Dünya Basını

Duolingo, “Bildung” idealini çökertiyor

Yayınlanma

Çevirmen notu: Aşağıda çevirisini bulacağınız metin, Aydınlanma’nın Bildung idealini, yani insanın kendisini eğitim ve içsel bir zahmetle inşa edebileceği fikrini, günümüzün dijital “kişisel gelişim” fenomeniyle karşı karşıya getiriyor. Gündelik hayatın otomatize edilmesiyle insani dokunun nasıl yitirildiğini uygulamalar üzerinden tartışmaya açan yazar Alastair Benn, eleştiri oklarını bu araçların ötesine, öğrenmeyi, çalışmayı ve hatta bedeni kavrayış biçimimizi yeniden örgütleyen o yapay ilerleme mantığına yöneltiyor. Dil öğreniminden koşuya, iş hayatından gündelik iletişime kadar uzanan bu mantık, deneyimi ölçülebilir ve tekrarlanabilir birimlere bölerek bir ilerleme illüzyonu yaratsa da, verimlilik vaat eden bu kesintisiz faaliyet halinin neden tarihsel ölçekte dönüştürücü bir sıçrama yaratamadığı sorusu hâlâ yanıt bekliyor.


Bildung İdealinin Çöküşü

Alastair Benn
Engelsberg Ideas
16 Şubat 2026
Çev. Leman Meral Ünal

Birleşik Krallık’ta amatör dil öğrenimi görünüşe göre tam bir patlama yaşıyor. 2020 yılında Britanyalılar, dünyanın geri kalanına kıyasla iki kat daha hızlı bir oranda yeni dillere merak saldılar. Duolingo’nun kendi verilerine göre uygulama, 2023 yılına gelindiğinde Birleşik Krallık’ta 20 milyon kez indirilmişti. Fransızca, İspanyolca ve İtalyanca ise listenin başını çekiyordu, yani Britanyalı gezginlerin en çok tercih ettiği turistik destinasyonlar. Duolingo, dil öğrenimini beş dakikalık zihinsel deparlarla ustalaşılabilecek bir formüller dizisi olarak kurgulamakta. Uygulama, istikrarlı çalışma serileri ve günlük pratikler için ödüller üretiyor. Kullanıcı uygulamadayken kendini bir akışın içinde hissediyor. Telefon titriyor, ötüyor ve sürekli hatırlatmalar yapıyor. Küçük küçük ilerlemelerle, galibiyet üstüne galibiyetle, kullanıcılar anlama kabiliyeti, yetkinlik ve nihayetinde akıcılık inşa ettiklerine inandırılıyor.

İşin ironik yanı, modern yaşamın, bir zamanlar sözlü dil sınavlarını geçmek için vazgeçilmez olan pek çok rutini artık gereksiz kılmış olmasıdır. Bir tren istasyonundan bilet almak artık ya tamamen otomatize edilmiş durumda ya da çevrimiçi yapılabiliyor. En son ne zaman gişeden bilet aldığımı hatırlıyorum bile, sanırım bunu sırf bir başka insana gideceğim yeri, hangi tarihte ve saatte gidip döneceğimi beyan etmenin o nostaljik tadını almak için yapmıştım. Gerçekten de günlük yaşamda insanların kendilerini ortak ve formel bir dil içinde ifade etmelerini gerektiren anların sayısı, yakın geçmişle kıyaslandığında dahi, gözle görülür biçimde azaldı.

Teknoloji aracılığıyla kurgulanan gelişim planları, bedenle kurduğumuz ilişkiyi de giderek daha fazla biçimlendiriyor. Uzun mesafe koşusu bir zamanlar tuhaflıkla, hatta bir tür delilikle ilişkilendirilirdi. Ateş Arabaları [Chariots of Fire] filmi, koşucunun o püriten ve kendini cezalandıran ahlak anlayışını çok iyi yakalar. Bugün ise sıradan fiziksel özelliklere sahip biri bile “antrenmanda” olmak zorunda hissediyor. Strava ve Runna gibi uygulamaların dayattığı planlar net bir yol haritası sunuyor, fakat koşucunun aslında hangi nihai hedefe doğru yol aldığı çoğu hiçbir zaman tam olarak net değil. Kardiyovasküler performansı optimize etmeye çalışırken iki diz protezi riskini göze almak gerçekten mantıklı mı?

Modern “bilgi işçisinin” meşguliyeti de aynı mantıkla işliyor. Öne geçmek için sürekli çaba sergilemek, küçük “başarıları” raporlamak ve “işe gömüldüğünden” bahsetmek gerekiyor. Kariyerler, binlerce küçük depar üzerinden ilerliyor. Şurada zarifçe yazılmış bir e-posta, burada bir toplantıda tam zamanında yapılmış bir müdahale… Kişisel gelişim illüzyonunun yarattığı bu çıkmaz, internet çağının çok daha büyük bir muammasına parmak basıyor: Kesintisiz etkileşim, anlık geri bildirimler ve bitmek bilmeyen aktivite hali; neden geçmişte ucuz enerji, toplu taşıma ve kadınların iş gücüne katılımı gibi devrimsel yeniliklerin tetiklediği o köklü üretkenlik patlamasını bir türlü yaratamadı?

Çünkü gerçek dil öğrenimi, insanın tüm varlığını işin içine katar. Dil, insan perspektifiyle ve düşüncenin tüm karmaşıklığını aktarmak için kullandığımız o kusurlu fiziksel araçlarımızla sınırlıdır. Sözcükler ağız ve dil tarafından şekillendirilmelidir, yani beyinle bağlantısı baskı altında tekleyebilen o etli uzantı tarafından. İkinci bir dildeki çoğu etkileşim kısa, geçici, nezaket sınırlarında ve hatta sakarcadır. Ezberlenmiş kalıplar, konuşmadaki beklenmedik bir virajla darmadağın olabilir. İkinci dilde yetkin olan “konuşurlar” bile, bir anlaşılmazlık denizi içinde küçük akıcılık adacıklarına tutunurlar. Okul bitirme sınavını yeni vermiş bir öğrenci “çevre” gibi konuları belki özgürce tartışabilir, ancak sohbet kişisel veya gündelik bir tona kaydığında yeni başlayan biri kadar yönünü kaybeder.

Başka bir dil öğrenmek, gerçek insanlarla girilecek gerçek etkileşimlerin hem heyecanına hem de tedirginliğine kendini açmayı gerektirir. Çevrimiçi dünya ise bu karşılaşmaları yönetilebilir dizilere indirger. Günümüzdeki bilgi işçiliğinin önemli bir kısmı, aracısız etkileşimleri en aza indirecek şekilde tasarlanmıştır. Uzaktan çalışma, e-posta ve Slack ile WhatsApp gibi mesajlaşma platformları, genellikle gerçeklikle örtüşmeyebilecek vekiller (proxyler) aracılığıyla ölçülmesi ve dolaylanması anlamına gelir.

Sohbet, başka insanlara bağlıdır ve bu nedenle insan ilişkilerinin kendisi gibi sürekli aksayan, tatmin etmeyen ama zaman zaman da coşku vericidir. Buna karşılık çevrimiçi dünya verimlilik, sınırsız hız ve ölçülebilir ilerleme gibi değerleri yüceltip durur. Bilgi alanının nasıl inşa edildiği ve haritalandırıldığı, insanların o alanda nasıl yol alacağını belirler. Google Arama, sayfaları büyük ölçüde atıf sayılarına göre sıralar, tıpkı şirketin Ivy League kökenli kurucularının aşina olduğu akademik dergiler gibi. Büyük Dil Modelleri ise bilgiyi düzenlemek için çok daha farklı haritalar kullanır. Örneğin, Claude gibi bazıları uzun paragraflar üretirken, ChatGPT bilgiyi çoğu zaman madde işaretleri ve listeler halinde sunar. Bu yapılar, kullanıcıların zihinsel dünyasında derin ve kalıcı izler bırakır.

Ne var ki paradoksal bir biçimde, kültürel ifadenin baskın formu hâlâ sohbet etrafında örgütleniyor. Mesela podcastler, kulaklıklarından süzülen zahmetsiz lakırdıyla “kafasını boşaltmak” isteyen, teknoloji yorgunu bilgi işçisinin işe gidiş gelişi için biçilmiş bir kaftan. Samimiyet ve şakalaşmaya, aynı zamanda zekice bir diyalog vaadine dayanan podcastler, teknolojinin engellediği o uzun ve aracısız etkileşimi sağlar. Fakat yine de podcast formatının, gerçek karşılaşmaların sofistike bir simülasyonu olarak kaldığı söylenmelidir. “Uygarca fikir ayrılığına düşmek” kulağa ideal gelebilir ama gerçek hayatta fikir ve karakter çatışmaları nadiren bu kadar pürüzsüz şekilde sahnelenir.

Tek başına ele alındığında, kendini geliştirmeye yönelik herhangi bir yol faydalı olabilir. Uygulamalar kusurlu araçlar olsa bile, insanın kendi kapasitesini artırmak istemesi son derece doğaldır. Ancak bir yaşam biçimi hâline geldiğinde teknoloji, sürekli tetikte olmayı ve kendini sürekli denetlemeyi teşvik eder, ki bu da modern iş hayatının ahlaki kodunun bir başka ifadesidir. Bu durum, Aydınlanma’nın Bildung [kendini inşa etme] idealinin eğitim ve içsel çabayla insanın ideal bir duruma yönelebileceği, seçmekte özgür olduğu ve özgürlüğü seçtiği fikrinin çatlamış bir aynadaki yansıması gibidir. Modern bilgi işçisi ise boş zaman uğruna çalışmanın simülasyonunu seçer ve sonunda her ikisini de yitirir.

Çok Okunanlar

Exit mobile version