Dünya Basını
Economist: Bürokrasi karşıtı devrim ilerliyor
Ünlü İngiliz finans dergisi Economist’e göre, Londra’dan Brüksel’e, Yeni Delhi’den Buenos Aires ve Washington’a kadar dünyadan dört bir yanında bir “bürokrasi karşıtı devrim” var.
Trump’ın kural-regülasyon karşıtı hamlelerinin küresel bir eğilimin bir parçası olduğunu savunan Economist, Javier Milei’nin Arjantin’de regülasyonlara karşı “elektrikli testere” kullandığını; Narendra Modi’nin danışmanlarının Hindistan’ın devlet memurlarıyla “sessizce yüzleştiğini”; Birleşik Krallık Maliye Bakanı Rachel Reeves’in planlama kurallarını elden geçirmeyi ve Londra Heathrow Havalimanını genişletmeyi planladığını; hatta Vietnam’daki komünistlerin bile “bürokrasiyi küçültmek için bir planı” olduğunu yazıyor.
Economist’e göre “doğru yapıldığında”, bürokrasi karşıtı devrim “daha fazla özgürlük, daha hızlı ekonomik büyüme, daha düşük fiyatlar ve yeni teknoloji” getirebilir.
Dergiye göre yatırımsızlığın nedeni regülasyonlar
Yıllardır aşırıya kaçan kuralların konut inşasını, yatırımları ve inovasyonu engellediğini ileri süren Economist, “Fakat Bay Trump deregülasyonun adını kötüye çıkarma riski taşıyor. Hoşuna gidenleri eski haline getirmeden önce hükümetin temel işlevlerini yıkarak işe başlama dürtüsü, insan sefaleti ve iktisadi zarar formülüdür,” iddiasında bulunuyor.
Dergiye göre asıl soru, reformun reform sayılacak kadar cesur ama başarılı olacak kadar da tutarlı hale nasıl getirileceği.
Economist’in bildirdiğine göre Amerikalılar, balın pazarlanması ve satışı ile çocuk pijamalarının yanıcılığına ilişkin standartlara uyulması da dahil olmak üzere federal kurallara uymak için yılda toplam 12 milyar saat harcıyor.
1960’larda 20.000 sayfa olan federal kanun 180.000 sayfaya ulaşmış durumda.
Bunun yanı sıra geçtiğimiz beş yıl içinde Avrupa Parlamentosu Amerika’nın iki katından daha fazla yasa çıkardı. İşletmelerin, Danimarka’daki tipik bir firmaya her yıl 300.000 avroya mal olduğu tahmin edilen çevrimiçi bir formdaki binden fazla alanı doldurarak özenli “sürdürülebilirlik açıklamaları” yapmaları gerekiyor.
Keza Economist’e göre İngiltere’de yarasaları, semenderleri ve nadir mantarları koruyan kurallar yeni altyapı yatırımlarını engelliyor, geciktiriyor ve maliyetini yükseltiyor.
AB’den “rekabetçilik” planı: Sermaye piyasaları birliği, deregülasyon, emeklilik reformu
‘Küçük işletmelere yük’ tartışması
Çıkar grupları tarafından ricada bulunulan hükümetlerin, genellikle uyum maliyetini başkalarına yüklemeyi uygun bulduğuna işaret eden dergi, “Küresel mali krizin kapitalizme olan inancı zedelemesinin ardından, piyasanın iyi davranışları teşvik edeceğine güvenmek saflık olarak görülmeye başlandı,” uyarısında bulunuyor.
Bunun ardından seçmenlerin de daha fazla regülasyon istediğine işaret eden Economist, “Yaşlandıkça ve zenginleştikçe kaybedecek daha çok şeyleri oldu ve hükümetlerden arka bahçelerini ve birikimlerini korumalarını istediler,” iddiasında bulunuyor.
Economist’e göre, belirli gruplar her kuraldan fayda sağlasa bile, toplumun geneli bunun maliyetini üstleniyor. Zengin dünyanın büyük bir bölümünde herhangi bir şeyin inşa edilmesi, ev fiyatlarını yüksek tutan göz korkutucu bir görev haline getiriyor.
Yazıda, “Otoyol projeleri, sonu gelmeyen yargı incelemeleriyle uğraşırken maliyet aşımlarına ve gecikmelere maruz kalıyor. Amerika’da enerji dönüşümü için gerekli metaller için bile maden kazma teklifleri, izin cehenneminde neredeyse on yıl geçiriyor. Aşırı düzenleme en çok uyum departmanlarından yoksun olan küçük işletmelere zarar veriyor ve yenilikçi yeni girişimcileri iş kurmaktan caydırıyor,” deniyor.
‘Sol’u ve ‘sağ’ı birleştiren bürokrasi düşmanlığı
Yerleşiklerin bu nedenle, yani korunaklı olduklarını bildikleri için yatırım yapma konusunda daha az teşvik hissettiğini öne süren Economist, “Düzenleyiciler düzenleyecek yeni şeyler buldukça kurallar da kuralları doğurur. Düzenlemeler ve yaşlanan nüfus nedeniyle zengin dünyada iktisadi büyüme ve üretkenlik yavaşladı,” iddiasında bulunuyor.
Dergi, deregülasyonun “hayvani ruhları canlandıran sihirli bir iksir olabileceğini görmek için tarihe bakmak” gerektiğini öne sürüyor ve Margaret Thatcher’ın İngiltere’sini, 1990’ların başında Hindistan’ı ve 2020’lerde Güney Avrupa liderlerini örnek gösteriyor.
Sağ hareketlerde, aşırı düzenleme döneminin, iktisadi özgürlüğün övülmesine neden olan bir tepkiye yol açtığına işaret eden Economist, solda ise politikacıların yüksek faiz oranları ve artan kamu borçlarıyla birlikte, refah devletlerini karşılanabilir kılmanın tek yolunun hızlı büyüme olduğunu fark ettiklerini düşünüyor.
Bu nedenle dergiye göre, farklı görüşlerden politikacıların bu “dine” bağlandığı nadir bir dönemden geçiyoruz.
Deregülasyonun önündeki engel: İşçi örgütleri
Öte yandan Trump ve danışmanlarının, ekonominin zincirlerini kıracağı inancıyla devlette gelişigüzel kesintiler yapmakta, işçileri işten çıkarmakta ve federal kredi ve hibeleri dondurmakta ısrar ederlerse büyük bir hata yapmış olacaklarına işaret eden Economist, yeniden bölüşümün Amerika’yı “daha adil ve dolayısıyla daha istikrarlı” kılacağını; gıda güvenliği, yol işaretleri ya da banka sermayesi ile ilgili kurallar ve bunları uygulayacak bürokratlar olmadan yaşamın “daha kısa ve daha az güvenli olacağını” savunuyor.
Avrupa’nın, Elon Musk’ın yönettiği Devlet Verimliliği Departmanına (DOGE) şiddetle ihtiyaç duyduğunu ileri süren dergi, “Her bir deregülasyon parçası birçok kişiye küçük faydalar sağlarken, yoğunlaşmış bir azınlığa daha büyük kayıplar getiriyor, bu nedenle reformlar genellikle yerleşik işletmeler, sendikalar veya çevreciler tarafından engelleniyor. IMF’nin hesaplamalarına göre, son 30 yılda zengin dünyada yaşlı işçiler için tartışılan elektrik ve işgücü piyasası reformlarının yarısının hiçbir zaman uygulanmamış olmasına şaşmamak gerekir,” diyerek deregülasyonun önündeki en büyük engellerin işçi örgütleri olduğunu ileri sürüyor.
Takip edilmesi gereken örnek olarak Arjantin’e işaret eden Economist, makaleyi şöyle bitiriyor:
“Bay Milei’nin ekibi, hükümeti ait olmadığı alanlardan nasıl çıkaracakları konusunda 18 ay çalışarak göreve geldi. İktidara geldikten sonra da ekonomiye ilişkin beklentileri sıfırlamak için cesur adımlar atmakta hiç vakit kaybetmediler. Avrupa’nın DOGE tipi bir hırsa, Amerika’nın ise Milei tipi bir hazırlığa ihtiyacı var. Tehlike, ikisinin de bunu doğru yapamayacak olması.”