Dünya Basını

Eski ABD Terörle Mücadele Direktörü: Trump, İsrail tarafından yanıltıldı

Yayınlanma

ABD eski Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joe Kent, katıldığı mülakatta Başkan Trump’ın İran ile savaşa İsrail’in etkisi ve hatalı istihbaratıyla sürüklendiğini belirtti. Kent, Trump’ın son dönemde İsrail’e yönelik kısıtlayıcı adımlarını ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasıyla sonuçlanan diplomasi trafiğini “düzeltici eylem” olarak nitelendirdi.

ABD eski Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joe Kent, katıldığı kapsamlı mülakatta Ortadoğu’da tırmanan gerilim, İran ile yürütülen gizli diplomasi ve İsrail’in ABD dış politikası üzerindeki belirleyici etkisi hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Son 10 gün içinde bölgede yaşanan dramatik değişimlere dikkat çeken Kent, Başkan Donald Trump’ın İsrail’e yönelik tutumunun sertleştiğini ve bu durumun bölge istikrarı açısından olumlu bir gelişme olduğunu ifade etti.

Mülakatın başında Kent, mevcut durumu değerlendirirken, 10 gün önce İran medeniyetinin yok edilme tehdidi konuşulurken, bugün Lübnan’da ateşkes ve Hürmüz Boğazı’nın açılmasının gündemde olduğunu vurguladı.

Kent, Trump’ın sosyal medya üzerinden yaptığı ve İsrail’in Lübnan’daki saldırılarını yasakladığına dair açıklamasına atıfta bulunarak, bu mesajın 12 gün süren savaştan bu yana duyulan en güçlü ifadelerden biri olduğunu kaydetti.

İsrail’in saldırı kabiliyetini kısıtlamanın kalıcı bir anlaşmaya varmak için can alıcı öneme sahip olduğunu belirten Kent, bölgedeki dinamiklerin halen değişken olduğunu fakat işlerin olumlu bir yöne evrildiğini dile getirdi.

Trump’ın “İsrail artık Lübnan’ı bombalamayacak, ABD tarafından bu yasaklanmıştır” şeklindeki ifadesini olağanüstü bir gelişme olarak tanımlayan Kent, bu durumun sahadaki askeri gerçekliği doğrudan değiştireceğini aktardı.

“İsrail Trump’ı yanlış bilgilerle savaşa sürükledi”

Savaşın çıkış sürecine ilişkin çarpıcı iddialarda bulunan Kent, Trump’ın “sıfır zenginleştirme” şeklindeki kırmızı çizgisinin İsrail tarafından manipüle edildiğini ifade etti. Kent, sürecin arka planını şu sözlerle aktardı:

“İsrailliler etkilerini kullanarak Başkan’ın kırmızı çizgisini kaydırdı. Başkan daha önce sadece ‘İran nükleer silaha sahip olmayacak’ diyordu. Ancak İsrailliler, İran rejiminin protestolar nedeniyle çok zayıf olduğuna ve askeri bir müdahalenin Venezuela operasyonu kadar kolay olacağına dair bir algı yarattılar. Bu, bizi bugünkü savaşın içine atan temel faktördü. Müzakerelerin bir yere varmadığı ve İranlıların zaman kazandığı yönündeki iddialarla Trump’ı ikna ettiler.”

İsrail’in “yakın tehlike” argümanının istenen sonucu vermemesi üzerine strateji değiştirdiğini belirten Kent, “İsrailliler, ‘Biz bu saldırıyı gerçekleştireceğiz ve ardından siz de saldırıya uğrayacaksınız’ diyerek ABD’yi sürece dahil ettiler. İran’ın rejime yönelik her türlü hareketi varoluşsal bir tehdit olarak gördüğünü ve bu yüzden bölgedeki ABD üslerine saldıracağını biliyorduk. New York Times’ta yayımlanan ve Beyaz Saray tarafından yalanlanmayan haberler de İsrail’in bu savaşı Başkan’a hatalı bir şekilde pazarladığını doğruluyor” dedi.

Trump’ın bu süreçte yanıltıldığını anladığını söyleyen Kent, Başkan’ın savaşın ABD için kötü gidişatını gördüğünü ve şu an düzeltici önlemler aldığını vurguladı.

“İsrail’in ABD hükümeti üzerindeki etkisi sistematik bir sorundur”

Kent, mülakatın devamında İsrail’in ABD içindeki nüfuzunu ve istihbarat servislerinin faaliyetlerini sert bir dille eleştirdi. ABD hükümetinde görev yapan birçok kişinin, İsrail istihbarat servisi Mossad’ın telefonlarını dinlediğini kanıksadığını ve bunu kaçınılmaz bir gerçek olarak kabul ettiğini belirtti.

“Bu durum, onlara sağladığımız yardımlar ve bölgedeki desteğimiz göz önüne alındığında tamamen mantık dışıdır” diyen Kent, ABD’nin İsrail’e yönelik kurumsal bir şüphe duymamasının büyük bir hata olduğunu kaydetti.

İsrail’in ABD dış politikasını, özellikle 11 Eylül sonrası savaşları nasıl yönlendirdiğine dair analizler sunan Kent, bu etkinin birkaç temel unsura dayandığını açıkladı.

Birinci unsur olarak siyasi lobilere ve bağışçılara dikkat çeken Kent, Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komisyonu gibi yapıların her iki partiye de büyük miktarlarda para aktararak siyasetçileri kontrol altında tuttuğunu söyledi.

Ayrıca, medya kuruluşlarının satın alınması ve pro-İsrail etkileyicilerin kamuoyunu yönlendirmesinin de bu stratejinin bir parçası olduğunu ifade etti.

İkinci ve daha teknik bir unsur olarak istihbarat topluluğu ve diplomatik kadrolardaki bağımlılığa değinen Kent, şunları söyledi:

“Ortadoğu, Amerikalılar için anlaşılması çok zor bir yerdir. Dilini ve kültürünü bilmediğimiz bir coğrafyada, Amerika’da eğitim görmüş ve bizim gibi konuşan İsrailliler devreye giriyor. Bize taktik düzeyde kaliteli istihbarat sağlıyorlar ve bu da bizi onlara bağımlı kılıyor. Ancak bu bilgi akışı genellikle bizi bilgilendirmek için değil, kendi çıkarları doğrultusunda etkilemek için tasarlanıyor. İsraillilerin kıdemli yetkilileri, bizim istihbarat kanallarımızı devre dışı bırakarak doğrudan en üst düzey yetkililerimize ulaşıyor. İstihbarat topluluğu bilgileri teyit edene kadar gemi çoktan kalkmış ve politika kararları alınmış oluyor.”

“Savaşın stratejik kazananı İran, kaybedeni ise İsrail oldu”

İran’ın Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmasını ve Trump’ın bu bölgeye yönelik söylemlerini değerlendiren Kent, savaşın askeri sonuçlarının öngörülenin aksine İran’ın lehine geliştiğini savundu. ABD’nin bölgedeki güvenlik garantilerinin artık inandırıcılığını yitirdiğini vurgulayan Kent, şu analizi yaptı:

“İran bu süreçten stratejik galip olarak çıktı. İsrail ve Körfez ülkelerinin her zaman elinde tuttuğu ‘ABD yardıma gelir ve ordunuzu yok eder’ kartı artık masada değil. İran, aylarca süren yoğun bombardımana rağmen ayakta kalabildiğini ve etkili bir şekilde karşılık verebildiğini tüm dünyaya gösterdi.”

Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolün artık tartışmasız bir şekilde İran’da olduğunu belirten Kent, Trump’ın bu bölgeye “İran Boğazı” diyerek aslında bu gerçeği kabul etmiş olabileceğini ima etti.

Kent’ya göre, eğer Trump bu krizi İran ile doğrudan bir barış anlaşmasına ve ekonomik işbirliğine dönüştürebilirse, bu durum ABD için büyük bir kazanım olacaktır. “İran ile iş yapmak Körfez bölgesini istikrara kavuşturur ve orayı bir ticaret merkezine dönüştürür. Bu senaryoda tek kaybeden İsrail olacaktır çünkü bölgedeki yapay gerilimlerden beslenen nüfuzu sona erecektir” dedi.

“Ortadoğu’daki askeri üsler stratejik birer yük haline gelmiştir”

Kent, ABD’nin Ortadoğu’daki askeri varlığını sürdürme ısrarının artık bir güvenlik riskine dönüştüğünü savundu. Ukrayna savaşı ve modern insansız hava aracı teknolojilerinin gücü yansıtma biçimini kökten değiştirdiğini belirten Kent, “Botların sahada olması veya uçak gemisi filoları yüzdürmek artık geçerliliğini yitirmiş eski bir askeri doktrindir. Irak, Suriye ve Ürdün gibi kırılgan bölgelerdeki üslerimiz, büyük bir savaş anında savunulamaz hale geliyor. Biz bu üsleri düşmanın bizi kolayca vurabileceği mesafelere kurarak aslında kendi taktik avantajımızı yok ediyoruz” şeklinde konuştu.

Trump’ın bölgedeki askeri imzasını azaltmasının çok akıllıca bir hareket olacağını ifade eden Kent, bu durumun bir “teslimiyet” olarak değil, “stratejik bir yeniden konumlanma” olarak görülmesi gerektiğini vurguladı.

“Düşmanımıza saldırmak istediğimizde bunu uzaktan da yapabiliriz. Ancak askerlerimizi onların kapısının önünde tutmak onları sadece hedef haline getiriyor” diyen Kent, ABD’nin bu üsleri yeniden inşa etmek yerine kaynaklarını kendi sınır güvenliğine aktarması gerektiğini belirtti.

“Hizbullah meselesi Lübnan’ın iç sorunudur”

Lübnan ve Hizbullah meselesine de değinen Kent, bu örgütün ABD tarafından terör örgütü olarak tanımlanmasının sahadaki siyasi gerçekliği değiştirmediğini söyledi.

Hizbullah’ın IŞİD veya El Kaide gibi küresel bir hilafet kurma veya ABD ana karasına saldırma gibi bir amacının olmadığını belirten Kent, örgütün önceliğinin Lübnan içindeki siyasi kontrol ve İsrail tehdidine karşı direniş olduğunu ifade etti.

Kent, “Eğer Lübnan halkı Hizbullah’ı silahsızlandırmak istiyorsa, bu onların kendi iç meselesidir. ABD’nin Lübnan ordusunu silahlandırarak veya siyasi baskı kurarak bu sürece müdahil olması bizi sadece yeni bir bataklığa çeker. Bizim asıl odağımız, gerçekten bize tehdit olan IŞİD gibi yapıların Suriye’de yeniden baş göstermesini engellemek olmalıdır” uyarısında bulundu.

Hizbullah ile IŞİD’in aynı kefeye konulmasının bir “hizmet kusuru” olduğunu savunan Kent, ABD’nin intikam döngülerinden çıkıp kendi ulusal çıkarlarına odaklanması gerektiğini söyledi.

“ABD’nin en büyük tehdidi kendi sınırları içindedir”

Kent, dış politikadaki hataların ve askeri maceraların ABD’nin asıl sorunlarını gölgelediğini belirtti. Dünyanın en büyük demokrasisi ve askeri gücü olan ABD’nin, açık sınırlar ve uyuşturucu krizi gibi iç sorunlar nedeniyle zayıfladığını ifade etti.

“Bizim asıl odaklanmamız gereken yer Ortadoğu’nun arka sokakları değil, kendi sınırlarımızdır. 18 binden fazla terör bağlantılı kişinin son dört yılda ülkemize girmiş olması ve kartellerin binlerce Amerikalıyı öldürmesi asıl beka sorunumuzdur” dedi.

Çin ve Rusya ile yaşanan rekabetin ekonomik düzlemde kalması gerektiğini savunan Kent, “Çin bir rakiptir ancak bizim en büyük hatamız çip üretimini ve imalat sanayimizi onlara devretmemizdir. Savaşmak yerine bu üretimi geri getirmeli ve bağımsızlığımızı ilan etmeliyiz” değerlendirmesini yaptı.

ABD’nin bir imparatorluk gibi yönetilmeye çalışılmasının cumhuriyetin temellerini sarstığını belirten Kent, “Bir imparatorluk olup aynı zamanda istikrarlı bir cumhuriyet olarak kalamazsınız. Örnek olarak ve ticaret ortağı olarak dünyada çok daha büyük bir etki yaratabiliriz” dedi.

“Trump’ın önünde tarihi bir fırsat var”

Mülakatın sonunda Kent, Trump’ın şu an bir yol ayrımında olduğunu vurguladı. İsrail lobisinin ve savaş yanlısı danışmanların baskısını kırabilirse, İran ile yapılacak tarihi bir barış anlaşmasının Trump’ın en büyük mirası olacağını söyledi.

İranlıların da bu anlaşmayı istediğini, aksi takdirde Hürmüz Boğazı’nı açmayacaklarını ve saldırılarına devam edeceklerini belirtti.

Kent, “Eğer sabırlı olunursa ve İsrail’in saldırganlığı gerçekten dizginlenirse, Ortadoğu’da yeni bir çağ başlayabilir. Ancak İsrail’in tekrar saldırıya geçmesine izin verilirse, kendimizi enerji akışının kesildiği ve küresel ekonominin sarsıldığı çok daha büyük bir felaketin içinde buluruz” uyarısında bulundu.

Mülakatı gerçekleştiren gazetecinin, Kent’nun neden bu kadar açık konuştuğu ve İsrail lobisinin hedefi olmayı göze aldığı yönündeki sorusuna ise Kent şu cevabı verdi:

“20’li ve 30’lu yaşlarımı Irak’ta savaşarak geçirdim. Oraya yalanlarla gönderildiğimizi ve arkadaşlarımın bu yüzden öldüğünü gördüm. O zaman kendime bir söz vermiştim; eğer bir gün üst düzey bir yönetici olursam, doğruları konuşmaktan çekinmeyeceğim. Suriye’de öldürülen eşimin naaşını askeri havaalanında teslim alırken bu kararlılığım daha da perçinlendi. Makamlar ve unvanlar gelip geçicidir, ancak halka karşı olan sorumluluğumuz bakidir. Trump’ın dışarıdan gelen bu sesleri duyup süreci doğru yönetmesi için dua ediyorum.”

Kent, mülakatını sonlandırırken, bölgedeki barışın sadece silahların susmasıyla değil, ABD’nin Ortadoğu politikalarındaki sistematik hataları kabul edip köklü bir rota değişikliğine gitmesiyle mümkün olabileceğini yineledi.

Bu sürecin Trump için bir “başarı hikayesi”ne dönüşüp dönüşmeyeceğini ise önümüzdeki haftalarda alınacak somut kararların belirleyeceğini kaydetti.

Çok Okunanlar

Exit mobile version