Bizi Takip Edin

Avrupa

Eski İngiliz diplomat Ian Proud, Rusya dönüşünde alıkonuldu

Yayınlanma

İngiltere Dışişleri Bakanlığının eski Rusya masası diplomatı Ian Proud, Moskova’daki akademik konferansın ardından Londra Heathrow Havalimanı’nda terörle mücadele mevzuatı kapsamında üç saat alıkonuldu. Dijital cihazlarına el konulan eski diplomat, Batı’nın diplomasi yanlısı sesleri sindirmeye çalıştığını belirtti.

İngiltere Dışişleri Bakanlığında uzun yıllar görev yapan ve 2014 ile 2019 yılları arasında Birleşik Krallık Moskova Büyükelçiliğinde kıdemli diplomat olarak çalışan Ian Proud, Rusya dönüşünde Londra Heathrow Havalimanı’nda terörle mücadele mevzuatı kapsamında üç saat boyunca alıkonuldu.

Doçent Pascal Lottaz’ın Tarafsızlık Çalışmaları adlı video kanalında yayımlanan mülakata konuk olan Proud, İngiliz sınır polisinin ve istihbarat birimlerinin uyguladığı muameleyi, Batı’nın Rusya politikasındaki açmazları ve Avrupa güvenliğindeki nükleer tırmanış risklerini ayrıntılarıyla değerlendirdi.

Diplomatik kariyeri boyunca en üst düzey devlet sırrı güvenlik yetkisine sahip olduğunu, 2022 yılında savaşın başlamasından sonra ise İngiltere’nin Rusya’ya dönük yaptırımlarının yarısını bizzat onaylayan ekipte yer aldığını hatırlatan Proud, 2023 yılında kamu görevinden ayrıldığından bu yana Batı’nın Ukrayna politikasını açıkça eleştirdiğini belirtti.

Eski diplomat, Rusya’daki prestijli Valday Tartışma Kulübü toplantısına katılmadan önce İngiltere Dışişleri Bakanlığına resmi yazıyla bilgi verdiğini ve eski Moskova Büyükelçisi Sir Tony Brenton’a danıştığını ancak buna rağmen havalimanında gözaltı prosedürüne maruz kaldığını kaydetti.

“Sessiz kalma hakkınız yok, cihaz şifrelerini vermemek suç sayılıyor”

Heathrow Havalimanı’nda uçaktan iner inmez karşılaştığı muameleyi aktaran Proud, 2019 tarihli Terörle Mücadele ve Sınır Güvenliği Yasası’nın kişi hak ve özgürlüklerini tamamen askıya alan kurallarla donatıldığını vurguladı.

Hakkında herhangi bir resmi suçlama bulunmadığına işaret eden Proud, maruz kaldığı süreci şu sözlerle anlattı:

“Resmi olarak hiçbir şeyle suçlanmıyorsunuz. Bu yasanın Franz Kafka romanlarını andıran niteliği tam olarak burada yatıyor. Sizden şüphelenmeleri dahi gerekmiyor fakat sizi alıkoyabiliyorlar. Teknik olarak tutuklu sayılmıyorsunuz ama sessiz kalma hakkınız da yok. Bunun ne anlama geldiğini bir düşünün. Şüpheli değilsiniz, tutuklu değilsiniz ancak susma hakkınız elinizden alınıyor. Buna karşılık mülkünüzün aranmasına izin verme zorunluluğunuz var. Telefonunuzun ve dizüstü bilgisayarınızın erişim şifrelerini onlara teslim etmekle yükümlüsünüz. Eğer bu şifreleri vermezseniz, sırf vermediğiniz için derhal tutuklanıyorsunuz çünkü bu bilgileri paylaşmamak kendi başına bir suç sayılıyor. Bütün verilerinize anında ulaşıyorlar. İzin vermezseniz tutuklanıyorsunuz. Bu tam anlamıyla bir delilik.”

Havalimanında geçirdiği üç saat boyunca polis memurlarının son derece bürokratik ve mekanik bir yöntem izlediğini, parmak izi ile DNA örneklerinin alındığını ve fotoğrafının çekildiğini belirten Proud, daha önce hayatında hiç gözaltına alınmadığını dile getirdi.

“Asıl amaç beni değil, ailemi kaygılandırarak yıldırmak”

Gözaltı sırasında yaşadığı en ağır baskının ailesi üzerinden kurulduğunu dile getiren Proud, sürecin kişisel bir tacizden öte psikolojik bir sindirme taktiğine dönüştüğünü savundu.

Eski diplomat, polisin gece yarısı evini aradığını belirterek şu değerlendirmede bulundu:

“Çalışma hayatımda bundan çok daha stresli dönemler geçirdim. Ancak gecenin bir yarısında bir polis memurunun eşimi arayıp havalimanında tutulduğumu söylemesi işin en yaralayıcı kısmıydı. Eşim zaten Moskova’da olduğum için büyük bir endişe taşıyordu. Çocuklarım eve ne zaman döneceğimi merak ediyordu. Kanunen beni altı saat tutma yetkileri vardı, nitekim üç saat tuttular. Benimle uğraşmaları, beni taciz etmeleri umurumda değil. Fakat en çok değer verdiğiniz insanları hedef alan o dalga etkisi, ailenizi içine çektikleri o savunmasızlık hali gerçekten son derece rahatsız edici. Batı dış politikasının tam bir fiyasko olduğunu söylememden hoşlanmadıkları için beni yıldırmak istiyorlar. Beni yıldırmanın en etkili yolu ise şahsım üzerinden değil, aileme kaygı ve stres yaşatmaktan geçiyor. Oğlum bir daha asla Rusya’ya gitmememi istedi. Çocuklarımı dünyadaki her şeyden çok seviyorum; dolayısıyla bu durum yapabileceklerime doğrudan bir sınır koyuyor. İngiliz hükümeti açısından görev tamamlanmış oldu.”

Proud, İngiltere’nin iç istihbarat servisi ile dış istihbarat birimlerinin yerel polise kendisini alıkoyma talimatı verdiğini ve operasyonun tamamen bir bilgi toplama gezisinden ibaret olduğunu belirtti.

“Polis memurları yaptırımların yarısını onayladığımı duyunca şaşkına döndü”

Kendisini sorgulayan polislerin özgeçmişinden ve mesleki geçmişinden tamamen habersiz olduğunu ifade eden Proud, güvenlik bürokrasisi içindeki kopukluğu şu sözlerle aktardı:

“Dışişleri Bakanlığına girmeden önce ben de polis teşkilatında çalıştım. Bir polis memuru birini gözaltına aldığında en azından şüphelinin kim olduğunu, geçmişini, hangi gerekçeyle işlem yapıldığını bilir. Beni alan görevlilerin ise geçmişim hakkında hiçbir fikri yoktu, hakkımda mutlak anlamda hiçbir şey bilmiyorlardı. Onlara, ‘Savaş başladıktan sonra Birleşik Krallık’ın Rusya’ya uyguladığı yaptırımların yarısını benim onayladığımı biliyor musunuz?’ diye sorduğumda adeta ağızları açık kaldı. ‘Vay canına, bu inanılmaz’ dediler. Kısa süren sorgulama hemen bitti çünkü memurlar karşılarında oturan kişiyi neden sorguladıklarını dahi kavrayamadı. Cihazlarımı yine de aldılar. Bu tamamen iç ve dış istihbarat servislerinin talimatıyla yapılmış, hiçbir somut gerekçesi olmayan bir sindirme operasyonuydu.”

Dizüstü bilgisayarına, cep telefonuna ve video kayıtlarının yer aldığı hafıza kartlarına el konulduğunu söyleyen Proud, yeni bir bilgisayar ve telefon almak zorunda kaldığını, geri alacağı cihazların ise dinleme yazılımlarıyla doldurulmuş olacağı gerekçesiyle artık kullanılamayacağını dile getirdi.

“Eski bir diplomatın diplomasiyi savunması Londra ve Brüksel’dekileri çıldırtıyor”

Devlet Sırları Yasası kapsamındaki yasal taahhütlerine ömrü boyunca sadık kalacağını, 24 yıllık kamu hizmeti süresince güvenlik konularında son derece ihtiyatlı davrandığını anlatan Proud, Rusya’ya gitmeden önce eski büyükelçiyle yaptığı yazışmaları da açıkladı.

16 Eylül tarihinde Sir Tony Brenton’a yazdığı e-postada Londra’ya dönüşte gözaltına alınma ve yabancı ajan ilan edilme riskini bizzat öngördüğünü söyleyen Proud, sistemin asıl hedefinin diplomasi ihtimalini bütünüyle yok etmek olduğunu kaydetti:

“Moskova’ya gitmeden önce risklerin farkındaydım. Eski büyükelçiye yazdığım e-postada Rusların masraflarımı karşılayacağını fakat bana herhangi bir ödeme yapmayacağını belirterek Heathrow’da alıkonulma ve yabancı ajan ilan edilme riskini sormuştum. Büyükelçi gitmem gerektiğini, bunun saygın bir akademik etkinlik olduğunu söyledi ve bakanlığa bilgi vermemi tavsiye etti. Şimdi ise yeni yürürlüğe koydukları yabancı etki tescil sistemiyle Valday toplantısına katılan herkesi yabancı ajan statüsüne sokmak istiyorlar. Oysa orası Çin’den, Hindistan’dan orta yaşlı akademisyenlerin bir araya geldiği bir tartışma zeminidir, Bolşevik devrimi planlanan bir yer değil. Asıl temel soru şudur: Kıdemli eski bir İngiliz diplomatın Rusya’ya gidip diplomasi konuşması ne anlama geliyor? İşte onların bütünüyle iptal etmek ve susturmak istediği şey tam olarak budur. Diplomatik alanda tanınan birinin Rusya’ya gitmesi, ‘Rusya ile hiçbir diplomasi yürütülmemeli, onlarla asla konuşulmamalı’ şeklindeki hâkim dogmayı yerle bir ediyor. Kıdemli bir eski diplomatın Rusya’ya gitmesi, diplomasi fikrinden nefret eden, sonu devasa bir nükleer savaşa varana dek bitmesini istemedikleri bir savaşı sürdürmek isteyen Londra ve Brüksel’deki odaklar için kesinlikle kabul edilemez ve tiksindirici bir durumdur.”

Doçent Pascal Lottaz da İngiltere’de ve Avrupa genelinde benzer sindirme vakalarının yaşandığına dikkat çekerek Filistin yanlısı yayınlarıyla bilinen Ali Abunimah’ın İsviçre’de federal polis tarafından yasa dışı biçimde alıkonulmasını ve mahkemenin bu işlemi yetki aşımı olarak nitelemesini hatırlattı.

Proud ise İngiliz hükümetine karşı yargısal denetim, bilgi edinme hakkı ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında toplu dava açma gibi hukuki seçenekleri meslektaşlarıyla değerlendirdiğini kaydetti.

“Batı savaş zihniyetine kilitlendi, nükleer tırmanış riskini hafife alıyoruz”

Avrupa’daki siyasi iklimin Soğuk Savaş döneminden çok daha tehlikeli bir noktaya evrildiğini savunan Proud, o dönemde iki kutuplu dünyanın karşılıklı caydırıcılık ve mutlak yıkım dengesini kavradığını, demir perdeye rağmen kültürel, akademik ve sportif temasların sürdüğünü hatırlattı.

Günümüzde ise Avrupa’nın ve İngiltere’nin Rusya’ya stratejik bir yenilgi yaşatma hedefine kilitlendiğini vurgulayan eski diplomat, şöyle devam etti:

“Soğuk Savaş döneminde Pravda gazetesini Londra’daki bir bayiden satın alabiliyordunuz. Bolşoy Balesi Londra’ya gelebiliyor, spor müsabakaları yapılabiliyordu. Zayıf da olsa kurumsal ve kültürel bir normallik zemini mevcuttu çünkü iki taraf da caydırıcılığı anlıyordu. Bugün ise caydırıcılık anlayışı tamamen kayboldu. Birleşik Krallık ve Avrupa kendilerini Rusya ile fiilen savaşta görüyor ve onu mutlak biçimde yenmek istiyor. Moskova’da geçirdiğim beş gün boyunca edindiğim izlenim ise Rusların bu tablonun bir şekilde sona ermesini istediği yönünde. İlişkilerin, nükleer savaşa doğru tırmanan bir sarmaldan kurtulup asgari düzeyde de olsa normale dönmesini talep ediyorlar. Putin’in kendine göre kırmızı çizgileri var, bizim de kırmızı çizgilerimiz var. Fakat Putin konuyu diplomatik bir neticeye bağlama konusunda açık bir tutum sergiliyor. Batı ise bunu kesinlikle reddediyor. Batılı elitlerin savaş zihniyetinden diplomasi zihniyetine geçeceğine dair en ufak bir işaret görmüyorum. Gazetecilerin, düşünce kuruluşlarının, bürokratların ve parlamenterlerin hepsinin aynı anda bu zihniyetten çıkması gerekiyor. Kıta genelinde neredeyse otuz farklı başkentin eşzamanlı adım atması şart. Ancak kimsenin böyle bir niyeti yok. Herkes savaş düzenine saplanıp kalmış durumda.”

Görüşlerini sansasyon yaratmak amacıyla dile getirmediğini, merkez çizgide durmaya çalışan deneyimli bir bürokrat olduğunu kaydeden Proud, “Nükleer çatışma ihtimalinin hafife alındığını düşünüyorum. Gidişat karşısında, diyaloğa yönelik mutlak isteksizlik karşısında ve Ukrayna’da kaybedilen anlamsız savaş karşısında Avrupa’nın geleceği adına son derece kaygılıyım. Silah şirketleri, birkaç elit siyasetçi ve Zelenskiy’nin çevresi dışında bu savaştan kazanan hiç kimse yok. Hepimiz kaybediyoruz” dedi.

“Rusya’yı yok etmeye çalışırsanız nükleer yanıt doğrudan Almanya’yı vurabilir”

Valday toplantısında Rusya’nın önde gelen dış politika uzmanlarından Sergey Karaganov ile uzun bir görüşme yaptığını aktaran Proud, Karaganov’un Batı karşıtı bir isim olmadığını, aksine İngiltere ile geçmişte güçlü akademik bağları bulunan bir aydın olduğunu söyledi.

Karaganov’un dile getirdiği askeri senaryoların ciddiyetine dikkat çeken Proud, Rus tarafındaki stratejik hesapları şu ifadelerle özetledi:

“Karaganov, Batı’nın Rusya’yı tamamen yok etmeye kilitlendiğine inanıyor. Batı’dan gelen sinyaller maalesef onu ve benim de dahil olduğum pek çok kişiyi bu düşüncenin doğruluğuna sevk ediyor. Örneğin Rusya’ya ait olan Kaliningrad’ın zorla alınabileceğine yönelik Batılı söylemler var. Karaganov’un yaklaşımına göre böyle bir senaryoda Rusya’nın nükleer doktrini devreye girer ve kıtanın en büyük aktörü olan Almanya’ya doğrudan bir nükleer saldırı düzenlenmesi gerekir. Bahsettiği askeri planlama, Hiroşima’ya atılan bombadan on kat daha güçlü en az on iki nükleer başlığı kapsıyor. Mantığı son derece yapılandırılmış ve soğukkanlı bir stratejik hesaba dayanıyor: Almanya denklemden çıkarılırsa Avrupa’da savaşacak hiç kimse kalmaz. Fransızlar savaşa girmez. İngiltere ise elindeki 250 nükleer silahla tamamen haritadan silinmek ile barış istemek arasında bir tercihle baş başa kalır. Rus tarafının stratejik hesabı, ABD’nin Avrupa’yı kurtarmak uğruna Rusya’ya karşı misilleme olarak nükleer bir saldırı başlatmayacağı yönündedir. Karaganov bu analizi yaparken son derece duygusaldı; ‘Biz bunu asla yapmak istemiyoruz, Ruslar çocukları çok sever, böyle bir faciada yüz binlerce çocuk ölür, Tanrı korusun bunu istemiyoruz ama bizi köşeye sıkıştırırsanız yapmak zorunda kalabiliriz’ dedi. Batı’daki karar vericiler ise diplomasi masasına oturmayı dahi reddediyor.”

Proud ve Lottaz, Batı’daki ana akım anlatının savaşı yalnızca 24 Şubat 2022 tarihinden itibaren okuduğunu, Rus tarafının ise meseleyi Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu yana geçen otuz yıllık süreç ve Donbass’taki sekiz yıllık çatışma birikimi üzerinden değerlendirdiğini vurguladı.

Farklı bakış açılarını dile getirenlerin derhal hasım ilan edildiği bir kutuplaşma ortamının hâkim olduğu belirtildi.

“Ana akım medyanın iddia ettiği gibi Rusya diz çökmüş durumda değil”

Batı medyasında yer alan analizlerin sahadaki gerçeklikle örtüşmediğini belirten Proud, 2014 yılından bu yana dile getirilen ekonomik çöküş tezlerinin gerçeği yansıtmadığını bizzat gözlemlediğini söyledi.

Moskova’ya ve kentin iki saat dışındaki yerleşim yerlerine yaptığı seyahatte karşılaştığı manzarayı aktaran eski diplomat, tespitlerini şöyle dile getirdi:

“Ana akım medyayı takip ettiğinizde adeta bir çocuk çizgi romanı okuyormuş hissine kapılıyorsunuz. Haberlerin büyük kısmı tamamen kurgulanmış anlatılardan ibaret. Rusya’nın diz çöktüğü, ekonomisinin çökmek üzere olduğu ve halkın Putin’e karşı ayaklanacağı söyleniyor. Ben Moskova’daki büyükelçilikte çalışmaya başladığım 2014 yılından bu yana bu masalları dinliyorum. Yedi yıl aradan sonra eski elçilik binamın hemen yakınlarındaki sokaklara ve kentin dışındaki kasabalara gittiğimde gördüğüm gelişim karşısında şaşkınlık yaşadım. Yeni otoyollar inşa edilmiş, devasa konut projeleri yükselmiş, caddeler araçlarla dolu. Ukrayna’nın saldırıları sebebiyle bazı akaryakıt istasyonlarının kapalı olduğu doğruydu ancak genel tablo, diz çökmüş bir ülkeye kesinlikle benzemiyordu. Sadece Moskova merkezinde değil, iki saatlik mesafedeki bölgelerde dahi ekonomi canlıydı. Sahadaki gerçeklik bize anlatılan fantezilerden tamamen farklı.”

Ukrayna’daki çatışmanın son evresine girildiğini ve savaş alanında bir zafer kazanmanın imkânsız hale geldiğini savunan Proud, savaş yanlısı Batılı politikacıların kendi siyasi başarısızlıklarını ertelemek adına baskıcı yöntemlere başvurduğunu ifade etti.

Proud, “Ukrayna’da başarısız olduğumuzu ve Ukrayna’yı yüzüstü bıraktığımızı kabul etmek zorundayız. Şahin siyasetçilerin bu savaşı sürdürmekte ısrar etmelerinin temel sebebi, çatışma bittiğinde kendi iflaslarının tescillenecek olmasıdır. Avrupa güvenliğini tamamen çıkmaza soktuklarını itiraf etmek yerine baskıyı artırarak bu kaçınılmaz sonu ertelemeye çalışıyorlar. Oysa hükümetlerin kendi iç sorunlarına dönmesi; hastaneler, okullar, yollar ve kamu güvenliği gibi sıradan vatandaşların gerçek dertleriyle ilgilenmesi gerekiyor. Savaş, sıradan yurttaşların özgürlüklerini ellerinden alıyor ve toplumu otoriter bir felakete sürüklüyor. Havalimanında insanları gözaltına almaya başlamalarının asıl nedeni, içerideki çöküşün suçunu yıkacak iç düşmanlar yaratma arayışıdır” diyerek sözlerini tamamladı.

Avrupa

Alman özel kuvvetleri Rusya ile savaşa hazırlanıyor

Yayınlanma

Almanya Özel Kuvvetler Komutanlığı, eğitim programını Rusya ile olası bir çatışma senaryosuna göre yeniden yapılandırarak arazide uzun süreli muharebe hazırlıklarına odaklandı. Dört saat içinde intikal kabiliyetine sahip yaklaşık 1500 kişilik birlikte, aşırı soğuk hava şartları ve konvansiyonel ordu tehditlerine karşı eğitimler ağırlık kazandı.

Almanya Özel Kuvvetler Komutanlığı (KSK), eğitim ve harekât doktrinini Rusya ile olası bir savaş senaryosuna göre baştan aşağı yeniliyor.

Bild gazetesine konuşan KSK Komutanı Tuğgeneral Andreas Kühne, planlama ve tatbikatlarda doğrudan Rusya’yı hasım olarak merkeze aldıklarını söyledi.

Özel kuvvetlerin geçmişte operasyonlarını çoğunlukla üç gün gibi kısa süreler için planlayıp ardından üsse dönecek şekilde kurguladığını hatırlatan Kühne, yeni dönemde askerlerin arazide çok daha uzun süre kalmak zorunda kalacağını, harekâtın ilk aşamasında görev süresinin tamamen belirsiz olabileceğini dile getirdi.

Almanya’nın Baltık ülkelerinde icra edilen tatbikatlar sırasında özel kuvvetlerinin kabiliyetlerini sahada gösterdiğini belirten Kühne, bu caydırıcılığın NATO’ya yönelik bir saldırının ağır kayıplara yol açacağı konusunda Moskova’ya açık bir mesaj vermeyi amaçladığını vurguladı.

Alman komutan, “Putin bizim muharebe gücümüzü biliyor” diye konuştu.

Yeni eğitim programı, Alman komandolarını tanklar, ağır topçu bataryaları, insansız hava araçları ve gelişmiş elektronik harp sistemlerine sahip konvansiyonel bir orduyla çatışmaya hazırlıyor.

Birlikler aynı zamanda aşırı soğuk hava şartlarında hayatta kalma ve savaşma talimleri yaparak NATO’nun doğu kanadındaki operasyonel senaryolara odaklanıyor.

Rusya ile sıcak bir çatışma çıkması durumunda KSK’nin Alman ordusunun ana muharip unsurlarından daha önce harekete geçmesi planlanıyor.

Özel kuvvetler, Litvanya’da konuşlu bulunan 45. Zırhlı Tugay muharebeye girmeden önce sahada kendilerine verilen kritik görevleri tamamlamayı hedefliyor.

Kühne, birliğin alarm verilmesini izleyen dört saat içinde Stuttgart’tan havalanabilecek intikal hazırlığına sahip olduğuna dikkat çekti.

Aşırı sağ tartışmalarından konvansiyonel savaşa

Karargâhı Calw kentindeki Zeppelin kışlasında yer alan KSK bünyesinde yaklaşık 1500 personel görev yapıyor, ancak bu kadronun yalnızca üçte biri doğrudan komando sınıfında muharip askerlerden oluşuyor.

Kadro doluluk oranı yüzde 70 ile yüzde 80 arasında seyreden birliğe girmek için başvuran adayların sadece yüzde 15’inden biraz fazlası zorlu eleme sürecini geçebiliyor.

Muharebe hazırlığı kapsamında personelin her yıl eğitimlerde 500 bin civarında fişek harcadığı belirtilirken, askerler yoğun güç geliştirme, yüzme ve göğüs göğüse çarpışma eğitimlerinden geçiyor.

Kurulduğu 1996 yılından bu yana rehinelerin kurtarılması, terörle mücadele, çatışma bölgelerinden tahliye operasyonları ve düşman hatlarının gerisinde keşif görevleri icra eden KSK, Afganistan’da da Taliban’a karşı savaştı.

Birlik, birkaç yıl önce aşırı sağcı skandallarla sarsılmış ve lağvedilme tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı.

Bu süreçte askerler arasında Nazi selamı verilmesi, domuz kafalarıyla eğlence düzenlenmesi, mühimmatların gizemli şekilde kaybolması ve bir askerin evinde yasa dışı silah ve patlayıcı deposu ele geçirilmesi kamuoyunda büyük tepki topladı.

Skandalların ardından 2020 yılında KSK’nin bir bölüğü tamamen dağıtıldı. Komutan Kühne, benzer disiplin suçları ve aşırı sağcı vakaların günümüzde son derece azaldığını, ancak bu tür eğilimlerin bütünüyle ortadan kalkmadığını kabul ediyor.

Almanya cephesinde Rusya’ya yönelik hazırlıklar yalnızca kara unsurlarıyla da sınırlı değil. Haziran ayında Almanya Hava Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Holger Neumann, Rusya’nın NATO topraklarına saldırması halinde Alman savaş uçaklarının Rus askeri hedeflerine doğrudan saldırı düzenlemeye hazır olduğunu açıklamıştı.

Neumann; Kaliningrad bölgesi, Kola Yarımadası, Sankt Petersburg çevresi ve Karadeniz’deki noktaları olası hedefler arasında sayarak “Topraklarımızın her karışını savunacağız” ifadelerini kullanmıştı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Bakanlıklarda yarı yarıya tensikat: Hollanda bürokrasiyi yapay zekaya devrediyor

Yayınlanma

Hollanda hükümeti, yapay zeka entegrasyonu ve bürokrasiyi azaltma reformu kapsamında 25 bin kamu çalışanının işine son vermeyi planlıyor. Bakanlıklar ve teftiş kurumlarında yüzde 60’a varan tensikat öngören planla, 2035’ten itibaren her yıl 3,5 milyar avro tasarruf hedefleniyor.

Hollanda hükümeti, kamu sektöründe verimliliği artırmak ve yapay zeka teknolojilerini devreye sokmak amacıyla yaklaşık 25 bin memurun görevine son vermeye hazırlanıyor.

Bloomberg’in aktardığı plana göre Lahey yönetimi, kamu kadrolarında gidilecek bu tensikatla 2027 yılına kadar her yıl 900 milyon avro, 2035 yılından itibaren ise yıllık 3,5 milyar avro tasarruf sağlamayı hedefliyor.

İşten çıkarmalar öncelikli olarak bakanlıkları, denetim müfettişliklerini ve idari icra kurumlarını kapsayacak.

Ancak planlanan kesintiler her kamu kurumuna aynı oranda yansımayacak; polis teşkilatı ile savunma sektörü kapsamlı tensikat dalgasından daha az etkilenecek.

Etkin Yönetimden Sorumlu Devlet Sekreteri Eric van den Burg, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Merkezi hükümetin gerçekten verimli çalışması; daha yalın, daha akıllı ve daha küçük hale gelmesi için zor kararlar alacağız” ifadelerini kullandı.

Hükümet verilerine göre ülkedeki kamu personeli sayısı, geçmiş hükümetlerin kadroları daraltma yönündeki vaatlerine rağmen 2025 yılının sonu itibarıyla rekor düzeye çıkarak 160 bine ulaştı.

Bu rakam, kamudaki çalışan sayısının 2018 yılına kıyasla yüzde 41 oranında arttığını gösteriyor.

Eric van den Burg’un parlamentoya sunduğu mektupta yer alan ayrıntılar, bakanlıkların, denetim birimlerinin ve icra dairelerinin belirli kollarında personel sayısının yüzde 45 ila 60 oranında azaltılabileceğini ortaya koyuyor.

Yönetim, idari yükü hafifleterek gereksiz bürokratik prosedürleri yürürlükten kaldırmayı ve kamu çalışanlarının iş verimini yükseltmeyi hedefliyor.

Reformun temel ayaklarından birini, işlevsiz hale gelen ya da aşırı bürokratik yük yaratan 500 kural ve düzenlemenin tamamen iptal edilmesi oluşturuyor.

Hükümet, yasal mevzuatı ve işleyiş kurallarını sadeleştirerek yeni personel ihtiyacını asgari düzeye indirmeyi ve kamu kurumlarında yapay zekadan daha yaygın biçimde faydalanmayı amaçlıyor.

Kamuda yapay zekaya dayalı küçülme eğilimi farklı ülkelerde ve özel sektörde de adımlar atılmasına yol açıyor.

Özbekistan’da Ekim 2025 tarihinde ulusal mevzuat veri tabanında yayımlanan Cumhurbaşkanı Şavkat Mirziyoyev imzalı kararnameyle, yapay zeka uygulamalarına geçiş paralelinde 2 binden fazla kamu görevlisinin kadrosunun tasfiye edileceği duyurulmuştu.

Öte yandan teknoloji devleri Microsoft ve Meta da yapay zeka alanındaki yüksek maliyetli yatırımları nedeniyle iş gücünde kesintiye gitme kararı almıştı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Fonların gölgedeki patronu: Davalar İngiliz milyarderin peşini bırakmıyor

Yayınlanma

Yönettiği 12 milyar dolarlık fon ağına rağmen kamuoyundan gizlenen İngiliz milyarder Peter de Putron, Williams Formula 1 takımı ve ABD’deki 2,8 milyar dolarlık enerji projesini kapsayan davalar nedeniyle gündemde. Mahkemelerin ifade çağrıları, Jersey Adası’ndaki adresinde bulunamayan ve Birleşik Krallık siyasetine milyonluk bağışlar yapan milyarderin gizlilik kalkanını zorluyor.

Finans piyasalarında algoritmik işlemlerle devasa bir servet edinen İngiliz milyarder Peter de Putron, onlarca yıldır kamuoyunun radarından titizlikle kaçmayı başardı.

İnternette tek bir karesi dahi yer almayan, randevu adreslerini buluşmaya birkaç dakika kala bildiren ve eski tanıdıklarının bile telefon numarasına ulaşamadığı finansçı, iş dünyasının en kapalı figürlerinden biri olarak biliniyor.

Fakat Formula 1 takımı Williams’ı ve ABD’deki dev bir veri merkezi yatırımını kapsayan yargı süreçleri, gizem perdesini aralamaya başladı.

Financial Times’ın haberine göre, mahkemelerden çıkan celp ve inceleme kararları, de Putron’u iş ağının ayrıntılarını ve kişisel bilgilerini açıklamaya zorlayabilir.

De Putron’un servetinin omurgasını, Londra merkezli G-Research şirketi oluşturuyor. Finans piyasaları için alım satım yazılımları ve tahmin modelleri üreten bu yapı, hisse senedi alıp satmıyor; yalnızca verileri tarayıp piyasa hareketlerini öngören algoritmalar hazırlıyor.

Şirketin rakiplerinden biri, bu modelleri kullanan ve de Putron ile bağlantılı olan yatırım fonunun 10 milyar dolar ile 12 milyar dolar arasında varlık yönettiğini tahmin ediyor.

G-Research bünyesinde üretilen tahminler, doğrudan Birleşik Krallık dışındaki ilişkili şirketlere iletiliyor. Financial Times, bu yapının milyardere operasyonlarının kayda değer bölümünü düşük vergili yargı bölgelerinden yürütme imkanı verdiğini yazıyor.

Örneğin bağlantılı şirketlerden biri, şirket sahipliğine dair şeffaflık kurallarının oldukça gevşek tutulduğu Marshall Adaları’nda tescil edilmiş vaziyette.

İlk yatırım fonunu 1997 yılında Amerikalı milyarder George Soros’un desteğiyle kuran de Putron, zamanla odağını tümüyle bilgisayar algoritmalarıyla yürütülen ticarete çevirdi.

Finansçı, 2001 senesinde daha sonra G-Research adını alacak olan Gloucester Research şirketini hayata geçirdi. O tarihten bu yana kişisel hayatını neredeyse mutlak bir gizlilikle yürütüyor.

Gazeteye konuşan kaynaklar, de Putron’un toplantılara katılacak kişilerden elektronik cihaz getirmemelerini talep ettiğini aktarıyor.

The Wall Street Journal’a konuşan bir tanıdığı ise milyarderin katıldığı ender bir etkinlikte hem iç mekanda hem dışarıda çıkarmadığı şapkası, trençkotu ve güneş gözlükleriyle adeta klasik bir casus kılığında dolaştığını anlatıyor.

Benzer bir tecrit kültürü G-Research içinde de geçerli. Çalışanların şirket içi bilgileri dışarı aktarması kesin bir dille yasaklanırken, işten ayrılanların rakip kurumlara geçişi de ağır sözleşme şartlarıyla sınırlandırılıyor.

Ofis içi bilgi akışını kesmek amacıyla departmanlar arasına katı bariyerler örülmüş durumda; çalışanlar diğer birimlerin ne tür projeler üzerinde çalıştığını dahi göremiyor.

Şirket, verileri korumak için özel olarak geliştirilmiş yüksek güvenlik altyapıları kullanıyor.

Hukuki ihtilaflar gizlilik kalkanını zorluyor

Milyarderin yatırımları finans piyasalarıyla sınırlı kalmadı.

De Putron, savunma sanayisine teknoloji geliştiren girişimlere ve Formula 1 takımı Williams’ın sahibi Dorilton Capital’a sermaye sağladı.

Financial Times ayrıca, de Putron ile ABD’nin Güney Carolina eyaletinde 2,8 milyar dolarlık devasa bir veri merkezi ve 460 megavatlık enerji santrali inşaatını finanse eden NorthMark şirketi arasında bağlar saptadı.

Fakat her iki yatırım da de Putron’un adını yargı kayıtlarına taşıdı. Güney Carolina’daki projeye karşı çıkan bölge sakinleri, inşaat şirketinin projenin gerçek boyutlarını gizlediğini öne sürerek dava açtı.

Formula 1 kanadında ise Williams takımının eski pazarlama direktörü Claudia Schwarz, Dorilton ve doğrudan de Putron aleyhine dava açtı.

Yargılama sürecinde mahkeme de Putron’un ifadesinin alınmasına izin verdi. Ancak tebligat memurları, Manş Denizi’ndeki Jersey Adası’nda kayıtlı adrese iki kez gitmelerine karşın milyardere resmi evrakı teslim edemedi. Hukukçular, bu süreçlerin финансисті gizlilik kalkanını delmeye mecbur bırakabileceğini değerlendiriyor.

De Putron’un ilişkiler ağı Birleşik Krallık siyasetine ve sivil toplumuna kadar uzanıyor.

Financial Times verilerine göre, milyarderin kontrolündeki şirketler İngiltere Muhafazakar Partisi’ne yaklaşık 1 milyon sterlin bağışladı.

Eşi Hayley de Putron adına kurulan yardım vakfı ise İngiliz kraliyet ailesinin himayesindeki kuruluşlara milyonlarca sterlinlik kaynak aktardı.

Hatta 2017 yılında dönemin Galler Prensi Charles, Hayley de Putron’a yardımlarından ötürü açık teşekkür iletmişti.

İngiliz The Guardian gazetesinin 2016 tarihli araştırması da milyardere ait şirketlerin Muhafazakar Parti kasasına yüz binlerce sterlin yatırdığını ve İngiltere’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerini sorgulayan düşünce kuruluşlarına sermaye aktardığını ortaya koymuştu.

Bu kuruluşların başında gelen Open Europe’a doğrudan Gloucester Research üzerinden aktarılan tutar yaklaşık 700 bin sterline ulaşıyor.

De Putron aynı zamanda eski Birleşik Krallık Bakanı Andrea Leadsom ile akrabalık bağı taşıyor; finansçı, Leadsom’ın kız kardeşiyle evli.

Eldeki kayıtlar, Leadsom ile eşinin geçmiş yıllarda de Putron’a ait şirketlerde yöneticilik yaptığını gösteriyor.

Eski bakan ise akrabasının bağışlarının siyasi kariyerinde rol oynadığı iddialarını reddediyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English