Dünya Basını

Emekli İngiliz diplomat Crooke: Hürmüz üzerinden enerji akışı yeni bir düzene giriyor

Yayınlanma

Eski İngiliz diplomat ve müzakereci Alastair Crooke, Norveçli siyaset bilimci Glenn Diesen’e verdiği mülakatta ABD-İsrail arasında sürecin kontrol dışına çıktığını belirtti. Crooke, İran’ın uzun vadeli ve aşamalı bir strateji izlediğini, buna karşılık Batı’nın kısa süreli bir çatışmaya göre plan yaptığını ifade etti.

Uluslararası diplomasi çevrelerinde uzun yıllar görev yapmış olan eski İngiliz diplomat ve Conflicts Forum Direktörü Alastair Crooke, siyaset bilimci Glenn Diesen’e verdiği mülakatta, bölgedeki çatışma dinamiklerinin rasyonel sınırları aşarak kontrol edilemez bir sürece girdiğini belirtti.

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in dünyanın en büyük gaz sahası olan Güney Pars’ın İran bölümüne, Buşehr nükleer santraline yönelik saldırıları ve İranlı liderlere suikastlar düzenlemesinin ardından başlayan süreci “tekerleklerin yerinden çıkması” olarak nitelendiren Crooke, İran’ın bu hamlelere yönelik gerçekleştirdiği kitlesel misillemenin etkilerini analiz etti.

Crooke, Güney Pars gaz sahasının İran tarafına yapılan saldırının, ülkenin elektrik arzı ve temel altyapısı için taşıdığı kritik önem nedeniyle “çok büyük bir tırmanma” teşkil ettiğini kaydetti.

İran’ın bu saldırıya karşılık olarak bölgedeki beş Körfez ülkesinin enerji altyapısını hedef aldığını belirten Crooke, bu misillemenin sadece depolama tanklarını veya limanları değil, doğrudan üretim tesislerini ve altyapı sistemlerini hedef aldığını vurguladı.

“Katar’ın gaz altyapısında oluşan hasarın onarılması beş yılı bulabilir”

Bölgesel müttefiklerin gördüğü zarara dikkat çeken Alastair Crooke, İran’ın misilleme saldırılarının hedefindeki ülkelerden biri olan Katar’ın durumuna ilişkin önemli bilgiler paylaştı.

Katar’ın sıvılaştırma tesislerinin ve genel gaz altyapısının ciddi şekilde hasar gördüğünü ifade eden Crooke, “Katar, uzun vadeli gaz sözleşmeleri için beş yıllık mücbir sebep ilan ediyor. Bu altyapının yeniden inşasının en az beş yıl süreceği tahmin ediliyor” dedi.

Crooke, ABD iç siyasetindeki yansımalara değinirken, Donald Trump’ın Truth Social üzerinden yaptığı açıklamalara işaret etti.

Trump’ın, Katar’ın bu süreçteki masumiyetini savunduğunu ve saldırılardan haberdar olmadığını iddia ettiğini belirten Crooke, “Trump, faturayı tamamen İsraillilere kesti. Ancak İbrani basınına baktığımızda tablo çok net: Beyaz Saray ile tam bir koordinasyon içinde olduklarını, her hamlenin onaylandığını ifade ediyorlar” şeklinde konuştu.

Crooke, Trump yönetiminin, Güney Pars’a yapılacak bir saldırının İran’ı Hürmüz Boğazı’ndaki kısıtlamaları kaldırmaya zorlayacağı yönündeki beklentisini “tam bir yanılsama” olarak nitelendirdi.

“Beyaz Saray danışmanları bölgedeki gerçeklikten kopuk bir yanılsama içinde”

Trump’ın Ortadoğu politikalarını şekillendiren Jared Kushner ve Susan Wilds gibi isimlerin rollerine dikkat çeken Crooke, Kushner’in Katar’daki yatırımları ve finansman kaynakları nedeniyle yaşanan gelişmelerden büyük endişe duyduğunu belirtti.

Crooke, “Kushner, kayınpederini arayarak Katarlıların çok öfkeli olduğunu, bunun kötü haber olduğunu söyledi. Trump ise ‘Ben hallederim’ diyerek İsrail’i suçlayan o açıklamayı yayınladı” dedi.

Diğer bir başdanışman olan Susan Wilds’ın İsrail ve Netanyahu ile olan yakın bağlarına vurgu yapan Crooke, bölgedeki stratejik kararların liyakatten ziyade ideolojik ve kişisel bağlantılarla alındığını savundu.

İran’ın Körfez ülkelerini vuracağına dair bir beklentinin olmamasını “akıl dışı” olarak tanımlayan Crooke, “Lala Land (hayaller dünyası) içindeyiz; süreç tamamen kontrolden çıkıyor” ifadelerini kullandı.

“Amerikan ekonomisi ve petrol fiyatları üzerindeki baskı artıyor”

Çatışmanın ekonomik boyutuna değinen Alastair Crooke, petrol ve gaz fiyatlarındaki artışın hem Avrupa hem de ABD ekonomisi için ciddi bir tehdit haline geldiğini belirtti.

Piyasalardaki mevcut durumu “çocukça” olarak nitelendiren Crooke, “Trump her ‘yakında bitecek’ dediğinde piyasalar tekrar yükseliyor. Herhangi bir durum değerlendirmesi (due diligence) yapmadan, sadece Trump’ın sözlerine göre hareket ediyorlar. Petrol fiyatlarının aniden düşeceği vaadi rasyonel değil” dedi.

Crooke, ABD’nin Hürmüz Boğazı’nı askeri güçle açma planlarına ilişkin duyumları da değerlendirdi. Yaklaşık 2 bin 500 deniz piyadesinin amfibi gemilerle bölgeye gönderilmesinin konuşulduğunu ifade eden Crooke, “Bunu askeri olarak açık bir Hürmüz için yapmayı planlıyorlar, ancak bu da mutlak bir yanılsamadır” dedi.

“İsrail’in zafer anlatısı ve İran’ın çöktüğü iddiası bir propagandadan ibaret”

İsrail kanadından gelen “İran çöküyor, komuta sistemi kaos içinde” yönündeki haberlerin gerçeği yansıtmadığını savunan Crooke, Netanyahu’nun İran’ın nükleer ve füze kapasitesinin tamamen yok edildiği yönündeki açıklamalarını “propaganda” olarak niteledi.

Benzer açıklamaların Haziran savaşından sonra da yapıldığını hatırlatan Crooke, İsrail içindeki Netanyahu çevrelerinin Trump’a bir başarı hikayesi sunma zorunluluğu hissettiğini belirtti.

Crooke, “Başarı olarak sunulmadığı takdirde hem İsrail hem de Trump için ABD’de büyük bir kriz çıkacaktır. Bu yüzden propagandayı tam kapasite çalıştırmak zorundalar” dedi. Bu durumun ABD içindeki Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasında derin bölünmelere yol açtığını, hatta ABD’nin siyasi dokusuna zarar verebilecek bir boyuta ulaştığını ekledi.

“İsrail kamuoyu askeri sansür ve yoğun propaganda altında yaşıyor”

İsrail içindeki toplumsal durumu analiz eden Crooke, savaşa verilen yüzde 93’lük desteğin büyük ölçüde dezenformasyona dayalı olduğunu ifade etti. Ülkede çok katı bir sansür uygulandığını belirten Crooke, “Düşen bir İran füzesini fotoğraflamanın 5 yıl hapis cezası var. Halk, gerçek hasarın boyutunu bilmiyor” dedi.

Resmi makamların halkla ilişkiler departmanları aracılığıyla sadece “hafif hasar görmüş parklar” gibi önemsiz görüntüleri paylaştığını aktaran Crooke, buna rağmen 7 milyon İsraillinin tüm geceyi sığınaklarda geçirmesinin toplumda bir şeylerin ters gittiğine dair bir algı yarattığını belirtti. Crooke, “Birçok insan parmaklarını çaprazlamış, bunun ilahi bir zaferle sonuçlanmasını umuyor” diye konuştu.

“İran 1979 devriminden bu yana en birleşik ve dirençli dönemini yaşıyor”

İran tarafındaki tabloyu İsrail ile kıyaslayan Crooke, İran halkının 1979 devriminden bu yana devletin arkasında en güçlü şekilde durduğu dönemi yaşadığını savundu. İranlıların saldırılar karşısındaki soğukkanlılığına dikkat çeken Crooke, “Füzeler yakına düştüğünde bile kaçmıyorlar, meydanlarda kalıyorlar. Elbette hastaneler, okullar ve konutlar vurulduğunda sığınmak zorunda kalıyorlar; İran kaynakları bu dönemde 20 hastanenin vurulduğunu bildiriyor” dedi.

Crooke, İran’ın dayanıklılığının sadece toplumsal değil, stratejik bir temele dayandığını vurguladı. Batı’nın üç günlük bir bombalama operasyonuna hazırlıklı olduğunu ancak İran’ın son 20 yılını ABD ile olası bir uzun savaşa hazırlanarak geçirdiğini ifade etti.

“Batı’nın lojistik kapasitesi tükenirken İran uzun bir savaşa hazırlıklı”

Mülakatta askeri yetkinliklere de değinen Alastair Crooke, Batı’nın ve İsrail’in lojistik kapasitesinin dolmak üzere olduğunu savundu. “Özellikle İran’ın kullandığı yeni füzeler, özellikle Fattah-2 hipersonik füzesi karşısında İsrail’in önleme kapasitesi sıfıra yakın” diyen Crooke, İran’ın en gelişmiş füzelerini henüz kullanmadığını, bunları uzun bir savaş için sakladığını belirtti.

İran’ın stratejisinin sadece kinetik değil, aynı zamanda psikolojik bir hesaplamaya dayandığını ifade eden Crooke, “İsraillilerin psikolojisini ne zaman çökerteceklerini, Batı’daki özgüveni ne zaman sarsacaklarını hesaplıyorlar. Bu, illaki askeri olduğu kadar psikolojik bir kalkülüstür” dedi. Batı’nın kısa süreli bir savaş üzerine kumar oynadığını ve bu hesapta şimdiden yanıldığını vurguladı.

Mülakatın en çarpıcı bölümlerinden birini, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki yeni denetim mekanizması oluşturdu. Lloyds of London’ın da teyit ettiği üzere, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) onaylı gemilerin geçişi için özel bir sistem kurduğunu belirten Crooke, bu sistemin detaylarını paylaştı.

Geleneksel ana kanal yerine Kişm ve Larak adaları arasındaki daha dar bir kanalın kullanılmaya başlandığını söyleyen Crooke, “Bu kanal üzerinden görsel inceleme yapılarak lisans ve izin kontrolü yapılıyor. İlginç olan, Hindistan, Pakistan ve Malezya gibi ülkelerden dokuz gemiye geçiş izni verilmiş olmasıdır” dedi. Crooke, bu geçişler için temel şartın, kargoların ABD doları yerine Yuan ile ticaretinin yapılması olduğunu vurgulayarak, “Bu, küresel enerji paradigmasını temelinden sıfırlıyor” değerlendirmesinde bulundu.

“Körfez ülkeleri yiyecek ve enerji güvenliği konusunda kapana kısılmış durumda”

Hürmüz Boğazı’ndaki bu “darboğazın” bölge ülkeleri üzerindeki etkisini analiz eden Crooke, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi ülkelerin gıda ithalatının neredeyse tamamını bu boğaz üzerinden gerçekleştirdiğine dikkat çekti.

BAE’nin şu an için sadece 10 günlük gıda rezervi olduğunu belirten Crooke, “Gübre ve diğer temel maddeler de buradan geçiyor. Devrim Muhafızları’nın bu geçiş yolu üzerinde mutlak bir hakimiyeti var” dedi.

Çin gemilerinin herhangi bir sorun yaşamadan boğazdan geçmeye devam ettiğini kaydeden Crooke, Çin’in Hürmüz’den geçen enerjinin yüzde 40’ını almasına rağmen, bunun toplam enerji ithalatının sadece yüzde 5’ine tekabül ettiğini, bu nedenle durumun Çin için varoluşsal bir tehdit olmadığını ifade etti.

“Seyrüsefer serbestisi ilkesi küresel bir güç kaymasına sahne oluyor”

ABD’nin denizlerdeki seyrüsefer serbestisini kendi ayrıcalığı olarak gördüğünü ancak bu üstünlüğün sona ermekte olduğunu savunan Crooke, Hürmüz ve Babülmendep boğazlarında yeni bir gerçekliğin oluştuğunu belirtti. Bu durumu “jeopolitik paradigmanın tam bir tersyüz oluşu” olarak tanımladı.

ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi’ndeki (NSS) Çin’i çevreleme ve ihracatını kısıtlama hedeflerine değinen Crooke, “Blokajlar ve deniz geçiş noktalarındaki baskılarla Çin, Rusya ve İran’ı sıkıştırmaya çalışıyorlar. Ancak şimdi bu strateji kendilerine karşı bir silaha dönüşmüş durumda” dedi.

“Hürmüz Boğazı’nda 2 bin 200 kilometrelik İran kıyı şeridi askeri bir kale niteliğinde”

Olası bir ABD askeri müdahalesinin risklerini değerlendiren Crooke, 2 bin 500 deniz piyadesinin böyle bir coğrafyada hiçbir şansı olmadığını savundu.

İran’ın Hürmüz üzerinde 270 derecelik bir ateş kontrolüne sahip olduğunu belirten Crooke, “Kıyıdan 80 kilometre içerideki dağlarda konuşlu topçu bataryalarıyla boğazı kontrol ediyorlar. Boğazın en dar noktası zaten sadece 5 kilometre genişliğinde” dedi.

İran’ın elinde henüz sahaya sürülmemiş ileri teknoloji silahlar olduğunu hatırlatan Crooke; yönlendirilebilir su altı dronları, yüksek hızlı torpidolar, patlayıcı yüklü su üstü dronları ve mini denizaltıların oluşturduğu tehdide dikkat çekti.

Crooke, “İran donanmasının yok edildiği yönündeki iddialar bir anlam ifade etmiyor. Bu asimetrik güç kapasitesi, boğaz üzerindeki denetimi mutlak kılıyor” dedi.

“Trump ve Netanyahu için ‘kazanan’ olma zorunluluğu felakete yol açabilir”

Mülakatın sonunda, her iki liderin de yaklaşan seçimler ve siyasi gelecekleri nedeniyle sertleşmek zorunda kaldığını belirten Crooke, Trump’ın “Bu sorunu sadece ben çözebilirim” yönündeki narsisistik yaklaşımının büyük bir stratejik hata olduğunu savundu.

“Hazırlıksız, lojistik desteği olmayan ve hatalı istihbarata dayalı bir savaşa girmek, hem ABD hem de İsrail için felaketle sonuçlanabilir” uyarısında bulundu.

Irak savaşının da benzer şekilde birkaç haftada bitmesi beklendiğini ancak 23 yıl sonra gelinen noktada Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği’nin ateş altında olduğunu hatırlatan Crooke, askeri yıkımın her zaman siyasi zafer getirmeyeceğini vurguladı.

Crooke, “Sadece insanları öldürmek zafer anlamına gelmez. Stratejik hedef ve rasyonalite kaybolmuş durumda” diyerek sözlerini tamamladı.

Çok Okunanlar

Exit mobile version