Diplomasi
Güney Kıbrıs’ta NATO tartışması
İran ve Hizbullah’ın misilleme saldırılarının Kıbrıs’taki İngiliz üslerini hedef alması üzerine Güney Kıbrıs’ın NATO üyeliği tartışması yeniden başladı.
Euractiv’de yer alan analize göre Lefkoşa’daki liderler, böyle bir adımın adanın Türkiye ile on yıllardır süren anlaşmazlığının çözülmesini gerektireceğini belirterek şüpheci yaklaşmaya devam ediyor.
Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis, koşullar elverirse Lefkoşa’nın NATO’ya katılmak için derhal başvuruda bulunacağını söyledikten sonra, bu soru geçen hafta yeniden gündeme geldi.
Fakat Hristodulidis, uzun süredir NATO üyesi olan Türkiye’nin Kıbrıs’ın üyeliğini neredeyse kesin olarak engelleyeceğini kabul etti.
Ankara’nın veto hakkına atıfta bulunan Rum lider, “Türkiye’nin bilinen tutumunu göz önünde bulundurarak, siyasi koşullar nedeniyle bunu yapamayız,” dedi.
Güney Kıbrıs’ın ittifaka katılması fikri, bazı politika çevrelerinde yeniden ilgi görmeye başladı. Örneğin Avrupa Komisyonu eski Başkan Yardımcısı Margaritis Schinas, şu anın Kıbrıs’ın NATO üyeliği için “mükemmel bir siyasi fırsat” olduğunu ileri sürdü.
Yine de, çözülmemiş Kıbrıs sorunu en büyük engel olmaya devam ediyor. Bugün, Türkiye dışında hiçbir ülke Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanımazken, Ankara da Lefkoşa’daki Kıbrıs Rum hükümetini tanımıyor. On yıllardır süren anlaşmazlık, adanın jeopolitik konumunu karmaşıklaştırmaya devam ediyor.
“NATO öncelikli değil”
Kıbrıs Rum Demokratik Partisi (DIKO) milletvekili Chryses Pantelides, Kıbrıs’ın bunun yerine ABD dahil NATO ülkeleriyle mümkün olan en yakın ilişkileri kurması ve NATO’nun askeri standartlarına mümkün olduğunca uyum sağlaması gerektiğini savundu.
Pantelides, Euractiv’e verdiği demeçte, “Kıbrıs sorunu çözülmediği ve Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni resmi olarak küçümseme tutumunu sürdürdüğü sürece, Kıbrıs’ın NATO’ya üyeliğinin gerçekleşmeyeceği açık,” dedi ve NATO ile daha yakın ilişkilerin, üyelik olmasa bile ülkenin savunma kapasitesini güçlendireceğini ekledi.
ABD ile Kıbrıs arasındaki ilişkiler, Washington’un adanın yeniden birleşmesini teşvik etmek amacıyla 1987’de uyguladığı silah ambargosunu kısmen kaldırdığı 2020 yılından bu yana derinleşti.
Washington’un diplomatik çevrelerinde etkili olan Amerikan Yahudi Komitesi, bu hafta Orta Doğu’daki gelişmelerin ABD’yi ambargoyu kalıcı olarak kaldırmaya sevk etmesi gerektiğini savundu.
Fakat Türkiye, bölgedeki ABD çıkarlarını ilerletmek için önemli bir ortak olmaya devam ediyor.
Pantelides, “Türkiye’nin ABD için önemini ve değerini yitireceğine inanacak kadar naif değiliz,” dedi.
Kıbrıslı politikacıya göre, NATO üyeliği konusu ancak Kıbrıs sorunu çözüldükten sonra ciddi olarak değerlendirilebilir ve ancak o zaman Türkiye, Kıbrıs’la ilgili konularda veto hakkını kullanmayı bırakabilir.
Hristodulidis’in zor seçimi: Parlamento seçimleri yaklaşıyor
Kıbrıs ve NATO konusunda yeniden alevlenen tartışma, Hristodulidis için iç siyasi sonuçlar da doğuruyor.
Güney Kıbrıs’ta parlamento seçimleri mayıs ayında yapılacak ve cumhurbaşkanı şu anda iktidara tutunmaya çalışıyor.
Son anketler, yeni ve daha küçük partilerin parlamentoyu parçalamasına yol açabileceğini gösteriyor. Kıbrıs başkanlık sistemi ile yönetiliyor ve Hristodulidis bağımsız bir siyasetçi.
Ülkenin dış politika kararlarının alınmasında başrolü oynamaya devam edecek olsa da, kendisine muhalif partilerin çoğunlukta olduğu bir parlamento işleri karmaşıklaştırabilir.
Kıbrıs’ın sol partisi AKEL’in Yakınlaşma Bürosu başkanı Elias Demetriou, “Hristodulidis, Avrupa’nın desteğini ve NATO’ya olası üyeliği dış politikasının bir başarısı olarak sunarak, mevcut durumdan siyasi olarak yararlanmaya çalışıyor,” dedi.
Demetriou, Hristodulidis’in “kendisini destekleyen partilerin bir sonraki parlamentoda dengeleyici rolünü kaybedeceğini” gördüğü için, parlamentoda ortaya çıkan güç dengesi lehine avantaj elde etmek amacıyla muhafazakar seçmenlere hitap etmeye çalıştığını söyledi.
Hristodulidis geçtiğimiz günlerde hükümetinin parlamento seçimlerine müdahale etmeyeceğini vurguladı.
NATO ile ilgili olarak ise, koşullar elverirse ülkenin bu yönde ilerlemeye hazır olması için askeri, operasyonel ve idari düzeylerde hazırlıkların sürdüğünü söyledi.
İngiliz üslerine karşı kampanya
Declassified’daki habere göre güneyi savaş alanı haline getirebilecek İngiliz üslerine karşı sesler de yükseliyor.
Akrotiri’deki Kraliyet Hava Kuvvetleri üssüne yapılan misillemelerin ardından, İngiltere’deki tartışmalar havaalanının neden daha iyi korunmadığına odaklandı.
Fakat Kıbrıs’ta öfke, İngiltere’nin neden hâlâ orada askeri üsleri olduğu üzerine yoğunlaşıyor.
Örneğin AKEL’in milletvekili adaylarından ve üslere karşı faaliyet yürüten Melanie Steliou, ilk saldırının ardından, “Dün gece hiç uyuyamadık. Oğlum bugün okula gitmedi çünkü okul üssün yanında. Doğal olarak olanlardan korkuyorum, sinirliyim ve kızgınım… Keir Starmer’a Kıbrıs’ı zor durumda bıraktığı için kızgınım,” diyordu.
Bazı İngiliz personel Akrotiri’den tahliye edilirken, yerel Kıbrıslıların gidecek başka yerleri olmadığını hatırlatan Steliou, “Bu, sömürgeci zihniyetin mide bulandırıcı bir örneği. Üs, en başından beri orada olmamalıydı,” ifadelerini kullandı.
Steliou, bu mayıs ayında Güney Kıbrıs’ta yapılacak parlamento seçimlerine aday. Şu anda parlamentodaki 56 sandalyenin 15’ine sahip olan ve İngiliz üslerinin kaldırılmasını isteyen ana muhalefet partisi AKEL tarafından organize edilen sol kanat listesinde yer alıyor.
Seçilirse, Steliou, Kıbrıs’ın en güneyindeki yarımadada bulunan RAF Akrotiri’nin yanındaki kıyı seçim bölgesi Limasol’un milletvekili olacak.
Hava üssünün çevresindeki tuz gölü, vahşi yaşam merkezi, çiftlikler ve plaj barları da dahil olmak üzere kilometrelerce uzunluğundaki arazi İngiltere tarafından işgal edilmiş durumda ve seçim bölgesinin neredeyse tamamını çevreliyor.
İngiltere burayı “egemen üs bölgesi” olarak nitelendiriyor ve adanın doğusunda, gece hayatının merkezi Ayia Napa yakınlarındaki Dikelya’da bir başka üssü daha bulunuyor.
Bu iki üs, toplam 98 mil kare ile Kıbrıs’ın yüzde üçünü kaplıyor. İngiltere, 1960 yılında Akdeniz adasının geri kalanına bağımsızlık verdiğinde, bu bölgenin tamamen dekolonizasyonunu reddetmişti.