Dünya Basını

Gassan Kanafani: Cömertliğin ve direnişin mirası

Yayınlanma

Çevirmen notu: Aşağıda çevirisini bulacağınız makale, bir edebiyatçı, bir devrimci-örgütçü ve bir Marksist düşünür olarak Gassan Kanafani’nin bütünleşik siyasal-entelektüel pratiğini irdelemeye çalışıyor. Öğretmenlikten edebiyata, edebiyattan siyasal teoriye ve doğrudan örgütçülüğe uzanan hayat çizgisinde, onun önceliği daima Filistin halkına adanmışlık, sömürgeciliğe ve emperyalizme karşı koşulsuz mücadele ve sınıf perspektifini bir an bile kaybetmeden yürütülen bir ulusal kurtuluş iradesiydi. Kanafani’nin yazılarında kavramsallaştırdığı ve metin boyunca “verme/vericilik/cömertlik” [giving] olara çevirdiğimiz etiği, bireysel bir erdem değil; topraksızlaştırılma, yoksullaştırılma ve mülksüzleştirilmenin karşısında sebatkâr bir devrimci tutumun, enternasyonalizme bağlı bir siyasal ufkun ve kurtuluşun tek yolunun örgütlü mücadeleden geçtiği yönündeki devrimci kararlılığın ifadesiydi. Onun “kişisel cömertlik” hikayesi ile birleşen bu siyasi-entelektüel mirası, kurtuluşu hem teorik hem de pratik olarak yeniden düşünmeye çağırıyor.


Gassan Kanafani: Cömertliğin ve direnişin mirası

Mohamad Kadan
Hampton Institute
28 Temmuz 2025
Çev. Leman Meral Ünal

“Gerçek şu ki, bu bulanık girdaptan çıkmanın tek yolu, vericiliğin [giving] kabul edilebilir olduğuna –yalnızca uygar insanlara özgü bir erdem olduğuna– inanmak… ve almanın arzu edilmeyen bir şey olduğunu… ve yaşamın, hiçbir karşılık beklemeksizin kendini sunmaktan ibaret olduğunu kabullenmektir… Şimdi ben, bir şekilde bu inanca ulaşmaya çalışıyorum; aksi takdirde hayat, bütünüyle katlanılmaz bir şey haline geliyor…”
– Gassan Kanafani

Gassan Kanafani hakkında bir yazı yazmaya karar verdim. Onun insani yönlerini öğrenmek için, sadece bir yazar, bir entelektüel, bir düşünür ya da bir devrimci olmakla sınırlı olmayan yönlerini… Son zamanlarda, Kanafani’yi tanımış olan birkaç kişinin yazılarına baktığımda fark ettiğim bir şey oldu, hepsi aynı noktada birleşiyordu: Kanafani’nin ömrünü, yalnızca edebiyat alanındaki üretkenliğiyle değil, aynı zamanda edebiyatını direnişin sürekliliği ve sebat etmenin değerini aktararak da Filistin davasına verdiği konusunda hemfikirlerdi. Yukarıdaki alıntı, onun 4 Ocak 1960 tarihli günlüğünden; aceleyle yazılmış, fakat onun tabiriyle “hayat kadar gerekli” bir not. Bu yazıda sorduğum soru ise şu, Kanafani bizim onu nasıl tanımamızı istiyor? Yoldaşlarından, gazetelerden, arşivlerden, mektuplardan, incelemelerden, hikâyelerden, romanlardan ve oyunlarından bize bıraktığı işaretler neler?

Kanafani, 1952 yılında, UNRWA [Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı] okullarında öğretmenlik yapma onayı alır. Kardeşi Adnan Kanafani, onun Filistin kamplarının içindeki baskı ve yenilgi duygularını aşarak coşku ve cesareti örgütleyen örnek bir öğretmen haline nasıl geldiğini anlatır. Orada, Kanafani’nin öğrencilerin potansiyelini ortaya çıkarmadaki olağanüstü yeteneğine duyduğu hayranlık nedeniyle derslerinden birine katılan Arapça öğretmeni Mahmud Felaha ile tanışır.

Kanafani, Lübnan’da çıkan ve mirasıyla en çok ilişkilendirilen edebiyat dergisi Al-Adab’da yayımlanan “Yeni Bir Güneş” adlı kısa öyküsünde, o olağanüstü diliyle, Şam’dan Kuveyt’e gitme kararını Sacramento’da okuyan arkadaşı Mustafa’ya yazdığı satırlarla aktarır: “Geçen yıl Kuveyt Eğitim Bakanlığı seninle sözleşme yaptı, beni ise tümüyle dışarıda bıraktı. Derin bir maddi sıkıntı içinden geçerken bana ara sıra küçük miktarlarda para gönderiyordun; şimdi ise belki de gururumun incinmesinden çekinerek bunların borç sayılmasını istiyorsun. Oysa ailemin durumunu gayet iyi biliyordun: UNRWA okullarından aldığım mütevazı maaş ihtiyar annemi, kardeşimin dul eşini ve onun dört çocuğunu zar zor geçindirmeye yetiyor.” Ardından İsrail’in Gazze’ye saldırısını, bunu takip edişini ve gündelik yaşamını etkileyip etkilemediğini, “bizim Gazze’mizi” ateş ve bombalarla vurduklarında neler yapabileceğini sorar. Şam’dan ayrılma ve mülteci çocuklara ders verme kararı, onu pişmanlık duygusuyla kuşatmış; bu da doğrudan yazınını ve “verme” eylemini (nasıl, nerede, neden) şekillendirmiştir. Kanafani kısa yaşamı içinde bunu hep şöyle yanıtlamıştı: Filistin’e bulunduğunuz her yerden, her bölgeden ve her alandan katkı sunabiliriz. Ve 1955 sonlarında, resim ve beden eğitimi öğretmenliği için kabul ettiği işi dolayısıyla Kuveyt’e gitti; burada kesif bir yalnızlık ve acı duygusu yaşıyordu.

Kanafani, “sağa sola” dalkavukluk etmezdi. Aksine, Fadl el-Naqib’in bize söylediği gibi, bazen kendisini başkalarının duygu ve düşüncelerini önemsemeyen, içine kapanık biri olarak görebilirdiniz. Çok katmanlı, esnek bir kişiliğe sahipti. Onu görmek, gözlemlemek, hareketlerine, yazılarına, kelimelerine ve sohbetlerine odaklanmak için beklemek ve sabretmek gerekirdi. El-Naqib, “Edebiyat ve Hayat” grubundaki arkadaşlarıyla birlikte Kanafani’nin değerini anladıklarını söyler. Sonraki yıllarda ABD’ye giden el-Naqib, Kanafani’nin 1957’de yayımlanan ilk öykü kitabı On İki Numaralı Yatağın Ölümü’ndeki “Kedi” adlı öykünün bir nüshasını yanına alır. Öyküyü gerçekten büyük bir hayranlıkla okur; mektuplaştıkları dönemde Kanafani kendisine, bu öyküyü beğenenlerin sayısının pek az olduğunu söyler. Bunun üzerine el-Naqib öyküyü İngilizce’ye çevirir ve bir İngiliz edebiyatı dersinde sunma fırsatı bulur; hatta profesör, hikâyeyi tüm sınıfa okumasına izin dahi verir. Güneşteki Adamlar yayımlandıktan sonra Kanafani, ondan roman hakkında bir eleştiri yazmasını ister. Ancak el-Naqib özür dileyerek, romanın özünü tam olarak kavrayamadığını, gerçek ile kurmaca arasındaki mesafenin fazlasıyla belirsiz olduğunu söyler: “Bana oradaki eski evlerinden nasıl taşınmak zorunda kaldıklarını, bu sürece eşlik eden duygusal hüznü ve duvarlarda kazınmış ‘F.K.’ harflerini nasıl bulduklarını anlattı. Babasının adı Faiz Kanafani idi.” El-Naqib, Kanafani’nin yazdığı öykünün, onun geçmişinin bir yansıması olduğunu ve ne yazarsa yazsın hiçbir şeyin bu hakikati hakkıyla temsil edemeyeceğini hissetmektedir.

Kanafani’nin eşi Anna Kanafani 1961’de Beyrut’ta gerçekleşen ilk karşılaşmalarını yazmıştı. Filistinlilerin başına gelenleri anlayamadığını ve kampları görmek istediğini söylediğinde, Kanafani ona biraz da kızgınlıkla, “Halkımızı bir hayvanat bahçesinde mi sanıyorsun?” diye çıkışır. Siyasi arka planı anlamadığı sürece kimsenin onu oraya götürmeyeceğini söyler ve Filistin davasının tarihini anlatmaya başlar. İki hafta sonra Kanafani ona, “Neden daha uzun süre kalmıyorsun?” diye sorar. Anna gerçekten de kalır, bir anaokulunda çalışır, Kanafani’nin fikirlerinden derinden etkilenir, ailesini yakından tanır ve evlenirler. Anna, özellikle 1967’de, en zorlu koşullarda bile onun kendini adamaya nasıl devam ettiğini hatırlamaktadır. Haziran yenilgisinden bir hafta önce annesi Şam’da vefat eder; Kanafani ise babasının ve ailesinin yanında güçlü şekilde durmaya çalışır. Beyrut’a döndüklerinde, Anna onu ilk kez gözyaşları içinde görür. Peki bunun nedeni yenilgi midir, yoksa annesi mi? Çok geçmeden Akkalı romancı arkadaşı Samira Azzam’ın ölüm haberi gelir. Kanafani, onun için “Vaat” başlıklı bir ağıt yazar; bu metin, ebedi şehri Akka’ya dair umudu yeşertmektedir.

Gassan Kanafani öğretmenlikten edebiyata, eleştiriden siyasal düşünceye ve devrimci faaliyete dek çok şey verdi Filistin için. Kanafani’nin asıl derdi, halkı ile kurduğu ilişkide, yetenekler keşfetmek ve bunları güçlendirmekte birtakım fırsatlar sunabilmekti. Mahmud Derviş, “Depremi Müjdeleyen Ceylan” başlıklı ağıtında şöyle yazıyordu: “Dostum Gassan! Nice dostlarıma veda ettim ama hayatımın bir evresine, ancak senin son vedanda elveda dedim. Kâbuslardan beklediğim en son şey, senin on yıl önce varoluşumu duyurmandı. O zamandan önce doğmuştum, ama doğumumu sen ilan ettin. Sana teşekkür etmedim; hayatın daha uzun olduğunu sandım.” İşte Kanafani’nin cömertliği! Direniş şairlerini adeta doğurdu; direniş sanatının bir kavram, pratik ve çerçeve olarak ortaya çıkardı. Derviş ve onunla birlikte Samih El Kasim, Hanna Abu Hanna, Raşid Hüseyin [Mahmud], Cemal Kavvar ve Hanna İbrahim gibi 1948’de işgal altındaki topraklardan gelen şairler, Kanafani’nin yazıları sayesinde Arap entelektüel ve kültürel evreninin bir parçası oldular. Onların kutsanışı, doğuşlarının öncesindeki inkâr ve ihmal düşünüldüğünde, Derviş’in ifadesiyle, “şaşırtıcı derecede utandırıcıydı.”

Cömertlik, Kanafani’nin hayat hikayesinde belirleyici bir özellik; başkalarıyla ilgilenme yeteneği, ezilen ve yoksul bırakılmışların avukatı ve eylemcisi olan babasıyla ilişkisinde olgunlaşmıştı. Anna, Kanafani’nin şöyle dediğini aktarır: “Büyüyünce babam gibi olmak istiyorum, Filistin’e dönmek için savaşacağım: Babamın yurdu, onun ve Ümm Sa’d’ın bana hakkında çok şey anlattığı topraklar.” “Babam iyi bir adamdı. İstediğim her şeyi alırdı, onu hâlâ seviyorum, ölmüş olmasına rağmen.” Kanafani’nin sınıf mücadelesine olan ilgisi, çocukluk deneyimlerine ve onun çocuk gözleri önünde dünyanın çöküşüyle doğrudan bağlantılıdır.

Bir devrimci olarak Kanafani

Kanafani’nin mirası, insanları devrime kazanma ve çekmedeki cömertliğinden ileri gelir; işgal altındaki topraklardaki Filistinlilerle ilgilenmiş, şiir ve kültür aracılığıyla mücadeleyi, mülksüzleşmeyi ve örgütlenmeyi konu edinmiştir. Örneğin, El-Ard hareketi lideri Sabri Jiryis’in yönlendirdiği, İsrail vatandaşı Arapların memorandumunun bir bölümünü yayımlamıştı. Onunla, askeri yönetim altında geçirdiği vakitleri, mücadelesini ve El-Ard hareketiyle nasıl ilişkilendiğini konuştuğum bir röportaj yaptım. 1970’te ayrılarak Beyrut’ta El Fetih üzerinden FKÖ’ye katılmıştı. Röportajın sonlarına doğru, Kanafani ile tanışıp tanışmadığını sordum. Tanıştığını, birkaç kez sohbet ettiklerini söyledi.

“Yüzünde öfkeyle bana dönüp dedi ki, ‘Senin gibi biri bizimle olmalı — Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nde.’ Ben de ona, ‘Kardeşim Gassan, sen farklı düşünüyorsun — büyük fikirler, ağır teori, karmaşık işler. Bense basit bir adamım. Fetih bana daha uygun. Ne sağda ne solda, ortada duruyor işte, bu bana daha çok uyuyor’ dedim. ‘Yoldaşım Gassan, FHKC’nin [Filistin Halk Kurtuluş Cephesi] bir parçası olamam. Proletaryadan, sınıf mücadelesinden ya da enternasyonalizmden söz edemem. Che Guevara’ya, Castro’ya saygı duyarım ama o modelin burada, Filistin’de bize uygun olduğunu sanmıyorum.’ Sonra ona bir hikâye anlattım. Beyrut’a ilk geldiğimde Arap düşünür Naci Allus bana kitabını vermiş ve ne düşündüğümü sormuştu. İki gün sonra geri gelip, ‘Peki Filistin Devrimi hakkında ne düşünüyorsun?’ diye sordu. Ona, ‘Büyük bir hata yaptın —birçok Filistinli solcu gibi— kitabın girişinde ‘Eğer bir Filistinli Lenin olsaydı, bunların hiçbiri yaşanmazdı’ yazdığında. Bu, yanlış bir fikirle bir kitaba başlamak,’ dedim.”

Bu hikâye bize Kanafani’nin örgütleme konusundaki tutkusunu ve zaman ve mekân fark etmeksizin devrim için insan kazanma çabasını gösterir. Sabri Jiryis, FKÖ içinde başka bir yol seçti ama ilişkileri hep devam etti.

Kanafani, Kuveyt’te geçirdiği zamandan pişmanlık duymuş ya da en azından tatmin olmamış görünüyordu. Bir keresinde yönetmen Kasım Hawal’a Körfez’e, özellikle de Abu Dabi’ye gitmemesini, bunun yerine Beyrut’a yerleşmesini söylemişti. Hatta kelimesi kelimesine şöyle demişti, “Biz şimdi Ürdün’den çıktık ve bir dergi kurduk. Bizimle gel. Biz açken sen de aç kal, biz bayram edince sen de edersin.” Bu, FKÖ’nün Amman’dan ayrılışının hemen sonrasına tekabül ediyordu ve Kanafani’nin ulusal kolektif çalışmaya yönelik derin örgütlenme ruhunu, bağlılığını yansıtıyordu. Hawal, Kanafani’nin 1960’lı yılların sonlarından, El-Hedef dergisiyle siyasi angajmanı döneminden yoldaşlarından biriydi. Beyrut’taki buluşmaları planlı değildi, kaderin cilvesi karşılaşmalardı. Yıllar sonra, İsrail’in 1982’deki Beyrut işgali sırasında, Hawal, Kanafani’nin en ünlü novellası Hayfa’ya Dönüş’ü filme uyarladı. Bu, bir Filistin devrimci romanından uyarlanan ilk uzun metrajlı filmdi aynı zamanda. Yine, Kanafani suikastından sonra, onun yaşamına ve mirasına adanmış Söz ve Tüfek adlı bir kısa film de yönetmişti.

Kanafani, Filistin devriminin önde gelen siyasal düşünürü ve öğretmeniydi. 2024’te yayımlanan Gassan Kanafani: Seçilmiş Siyasal Yazılar eseri, onun derinlikli siyasal analizinin yalnızca İngilizceye çevrilebilen sınırlı bir kesitini sunar. Kuşkusuz Arapçadaki üretimi çok daha engindi. Sosyalizm, devrimci teori, Filistin davası ve bölgedeki anti-emperyalist mücadeleler hakkında çokça yazdı. Titizlikle örülmüş yazılarındaki argümanları sıkı bir analitik çerçeveye sahipti; entelektüel etkisi ise Filistin’in çok ötesine uzanıyordu. Sabri Jiryis’in de söylediği gibi, Kanafani “ağır düşünme” işini yapıyordu. Ama onun siyasal yaşamındaki en biçimlendirici anlardan biri, 1970’te Ürdün rejiminin diğer Arap hükümetleriyle koordineli olarak Filistin devrimci hareketini, örgütlerini ve gerilla güçlerini bastırma girişimi sırasında yaşandı. Bu dönem, Kanafani’nin siyasal praksisini keskinleştirdi, teorik bağlılığını derinleştirdi.

Kanafani, Mart 1968’de Beyrut’ta düzenlenen bir konferansta önemli bir konuşma yaptı. FKÖ liderliğinde kritik bir geçiş yaşanıyordu, silahlı gerilla grupları, özellikle Mart 1968’deki Kerâme Savaşı sonrası başat güç haline gelmişti. 3 Şubat 1969’da Kahire’de toplanan Filistin Ulusal Konseyi’nde Yaser Arafat, FKÖ Yürütme Konseyi başkanlığına seçildi. Kanafani’nin sesi, teorik çerçevesi ve devrimci düşüncesi bu değişimleri şekillendirdi ve halkın 1967’deki Naksa yenilgisini aşabilme iradesini besledi.

Onun temel tezi, Arap dünyasının başarısızlıklarını çerçevelemek ve şu soruya yanıt aramaktı: Filistinli Araplar 1967’de neden yeniden kaybetti? Kanafani “körlerin dili” kavramını ortaya attı, bunu şöyle tanımlıyordu: “Son on yılda bölgede kör dili diyebileceğimiz bir şey ortaya çıktı. Ve şimdi gündelik hayatımızda bundan daha yaygın kullanılan hiçbir şey yok. Kelimeler, muğlak şekilde çerçevelenmedikçe hiçbir şey ifade etmez hale geldi. Artık her yazarın elinde kendi sözlüğü var; kelimeleri, üzerinde mutabık olunmayan bir anlayışa göre kullanıyorlar. Sonuç olarak da kelimeler hiçbir şey ifade etmiyor.” Kanafani, demokrasi, devrim ve değişim üzerine Arap söyleminin nasıl muğlak bir dil tarafından kuşatıldığını ve bunun halkın gücünü felç ettiğini gösterir. Ona göre bu, gençliğin sesini bastırıyor, kurtuluşa giden yeni yollar açmalarını engelliyordu. “Sorun bilmememiz değildi; sorun, bilenlerin konuşmasına ve eylemesine izin vermememizdi.” Buradan yola çıkarak, “modern dünyanın bir örgütü olarak parti” fikrine yeniden dönüşü önerdi. Bu, Antonio Gramsci’nin Machiavelli’nin terimleriyle “yeni prens” nosyonunu, yani gençliğin devrimci ruhunu örgütleyebilecek, harekete geçirebilecek ve seferber edebilecek yapı olarak partiyi hatırlatır.

FHKC’nin askeri lideri Ebu Ali Mustafa, Gassan’ı ilk kez [Batı Şeria’daki] Cenin’e kaçak yollarla ulaştırılan El-Muharrir gazetesinin “Mulhak Filistin” ekinden tanıdığını söylüyor. Kanafani ile ilk yüz yüze görüşmesi ise 1967 yenilgisi sonrası başlayan silahlı mücadele sonrasında olur. Şöyle anlatıyor:

“O dönemde, 1967 gelmişti ve Gassan ile yüz yüze ilk kez, onun Ürdün Vadisi’ndeki askeri üslere yaptığı ziyarette tanıştım. Bana içerdeki (işgal altındaki Filistin toprakları) durumu ve silahlı mücadelenin başlangıcı hakkında çok şey sordu. İnsanları, coğrafyayı sordu ve notlar aldı. O başlangıç anında neyin doğru, neyin yanlış olduğunu sordu. Hangi kaynaklarla başladığımızı, örgütlenmeyi, halkın moralini…”

İşte o Şeria Vadisi’nde şu anda bir etnik temizlik kampanyası yürütülüyor. Gaassan ardından 1936 ayaklanması üzerine yaptığı çalışmadan söz ederek, bunu FKÖ öncülüğündeki devrimle karşılaştırdı. Bu kez, dedi, halk dağılmış ve yerinden edilmiş durumda, topraklar işgal altında, üstelik Arap devletleri de devrime karşı komplo kuruyor -radikal bir fark. Kanafani, her zaman nasıl kurtuluruz sorusuyla uğraştı. Bu görevin ne denli zor olduğunu biliyordu, özellikle bugün hala karşı karşıya olduğumuz koşullar altında. Ama onun yaşamı, fikirleri, ilişkileri, üstlendiği roller, ısrar etmek üzerine düşünmenin ve her eylem ve her konum alışta üretebilmenin yollarını ortaya koyar. Benim bu yazıda göstermek istediğim şey, onun yaşamının daha az bilinen ve hatta çoğu zaman göz ardı edilen kesitlerinin, bir Filistinli ve bir devrimci olarak yaşamanın ne anlama geldiğine dair aslında ne kadar da çok şey açığa çıkardığı.

Çok Okunanlar

Exit mobile version