Bizi Takip Edin

Avrupa

Finlandiyalı bakan Rusya sınırında kısıtlamaların sıkılaştırılmasına karşı çıktı

Yayınlanma

Finlandiya Adalet Bakan Yardımcısı Mikko Puumalainen, hükümetin Rusya sınırındaki kısıtlamaların sıkılaştırılması önerisini reddetti.

Puumalainen’in verdiği bilgiye göre hükümetin, söz konusu kararın alınmasına gerekçe olarak sunduğu öneri iltica başvurusunda bulunmayı mümkün kılmıyor.

Kamu yayın kuruluşu Yle’nin haberine göre Puumalainen, İçişleri Bakanlığı’nın sunduğu taslağı değerlendirdi ve bakanlığın önerdiği çözümün hukuki olmadığı sonucuna vardı.

Puumalainen, kararın Finlandiya Anayasası, Avrupa Birliği (AB) hukuku, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve diğer insan hakları belgelerinde yer alan uluslararası koruma talep etme imkanını gerçek ve etkili bir şekilde koruyacağına dair yeterli güvence içermediğine vurgu yaptı.

Habere göre Finlandiya İçişleri Bakanlığı, sınır kısıtlamalarının sıkılaştırılması yönündeki taslağı ve gerekçesini hukuki gereklilikleri karşılamak üzere değiştirebilir.

Helsingin Sanomat gazetesi daha önce, Finlandiya hükümetinin en azından sığınmacılar için Rusya sınırını bir süreliğine tamamen kapatma kararı almaya hazır olduğunu bildirmişti.

Finlandiya hükümeti ‘planlı göç’ gerekçesiyle Rusya sınırını kapatıyor

Avrupa

Fransa’da Glucksmann, “merkez sol”un cumhurbaşkanı adayı oldu

Yayınlanma

Raphaël Glucksmann Fransa’nın “merkez-sol” ön seçimlerini kazandı ve gelecek yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri için Sosyalist Parti ve müttefiklerinin desteğini garantiledi.

Avrupa Parlamentosu üyesi Glucksmann, ilk turda Sosyalist Parti lideri Olivier Faure ve diğer üç adayı geride bırakarak oyların %66’sından fazlasını alarak yarıştan tek turda galip çıktı.

Cuma, Cumartesi ve Pazar günleri 120.000’den fazla kişi oy kullandı.

Küçük merkez sol parti Place Publique’in lideri, yarışa favori adaylardan biri olarak girmişti.

Glucksmann, ön seçimden güçlenerek çıktı. Artık Sosyalist Parti’nin kaynaklarına erişim imkânına sahip ve adaylığı için daha geniş bir taban oluşturdu.

Fransız siyasetçi şunları söyledi:

“Bu sonuç güçlü bir mesaj veriyor: değerlerine sadık bir sol, birleşebilir, yönetebilir ve kazanabilir. Biz cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmak için buradayız: Macronizm’e son vermek, aşırı sağı durdurmak ve hayatlarımızı değiştirmek.”

Ukrayna’nın sadık bir destekçisi ve Çin’in eleştirmeni olan Glucksmann, şimdi çok daha büyük bir zorlukla, Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) lideri Jean-Luc Mélenchon ile karşı karşıya.

Mélenchon anketlerde yükselişte: Son Ifop anketine göre %14 ila %17 arasında destek alırken, Glucksmann’ın desteği %11 olarak belirlendi.

Son haftalarda Glucksmann, Mélenchon’la ittifak kurulmasına karşı kampanya yürüttü.

Ön seçimde, eski bakan Ségolène Royal ile milletvekilleri Jérôme Guedj ve Emmanuel Maurel dahil olmak üzere üç aday daha yarıştı.

Ön seçimde oy kullanmak üzere yaklaşık 140.000 kişi kayıt yaptırdı. Bunların 80.000’i, adayları yarışan partilerin hiçbirine üye olmamasına rağmen katılmak için 15 avro ödedi ki bu da sonucun belirsizliğini artırdı.

Organizatörler cuma günü yaptıkları açıklamada, çevrimiçi oylama platformunun açıldıktan kısa bir süre sonra bir siber saldırıya maruz kaldığını fakat platformun “hiçbir zaman kesintiye uğramadığını” ve “kayıt altına alınan oyların bütünlüğünün tehlikeye atılmadığını” belirtti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Burnham: Brexit oylamasında Rus müdahalesi var

Yayınlanma

Britanya Başbakanı Andy Burnham, Birleşik Krallık yetkililerinin Brexit oylamasına Rus müdahalesi olduğu konusunda “net” olduklarını belirtti.

The Observer’ın aktardığına göre bu, bir başbakanın 2016 referandumunda Kremlin’in rolünü ilk kez teyit etmesi anlamına geliyor.

Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği ile ilişkilerini yeniden şekillendirme çabalarına başlayan başbakan, bu yaz Downing Street’e geldiğinde “bu soruyu sorduğunu” ve “evet, müdahale oldu” şeklinde net bir yanıt aldığını söyledi.

Bugün (12 Ekim) yayınlanacak olan The Rest Is Politics podcast’inde konuşan Burnham, Downing Street’in yıllardır İngiliz yetkililerin Kremlin’in 2016’da oynamış olabileceği rol hakkında ne bildiğini doğrulamayı reddetmesinin ardından, Rus müdahalesi iddiaları konusunda hükümetin daha fazla şeffaflık gösterme olasılığını gündeme getirdi.

The Observer, Rus yetkililer ile “Leave.EU” kampanyasının üst düzey isimleri, aralarında büyük bağışçı Arron Banks’ın da bulunduğu kişiler arasında yapılan bir dizi toplantıdan kaynaklanan endişeleri ilk kez yazan yayın organıydı.

Banks’ın veya “Leave.EU” kampanyasından başka herhangi bir ismin herhangi bir suça karıştığı öne sürülmüyor.

Bunun dışında, referandum öncesinde Rus devlet kurumlarının “sosyal medyayı manipüle etmek” ve “İngiliz kamuoyunu AB’den ayrılma yönünde etkilemek” için trol fabrikaları ve sahte internet hesapları kullandığına dair yaygın iddialar var.

Geçen hafta Berlin’de Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ile bir araya gelen Burnham, ikilinin “düşmanca tutum sergileyen” devletlerin oluşturduğu artan riskleri ele aldıklarını ve muhatabının kendisine “AfD’nin Rusya ile açıkça bağlantılı olduğunu –sanırım finansal olarak da desteklendiğini– söylediğini” belirtti.

Podcast’te konuşan Burnham, şunları ekledi:

“Rusya’dan Alman siyasetine yayılan yanlış bilgiler ve dezenformasyon kesinlikle var… Fakat Downing Street’e gelirken şu soruyu sordum: 2016 referandumuna Rusya’dan müdahale oldu mu? Ve evet, oldu şeklinde net bir cevap aldım. Demek istediğim, bu konuların şimdi açıkça kayıtlara geçirilmesi önemli ve bence bu, Almanya ve Fransa’daki seçmenlerin bu siyasi gelişmelerin bir kısmının düşmanlarımız, yani Rusya tarafından kışkırtıldığını anlamasına yardımcı olacaktır.”

Burnham, ülkenin “çok fazla savunma pozisyonunda” olduğunu söyledi; bu da seçmenlerin, “insanların yurt dışından siyasi süreci ne ölçüde bozmaya çalıştığı konusunda… yeterince bilgilendirilmedikleri” anlamına geliyordu.

İki hafta önce BM’de konuşan Burnham, Brexit oylamasından bahsetmeden Rusya’nın Birleşik Krallık demokrasisine müdahalesine değinmiş ve “2019 genel seçimlerine müdahale etmeye çalıştıklarına dair kanıtlarımız var. Ayrıca, korkunç olayların ardından gerilimleri ve kargaşayı körüklemeye çalıştıklarını da biliyoruz,” demişti.

Parlamentonun istihbarat ve güvenlik komitesi (ISC) tarafından hazırlanan ve yayınlanmadan önce büyük ölçüde sansürlenen 2020 Rusya raporu, şu nedenle bir sonuca varılamadığını belirtti: “Rusya’nın müdahale girişimleriyle ilgili referandum sonrası herhangi bir değerlendirme bize sunulmadı.”

ISC’nin, “gizli olmayan bir özet”in kamuoyuna açıklanması şartıyla daha kapsamlı bir değerlendirme yapılması yönündeki talebi, o dönemde Boris Johnson liderliğindeki hükümet tarafından reddedildi.

2016 referandumu, Philip Rycroft’un yabancı finansal etki ve müdahaleye ilişkin son incelemesinin kapsamı dışındaydı.

Fakat bu üst düzey memur, Birleşik Krallık’ın “Rusya, Çin ve İran devletlerinden gelen unsurların uzun vadeli stratejik yabancı müdahalesi ve casusluğunun hedefi” olduğunu belirtmişti.

2018 yılında, The Observer, Leave.EU liderleri Kasım 2015 ile 2017 arasında üst düzey Rus yetkililerle birçok kez toplantı yaptığını ve Şubat 2016’da Moskova’ya bir gezi düzenlediğini yazmıştı.

Banks, Rus yetkililerle herhangi bir ilişkisi olduğunu ya da Brexit kampanyasında Rus parasının herhangi bir rol oynadığını defalarca reddetti.

2018’in ilerleyen aylarında, o dönemde Sunday Times muhabiri olan Isabel Oakeshott, Kremlin’in, daha sonra Brexit’in en büyük tek bağışçısı olacak olan Banks ve Leave.EU kampanyacısı Andy Wigmore ile ilişki kurarak “kelimenin tam anlamıyla altın madeni bulmuş” olabileceğini öne sürdü.

Oakeshott, “Benim analizime göre Banks ve Wigmore, Ruslar tarafından utanmazca kullanıldı,” diye ekledi.

Banks, Seçim Komisyonu tarafından soruşturuldu ve Komisyon konuyu Ulusal Suç Ajansı’na (NCA) havale etti.

Leave.EU kampanyasına verilen 8 milyon sterlinlik kredinin “gerçek kaynağı” hakkında sorgulanan Banks, BBC’ye şunları söyledi:

“Rus parası yoktu ve hiçbir türde müdahale olmadı. Bu konuda son derece net olmak istiyorum. Para, Birleşik Krallık’ta kayıtlı bir limited şirket olan Rock Services’ten geldi.”

NCA daha sonra suç teşkil eden herhangi bir “kanıt” bulamadı. Banks, Ekim 2019’da Seçim Komisyonu’nu iftira nedeniyle mahkemeye verme tehdidinde bulundu; fakat iki taraf ertesi yıl uzlaştı.

Downing Street sözcüsü, başbakanın brifinginin içeriği hakkında yorum yapmaktan kaçındı ama şunları söyledi:

“Ulusal güvenlik, her hükümetin birinci görevidir: Vatandaşlarımızın ve kurumlarımızın, hayatları tehdit etmeye ve demokratik değerlerimizi baltalamaya çalışan yabancı güçlerden ve bunların vekillerinden korunmasını sağlamaya odaklanıyoruz.”

Okumaya Devam Et

Avrupa

Polonya’da Tusk’a suikast tehdidi: Muhalefetten “gündem saptırma” suçlaması

Yayınlanma

Polonya’da Başbakan Donald Tusk ve Savunma Bakanı Władysław Kosiniak-Kamysz’a yönelik suikast tehdidi ihbarının ardından bir şüpheli yakalandı. Muhalefet partileri, hükümetin konuyu kamuoyuna duyurma biçimini panik yayma ve dikkatleri siyasi krizlerden uzaklaştırma girişimi olarak nitelendirdi.

Polonya hükümetinin, Başbakan Donald Tusk ile Başbakan Yardımcısı ve Savunma Bakanı Władysław Kosiniak-Kamysz’a yönelik suikast planı ihbarına ilişkin açıklaması muhalefet cephesinin tepkisine yol açtı.

Hukuk ve Adalet Partisi (PiS), Konfederasyon (Konfederacja) ve Rozwój Plus çevrelerinden siyasetçiler, iktidarı güvenlik meselesi üzerinden panik havası yaratmak, konuyu siyasi gösteriye dönüştürmek ve dikkatleri hükümet açısından sakıncalı başlıklardan bilinçli şekilde başka yöne çekmeye çalışmakla suçladı.

Gazetecilerin ulaştığı bilgilere göre suikast tehdidine ilişkin bildirim elektronik posta yoluyla iletildi ve ilk aşamada doğrudan Devlet Koruma Servisinin (SOP) posta kutusuna ulaştı.

İhbarın ardından resmi makamlar bir değerlendirme toplantısı düzenledi ve hükümet temsilcileri gelişmeyi kamuoyuna duyurma kararı aldı.

Başbakanlık bünyesinde görev yapan Özel Hizmetler Koordinatör Bakanı Sözcüsü Jacek Dobrzyński, 11 Ekim sabah saatlerinde yaptığı açıklamada Tusk ve Kosiniak-Kamysz’a yönelik suikast hazırlığı bilgisini paylaştı.

Dobrzyński, Tusk’a yönelik tehdidin “ölümcül derecede ciddi” olduğunu kaydederek, “Bugün pek çok kanalda sözde uzmanların güvensizlikle konuştuğunu ve bu meseleyi neden kamuoyuna duyurduğumuzu sorduklarını biliyorum. Duyurduk çünkü meselenin ölümcül derecede ciddi olduğunu vurguluyorum. Bu tehditlerin hayata geçirilme ihtimalinin yüksekliğinden söz ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Şüpheli kısa süre içinde gözaltına alındı

Başbakana ve Savunma Bakanına yönelik tehditte bulunduğu belirtilen erkek şahıs gelişmelerin ardından kısa süre içinde güvenlik güçlerince yakalandı.

Başbakan Donald Tusk, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda “Hızlı ve kararlı müdahalelerinden ötürü polis memurlarına teşekkür ediyorum” değerlendirmesinde bulundu.

İçişleri Bakanı Marcin Kierwiński ise şüphelinin internet ortamındaki verilerin analizi sayesinde tespit edildiğini açıkladı. Polonya makamları soruşturmanın operasyonel ayrıntılarına dair kapsamlı bilgi paylaşımında bulunmadı.

Hükümetin söz konusu tehdit ihbarına ilişkin düzenlediği basın toplantısı ve kamuoyuna yönelik açıklamalar ise muhalefet temsilcileri tarafından sert biçimde eleştirildi.

Muhalefet partilerinden siyasi manevra suçlaması

Konfederasyon lideri Sławomir Mentzen, tehdit ihbarının yöntemi ve kamuoyuna sunuluş biçimi hakkında, “Eğer Başbakan Tusk elektronik posta yoluyla ölüm tehditleri aldıysa maalesef bu konuda yapılabilecek bir şey yok. Ben de e-posta üzerinden defalarca ölüm tehdidi aldım. Göndericinin izi sürülemediği için polis her seferinde soruşturmayı takipsizlikle kapattı” değerlendirmesini yaptı.

Mentzen ayrıca, “Yine de Donald Tusk’ın şanslı olmasını ve tam da onun dosyasında istihbarat servislerinin başarılı olabilmesini umuyorum” ifadelerine yer verdi.

PiS Milletvekili Radosław Fogiel, gelişmeyi alaycı bir dille eleştirerek, “Hemen Sejm’in ilk oturumunda e-posta kullanımını yasaklayan bir yasa tasarısı gelir. Cumhurbaşkanı imzalamazsa ellerine spam bulaşmış olur” açıklamasında bulundu.

PiS Senatörü Stanisław Karczewski ise iktidarın panik havası yaydığını savunarak, “Büyük oynuyorlar; panik yayma taktiği güdüyorlar. 2027 yılına gelindiğinde güvenlik gerekçeleriyle parlamento seçimlerinin yapılmasının imkansız olduğunu ilan edene kadar bu tür meseleleri giderek daha fazla servis edecekler” dedi.

Konfederasyon Avrupa Parlamentosu Milletvekili Stanisław Tyszka da “Donald Tusk ve Władysław Kosiniak-Kamysz’a yönelik suikast planlandığı açıklandı. Fotoğraf ilgisizdir” notunu düşerek Başbakan Tusk ile çalışma arkadaşlarına kötü muamelede bulunduğu iddialarıyla karşı karşıya kalan Tarım Bakan Yardımcısı Michał Kołodziejczak’ın birlikte yer aldığı bir fotoğrafı paylaştı.

PiS Milletvekili Andrzej Śliwka, siyasetçilere yönelik saldırı girişimlerini asla hafife almadığını ve her benzer vakanın titizlikle incelenmesi gerektiğini vurgularken, “Ancak bu beyler tam da bu tür olayları engellemek amacıyla Devlet Koruma Servisi korumasına sahip.

Özel Hizmetler Koordinatör Bakanı Sözcüsü Jacek Dobrzyński’nin kamuoyu önündeki bildirimi bir çaresizlik çığlığı ve panik belirtisi gibi duruyor” eleştirisini yöneltti.

Śliwka, açıklamanın zamanlamasına işaret ederek bildirimin Krakow’da yerel belediye başkanlığı seçimlerinin ikinci turunun yapıldığı, hükümet politikaları nedeniyle anne babaların çocuklarını okullara göndermekten endişe ettiği ve kamuoyunda Tusk’ın siyasi himayesindeki Michał Kołodziejczak’a dair skandal ile suç teşkil eden davranışların ifşa edildiği bir döneme denk geldiğini öne sürdü.

Śliwka, “Donald Tusk pragmatist ve alaycı bir siyasetçidir; bugün kendisini mağdur olarak göstermeye çalışacaktır. Ancak bu durum kendisini ne kendi hükümetinin eylemleri ile ihmallerinden ne de siyasete taşıdığı şahıslardan kaynaklanan sorumluluktan muaf tutar” değerlendirmesini yaptı.

Konfederasyon temsilcisi Marcin Możdżonek, hükümetin kurumsal reflekslerini eleştirerek, “Başbakana ve Başbakan Yardımcısına suikast planlandığına dair bir e-posta geldi. Toplumu bu konuda mutlaka bilgilendirme kararı aldılar. Sağduyulu hiç kimse bu bildirimin somut ve mesleki gerekçesini anlayamıyor ancak herkes demagojik gerekçesini gayet iyi biliyor. Kritik görevlilerin toplantı yerini, katılımcılarını ve saatini kamuoyuna açıklamanın gerekçesini, eğer bu bir tesadüf değilse yalnızca dosyayı yürüten amirler bilir. Eğer ne yapıldığı bilinmeden bu bilgiler yayıldıysa bunun gerekçesi yoktur, sadece bir izahı vardır; o da popülist, yeteneksiz ve göstermelik figürlerden oluşan bir hükümet” dedi.

PiS Milletvekili Bartłomiej Wróblewski konunun ciddiyetine işaret ederek, “Mesele ciddi, bunu hafife almıyorum. Pazartesi günü değerlendirmemi yapacağım. Şimdilik Michał Kołodziejczak meselesini soruyorum. Donald Tusk özür dileyecek mi?” paylaşımını yaptı ve Yurttaş Koalisyonu liderinin geçmişteki ses kaydı krizine yönelik açıklamalarına atıfta bulundu.

Rozwój Plus Milletvekili Monika Pawłowska da iktidarın tehdit bildirimlerini siyasi krizleri örtbas etmek için kullandığını belirterek, “Donald Tusk ve emrindeki kişiler Polonya devletini bir sirke çeviriyor. Bu medya oyunları ve halkla ilişkiler gevezeliği bu insanların beceriksizliğini gizlemeye yetmez. İstifa etmeliler” değerlendirmesinde bulundu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English