Söyleşi

Emekli Yarbay Daniel Davis Harici’ye konuştu: ABD, İran savaşını kaybetti

Yayınlanma

ABD ordusundan emekli Yarbay Daniel Davis, Washington yönetiminin İran’a karşı net bir askeri stratejiden yoksun olduğunu ve çatışmada inisiyatifin Tahran’a geçtiğini belirtti.

ABD ordusundan emekli Yarbay ve askeri analist Daniel Davis, Washington’da Harici Genel Yayın Yönetmeni Tunç Akkoç’un sorularını yanıtladı.

Daniel Davis Harici Medya’ya verdiği mülakatta ABD’nin İran’a yönelik askeri harekatını, Washington’daki stratejik karar alma mekanizmalarını, ABD-İsrail ilişkilerini, modern savaş doktrinindeki dönüşümü ve küresel güç dengelerini ele aldı.

İran savaşına ilişkin soruları yanıtlayan emekli Yarbay Daniel Davis, ABD yönetiminin sahada ulaşılabilir bir askeri stratejiye sahip olmadığını dile getirdi. Davis, “ABD’nin bir arzusu var, bir stratejisi yok diyeceğim. İran tarafına boyun eğdirmek, onları köşeye sıkıştırmak, Hürmüz Boğazı’nın kontrolünü ele geçirmek, bölgedeki hiç kimse için tehdit oluşturmadıklarını kanıtlatmak ve nükleer silahlara asla sahip olmamalarını sağlamak istiyor. Arzumuz bu. Fakat bu hedeflerin hiçbirine ulaşmak için bir strateji bulunmuyor” dedi.

Geçmişteki askeri deneyimlerine dayanarak sahadaki coğrafi ve teknik zorlukları aktaran Davis, “Doğrudan muharebe tecrübesine sahip bir asker olarak, örneğin Afganistan ile Pakistan arasındaki bu dağların bazılarında muharebe tecrübesi edinmiş biri olarak biliyorum ki İran’ın içindeki dağların birçoğu aynı dağ kategorisindedir. Batı Avrupa’nın büyük kısmı kadar geniş olan ve batı cephesinin tamamını bu tür sıradağların kapladığı bir ülkeyi fethetmenin ne kadar zor bir askeri görev olacağını biliyordum. Bu nedenle karada hiçbir şey yapamayacağınızı biliyordum. Ancak sadece hava gücüyle de, sahip olduğu bu tür bir savunma kapasitesi bulunan ve bu nitelikteki bir ülkeye boyun eğdiremeyeceğinizi biliyordum” ifadelerini kullandı.

İran’ın savunma altyapısının uzun yıllara dayandığını belirten Davis, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Özellikle bunu yirmi yıldır öngörüp yer altı mağaraları, üretim tesisleri, depolama tesisleri inşa ederek ve insansız hava araçları ile füzelerinde üretim kabiliyetleri geliştirerek her türlü hazırlığı yapmışken bunu yapamazsınız. Bunları yenmenizin hiçbir yolu yok. Çünkü bu tür tesisler yalnızca Tomahawk, Jasmine seyir füzeleri, PSM veya ATAC gibi tüm taarruz füzelerimize karşı dayanıklı olacak şekilde değil, aynı zamanda hayatta kalacak şekilde tasarlandı. Çoğu nükleer patlamadan da sağ çıkabilecek kapasitededir. Ben burada, ABD’de bunlardan bazılarının içinde bulundum. Fiziksel olarak bir dağın altında olan bazılarında bulundum. Bunların inşa edildikleri dönemde Sovyetler Birliği’nin sahip olabileceği en büyük nükleer silahlara karşı özel olarak tasarlandığını biliyorum. Buradakiler de aynı türden şeylerdir. Bir savaşı başlatma eylemine girişmeden önce, düşmanın bu kadar büyük olduğunu, bu tür savunmalara sahip olduğunu biliyorsanız ve herkes bunların nükleer olmayan konvansiyonel mühimmatlarımıza karşı dayanıklı olduğunu biliyorken, açıkça başaramayacağınız bir şeye onları zorlamak için neden bir savaş başlatırsınız?”

Savaş kararının arkasındaki kabullere değinen Davis, “Bunun Benjamin Netanyahu tarafından körüklenen bir fantezi olduğunu düşünüyorum. ‘Liderlerine suikast düzenlersek, Venezuela’da Maduro’ya ne olduysa aynısı olur. Oraya gidip onu yakaladınız ve devre dışı bıraktınız, bunu yaptığınızda tüm hükümetin kontrolünü ele geçirdiniz, ülkeyi temelde size teslim ettiler, burada da aynısı olacak’ denildi. Venezuela’nın İran gibi olduğunu düşünen hiç kimse hiçbir şeye dikkat etmemiştir. Kültür, tarih, din, tecrübeleri, son 47 yılda gerçekleşen her şey Venezuela’dakinden kökten farklıdır ve Venezuela’da sahip olduğumuz gibi süreci kolaylaştıracak içeriden bir kişiye de sahip değilsiniz. Fakat Başkan Trump böyle düşünmüş görünüyor” diye konuştu.

“28 Şubat’ta savaşı başlattığında kaderimizi mühürledi, bu savaşı kaybettik”

ABD Başkanı Donald Trump’ın kararlarındaki tutarsızlıklara ve harekatın gidişatına işaret eden Davis, “Bu durum onun sıkışıp kaldığının kanıtıdır. Çünkü bana göre 28 Şubat’ta savaşı başlattığında kaderimizi mühürledi. Bu savaşı kaybettik. Şu anda devam ediyor olsa bile, bunu kazanmamızın mantıklı bir yolu yok. Çünkü İran tarafının sahip olduğu kozu ortadan kaldıramayız” dedi.

Askeri baskı araçlarının yetersiz kaldığını belirten Davis, “Hâlâ füzelerimiz, uçaklarımız, uçak gemilerimiz ve tüm bu tür unsurlarımız var. Bu yüzden uygulanabilir görünüyor. ‘Belki yeterince iyi bir anlaşma yaparsak ya da üzerlerinde yeterince baskı kurarsak, belki abluka uygulayıp halkı hükümetin fikrini değiştirecek kadar zor durumda bırakırsak’ diye düşünülüyor. Bu bir fantezidir. Başkan Trump’ın elindeki tek şey bu. Çünkü sadece askeri gerçekliğe, stratejik gerçekliğe, kültürel ve dini gerçekliğe dayanarak hareket etseydi, bunun akılsızca bir hareket olduğunu bilirdi ama bilmiyor” açıklamasını yaptı.

Trump’ın müzakere yaklaşımını ve varılan mutabakatın bozulmasını anlatan Davis, şu ifadeleri kullandı: “Kendisi işlem odaklı birisi ve ilişkilerin bugünden yarına çözülmesini istiyor. Örneğin mutabakat muhtırası döneminde bu süre 60 gün olacaktı. Savaşa başladıktan sonra elde edilebilir hiçbir askeri hedef kalmadı. Arzuladığınız şeyler ne olursa olsun artık onlara ulaşamazsınız çünkü gerçekle yüzleştiniz. Şimdi bir çıkış yolu bulmaya çalışıyor ancak bu anlayış içinde bile rasyonel ve tutarlı bir bakış açısına ulaşamıyor. Herhangi bir rasyonel kişi, 17 Haziran’da mutabakat muhtırası imzalandığında bunun ona bir çıkış yolu sağladığını düşünürdü. Bu muhtıranın şartlarını uygularsınız, kriz çözülür, çifte abluka kaldırılır ve Hürmüz Boğazı yeniden açılabilirdi.”

Mutabakat metninin maddelerine ve sonrasındaki gelişmelere değinen Davis, “Trump’ın imzaladığı şartlarda İran’ın Hürmüz Boğazı’nın idari kontrolüne sahip olduğu ancak 60 gün boyunca hiçbir geçiş ücreti talep edemeyeceği belirtiliyordu. İran bunu kabul etti fakat sadece bir kelimeyi, ‘yalnızca 60 gün boyunca’ şartını kabul etti. Sonrasında ücret alacaklarını kamuoyuna açıkladılar ancak bu 60 gün boyunca almayacaklardı. Metinde ABD’den hiçbir şekilde bahsedilmiyordu. Bizim bir söz hakkımız olmadı. İşleyişin nasıl olacağına karar verme yetkisi Umman ile birlikte İran’a bırakıldı. Bunun planını hazırlamaları için onlara 60 günün 30 gününü verdik. Fakat dört beş gün geçtikten sonra ABD aniden Umman ile birlikte yeni bir güney koridoru ilan etti” dedi.

Kararın bozulma sürecini aktaran Davis, şunları kaydetti: “Boğazı yeniden açacak bir adım üzerinde anlaşılmışken ve trafik savaş öncesi seviyesinin yaklaşık üçte birine çıkmışken, ilk gün birçok sevkiyat doğrudan geçmişken Trump, başlayan felaketten makul bir çıkış yolu bulma yönündeki bu gelişmeyi bizzat geri çevirdi. Washington’daki bazı kaynakların aktardığına göre kendi çevresindeki savaş yanlılarının ve İsrail tarafındakilerin yoğun baskısı altında kaldı. Bu baskıya karşı geri adım attı ve beşinci paragrafa kendini dahil ederek şartları değiştirdi. İsrail’e Lübnan’ı kapsayan ve tüm cephelerde ateşkes öngören birinci paragrafı hiçbir zaman uygulatmadı. Onlara 30 gün süre dahi tanımadık, beş gün geçmeden müdahale ettik. Trump’ın bir hedefi var, ona ulaşamıyor, başka bir şart öne sürüyor ve sonra onu da geri alıyor. Çok kolay yönlendiriliyor; bir karara varıyor, sonra birisi onunla konuşuyor ve fikrini değiştiriyor.”

Benzer bir durumun Suudi Arabistan ile ilişkilerde de yaşandığını hatırlatan Davis, “Suudi Arabistan ile harika bir anlaşma yaptığını söyledi, ertesi gün ise ‘İbrahim Anlaşmaları’nı imzaladıkları sürece’ diyerek şartı değiştirdi. Suudi Arabistan ise bunun anlaşmanın bir parçası olmadığını ve hiç konuşulmadığını açıkladı. Bu durum, Başkan Trump’ın baskı gördüğünde sürekli taviz verdiğini gösteriyor. Bu temelde ABD ile nasıl herhangi bir anlaşmaya varılabilir? Bu durum hiçbir askeri ve diplomatik çıkış noktasının kalmadığı anlamına geliyor çünkü kendisi buna izin vermiyor” dedi.

“Kontrol artık ekonomik bir mesele değil, ulusal güvenlik zorunluluğudur”

Mevcut açmazdan karşılıklı bir çıkış imkanının kalıp kalmadığına yönelik soru üzerine Davis, “Mutabakat muhtırası elimizdeydi, bu anlaşmayı almıştık. Ancak Başkan Trump ve Bakanı Scott Bessent, ‘beğendiğimiz bir anlaşma olduğu sürece yeni bir anlaşma istiyoruz’ dediler. Zaten bir anlaşmanız vardı, şimdi hangi anlaşmadan bahsediyorsunuz? İran tarafı iki ay önce yaptığı bir anlaşmadan farklı yeni bir anlaşmayı neden müzakere etsin? Bu tamamen mantıksızdır. İran tarafı sahip olduğu füze şehirleri ve boğazı kontrol edebileceği diğer yarım düzine alternatif yöntemle askeri üstünlüğü elinde tutuyor. Resmi yetkililerinin sosyal medyada belirttikleri gibi, boğazın kontrolü artık sadece ekonomik bir mesele değil, askeri bakımdan çok daha güçlü olan Amerikan rakibini dengede tutabilecekleri tek araç olduğu için bir ulusal güvenlik zorunluluğudur” diye konuştu.

Petrol krizinin etkilerini değerlendiren Davis, “Stratejik Petrol Rezervleri azalıyor. Bu durum şu ana kadar bir krizi engelledi fakat jet yakıtı, dizel ve gübre gibi ürünleri karşılayamıyor. Bu şekilde devam edilir ve sorun ertelenirse, bir gün rezervler tükenecek ve petrol olmadan ekonomik faaliyet sürdürülemeyecek. Baskı Başkan Trump’ın üzerindedir ve İran tarafı bunun farkındadır. Ablukanın kendilerine zarar vereceğini biliyorlar ancak bizim tarafımızdan çok daha uzun süre ve daha derin acılara katlanabileceklerini hesaplamış durumdalar. Bu varoluşsal bir meseledir; ellerindeki tek kozu tahmin edilemez bir başkana teslim ederlerse daha sonra yeniden saldırıya uğrayacaklarını bilirler” ifadelerini kullandı.

“Toplumda refleks olarak var olan İsrail desteği kırıldı”

ABD ile İsrail arasındaki ilişkilere değinen Davis, Amerikan toplumunda belirgin bir ayrışmanın başladığını söyledi. Davis, “Eskiden toplumun tüm kesimlerinde ve tüm nesillerde refleks olarak ‘Elbette İsrail yanlısıyız, onlar bizim demokratik müttefikimiz’ denilirdi. Bu durum 7 Ekim sonrasındaki Gazze sürecine kadar devam etti. İsrail 7 Ekim’de bir saldırıya uğradı, buna karşılık vermesini kimse yadırgamadı. Ancak sonrasında olanlar sorun yarattı. İsrail bu fırsatı Gazze Şeridi’ni yok etmek, Batı Şeria’daki baskıyı artırmak, yeni yerleşimciler getirmek ve ilhakı konuşmak için kullandı” dedi.

Siyasi elitler ile halk arasındaki görüş ayrılığını aktaran Davis, “Amerika’da büyük bir bölünme var. Elitler soykırımdan, Batı Şeria ve Gazze’de kadın ve çocukların öldürülmesinden etkilenmiyor; İsrail’in müttefik olduğunu savunarak gözlerini kapatıyorlar. Ancak Amerikan halkının gözleri kapalı değil. Sosyal medyadan insani acıları görüyorlar ve geçmişteki ezberleri taşımıyorlar. Bu elitler sadece parayla satın alınmış değiller; onlarca yıl boyunca bizim çıkarlarımızla İsrail’in çıkarlarının bir olduğuna gerçekten inandılar. Onların zihninde İsrail hakkında olumsuz bir şey söylemek ABD hakkında olumsuz bir şey söylemekle eşdeğerdir. Özellikle genç nesiller ve tüm nesillerin büyüyen bir kısmı çıkarlarımızın aynı olmadığını kabul ediyor” açıklamasını yaptı.

Savaşın ABD’ye maliyetine dikkat çeken Davis, şunları kaydetti: “Başkan Trump’ı önce İsrail, önce İngiltere veya Almanya değil, önce Amerika ilkesini uygulaması için seçtik. Savaşa girerek Amerika’nın ihtiyaçlarını feda edenlere karşı bir öfke var. Kamuoyuna yansıyan rakamlara göre en az 600 Amerikalı yaralandı, duyumlarıma göre bu sayı binden fazladır. Harcanan paralar, hasar gören tesislerimiz ve tahrip edilen uçaklarımız var; 40 ila 50 civarında uçağımız zarar gördü veya yok edildi. Üslerimiz harap oldu ve muhtemelen hiçbir zaman yeniden inşa edilmeyecek. Bölgedeki jeopolitik etkimizi de kaybettik. Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt ile olan ilişkilerin eski haline dönebileceğinden şüpheliyim. Çünkü tüm bu yapının temel varsayımı onları koruyabileceğimiz yönündeydi; kendimizi bile koruyamadık.”

“Hâlâ 1992 yılındaymışız gibi yaşıyoruz”

Askeri teknolojideki değişimi değerlendiren Davis, ABD’nin geleneksel askeri üstünlüğünü kaybettiğini belirtti. Davis, “Amerika’da çok sayıda insan hâlâ 1992 yılındaymışız gibi yaşıyor. Sovyetler Birliği yeni dağılmıştı, Çin askeri ve ekonomik olarak gelişmekte olan bir köylü ordusuydu ve biz Çöl Fırtınası Harekatı sonrasında mutlak bir hakimiyete sahiptik. Artık 1992 yılında değiliz. Ruslar 2022’de Ukrayna savaşındaki başlangıçtan sonra hatalarını düzelttiler; çok daha güçlü bir kara gücü, füze ve insansız hava aracı kuvveti haline geldiler. Çin ise büyük bir teknolojik ve endüstriyel kapasiteye ulaştı” dedi.

İran örneği üzerinden mevcut durumu açıklayan Davis, “İran’ı bir sinek gibi ezebileceğimizi düşündük ancak füze şehirleri ve teknolojileri nedeniyle bunu yapamadık. İran’ı saf dışı bırakamıyorsak, bunun çok daha ötesinde güce sahip olan Çin veya Rusya karşısında ne yapabiliriz? Hipersonik füzeler ve yeni Oreşnik füzesi gibi kategorilerde geride kaldık. 2020 yılındaki Ermenistan-Azerbaycan savaşında Türklerin kullandığı Bayraktar TB2 araçlarını gördüğümde zırhlı birlik geçmişine sahip biri olarak savaşın doğasının değiştiğini anlamıştım. ABD ise 2030 yılına kadar 300 bin insansız hava aracı üretmekten bahsediyor. Ukrayna ve Rusya sahasında taktiklerin altı haftada bir değiştiği bir ortamda bizim sistemlerimiz son derece yavaş kalıyor. Geçen yıl yayımlanan tank müfreze kılavuzunu Ukraynalı askerler alaya aldı ve bu yöntemlerle sahada on dakika bile hayatta kalınamayacağını söylediler” diye konuştu.

“Çin’i çevreleme fikri bir fanteziden ibarettir”

ABD’nin Çin’e yönelik askeri yaklaşımını eleştiren Davis, “Çin’i askeri olarak çevreleme stratejisinden bahsediliyor. Kendi sınırları içindeki faaliyetlerini mi, teknolojik gelişmelerini mi yoksa ordularını büyütmelerini mi engelleyeceksiniz? Güçlü bir ekonomiye ve devasa bir nüfusa sahip bir ülkeyi durduramazsınız. Asya-Pasifik bölgesinde Çin ile savaşa girip kaybetmekten başka bir sonuç elde edemeyiz. Çin’in gemi inşa kapasitesi bizimkinin yaklaşık 200 katıdır; topçu mühimmatı, uçak ve füze üretiminde bizden katbekat üstün durumdalar. Soğuk Savaş döneminden kalma yöntemlerimiz artık çalışmıyor. Yapmamız gereken şey, kendi savunmamızı güçlü tutmak ve caydırıcılık sağlamaktır; bölgeye milyarlarca dolar harcayarak vurulacak ileri üsler kurmak değil” değerlendirmesinde bulundu.

İki ülke arasındaki diplomatik ilişki potansiyeline değinen Davis, “Başkan Trump’ın kişisel olarak Çin ile savaşa girmenin akılsızca olduğunu bildiğini düşünüyorum. Ancak Pentagon ve askeri sanayi kompleksi Çin’i sürekli bir düşman olarak görüyor ve her yıl daha fazla bütçe, daha fazla üs ve füze talep ediyor. Kimse diplomasiyi düşünmüyor. Oysa Çin ile dostane olmasa bile karşılıklı yarara dayalı, barışçıl ve istikrarlı ilişkiler geliştirebiliriz. Tayvan konusunda da liderlerin Ortadoğu’da ve Ukrayna’da yaşananları gördükten sonra yardım gelmeyeceğini anladıklarını ve bağımsızlık söylemini geri çekerek daha işbirlikçi bir tutum benimseyeceklerini düşünüyorum. Çin bir savaş başlatmak istemiyor; Hong Kong benzeri bir model arzuluyor. En kötü senaryoda bir çatışma çıksa bile bu Çin ile Tayvan arasındadır, ABD savaşa dahil olup kaybetmeyi seçmemelidir” dedi.

ABD içindeki silah lobisinin gücünü koruduğunu vurgulayan Davis, “Askeri sanayi kompleksi hâlâ son derece güçlüdür ve tüm güç kollarını elinde tutmaktadır. Kongre üyeleri, medya ve halkla ilişkiler ağları üzerinden kontrolü sürdürüyorlar; bu yapının zayıfladığına dair bir işaret görmüyorum” ifadelerini kullandı.

“İsrail’e dair doğruları söyleyecek birini istemediler”

Ulusal İstihbarat Direktörlüğü Ofisi bünyesindeki görevinin iptal edilme sürecine ilişkin bilgi veren Davis, konuyu şu sözlerle aktardı: “Tulsi Gabbard bana gelip Ulusal İstihbarat Direktörlüğü Ofisi’nde üç numaralı yönetici olmamı istediğinde, ülkeme hizmet etmekten onur duyacağımı söyledim. Ancak 7 Ekim’den bu yana İsrail’in yürüttüğü politikalara ve Gazze ile Lübnan’daki savaşa açıkça karşı çıktığımı, bu görüşlerin yönetim içinde hoş karşılanmayabileceğini belirttim. Kendisi geçmişteki isabetli analizlerimin bu durumu telafi edeceğini düşündü. Görevlerimden biri başkana günlük istihbarat brifingini sunmak olacaktı.”

Adaylığının geri çekilme aşamasını anlatan Davis, “İsrail basınında ve Amerikan medyasında aleyhimde yazılar çıktı. Ben görüşlerimi hiçbir zaman gizlemedim; Benjamin Netanyahu’nun politikalarının İsrail’e zarar verdiğini ve bizi de aşağı çekeceğini söyledim. Ben ‘Önce Amerika’ ilkesini savunuyorum ancak yönetim içinde ‘Önce İsrail’ diyen ve Netanyahu’ya yönelik hiçbir eleştiriye tahammülü olmayan çok sayıda kişi var. İsrail konusunda doğruları söyleyecek birini istemediler. Laura Loomer gibi isimlerin paylaşımları sonrasında süreç büyüdü. CIA yalan makinesi testini başarıyla geçip göreve başlayacağım gün, Susie Wiles’a Rusya-Ukrayna savaşı konusunda başkanı zor durumda bıraktığım aktarıldı. Trump ateşkes olacağını söylerken ben programımda Vladimir Putin’in mevcut avantajıyla ateşkese yanaşmayacağını ifade etmiştim. Ateşkesi desteklediğimi belirtmeme rağmen bu bir gerekçe yapıldı ve atama teklifim geri çekildi” diyerek mülakatı tamamladı.

Çok Okunanlar

Exit mobile version