Dünya Basını

İktisatçı Diesen: ABD’nin İran’dan tek taraflı taviz talepleri çözüm sürecini tıkıyor

Yayınlanma

İktisatçı ve siyaset bilimci Profesör Glenn Diesen, Cenevre’de yürütülen ABD-İran nükleer müzakerelerini ve Washington yönetiminin küresel dış politika stratejilerini değerlendirdi. Diesen, İsrail’in talepleri doğrultusunda şekillenen Amerikan diplomasisinin bölgeyi istikrarsızlığa sürüklediğini belirterek, Ukrayna konusunda da tarafların temel güvenlik endişelerinin karşılanmamasının barış umutlarını zayıflattığını kaydetti.

Amerikalı eski yargıç ve siyasi yorumcu Andrew Napolitano’nun sunduğu programa katılan Norveçli iktisatçı ve uluslararası ilişkiler uzmanı Profesör Glenn Diesen, küresel diplomasi gündemini sarsan gelişmelere ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.

İlan edilmemiş savaşların sıradanlaştığı ve hükümetlerin önleyici savaş adı altında güç kullanımını meşrulaştırdığı yönündeki eleştirel girişin ardından söz alan Diesen, özellikle Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İran arasında yürütülen nükleer müzakerelerin arka planını inceledi.

Napolitano’nun, tarafların nükleer zenginleştirme konularında uzlaşıya yaklaştığına dair açıklamaları hatırlatarak İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun sürece sürekli yeni talepler eklemesini sorması üzerine Diesen, Washington yönetiminin mevcut stratejisinin sınırlarına dikkat çekti.

ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ın fiilen karşılayamayacağı taleplerde bulunarak kendi hareket alanını daralttığını belirten Diesen, “Eğer bu durumdan çıkmak istiyorlarsa yapabilecekleri en iyi şey Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) çizgisine yakın yapıyı yeniden canlandırmaktır” dedi.

İsrail yönetimi İran’ın silahsızlanmasını istiyor

İran’ın nükleer silah geliştirmediğini şeffaf şekilde kanıtlamaya ve geçmişte olduğu gibi bugün de benzer denetim mekanizmalarını kabul etmeye hazır göründüğünü ifade eden Diesen, sürecin genellikle İsrail ve dolayısıyla ABD tarafından masaya getirilen ek talepler nedeniyle tıkandığını vurguladı.

Diesen, “İsrail ve ABD, İran’ın aynı zamanda silahsızlanmasını, yani balistik füzelerinden kurtulmasını veya en azından stoklarını azaltmasını istiyor. İnsansız hava aracı kapasitesinin düşürülmesini ve İran’ın bölgesel ortaklıklarından veya ittifaklarından kopmasını talep ediyorlar. Başka deyişle, Tahran yönetiminden kendisini tamamen savunmasız bırakmasını ve gelecekte İsrail ile ABD’nin kendisini yok etmemesini ummasını bekliyorlar. Bu nedenle caydırıcılığından vazgeçmesi mümkün değil. Birini caydırıcılığından vazgeçmeye zorlayarak tehdit etmenin temel sorunu budur; bu durum karşı tarafı sadece o güce ihtiyaç duyduklarına ikna eder” diye konuştu.

Trump’ın müzakereleri yalnızca nükleer çerçeveye çekebilmesi halinde bir uzlaşı ihtimali doğabileceğini kaydeden Diesen, İsrail’in nihai hedefinin nükleer silahlardan ziyade İran’ın tamamen yenilgiye uğratılması olduğu için böyle senaryoyu kabul etmeyeceğine işaret etti.

Rejim değişikliği hedefi iç savaş riski taşıyor

İsrail’in temel stratejisinin İran’ı Lübnan ve Suriye’de olduğu gibi zayıf ve etkisiz parçalara bölmek olduğuna yönelik değerlendirmelere katılan Diesen, ABD’nin uyguladığı askeri baskı politikalarının doğuracağı sonuçlar konusunda uyarılarda bulundu.

Diplomatik müzakerelerin askeri tehdit altında yürütülmesinin olağandışı olduğunu vurgulayan Napolitano’nun, durumu “Savunma Bakanlığı eliyle yürütülen mafya taktikleri” olarak nitelendirmesi üzerine Diesen, masadaki risklerin büyüklüğüne dikkat çekti. İran’da hedeflenen olası rejim değişikliğinin ülkeyi birleştirebilecek alternatif yönetim eksikliği nedeniyle büyük kaosa yol açacağını belirtti.

Diesen, “46 veya 47 yıldır ülkede bulunmayan monarşi mensuplarını geri getirebilirsiniz ancak bunların hiçbir halk desteği yok. Farklı militan gruplarınız var, bazı demokrasi hareketleriniz var, ancak genel olarak rejim değişikliği yaşanırsa bunun muhtemel sonucu ülkenin bölünmesi, devasa iç savaş ve yüz binlerce ölü olacaktır. İstedikleri şey İran’ın yok edilmesidir” ifadelerini kullandı.

Diesen ayrıca, Washington yönetiminin Venezuela’da uygulanan yöntemleri İran’da tekrarlayabileceği yönündeki olası beklentilerin gerçeklikten uzak olduğunu sözlerine ekledi.

Cenevre’de dolaylı temaslar devam ediyor

Programda, İran Dışişleri Bakanının Cenevre’de yürütülen müzakerelere ilişkin yaptığı güncel açıklamalara da geniş yer verildi. Bakanın değerlendirmeleri, sürecin teknik boyutlarını ve Tahran’ın diplomatik pozisyonunu net şekilde ortaya koydu.

İranlı Bakanın kamuoyuyla paylaştığı açıklamalarda şu ifadeler yer aldı:

“Bugün (dün) Amerikan heyetiyle Cenevre’deki Umman büyükelçiliğinde dolaylı olarak müzakerelerin ikinci turunu gerçekleştirdik. İstişareler günün erken saatlerinde başlamıştı. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi Cenevre’ye geldi ve kendisiyle iyi teknik görüşmeler yaptık. Kendisi Amerikan heyetiyle de görüştü. Önceki tura kıyasla son derece ciddi ve derinlemesine tartışmalar yapıldığını, genel atmosferin belirgin şekilde daha yapıcı olduğunu söyleyebilirim.”

Görüşmelerde çeşitli fikirlerin masaya yatırıldığını ve kapsamlı yol gösterici ilkeler bütünü üzerinde sağlam uzlaşıya varıldığını aktaran İran Dışişleri Bakanı, sürecin hızlı anlaşma anlamına gelmese de en azından diplomatik trafiğin resmen başladığını kaydetti.

İran barışçıl nükleer haklarını savunuyor

İran’ın barışçıl nükleer enerji programından vazgeçmesinin mümkün olmadığını yineleyen Diesen, Tahran’ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nı (NPT) imzaladığını ve bu çerçevede sivil nükleer enerji hakkına sahip olduğunu hatırlattı.

Diesen, “İran’ın ekonomisinin bu şekilde baskı altına alınmasına izin verme ihtimali yok. Tahran’ın temel endişesi, herhangi barış anlaşmasının sadece İran’ı askeri kapasitesinden ve kendini savunma yeteneğinden mahrum bırakmayı, ekonomisini biraz daha zayıflatmayı amaçlamasıdır. Bu nedenle köşeye sıkıştıklarını ve savaşın daha iyi seçenek olabileceğini hissediyorlar” dedi.

Görüşmelerde sadece temel çerçevenin tartışıldığını ve ABD Donanmasının İran kıyılarına konuşlandırılmasının Washington açısından da sürdürülebilir olmadığını belirten Diesen, İran’ın tek taraflı tavizler yerine karşılıklı güvenlik endişelerine dayalı anlaşmada ısrar ettiğinin altını çizdi.

Tahran yönetiminden uluslararası hukuk vurgusu

İran Dışişleri Bakanının müzakereler sonrası yaptığı daha sert tondaki açıklamalara da atıfta bulunulan programda, İsrail’in bölgedeki eylemleri ve Batı dünyasının yaklaşımı eleştirildi.

Bakanın paylaşılan ikinci açıklamasında, “ABD ve bazı Avrupa ülkeleri, nükleer silah kapasitesi de dahil olmak üzere İsrail rejiminin uluslararası barış ve güvenliğe oluşturduğu tehditleri görmezden gelirken, İran’ın barışçıl nükleer programını tehdit olarak tasvir etmeye devam ediyorlar. İsrail rejimi, son seksen yıldır tam cezasızlık içinde en vahşi suçları işliyor” ifadeleri yer aldı.

Gazze’de 70 bin kişinin hayatını kaybettiğini ve İsrail’in son iki yılda yedi farklı ülkeye saldırdığını belirten İranlı yetkili, ABD’nin uyguladığı yaptırımların ve askeri güç kullanma tehditlerinin Birleşmiş Milletler Şartı’nın kuvvet kullanma yasağını düzenleyen 2. maddesinin 4. fıkrasının açık ihlali olduğunu vurguladı.

İsrail’in nükleer kapasitesi görmezden geliniyor

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde medya manipülasyonu ve savaşların tırmandırılması üzerine yapacağı konuşma öncesinde uluslararası hukuk normlarını değerlendiren Diesen, güç dengelerindeki eşitsizliğe dikkat çekti.

Diesen, “Uluslararası hukukta genellikle karşılıklı kısıtlamalardan bahsederiz. Her iki taraf da karşılıklılık ilkesi gereği dış politika esnekliklerinin kısmından feragat eder. Ancak son 30 yılı aşkın süredir tek kutuplu düzen yaşadık ve ülkeler kendilerini kısıtlamıyorlar. İranlılardan anlaşma istediğimizde, sadece onları tehdit edip istediğimizi elde edene kadar biraz bombalama fikrine alıştık. Ancak Tahran, artık bu dönemin bittiğini ve uluslararası hukuk fikrinin yeniden tesis edilmesini istediklerini söylüyor” diye konuştu.

İsrail’in nükleer silahlara sahip olmasına ve Batı’nın desteğiyle sivilleri hedef almasına göz yumulurken, NPT’ye taraf olan İran’ın sivil nükleer program yürütmesinin engellenmeye çalışılmasını çifte standart olarak nitelendiren Diesen, müzakerelerin ancak egemen eşitlik temelinde yürütülebileceğini kaydetti.

Soğuk Savaş döneminde rakiplerin meşru güvenlik endişelerinin dikkate alındığını ancak son otuz yılda bu diplomatik geleneğin terk edildiğini belirten Diesen, “Bugün politikacıların veya gazetecilerin meşru İran, Çin veya Rus güvenlik endişelerinden bahsettiğini hiç duymuyorum. Eğer rakiplerinizin güvenlik endişelerini tartışacak dürüst alan bulamıyorsanız, her çatışmanın çözümü savaş olmak zorundadır” ifadelerini kullandı.

Rubio’nun konuşması emperyalist tonlar içeriyor

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Münih Güvenlik Konferansında yaptığı konuşmayı da analiz eden Diesen, söz konusu hitabı hayatı boyunca üst düzey Amerikan yetkilisinden duyduğu en emperyalist konuşma olarak tanımladı.

Rubio’nun Avrupalıları ABD’nin yeni politikalarına ve imparatorluk uzantısı konumuna ikna etmeye çalıştığını belirten Diesen, “Esasen argümanı, Avrupalıların eskiden harika olduğu, 500 yıl boyunca dünya çapında genişleyen ve dünyaya hükmeden imparatorluklara sahip oldukları yönündeydi. Sömürgesizleşmeyi, Avrupa’yı büyüklüğünden çalan komünist komplo olarak tasvir etti” dedi.

ABD’nin sömürge imparatorluklarının dağıtılmasında bizzat rol oynadığını hatırlatan Diesen, Rubio’nun Batı’nın çöküşünü tersine çevirmek adına liberal demokratik değerleri teşvik etme iddialarından tamamen vazgeçerek çıplak güç birikimine odaklanılacağı mesajını verdiğini kaydetti.

Ukrayna görüşmelerinde stratejik tıkanıklık sürüyor

Programın son bölümünde, Cenevre’de gerçekleştirilen ancak sadece iki saat sürdükten sonra sona eren ABD, Rusya ve Ukrayna arasındaki üçlü müzakereler ele alındı.

Görüşmelerin somut sonuç doğurmayacağını öngördüğünü belirten Diesen, taraflar arasındaki asgari müştereklerin son derece yetersiz olduğunu vurguladı. Diesen sözlerini şöyle tamamladı:

“Avrupalıların, örneğin Rusya’nın NATO genişlemesinin masadan kaldırılmasını talep etmesini kabul edilemez bulduklarına dair haberler okudum. Ruslar, NATO’nun Ukrayna’ya genişlemeyeceğine dair yazılı garanti istiyorlar. Çünkü Sovyet döneminin sonunda Gorbaçov ile bunu hiçbir zaman alamadılar. Esasen 2008 taahhüdünün geri çekilmesini istiyorlar.”

Amerikalılar, Ukraynalılar ve Ruslar arasındaki temel problemlerden birinin de Donbas bölgesi olduğunu kaydeden Diesen, Ukrayna’nın elinde tuttuğu topraklardan çekilmek istemediğini, Rusya’nın ise NATO’dan alacağı garantilere güvenmeyerek söz konusu stratejik bölgeyi kendi kontrolünde tutmayı hayati güvenlik meselesi olarak gördüğünü belirtti.

Çok Okunanlar

Exit mobile version