devletlerle çalışabildiğini vurguladı. Rusya’nın bağımsız bir dış politika izleme kapasitesine sahip olmasının Washington tarafından bir tehdit olarak algılandığını belirtti.

“Ukrayna’nın tarafsızlığı, Avrupa’nın güvenliği için son şanstı”

2022 yılının başında İstanbul’da yürütülen müzakerelere de değinen Müllerson, Ukrayna’nın tarafsız statüsünü öngören anlaşmanın Batılı güçler tarafından sabote edildiğini kaydetti.

Müllerson, Ukraynalı müzakereci Aleksandr Çalıy ile olan kişisel dostluğuna atıfta bulunarak, Çalıy’ın Ukrayna’nın tarafsızlığını savunan rasyonel bir isim olduğunu ancak Kiev üzerindeki baskıların bu barış fırsatını yok ettiğini söyledi.

Müllerson, “Ukrayna’nın tarafsızlığı sadece bu ülkeyi değil, Finlandiya, İsveç ve Moldova gibi ülkelerin de tarafsız kalmasını sağlayacak bir deeskalasyon merkezi olabilirdi” dedi.

Ancak Batı’nın, Ukrayna’yı Rusya’yı yıpratmak için bir araç olarak kullanmayı tercih ettiğini belirten Müllerson, Victoria Nuland’ın “tarafsız Ukrayna kabul edilemez” yaklaşımını bu stratejinin bir özeti olarak niteledi.

“Avrupa ya Rusya ile yaşamayı öğrenecek ya da onunla savaşacak”

Analizinin sonunda Avrupa’nın geleceğine dair karamsar bir tablo çizen Müllerson, kıtanın Washington’ın jeopolitik hırsları uğruna Ukrayna’yı kurban ettiğini ifade etti.

Müllerson’a göre Avrupa’nın önünde artık sadece iki seçenek kalmış durumda: “Ya komşusu olan güçlü bir Rusya ile bir arada yaşamayı öğrenecek ya da onunla topyekun bir savaşa girecek.”

Mevcut Avrupalı liderlerin çoğunun Rusya ile savaş hazırlığı içinde olduğunu ancak bunun bir felaketle sonuçlanacağını savunan Müllerson, soğuk savaş döneminde bile süper güçlerin diyalog kanallarını açık tutarak nükleer bir çatışmayı önlediğini hatırlattı.

Müllerson, “Bugün ise Avrupalı liderlerden Rusya ile nasıl bir arada yaşanacağına dair hiçbir yapıcı öneri gelmiyor. Sadece çatışmayı körüklüyorlar” eleştirisinde bulundu.

De Gaulle’ün “Urallardan Lizbon’a kadar Avrupa” vizyonunun ABD tarafından her zaman sabote edildiğini belirten Müllerson, Washington’ın temel amacının Rusya ve Avrupa (özellikle Almanya) arasına aşılmaz bir duvar örmek olduğunu kaydetti.

Müllerson, Avrupa’nın kendi çıkarlarını korumak yerine Washington’ın stratejik önceliklerine hizmet eden bir yapıya dönüştüğünü vurgulayarak sözlerini tamamladı.

Çok Okunanlar

Exit mobile version