Bizi Takip Edin

Diplomasi

East-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor

Yayınlanma

Harici ve Berlin merkezli Avrupa Kıtalararası İnisiyatifi ortaklığıyla düzenlenen East-West Forum, uluslararası düşünürleri İstanbul’da bir araya getiriyor. Akatlar Kültür Merkezi’nde 26 Eylül 2026 tarihinde gerçekleşecek konferansta, Batı merkezli paradigmaların ötesinde çok kutuplu küresel denge ve Avrasya perspektifi tartışılacak.

Soğuk Savaş sonrası kurulan tek kutuplu dünya düzeninin sona ermesi ve küresel sistemin yeniden tasarlanması ihtiyacı, uluslararası düşünür ve stratejistleri İstanbul’da bir araya getiriyor.

Harici Medya ile Berlin merkezli düşünce kuruluşu Avrupa Kıtalararası İnisiyatifi (ETI) ortaklığıyla düzenlenen East-West Forum (EWF), 26 Eylül 2026 tarihinde Akatlar Kültür Merkezi’nde toplanıyor.

Bağımsız ve tarafsız bir çizgide çalışmalarını sürdüren ETI; hukuk önünde eşitlik, sosyal sorumluluk, yerellik, federalizm, özgürlük ve sosyal adalet ilkeleri ışığında Avrupa’nın çok kutuplu dünyadaki rolüne odaklanacak.

Forum; kaynak kıtlığı, iklim stresi, aşırı nüfus, ticaret savaşları, küresel yeniden silahlanma yarışları, yapay zeka devrimi, bölgesel çatışmalar ve Birleşmiş Milletler sisteminin işlevsizleşmesi gibi eşzamanlı paradigma değişimlerini odağına alacak.

G7 ve G20 yapılarının ilerlemeyi yalnızca teknolojiye indirgeyen, gücü sadece devletlere tanıyan ve kapitalizmi sorgulamayan klasik yaklaşımlarına karşı EWF; heterodoks yanıtlar aramayı, alternatif toplumsal ve siyasal kavramlar geliştirmeyi ve “imkansızı tartışmayı” amaçlayacak.

İnsana hizmet eden ve doğaya saygı duyan ekonomi modelini savunan organizasyon, 21. yüzyıl için gerçekçi bir ütopya kurgulamayı hedefleyecek.

Batı başkentlerinde düzenlenen ve dünyayı bütünüyle Batı merkezli çerçeveden yorumlayan geleneksel güvenlik konferanslarına alternatif sunmayı amaçlayan girişim, ilhamını 1534 tarihli en eski Avrupa haritasından alıyor.

Yüzü Doğu’ya dönük ancak Avrasya zemininde sağlam duran bu tarihi bakışı canlandırmak isteyen forum; Batı ülkeleri, BRICS ve Küresel Güney arasında yapıcı diyalog köprüsü kurmayı, uzun vadede ise Avrupa Birliği sınırlarının ötesinde stratejik özerkliğe sahip, arabulucu bir Avrupa kimliğini tartışmaya açacak.

Açılış paneli liberal düzenin sonunu ve medeniyet devletini tartışacak

Konferans, saat 10.00’daki resmi açılışın ardından Prof. Ulrike Guérot moderatörlüğünde toplanacak birinci genel oturumla başlayacak.

“Geçiş Dönemindeki Dünya: Çok Kutupluluk ve Liberal Düzenin Sonu” başlıklı açılış panelinde Prof. Zhang Weiwei, Prof. Glenn Diesen, Anatol Lieven ve Prof. Jagannath Panda konuşmacı koltuğuna otururken, ilk değerlendirmeyi Papalık Temsilciliği yetkilisi yapacak.

Panelde, ABD’nin 1989’dan itibaren dünyaya dayattığı liberal istisnacılığın ve diğer kültürlere nüfuz etme kabiliyetinin doğurduğu sonuçlar irdelenecek.

Sömürgecilik ve yeni sömürgecilik süreçlerinde köklü medeniyetlerin yaşadığı hafıza ve kültürel derinlik kaybı, “medeniyet devleti” kavramı ve modern öncesi geleneklerin 21. yüzyıla taşınma ihtimali masaya gelecek.

Katılımcılar, AB’nin Hristiyanlık, Aydınlanma, modernite ve barış gibi Avrupa felsefi köklerini ne ölçüde yansıttığını, ABD’nin AB mimarisine etkilerini ve tarafsız bir Avrupa’nın küresel arabulucu rolünü tartışacak.

Çin, Rusya, Hindistan, İran ve Brezilya gibi yükselen aktörlerin devleti kamusal yararın koruyucusu olarak yeniden inşa edip edemeyeceği, Çin’in tahakküm yerine uyumu, baskı yerine eşitliği öne çıkaran nizam anlayışının BM Şartı ile nasıl kurumsallaşabileceği ve adil ortaklığa geçiş imkanları değerlendirilecek.

Uzmanlar tırmanan savaş riskini ve Avrasya güvenliğini tartışacak

Saat 11.55’te Prof. Hasan Ünal moderatörlüğünde başlayacak ikinci genel oturum, “Kontrolden Çıkan Gerilim: Yıkıcı Bir Dünya Savaşını Önlemek – Yeni Bir Düzeni Birlikte İnşa Etmek ve Barışçıl Şekilde Kurumsallaştırmak” temasını taşıyacak.

Panelde Prof. Zhou Bo, Daniel L. Davis, Michael von der Schulenburg, Alexander Shenderyuk-Zhidkov ve Ali Asghar Soltanieh konuşmacı olarak yer alırken oturumun ilk değerlendirmesini Roger Köppel üstlenecek.

Oturum, diplomasi kanallarının tıkanması, silah kontrol mekanizmalarının yokluğu ve yapay zeka destekli harp yöntemleri nedeniyle Batı ile BRICS veya Küresel Güney ülkeleri arasındaki gerilimin küresel savaşa evrilme riskine odaklanacak.

Hem Ukrayna hem de Ortadoğu (Filistin, İsrail, İran, Lübnan, Suriye) coğrafyalarını kapsayan dengeli Avrasya güvenlik mimarisinin imkanları ele alınacak.

Rusya’nın Avrupa kimliğini koruyarak Doğu-Batı köprüsü olup olamayacağı, AB’nin militarist tırmanma sarmalı ve dağılma ihtimali, BM Şartı’nın geleceği ve insansız hava araçlarıyla robot savaşlarının getirdiği tehditler irdelenecek.

Tartışmada ayrıca nörolojik ve enformasyon harpleri karşısında sivil alanın korunması, 500 yıllık Batı hegemonyasının gerilemesiyle şekillenen dönemde Türkiye gibi orta ölçekli güçlerin rolü, ABD’nin askeri imparatorluktan ulus devlete dönüşme zorunluluğu, İran’ın bölgesel konumu, Körfez İşbirliği Konseyi’nin su arıtma gibi somut bölgesel istikrar projeleri ve Mekke Ortak Savunma Anlaşması incelenecek.

Tartışmalar Avrupa için stratejik özerklik arayışına odaklanacak

Öğle arasını takiben saat 14.20’de Isabelle Casel yönetiminde üçüncü genel oturum başlayacak.

“AB’nin Ötesinde Avrupa ve Felsefi Temelleri: Atlantizm, Avrasya ve Stratejik Özerklik” başlıklı panelde Hauke Ritz, Thomas Fazi, Prof. Dragana Mitrović ve Georges Renard-Kuzmanovic sunum yaparken ilk yorumcu olarak Walter Komarek söz alacak.

Oturum, mevcut küresel güç dengesinde bağımsız aktör hüviyeti taşımayan ancak çok kutuplu dünyanın tesisi için kilit önemde duran Avrupa’nın stratejik geleceğine odaklanacak.

Avrupa’nın transatlantik çerçeveden sıyrılarak ABD merkezli dijital platformlar karşısında dijital egemenliğini nasıl geri kazanabileceği, Avrasya, Asya, BRICS ve Küresel Güney ile uzun süredir ihmal edilen derin bağları nasıl kurabileceği tartışılacak.

Avrasya kıtasındaki ticaret ve enerji akışları ele alınırken, Avrupa devlet kurumlarının, medyasının, üniversitelerinin ve kiliselerinin alternatif tartışmaları engelleyecek biçimde kilitlenişi sorgulanacak.

Hümanizm, Aydınlanma felsefesi, işçi hareketleri ve karma ekonomi geleneğinin canlandırılmasıyla, salt teknolojik gelişmeye dayalı Amerikan ilerleme anlayışına alternatif üretilmesi ve kontrolsüz yapay zeka ile genetik mühendisliğinin Doğu ile kurulacak dengelerle sınırlandırılması önerileri irdelenecek.

Panelistler bölgesel vekalet savaşlarını ve Gazze krizini inceleyecek

Günün dördüncü ve son genel oturumu, saat 16.00’da Pascal Lottaz moderatörlüğünde “Ayrıntılara Bakış: Büyük Resimden Bölgesel Vekalet Savaşlarının Niteliklerine ve Çözüm İhtimallerine” başlığıyla toplanacak.

Muhammad Shehada, Prof. Richard Sakwa, Andrew Day ve Prof. Abdullah Baabood’un konuşmacı olacağı panelde ilk değerlendirmeyi Ahmed Moustafa yapacak.

Panel, bölgesel krizlerin uluslararası sistem dönüşümüyle kesiştiği noktalara ve dünya savaşı riskine odaklanacak.

Ortadoğu’da elli yıllık ABD hegemonyasının ve öncesindeki İngiliz etkisinin Arap-İslam kültürünü nasıl dönüştürdüğü, Gazze’deki soykırımın Batı’nın bölgedeki meşruiyetini nasıl sarstığı ve BRICS’in Filistin meselesindeki potansiyel rolü sorgulanacak.

İsrail’deki aşırı sağcı hükümetin yayılmacı “Büyük İsrail” tasavvurlarını durdurma yolları ve Lahey Grubu’nun geleceği incelenecek.

Katılımcılar; Ukrayna ve İran çatışma hatlarını, askeri-endüstriyel yapının istihbarat, medya ve akademiyle ilişkisini irdelerken, NATO ve AB güvenlik yapılarının çökmesi senaryosunda Avrupa’nın alacağı vaziyeti değerlendirecek.

Konferans, Serdar Yurtçiçek’in de aralarında yer aldığı konuşmacı kadrosunun genel değerlendirmeleriyle saat 17.25’teki kapanış oturumunda noktalanacak.

Organizasyon kalıcı düşünce ağı ve yıllık yayın serisi hedefleyecek

East-West Forum, 27 Eylül 2026 Pazar sabahı 09.30-13.00 saatlerinde düzenlenecek değerlendirme toplantısı ve çalışma kahvaltısıyla devam edecek.

Bu aşamada beş temel hedef hayata geçirilecek: EWF buluşmalarını çoklu paradigma değişimini şekillendiren kalıcı ve yıllık küresel platform haline getirmek; konferans çıktılarını Almanya merkezli Westend Verlag yayınevi ortaklığında yıllık kitap formatında basarak uluslararası dağıtıma taşımak; yıl boyunca çalışacak üçer aylık EWF ihtisas grupları teşkil etmek; eleştirel küresel aklı temsil eden EWF Ağı’nı faaliyete geçirmek ve iş dünyasıyla koordinasyon sağlayan EWF İş Konseyi’ni kurmak.

Konferans Beşiktaş Akatlar Kültür Merkezi’nde düzenlenecek

Konferans, Beşiktaş ilçesindeki Akatlar Kültür Merkezi bünyesinde yapılacak. Akat Mahallesi Zeytinoğlu Caddesi No: 16 adresindeki tesise toplu ulaşım ve özel araçlarla erişim sağlanabiliyor.

Yenikapı-Hacıosman M2 metro hattını tercih eden katılımcılar, Levent istasyonunda M6 Boğaziçi Üniversitesi/Hisarüstü hattına geçiş yaparak Nispetiye durağında inebilecek; buradan kısa bir otobüs veya taksi yolculuğuyla merkeze ulaşabilir.

Marmaray kullanan yolcular Yenikapı aktarmasıyla aynı güzergahı izleyebilir. İstanbul Havalimanı yönünden gelenler M11 Gayrettepe hattından M2 ve M6 bağlantılarına erişebilir.

Zincirlikuyu metrobüs merkezinden hareket eden 58A numaralı otobüs Zeytinoğlu durağında, 58N numaralı hat ise Sarı Konaklar durağında yolcuları kültür merkezinin hemen yakınında indiriyor.

Diplomasi

Trump, yapay zekayı kontrol etmeye yönelik “küreselci komplo”yu reddetti

Yayınlanma

Donald Trump, yapay zekayı kontrol etmeye yönelik girişimlerin “küreselci komplo” olduğuu öne sürdü ve reddetti.

Trump’ın beyanı, bu teknolojiye ilişkin yeni G20 küresel kılavuzları geliştirmeyi amaçlayan Birleşik Krallık Başbakanı Andy Burnham’ın planına bir darbe indirdi.

Trump, salı günü BM’de yaptığı konuşmada, “ABD, yapay zekayı kontrol etmeye yönelik herhangi bir küreselci komplo kurma girişimini tamamen reddediyor,” dedi ve yönetiminin bundan böyle yapay zekayı “süper zeka” olarak adlandıracağını ekledi.

Bu açıklamalar, Burnham ile ilk yüz yüze görüşmesinden kısa bir süre önce geldi.

Burnham, İngiltere’nin gelecek yılki G20 başkanlığını yapay zekanın potansiyel risklerine odaklanmak için kullanmak istediğini belirtmişti.

Başbakan ayrıca, bu teknolojinin gelişimini denetlemek üzere yeni bir küresel çerçeve oluşturulmasında İngiltere’nin ABD ile Çin arasında “dürüst arabulucu” olabileceğini iddia etti.

Trump’ın bu açıklamaları, bu hafta Beyaz Saray’da Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile yapacağı görüşme öncesinde geldi.

ABD Başkanı, “Şu anda Çin’e ve diğer herkese karşı büyük bir farkla öndeyiz ve bu durumu böyle sürdüreceğiz,” dedi.

Yapay zeka konusundaki anlaşmazlığa rağmen, New York’ta Burnham ile Trump arasında gerçekleşen görüşme büyük ölçüde dostane geçti.

Başkan, yeni başbakanı selefi Keir Starmer’a tercih ediyor gibi göründü.

İkili ilişkilerin durumu sorulduğunda Trump, “İlişkiler, önceki başbakanınızın döneminde olduğundan daha iyi durumda,” dedi.

Greater Manchester’ın eski belediye başkanı Burnham, başkanın daha önce şehri “sıradan bir kasaba” olarak nitelendirmesini şakayla karışık bir şekilde eleştirdi.

Trump, “İngiltere’de muazzam bir vatanseverlik” olduğunu ve insanların “büyük işlerin gerçekleşmesini” beklediğini söyledi ve “Bence bu ülke sadece başarıyı ve büyük bir liderliği bekliyor,” diye ekledi.

BM genel merkezindeki görüşmelerinin ardından birlikte konuşan Trump, Burnham’ın “harika bir başbakan” olacağını düşündüğünü belirterek, bu deneyimli politikacının “doğuştan bir işadamı” olduğunu da sözlerine ekledi.

Burnham, iki liderin “iyi bir bağ” kurduğunu belirtti. Görüşmeleri yaklaşık 40 dakika sürdü.

Trump, Burnham ile Diego Garcia’daki ABD-İngiltere hava üssünün geleceği, işgal altındaki Batı Şeria’daki İsrail yerleşim yerleri ve Falkland Adaları üzerindeki İngiliz egemenliği gibi hassas konuları ele aldı.

Trump, Chagos Adaları’nın bir parçası olan Diego Garcia’yı Mauritius’tan geri kiralamaya yönelik İngiliz planı hakkında “Bunu desteklemiyorum. Bu berbat bir anlaşmaydı. On yıllar, hatta yüzyıllar boyunca ortada görünmeyen birinin mülkiyet iddiası var. Bence bu saçma,” demişti.

Beyaz Saray’ın plana verdiği desteği geri çekmesi ve Burnham’ın planı yeniden gözden geçirmeye açık olduğunu belirtmesi üzerine İngiltere, Starmer tarafından onaylanan Chagos Adaları anlaşmasını askıya aldı.

Burnham, “Bu durumu miras aldım ve bir çözüme ihtiyacımız var,” dedi.

Downing Street, Burnham’ın “üssün işleyişini güvence altına alacak ve Birleşik Krallık’ın ulusal güvenliğini koruyacak” bir yol bulmak için Mauritius ve ABD ile işbirliği yapmaya kararlı olduğunu belirtti.

Bu arada Burnham, Batı Şeria’daki İsrail yerleşim yerlerinde üretilen mallara yaptırım uygulama kararını savunarak, bunların iki devletli çözüme ciddi bir tehdit oluşturduğunu belirtti.

Trump, plana yönelik eleştirilerinde temkinli davranmış ve salı günü, “Şey, bu hamle hakkında bir şey bilmiyorum,” demişti. Burnham, durumu açıklamak için Beyaz Saray’ı aradığını söyledi.

Burnham ayrıca, ABD başkanının geçen ay Amerika’nın tarafsız tutumunu gözden geçirdiğini açıklamasının ardından, İngiltere’nin, Arjantin’in Falkland Adaları üzerindeki iddialarına karşı kararlı bir tutum sergileyeceğini Trump’a iletti.

Burnham, “Falkland Adalıların kendi kaderini tayin etme ve İngiliz kalma haklarını savunacağız. Başkanın, İngiltere’nin net tutumunun bu olduğunu benden doğrudan duymasını istedim. Söylediklerimi çok iyi anladı,” dedi.

Burnham ayrıca, İngiltere’nin kuzeydoğusundaki “belirli bir fabrikayla ilgili” olduğu için ABD’nin gümrük vergileri konusunu gündeme getirdiğini belirtti. Downing Street, söz konusu şirketin adını açıklamayı reddetti.

Salı günü ilerleyen saatlerde BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Burnham, yapay zekanın (AI) kontrolsüz bir şekilde gelişmesini durdurmak için dünyanın harekete geçmesi gerektiği konusunda ısrar etti:

“Yapay zekanın yaşam ve çalışma biçimimizde de bir altüst edici unsur olacağını ve riski kat kat artıracağını biliyoruz. Hepimiz uyarıları duyduk ve bunlara kulak vermeliyiz. İnsanların ne kadar endişeli olduğunu biliyorum. Bu yüzden bu anın gerektirdiği sorumluluğu üstlenmeliyiz . . . Hazırlığımızı artırmak için ihtiyaç duyduğumuz şeffaflığı ve erişimi sağlamak ve yapay zeka geliştirilmesinin güvenli olmasını garanti altına almak amacıyla tek bir küresel ilke ve standartlar dizisi üzerinde anlaşmaya varmak için çalışacağız.”

Burnham ayrıca Rusya’yı, “İngiltere’deki yaşamla ilgili yıkıcı bir anlatı” yaymak için işsiz gençleri istismar etmekle suçladı ve siber tehditle mücadele etmek üzere yeni bir ulusal bilgi savunma merkezi kurulacağını duyurdu.

Burnham, konuşmasının merkezine yeni teknolojinin oluşturduğu potansiyel tehditleri koydu ve özellikle Rusya gibi kötü niyetli aktörlerin, Birleşik Krallık demokrasisini zayıflatmak için savunmasız kişileri hedef aldığını iddia etti.

Düşmanca devlet bilgi saldırılarını tespit etmek, kaynağını belirlemek ve engellemek, ayrıca dezenformasyon ve deepfake’leri ortaya çıkarmak amacıyla güvenlik yetkililerinden ulusal bir bilgi savunma merkezi kurmalarını istediğini duyurdu.

Siyasi muhalifleri tarafından muhtemelen ele alınacak yorumlarda başbakan, zor koşullarda yaşayan İngilizlerin, Birleşik Krallık’ın başarısız olduğu yönündeki Rus propagandasına daha yatkın olduklarını ima etti.

Burnham, “Eğer geçim sıkıntısı çekiyorsanız ve hayatınızda bir iyileşme görmüyorsanız ya da işsiz, eğitim veya mesleki eğitim almayan bir gençseniz, o zaman bu tür etkilere karşı çok daha savunmasız olacaksınız,” dedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Pezeşkiyan: Nükleer bomba İsrail’de, denetçiler İran’da

Yayınlanma

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, BM Genel Kurulunda Batılı ülkeleri çifte standart uygulamakla suçlayarak nükleer denetimlerin yalnızca Tahran’a dayatıldığını söyledi. İsrail’in kitle imha silahlarına sessiz kalındığını belirten Pezeşkiyan, İran’ın nükleer silah peşinde olmadığını ancak barışçıl teknolojiden vazgeçmeyeceğini vurguladı.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda yaptığı konuşmada Batılı hükümetleri nükleer silahlar ve bölgesel güvenlik başlıklarında çifte standart uygulamakla suçladı.

İsrail’in elindeki nükleer cephaneliğe sessiz kalındığını belirten Pezeşkiyan, Tahran yönetiminin ise aralıksız denetim ve yaptırımlara maruz bırakıldığını söyledi.

Bölgedeki atom bombasının ve diğer kitle imha silahlarının İsrail’in kontrolünde olduğunu vurgulayan Pezeşkiyan, “Tekrar ediyorum: Nükleer bomba İsrail’de, müfettişler İran’da. İsrail öldürüyor, İran yaptırımlara maruz bırakılıyor” dedi.

İsrail’in Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’na taraf olmadığını ve uluslararası denetçilere kapılarını kapattığını hatırlatan İran Cumhurbaşkanı, buna rağmen Tel Aviv yönetimine milyarlarca dolarlık silah akıtıldığına dikkat çekti.

Konuşması sırasında ABD ve İsrail bombardımanlarında hayatını kaybeden İranlıların fotoğraflarını kürsüden gösteren Pezeşkiyan, “Biz terörist değil, terörün kurbanıyız” ifadesini kullandı.

İran lideri Ayetullah Ali Hamaney’in savaşın ilk gününde öldürüldüğünü belirten Pezeşkiyan, Tahran’ın en üst düzey yöneticilerinin hiçbir hukuki gerekçe veya kanıt olmadan hedef alındığını savundu.

ABD ordusunun Minab kentindeki Şecere-i Tayyibe İlkokulunu bombaladığını dile getiren Pezeşkiyan, saldırıda ölen çocukların yanı sıra Lamerd kentinde misket bombalarıyla vurulan spor salonunda yaşamını yitiren bilim insanları, kadınlar ve çocukların durumunu Genel Kurul gündemine taşıdı. İran’ın saldırılara karşılık verdiğini belirten Pezeşkiyan, Tahran güçlerinin sivilleri hedef almadığını kaydetti.

İran’ın bölgesel hâkimiyet kurma arayışında olmadığını ve son 200 yılda hiçbir komşusuna savaş açmadığını ifade eden Pezeşkiyan, askeri kapasitelerini saldırı değil caydırıcılık amacıyla geliştirdiklerini belirtti.

İran şehirlerini bombalamanın karşılıksız kalmayacağını göstermek için savunma sistemleri kurduklarını söyleyen Pezeşkiyan, “Ülkemizi savunmak için kimseden izin istemeyeceğimizi açıkça söylüyoruz” dedi.

Tahran yönetiminin savaş baskısıyla teslim alınamayacağını vurgulayan İran Cumhurbaşkanı, müzakere kapısının açık olduğunu ancak savunma haklarından taviz vermeyeceklerini dile getirdi.

Nükleer programın barışçıl niteliğine değinen Pezeşkiyan, bu teknolojinin yalnızca belirli ülkelerin imtiyazında kalamayacağını ifade etti.

Tıptan tarıma, sanayiden elektrik üretimine kadar nükleer enerjinin hayati bir gereksinim olduğunu kaydeden Pezeşkiyan, “Ne nükleer silah ne de nükleer bilgiden mahrumiyet” ilkesini benimsediklerini vurguladı.

Nükleer silahları bir güvenlik unsuru olarak görmediklerini belirten Pezeşkiyan, meselenin askeri yöntemlerle çözülemeyeceğini, çözümün İran halkının meşru haklarını koruyan ve barışçıl faaliyetler için uluslararası güvence sağlayan bir uzlaşıdan geçtiğini belirtti.

Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmelere de değinen Pezeşkiyan, Tahran’ın su yolunun güvenliğini sağlarken kendi seyrüsefer haklarının engellenmesine sessiz kalmayacağını duyurdu.

Batılı ülkelerin İran gemilerine yolları kapatırken aynı hattan bölgeye silah sevk ettiğini söyleyen Pezeşkiyan, yabancı donanmaların bölgeye kalıcı konuşlanmasının deniz güvenliği getirmeyeceğini ifade etti.

Filistin meselesi adil bir çözüme kavuşmadan Batı Asya’da kalıcı barışın sağlanamayacağını söyleyen Pezeşkiyan, toprağından sürülen ve evi bombalanan insanların meşru savunma hakkı yürüttüğünü belirterek “Kendini savunduğunda ona terörist diyemezsiniz” dedi.

Bölge sorunlarının dış müdahaleler olmadan çözülmesi gerektiğini kaydeden Pezeşkiyan, hiçbir yabancı güçle kurulan ittifakın komşulara karşı bir savaş gerekçesi yapılmaması gerektiğini vurguladı.

Ekonomik yaptırımların doğrudan sivilleri ve yoksulları vuran bir kitle silahına dönüştüğünü sözlerine ekleyen Pezeşkiyan, uluslararası hukukun yalnızca güçlülerin menfaatine göre işletilmesinin küresel istikrarsızlığı körükleyeceği uyarısında bulundu.

İran Cumhurbaşkanı Genel Kuruldaki hitabını, “Ya güvenliği birlikte kuracağız ya da güvensizliğe birlikte katlanacağız. Herkes için olmayan barış, barış değildir; herkesi kapsamayan adalet de adalet değildir” cümleleriyle noktaladı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB, ABD’nin okyanus veri hakimiyetine karşı bir girişim başlattı

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu, uluslararası ortaklarını bir araya getirerek, dünyanın önde gelen okyanus izleme kuruluşu olarak ABD’nin rolünü üstlenmeyi hedefliyor.

Haziran ayında ABD yönetiminin okyanus izleme fonlarından 368 milyon dolar (322 milyon avro) kesinti yapacağını duyurmasıyla sarsılan Brüksel, bu boşluğu doldurmak için fon toplamak ve müttefikler bulmak üzere yoğun bir şekilde çalışıyor.

New York’taki BM Genel Kurulu’nda AB Balıkçılık ve Okyanuslar Komiseri Costas Kadis, “Bugün, dünyanın dört bir yanından 30’dan fazla ülke küresel OceanEye İttifakı’na katıldı,” dedi.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, bloğun “destekçi ağımızı daha da genişletmesi” çağrısında bulundu.

Deniz araştırma ağı JPI Oceans’ın müdür yardımcısı Willem de Moore, “On yıllardır küresel okyanus gözlemi, büyük ölçüde ABD’nin finansmanına ve altyapısına dayanıyor,” diye açıkladı.

NATO’nun savunma için ne anlama geliyorsa, ABD’nin okyanus veri izleme çalışmaları da araştırma için o anlama geliyor.

Washington’un geri çekilmesiyle birlikte araştırmacılar, önemli veri serilerinin kaybolabileceğinden endişe duyuyor.

De Moore, “Örneğin okyanus sıcaklığı ve okyanusların karbon emilimi gibi uzun vadeli kayıtlar, iklimimizin nasıl değiştiğini anlamak için paha biçilmez bir değere sahip,” dedi.

Von der Leyen, ABD’nin çekilmesine yanıt olarak hazırlanan bloğun yeni “moonshot” OceanEye planının “bizi birkaç yıl içinde önde gelen okyanus veri sağlayıcısı haline getirebileceğini” söyledi.

Başkan, Brüksel’in 100 milyon avro ek katkı sağlayacağını da ekledi. Diğer katkıcılarla birlikte (en büyük katkı, beş yıl boyunca 51 milyon avro ile Kanada’dan geldi) ilk resmi finansman turu yaklaşık 211 milyon avro topladı.

Avrupa’nın sağladığı 92 milyon avroluk başlangıç fonuyla birleştirildiğinde, bu miktar ABD’nin bıraktığı boşluğu kapatmaya çok yakın bir seviyeye ulaşıyor.

Kanada Başbakanı Mark Carney, “Paylaştığımız okyanus, tek bir ülke tarafından tek başına anlaşılamaz veya korunamaz,” dedi.

Bu fonlar, dünya okyanuslarının durumunun uzun vadeli izlenmesini koordine eden ve halen devam eden bir program olan Küresel Okyanus Gözlem Sistemi’ni (GOOS) finanse etmek için kullanılacak. Brüksel, 2035 yılına kadar BM’nin okyanus izleme sistemlerinin %35’ini sağlamayı hedefliyor.

Bu girişim aynı zamanda pratik nedenlerle de destekleniyor; zira dünyanın en hızlı ısınan kıtası olan Avrupa, bozulmamış okyanuslara diğerlerinden daha fazla ihtiyaç duyuyor.

Kadis, “Okyanus o kadar önemli ki, iklimin ana düzenleyicisidir,” diye konuştu.

Von der Leyen, okyanus izleme şamandıralarının Avrupa kıyılarını vuran kasırgaları ve fırtınaları tahmin etme yeteneğinden bahsederken, araştırmacılar binlerce şamandıradan oluşan Argo ağı gibi sistemlerin çok daha fazlasını yapabileceğini söylüyor.

De Moore, “El Niño, tropikal Pasifik Okyanusu ile atmosfer arasındaki etkileşimler sonucu gelişir. Okyanus gözlemleri, bu olgunun gelişimini takip etmek ve dünya çapındaki hava koşulları üzerindeki etkilerini tahmin etmeye yardımcı olmak için hayati önem taşır,” dedi.

Bu iklim olgusu, bin yıldır hiç olmadığı kadar şiddetli bir şekilde Avrupa’yı vuracak gibi görünüyor.

Özellikle Carney, Kanada’nın BM açık denizler anlaşmasını onaylarken, Argo programına yaptığı katkıyı ikiye katlayacağına söz verdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English