Bizi Takip Edin

Diplomasi

East-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor

Yayınlanma

Harici ve Berlin merkezli Avrupa Kıtalararası İnisiyatifi ortaklığıyla düzenlenen East-West Forum, uluslararası düşünürleri İstanbul’da bir araya getiriyor. Akatlar Kültür Merkezi’nde 26 Eylül 2026 tarihinde gerçekleşecek konferansta, Batı merkezli paradigmaların ötesinde çok kutuplu küresel denge ve Avrasya perspektifi tartışılacak.

Soğuk Savaş sonrası kurulan tek kutuplu dünya düzeninin sona ermesi ve küresel sistemin yeniden tasarlanması ihtiyacı, uluslararası düşünür ve stratejistleri İstanbul’da bir araya getiriyor.

Harici Medya ile Berlin merkezli düşünce kuruluşu Avrupa Kıtalararası İnisiyatifi (ETI) ortaklığıyla düzenlenen East-West Forum (EWF), 26 Eylül 2026 tarihinde Akatlar Kültür Merkezi’nde toplanıyor.

Bağımsız ve tarafsız bir çizgide çalışmalarını sürdüren ETI; hukuk önünde eşitlik, sosyal sorumluluk, yerellik, federalizm, özgürlük ve sosyal adalet ilkeleri ışığında Avrupa’nın çok kutuplu dünyadaki rolüne odaklanacak.

Forum; kaynak kıtlığı, iklim stresi, aşırı nüfus, ticaret savaşları, küresel yeniden silahlanma yarışları, yapay zeka devrimi, bölgesel çatışmalar ve Birleşmiş Milletler sisteminin işlevsizleşmesi gibi eşzamanlı paradigma değişimlerini odağına alacak.

G7 ve G20 yapılarının ilerlemeyi yalnızca teknolojiye indirgeyen, gücü sadece devletlere tanıyan ve kapitalizmi sorgulamayan klasik yaklaşımlarına karşı EWF; heterodoks yanıtlar aramayı, alternatif toplumsal ve siyasal kavramlar geliştirmeyi ve “imkansızı tartışmayı” amaçlayacak.

İnsana hizmet eden ve doğaya saygı duyan ekonomi modelini savunan organizasyon, 21. yüzyıl için gerçekçi bir ütopya kurgulamayı hedefleyecek.

Batı başkentlerinde düzenlenen ve dünyayı bütünüyle Batı merkezli çerçeveden yorumlayan geleneksel güvenlik konferanslarına alternatif sunmayı amaçlayan girişim, ilhamını 1534 tarihli en eski Avrupa haritasından alıyor.

Yüzü Doğu’ya dönük ancak Avrasya zemininde sağlam duran bu tarihi bakışı canlandırmak isteyen forum; Batı ülkeleri, BRICS ve Küresel Güney arasında yapıcı diyalog köprüsü kurmayı, uzun vadede ise Avrupa Birliği sınırlarının ötesinde stratejik özerkliğe sahip, arabulucu bir Avrupa kimliğini tartışmaya açacak.

Açılış paneli liberal düzenin sonunu ve medeniyet devletini tartışacak

Konferans, saat 10.00’daki resmi açılışın ardından Prof. Ulrike Guérot moderatörlüğünde toplanacak birinci genel oturumla başlayacak.

“Geçiş Dönemindeki Dünya: Çok Kutupluluk ve Liberal Düzenin Sonu” başlıklı açılış panelinde Prof. Zhang Weiwei, Prof. Glenn Diesen, Anatol Lieven ve Prof. Jagannath Panda konuşmacı koltuğuna otururken, ilk değerlendirmeyi Papalık Temsilciliği yetkilisi yapacak.

Panelde, ABD’nin 1989’dan itibaren dünyaya dayattığı liberal istisnacılığın ve diğer kültürlere nüfuz etme kabiliyetinin doğurduğu sonuçlar irdelenecek.

Sömürgecilik ve yeni sömürgecilik süreçlerinde köklü medeniyetlerin yaşadığı hafıza ve kültürel derinlik kaybı, “medeniyet devleti” kavramı ve modern öncesi geleneklerin 21. yüzyıla taşınma ihtimali masaya gelecek.

Katılımcılar, AB’nin Hristiyanlık, Aydınlanma, modernite ve barış gibi Avrupa felsefi köklerini ne ölçüde yansıttığını, ABD’nin AB mimarisine etkilerini ve tarafsız bir Avrupa’nın küresel arabulucu rolünü tartışacak.

Çin, Rusya, Hindistan, İran ve Brezilya gibi yükselen aktörlerin devleti kamusal yararın koruyucusu olarak yeniden inşa edip edemeyeceği, Çin’in tahakküm yerine uyumu, baskı yerine eşitliği öne çıkaran nizam anlayışının BM Şartı ile nasıl kurumsallaşabileceği ve adil ortaklığa geçiş imkanları değerlendirilecek.

Uzmanlar tırmanan savaş riskini ve Avrasya güvenliğini tartışacak

Saat 11.55’te Prof. Hasan Ünal moderatörlüğünde başlayacak ikinci genel oturum, “Kontrolden Çıkan Gerilim: Yıkıcı Bir Dünya Savaşını Önlemek – Yeni Bir Düzeni Birlikte İnşa Etmek ve Barışçıl Şekilde Kurumsallaştırmak” temasını taşıyacak.

Panelde Prof. Zhou Bo, Daniel L. Davis, Michael von der Schulenburg, Alexander Shenderyuk-Zhidkov ve Ali Asghar Soltanieh konuşmacı olarak yer alırken oturumun ilk değerlendirmesini Roger Köppel üstlenecek.

Oturum, diplomasi kanallarının tıkanması, silah kontrol mekanizmalarının yokluğu ve yapay zeka destekli harp yöntemleri nedeniyle Batı ile BRICS veya Küresel Güney ülkeleri arasındaki gerilimin küresel savaşa evrilme riskine odaklanacak.

Hem Ukrayna hem de Ortadoğu (Filistin, İsrail, İran, Lübnan, Suriye) coğrafyalarını kapsayan dengeli Avrasya güvenlik mimarisinin imkanları ele alınacak.

Rusya’nın Avrupa kimliğini koruyarak Doğu-Batı köprüsü olup olamayacağı, AB’nin militarist tırmanma sarmalı ve dağılma ihtimali, BM Şartı’nın geleceği ve insansız hava araçlarıyla robot savaşlarının getirdiği tehditler irdelenecek.

Tartışmada ayrıca nörolojik ve enformasyon harpleri karşısında sivil alanın korunması, 500 yıllık Batı hegemonyasının gerilemesiyle şekillenen dönemde Türkiye gibi orta ölçekli güçlerin rolü, ABD’nin askeri imparatorluktan ulus devlete dönüşme zorunluluğu, İran’ın bölgesel konumu, Körfez İşbirliği Konseyi’nin su arıtma gibi somut bölgesel istikrar projeleri ve Mekke Ortak Savunma Anlaşması incelenecek.

Tartışmalar Avrupa için stratejik özerklik arayışına odaklanacak

Öğle arasını takiben saat 14.20’de Isabelle Casel yönetiminde üçüncü genel oturum başlayacak.

“AB’nin Ötesinde Avrupa ve Felsefi Temelleri: Atlantizm, Avrasya ve Stratejik Özerklik” başlıklı panelde Hauke Ritz, Thomas Fazi, Prof. Dragana Mitrović ve Georges Renard-Kuzmanovic sunum yaparken ilk yorumcu olarak Walter Komarek söz alacak.

Oturum, mevcut küresel güç dengesinde bağımsız aktör hüviyeti taşımayan ancak çok kutuplu dünyanın tesisi için kilit önemde duran Avrupa’nın stratejik geleceğine odaklanacak.

Avrupa’nın transatlantik çerçeveden sıyrılarak ABD merkezli dijital platformlar karşısında dijital egemenliğini nasıl geri kazanabileceği, Avrasya, Asya, BRICS ve Küresel Güney ile uzun süredir ihmal edilen derin bağları nasıl kurabileceği tartışılacak.

Avrasya kıtasındaki ticaret ve enerji akışları ele alınırken, Avrupa devlet kurumlarının, medyasının, üniversitelerinin ve kiliselerinin alternatif tartışmaları engelleyecek biçimde kilitlenişi sorgulanacak.

Hümanizm, Aydınlanma felsefesi, işçi hareketleri ve karma ekonomi geleneğinin canlandırılmasıyla, salt teknolojik gelişmeye dayalı Amerikan ilerleme anlayışına alternatif üretilmesi ve kontrolsüz yapay zeka ile genetik mühendisliğinin Doğu ile kurulacak dengelerle sınırlandırılması önerileri irdelenecek.

Panelistler bölgesel vekalet savaşlarını ve Gazze krizini inceleyecek

Günün dördüncü ve son genel oturumu, saat 16.00’da Pascal Lottaz moderatörlüğünde “Ayrıntılara Bakış: Büyük Resimden Bölgesel Vekalet Savaşlarının Niteliklerine ve Çözüm İhtimallerine” başlığıyla toplanacak.

Muhammad Shehada, Prof. Richard Sakwa, Andrew Day ve Prof. Abdullah Baabood’un konuşmacı olacağı panelde ilk değerlendirmeyi Ahmed Moustafa yapacak.

Panel, bölgesel krizlerin uluslararası sistem dönüşümüyle kesiştiği noktalara ve dünya savaşı riskine odaklanacak.

Ortadoğu’da elli yıllık ABD hegemonyasının ve öncesindeki İngiliz etkisinin Arap-İslam kültürünü nasıl dönüştürdüğü, Gazze’deki soykırımın Batı’nın bölgedeki meşruiyetini nasıl sarstığı ve BRICS’in Filistin meselesindeki potansiyel rolü sorgulanacak.

İsrail’deki aşırı sağcı hükümetin yayılmacı “Büyük İsrail” tasavvurlarını durdurma yolları ve Lahey Grubu’nun geleceği incelenecek.

Katılımcılar; Ukrayna ve İran çatışma hatlarını, askeri-endüstriyel yapının istihbarat, medya ve akademiyle ilişkisini irdelerken, NATO ve AB güvenlik yapılarının çökmesi senaryosunda Avrupa’nın alacağı vaziyeti değerlendirecek.

Konferans, Serdar Yurtçiçek’in de aralarında yer aldığı konuşmacı kadrosunun genel değerlendirmeleriyle saat 17.25’teki kapanış oturumunda noktalanacak.

Organizasyon kalıcı düşünce ağı ve yıllık yayın serisi hedefleyecek

East-West Forum, 27 Eylül 2026 Pazar sabahı 09.30-13.00 saatlerinde düzenlenecek değerlendirme toplantısı ve çalışma kahvaltısıyla devam edecek.

Bu aşamada beş temel hedef hayata geçirilecek: EWF buluşmalarını çoklu paradigma değişimini şekillendiren kalıcı ve yıllık küresel platform haline getirmek; konferans çıktılarını Almanya merkezli Westend Verlag yayınevi ortaklığında yıllık kitap formatında basarak uluslararası dağıtıma taşımak; yıl boyunca çalışacak üçer aylık EWF ihtisas grupları teşkil etmek; eleştirel küresel aklı temsil eden EWF Ağı’nı faaliyete geçirmek ve iş dünyasıyla koordinasyon sağlayan EWF İş Konseyi’ni kurmak.

Konferans Beşiktaş Akatlar Kültür Merkezi’nde düzenlenecek

Konferans, Beşiktaş ilçesindeki Akatlar Kültür Merkezi bünyesinde yapılacak. Akat Mahallesi Zeytinoğlu Caddesi No: 16 adresindeki tesise toplu ulaşım ve özel araçlarla erişim sağlanabiliyor.

Yenikapı-Hacıosman M2 metro hattını tercih eden katılımcılar, Levent istasyonunda M6 Boğaziçi Üniversitesi/Hisarüstü hattına geçiş yaparak Nispetiye durağında inebilecek; buradan kısa bir otobüs veya taksi yolculuğuyla merkeze ulaşabilir.

Marmaray kullanan yolcular Yenikapı aktarmasıyla aynı güzergahı izleyebilir. İstanbul Havalimanı yönünden gelenler M11 Gayrettepe hattından M2 ve M6 bağlantılarına erişebilir.

Zincirlikuyu metrobüs merkezinden hareket eden 58A numaralı otobüs Zeytinoğlu durağında, 58N numaralı hat ise Sarı Konaklar durağında yolcuları kültür merkezinin hemen yakınında indiriyor.

Diplomasi

ABD ve Türkiye, F-16 görüşmelerine yeniden başladı

Yayınlanma

ABD ve Türkiye, F-16 savaş uçakları konusundaki görüşmeleri yeniden başlattı.

Konuyla ilgili bilgi sahibi bir kaynak Al-Monitor’a verdiği demeçte, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump arasında New York’ta bu hafta gerçekleşmesi beklenen bir toplantı öncesinde bu gelişmeyi aktardı.

Geçen hafta gazetecilere konuşan ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, Erdoğan ve Trump’ın BM Genel Kurulu’nun kenarında bir araya gelebileceğine işaret etti.

Görüşmenin gerçekleşeceğine dair resmi bir teyit bulunmamakla birlikte, Türk ve ABD’li yetkililerin bir şekilde bir araya gelmesi bekleniyor.

Erdoğan, pazartesi sabahı erken saatlerde New York’a vardı ve salı günü Genel Kurul’da bir konuşma yaptı.

Ayrıca Erdoğan’ın, Kuveyt Veliaht Prensi Sabah Halid el-Hamad el-Sabah ve Libya Cumhurbaşkanlığı Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi de dahil olmak üzere birçok devlet ve hükümet başkanıyla toplantılar yapması bekleniyor.

Cumhurbaşkanlığı’na göre Erdoğan’a, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar ve MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın da aralarında bulunduğu geniş bir heyet eşlik ediyor.

Türkiye ve ABD’li yetkililer arasındaki görüşmelerde, savunma alımları iki başkent arasındaki çözülmemiş sorunlardan biri olmaya devam ettiği için, silah satışlarının gündemin üst sıralarında yer alması bekleniyor.

ABD’nin Türkiye’ye uyguladığı mevcut yaptırımlara ve Ankara’nın olası F-35 alımına ek olarak, Türkiye’nin F-16 filosunun modernizasyonu da her iki başkentin gündemine geri döndü.

Fidan, cumartesi günü NTV’ye verdiği demeçte, “Yaptırımlar ‘bizim için bir engel’ ve bunların kaldırılması için çalışıyoruz. Tüm bunları tetikleyen S-400 meselesinin nasıl çözüleceğine dair bazı yaratıcı fikirler de var,” dedi ama ayrıntılara girmedi.

BM toplantısı, Temmuz ayında Ankara’da düzenlenen NATO zirvesi sırasında Trump ile Erdoğan arasında gerçekleşen ve büyük ölçüde silah satışlarına odaklanan görüşmenin ardından geliyor.

2020 yılında Türkiye, Rus yapımı S-400 füze savunma sistemini satın alması nedeniyle “Yaptırımlar Yoluyla Amerika’nın Düşmanlarına Karşı Mücadele Yasası” (CAATSA) kapsamında yaptırım uygulanan ilk NATO üyesi oldu.

Ayrıca, yaklaşık 1,4 milyar dolar ödediği altı adet F-35 uçağını teslim alması da engellendi.

Bu yasa, Rusya, İran ve Kuzey Kore ile yapılan işlemleri caydırmak amacıyla 2017 yılında Kongre’de ezici çoğunlukla kabul edilmişti.

F-35 programından çıkarılmasının ardından, Ekim 2021’de Ankara, 40 adet yeni F-16 Block 70 savaş uçağı ve mevcut filosundaki 79 uçak için modernizasyon kiti satın alma talebinde bulundu.

Mühimmat ve diğer teçhizatı da içeren önerilen paketin değeri başlangıçta yaklaşık 23 milyar dolar olarak belirlendi. Washington, 2024 yılında bu satışı onayladı. 

Fakat aynı yılın ilerleyen aylarında Türkiye, paketi küçülttü ve 79 adet F-16 modernizasyon kiti satın alma planlarını rafa kaldırdı.

Bunun yerine, mevcut F-16’larının bir kısmını yurt içinde modernize etmeye karar verdi.

Bu arada, 40 adet yeni F-16’nın satışı konusunda Ankara ile Washington arasında yürütülen görüşmeler tıkanmış durumda.

Trump’ın 2025’te ikinci dönemine başlamasının ardından Ankara, ABD yönetimini CAATSA yaptırımlarını kaldırmaya ikna etmeye çalıştı.

Bu arada, 40 adet yeni F-16’nın satışı konusunda Ankara ile Washington arasında yürütülen görüşmeler tıkanmış durumda.

ABD’ye göre Türkiye’nin S-400 sistemine sahip olmaya devam etmesi, yaptırımların kaldırılması önünde hukuki bir engel teşkil etmeye devam ediyor.

ABD yasalarına göre Ankara’nın bu sistemi “elinden çıkarması” gerekiyor.

Temmuz ayında Erdoğan-Trump görüşmesinin ardından Türk medyası, Ankara’nın sistemleri Birleşik Arap Emirlikleri’ne satmayı değerlendirdiğini bildirmişti.

Rusya da konunun Ankara ile Moskova arasında görüşülmekte olduğunu doğruladı fakat herhangi bir ilerleme kaydedilip kaydedilmediği belirsizliğini koruyor.

F-16 müzakerelerinin yeniden başlaması, F-35’ler konusunda ilerleme kaydedilememesi nedeniyle Türkiye’nin hava caydırıcılığını sürdürmek amacıyla hava filosunu yenileme çabalarının bir parçası.

ABD’li savunma şirketi Lockheed Martin’e göre, Türkiye şu anda 230’dan fazla F-16 uçağı kullanıyor.

Bu uçaklar, Türkiye’nin savaş uçağı filosunun bel kemiğini oluşturmaya devam ediyor.

Bu filoda F-16 Block 30, 40, 50 ve 50+ varyantları yer alıyor. F-16 Block 30 uçakları için şu anda devam eden modernizasyon çalışmalarının 2027 yılına kadar tamamlanması bekleniyor.

Türkiye Savunma Sanayileri Başkanlığı’na göre, Block 40 ve 50 uçaklarının modernizasyonu ise 2028-2030 yılları arasında gerçekleştirilecek.

Yeniden başlayan görüşmelerin, Türkiye’nin planladığı 40 adet yeni F-16 Blok 70 uçağı alımına mı, mevcut filosunun yurt içinde modernizasyonu için gerekli olan ABD onaylarına mı, yoksa her ikisine mi odaklandığı henüz belirsiz.

Bölgedeki rakipler savaş uçağı filolarını modernize edip beşinci nesil yeteneklerini genişletirken, F-35’lerin bulunmaması nedeniyle Türkiye’nin yeni F-16’lara ve mevcut filosunun modernizasyonuna olan ihtiyacı daha da önem kazandı.

Akdeniz’deki diğer ülkeler de Lockheed Martin askeri filolarını modernize ediyor. NATO üyesi Yunanistan, F-16 filosunun büyük bir kısmını modernize ediyor ve Yunanistan Savunma Bakanlığı’na göre 2024 yılında 20 adet F-35 satın alma anlaşması imzaladı.

Bu anlaşmada 20 adet daha satın alma opsiyonu da bulunuyor. İlk uçakların 2028 yılında teslim edilmesi bekleniyor.

İsrail Savunma Bakanlığı’na göre ise İsrail, halihazırda 48 adet F-35 uçağı kullanıyor.

İlk 50 uçaklık siparişinden iki uçağın teslimatı hâlâ beklemekte olup, 25 adetlik bir sipariş daha verildi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

JPMorgan CEO’su Dimon: Hindistan Rus petrolü yüzünden cezalandırılmamalı

Yayınlanma

Uluslararası yatırım bankası JPMorgan’ın CEO’su James Dimon, ABD yönetiminin Rusya’ya baskı uygularken Hindistan’ı ve küresel petrol piyasalarını cezalandırmaması gerektiğini belirtti. Dimon, rafinerilerin teknik altyapısı nedeniyle tedarikçi değişiminin son derece güç olduğuna dikkat çekti.

ABD merkezli yatırım bankası JPMorgan Chase & Co. CEO’su James Dimon, CNBC TV18 kanalına verdiği mülakatta, Rusya’ya baskı kurma çabalarının Hindistan’ı ve küresel petrol piyasalarını hedef almaması gerektiğini söyledi.

Dimon konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Umarım Amerika oturup tüm bu meseleleri etraflıca değerlendirir ve neticede Rusya’ya karşı yapmamız gerekenleri uygularken Hindistan’ı ve küresel petrol piyasalarını cezalandırma yoluna gitmez” dedi.

Petrol rafinerilerinin genellikle belirli ham petrol türlerini işleyecek şekilde inşa edildiğine dikkat çeken Dimon, bu teknik durumun alıcıların tedarikçi değiştirmesini zorlaştırdığını vurguladı.

JPMorgan yöneticisi, “Buradan almadıkları takdirde başka bir yerden tedarik etmek zorundalar. O petrol de söz konusu rafinerilere uygun düşen türde olmayabilir” ifadelerini kullandı.

Dimon’ın bu çıkışından günler önce, 19 Eylül gecesi ABD Başkanı Donald Trump, merhum Senatör Lindsey Graham’ın adını taşıyan yeni yaptırım yasa tasarısını imzalamıştı.

“Cehennem yaptırımları” olarak nitelenen düzenleme, Rusya’dan petrol ve doğalgaz alan ülkelere ikincil ticaret kısıtlamaları getirilmesini öngörüyor.

Yasa kapsamında ABD’ye giren Rus menşeli ürünlere yüzde 500’e kadar, Rus petrolü veya doğalgazı satın alan ülkelerden gelen mallara ise yüzde 100’e kadar gümrük vergisi uygulanması planlanıyor.

Hindistan yönetimi ise ABD’nin Rusya ve İran’a yönelik bu yaptırım yasasını incelemeye alacağını duyurdu.

Daha önce Axios haber sitesi, ABD Temsilciler Meclisi’ndeki Demokrat Parti yönetiminin Rusya’ya yönelik “cehennem yaptırımlarına” açıkça karşı çıktığını yazmıştı.

Demokratlar, söz konusu gümrük vergilerinin ABD içindeki fiyatları artırabileceğini ve Trump’a gereğinden geniş ticaret yetkileri devredeceğini savunmuştu.

Tasarıyı destekleyen kanat ise bu adımlarla Rusya’nın enerji satışından elde ettiği gelirleri azaltmayı amaçlıyor.

Moskova yönetimi yaptırımları yasa dışı görüyor. Rusya’nın Washington Büyükelçiliği, Graham tasarısının Trump yönetimine yönelik “kötü bir hizmet” niteliği taşıdığını, kısıtlamaların bizzat Washington için ekonomik sonuçlar doğuracağını kaydetti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, “Ne kadar çok yaptırım uygulanırsa, bu yaptırımları getirenler için o kadar kötü olur” demişti.

Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov da ABD’nin atacağı bu yöndeki yeni adımların Ukrayna krizinde çözüm arayışlarını baltalayacağını dile getirmişti.

Peskov, “Bu girişimler hasmane eylemler kapsamına giriyor. ABD’nin getireceği ilave yaptırımlar, Ukrayna’da barışçıl çözüme dönük çabaları şüphesiz zorlaştıracaktır” değerlendirmesinde bulunmuştu.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Palantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?

Yayınlanma

Yapay zeka şirketi Palantir, geliştirdiği askeri veri ve hedefleme yazılımlarını Ukrayna’nın savunma ve kamu mekanizmalarına entegre etti. Gerçek muharebe koşullarında toplanan veriler yeni nesil savunma sanayii ürünlerine aktarılıyor. Kiev yönetiminin dijital dönüşüm politikaları, küresel teknoloji firmalarının savaş sahasındaki test faaliyetleriyle paralel ilerliyor.

Yapay zeka odaklı askeri teknoloji şirketi Palantir, Ukrayna’nın askeri yapılarına ve sivil kurumlarına entegre olarak ülkeyi gözetleme, iz sürme ve hedef imha teknolojileri için bir test sahasına çevirdi.

Peter Thiel tarafından kurulan ve Alex Karp yönetimindeki şirket, 2022’de Rusya ile savaşın patlak vermesinin hemen ardından Ukrayna ordusuna “öldürme zincirini” (kill-chain) hızlandıran veri sistemleri sağlamaya başladı. Bir hedefin tespitinden vurulma veya ölüm anına kadar geçen süreci yöneten bu yapı, şirketin Maven adlı yapay zeka yazılımı üzerinden işliyor.

Şirkete ait Prisma sistemi insansız hava aracı saldırılarını yönlendirirken, Metaconstellation adlı üçüncü ürün ise saldırı öncesinde alçak yörünge uydularını yeryüzündeki herhangi bir alanı izlemek üzere görevlendiriyor.

Askeri alandaki ortaklığın ardından şirket, Ukrayna devlet mekanizmasında hızla etki kazandı. Ukrayna yönetimi 2023 yılında, Palantir’in Dijital Dönüşüm Bakanlığı üzerinden resmi bir temas noktası kurduğunu ve birçok kamu kurumuyla çalışmaya başladığını duyurdu.

Günümüzde söz konusu yazılımlar Ukrayna iç güvenlik birimlerinde ve eğitim sisteminde çalışıyor; ayrıca Ukrayna’nın dünyanın ilk yapay zeka tabanlı “eylemci devleti” (agentic state) olma yönündeki kamu dijitalleştirme adımlarının merkezinde yer alıyor.

Ukrayna’nın dijital dönüşümünün en belirgin alanı, askerlik çağındaki erkeklerin sokaklardan toplanarak cepheye gönderilmesini sağlayan iz sürme altyapısında görülüyor.

Ukrayna yönetimi bu süreçte Oberih adlı ulusal askeri veritabanını dijital ortama aktararak verileri Reserve+ sisteminde birleştirdi. Sistem; vergi, istihdam, ikamet ve sağlık kayıtları dahil olmak üzere kişisel bilgileri devlet sicilleriyle eşleştiriyor ve yapay zeka aracılığıyla kişilerin askerliğe uygunluk durumunu analiz ediyor.

Zorunlu seferberlik uygulamasında kullanılan bu sistem üzerinden yürütülen faaliyetler tepki çekiyor.

Ukrayna Telegram kanallarında, seferberlik birimlerinin erkekleri sokaklardan veya süpermarketlerden zorla araçlara bindirerek cephe hatlarına sevk ettiğini gösteren görüntüler günlük olarak yayımlanıyor.

Palantir veya Kiev yönetimi bu askeri sistemlerin dijitalleştirilmesinde şirketin rol aldığını resmi olarak doğrulamasa da, firmanın çoklu veritabanlarını birbirine bağlama konusundaki uzmanlığı bu iddiaları güçlendiriyor.

Reserve+ sisteminin çalışma prensibi ile Palantir’in kamu kurumlarındaki erişimi aynı doğrultuda ilerliyor.

Söz konusu seferberlik ekiplerinin çalışma biçimi, Palantir’in on yılı aşkın süredir veri araçları tedarik ettiği ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) birimlerinin uygulamalarıyla örtüşüyor.

ICE bünyesindeki Soruşturma Vaka Yönetimi platformu; şahısların okul durumu, aile bağları, çalışma bilgileri, telefon kayıtları, biyometrik verileri ve ikamet adresleri gibi geniş çaplı verileri topluyor. Her iki ülkede de kişilerin yakalanmasına yol açan yazılım temeli benzerlik gösteriyor.

Palantir’in yönlendirdiği kaydedilen Rusya topraklarına yönelik derin menzilli saldırılar ise stratejik bir kazanım getirmemekle birlikte, Rusya’nın karşı saldırılarını tetikledi.

Ukraynalı yetkililerin açıklamalarına göre bu saldırılar sonucunda Odessa limanları işlevsiz kalarak ülkenin deniz ticareti kesildi, gıda lojistiği altyapısının yaklaşık yüzde 90’ı ve enerji üretim kapasitesinin yüzde 80’i tahrip edildi.

Saldırılardan elde edilen saha verileri Palantir’in sistemlerine aktarılarak yeni nesil askeri yapay zeka ürünlerinin geliştirilmesinde girdi olarak kullanılıyor.

Şirket hisseleri savaş öncesinde 8 ila 10 dolar seviyesindeyken, savaş sürecinde yüzde 2000’in üzerinde artış kaydederek geçen yıl 200 dolar seviyesine ulaştı.

NATO da bazı AB ülkelerinin itirazlarına rağmen 2025’te Maven sistemini satın aldı ve bu yazılım haziran ayında operasyonel hale getirildi.

Savaş sürecinde Microsoft, Amazon ve Google gibi teknoloji şirketleri de Ukrayna pazarındaki faaliyetlerini artırdı.

Google’ın eski yöneticisi Eric Schmidt tarafından kurulan insansız hava aracı şirketi, Rusya’ya yönelik saldırılar için Ukrayna’ya çok sayıda tek kullanımlık insansız hava aracı sağlıyor.

Ukrayna basınında çıkan haberlerde, Schmidt’in yeni sistemleri test etmek için gerçek bir muharebe ortamına ihtiyaç duyduğu aktarılıyor.

Palantir İngiltere Yöneticisi Louis Mosley, Ukrayna’nın askeri bağlamda yapay zeka için bir Ar-Ge laboratuvarına dönüştüğünü ve gerçek savaş alanının sağladığı test imkanlarının teknolojik gelişimi hızlandırdığını kaydetti.

Görevden alınan eski savunma bakanı Mihail Fedorov da 2024’te Ukrayna’nın en yeni teknolojilerin denenmesi için en uygun test sahası olduğunu dile getirmişti. Fedorov’un kurduğu yeni askeri yapay zeka girişiminin ana yatırımcısının Alex Karp olduğu açıklandı.

Savaşın uzaması Ukrayna’daki demografik krizi derinleştiriyor. 1991 yılında 52 milyon civarında olan ülke nüfusu, 2021’de 41 milyona geriledi. IMF verilerine göre şu anda Ukrayna kontrolündeki bölgelerde 33 milyondan biraz fazla insan yaşıyor.

2025 yılında ölüm oranları doğum oranlarının yaklaşık üç katına çıkarken, 3 milyon çalışma çağındaki kişi ülkeyi terk etti ve doğurganlık oranı kadın başına bir çocuğun altına indi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English