Dünya Basını

İktisatçı Pettifor: Finansal sistem halkın ve gezegenin geleceğiyle kumar oynuyor

Yayınlanma

Ünlü iktisatçı Ann Pettifor, son kitabı The Global Casino ekseninde katıldığı yayında modern finansal mimarinin spekülatörler lehine kurgulanmış bir yapıya dönüştüğünü belirtti. Pettifor, emeklilik fonlarından iklim krizine kadar pek çok hayati meselenin Wall Street çıkarlarına kurban edildiğini vurgulayarak, devletlerin finans üzerindeki denetimini yeniden kurması gerektiğini ifade etti.

2008 finansal krizini önceden tahmin etmesiyle tanınan ve Yeşil Yeni Düzen’in (Green New Deal) mimarlarından olan iktisatçı Ann Pettifor, Pod Save the UK yayınına katılarak küresel finans sisteminin işleyişine dair değerlendirmelerde bulundu.

Yeni kitabı The Global Casino üzerinden finansal mimariyi analiz eden Pettifor, mevcut yapıyı dev bir kumarhaneye benzetti.

Pettifor, “İktisatçıların uluslararası finansal ve parasal sistem dediği yapının aslında bir inşa olduğunu insanların anlamasını istiyorum. Bunu bir kumarhane olarak hayal ediyorum çünkü içeride çok fazla kumar oynanıyor” diye konuştu.

Bu kumarhanenin içinde ülkeleri temsil eden küçük kabinler olduğunu belirten Pettifor, “İngiltere, Fransa, ABD, Çin, Güney Afrika gibi ülkeler bu kabinlerin içinde. Çin hariç tüm ülkelerin kapıları ardına kadar açık ve içeridekiler bir kumarhanenin içinde olduklarının pek farkında değil” ifadelerini kullandı.

Söz konusu yapının sadece yasal spekülatörleri değil, aynı zamanda mafya, terör örgütleri ve uyuşturucu kaçakçılarını da barındırdığını kaydeden Pettifor, bu aktörlerin ülke ekonomilerine hiçbir sürtünme yaşamadan girip çıkabildiğini vurguladı.

Pettifor, “Bu spekülatörler ve suçlular bize büyük zarar veriyor ancak sistem uzak bir kavram gibi göründüğü için bunun varlığından haberdar değiliz” dedi.

Emeklilik fonları BlackRock’ın elinde

Pettifor, sistemin en alarm verici yönlerinden birinin, finans elitlerinin kendi paralarıyla değil, halkın parasıyla kumar oynaması olduğunu belirtti.

Özellikle emeklilik fonlarının bu riskli yatırımların merkezinde yer aldığını ifade eden Pettifor, sürecin tarihsel gelişimine dikkat çekti.

Emeklilik sistemlerinin özelleştirilmesinin 1970’lerde Şili’de başladığını hatırlatan Pettifor, “Margaret Thatcher bunu duydu ve aynısını burada yapmalıyız diye düşündü. Ardından BlackRock gibi dev şirketler gelip emeklilik fonlarımızı topladı. ‘Bize bırakın, biz bunları yatırım araçlarında değerlendireceğiz’ dediler ve biz de kabul ettik. Şu an son derece savunmasız durumdayız” değerlendirmesinde bulundu.

Bu sistemin günlük yaşam üzerindeki etkilerinin yadsınamaz olduğunu vurgulayan Pettifor, “Bu sistem her gün okuyucuyu etkiliyor; emekliliğinizden yediğiniz yemeğin fiyatına kadar her şey bu yapının parçası. Kapıların açık olması, sermayenin ülkeye girip konut fiyatlarını şişirmesine ve insanları evsiz bırakmasına neden oluyor. Biz ise sistemi suçlamak yerine komşularımızı ya da arz-talep dengesini suçluyoruz” diye konuştu.

Haber dünyasının gündeminde olan Epstein dosyalarına da değinen Pettifor, bu hikayenin aslında finans sisteminin karanlık mimarisini ortaya koyduğunu belirtti.

Küreselleşmiş finans sisteminin demokratik denetimin ve hukukun erişemeyeceği bir alanda faaliyet gösterdiğini kaydeden Pettifor, eski İngiltere İş Dünyası Bakanı Peter Mandelson hakkındaki iddialara dikkat çekti.

Mandelson’ın, Avrupa Birliği’nin (AB) kurtarma paketleri hakkında Jeffrey Epstein’e önceden bilgi sızdırdığı yönündeki iddiaları değerlendiren Pettifor, “Bu bir Wall Street hikayesi, bir bankacı hikayesi. Kriz sonrası getirilen düzenlemelere saldırmak istediler” dedi.

2008 krizinin ardından milyonlarca insanın evini ve işini kaybettiğini hatırlatan Pettifor, sistemin düzenlenmesi amacıyla hazırlanan Dodd-Frank yasasının zamanla nasıl sulandırıldığını izlediklerini ifade etti.

Pettifor, “Bunun için Amerikalıları suçlayıp duruyordum ancak görünen o ki arkasında bir İngiliz varmış” yorumunu yaptı.

Nixon’ın 1971 kararı dönüm noktası oldu

Pettifor, mevcut finansal karmaşanın kökenlerinin 1971 yılında ABD Başkanı Richard Nixon döneminde atıldığını belirtti.

İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan Bretton Woods sisteminin terk edilmesinin ekonomi tarihindeki en kritik kırılmalardan biri olduğunu vurguladı.

Roosevelt döneminde Wall Street bankalarının Bretton Woods konferansına katılmasına izin verilmediğini hatırlatan Pettifor, 1945 ile 1971 arasındaki dönemin iktisatçılar tarafından “altın çağ” olarak adlandırıldığını söyledi.

Pettifor, Amerika’nın Vietnam Savaşı nedeniyle borçlanmaya başlamasıyla dengelerin bozulduğunu kaydetti.

Nixon’ın dünyaya danışmadan altın standardından vazgeçtiğini televizyonda duyurduğunu belirten Pettifor, “Borçlarını anlaşmaya varılan şekilde geri ödemediler. Bu aslında egemen bir temerrüttü (sovereign default). İktisatçılar nedense buna bu adı vermiyor ancak fakir ülkeler bunu yaptığında temerrüt olarak adlandırılıyor. Amerikalılar borç yükümlülüklerini yerine getirmediler ve sistemin dengesi o günden sonra bozulmaya başladı” ifadelerini kullandı.

Yapay zeka balonu 2008 öncesini anımsatıyor

Wall Street’in son yıllarda yapay zeka üzerine kurduğu spekülasyonları değerlendiren Pettifor, bu durumu patlamak üzere olan dev bir balona benzetti.

Elon Musk’ın sahibi olduğu şirketler arasındaki karmaşık para trafiğine dikkat çeken Pettifor, SpaceX’in xAI’yi satın alma girişimini ve Tesla’nın bu süreçteki rolünü örnek gösterdi.

Pettifor, “Musk şirketlerini birleştirerek aslında Twitter’da (X) biriken açığı kapatmaya çalışıyor. Yapay zeka hakkında bugün yaşananlar tam bir çılgınlık. Büyük teknoloji platformları elimizdeki verileri ticarileştirerek devasa kârlar elde etti ancak şimdi yapay zeka gibi var olmayan bir varlığa o kadar çok yatırım yaptılar ki nakitleri tükendi” dedi.

Yapay zeka gelişiminin devasa veri merkezlerine ihtiyaç duyduğunu ve bunun büyük enerji tüketimine yol açtığını belirten Pettifor, “Musk veri merkezini aya kurmaktan bahsediyor, bu tam bir delilik. Yapay zeka balonunun ne zaman patlayacağını tahmin etmek zor ancak patlayacağı kesin. Tıpkı 2005-2008 döneminde olduğu gibi, hiç beklenmedik bir yerden gelen bir tetikleyiciyle her şey altüst olabilir” uyarısında bulundu.

ABD Merkez Bankası elitleri kurtarıyor

Finans sistemindeki aktörlerin her zaman kamu kurumları tarafından destekleneceklerine dair bir güvenle hareket ettiklerini belirten Pettifor, ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell’ın tutumunu eleştirdi.

Pettifor, “Powell, ‘onları kurtarmak için gereken her şeye sahibiz’ diyor. Eğer bir merkez bankası sadece zengin elitleri ve büyük oyuncuları kurtarmak için varsa, halk buna öfkelenir. İnsanlar makroekonomiden anlamıyor diye düşünüyoruz ama yanılıyoruz; neler olup bittiğini gayet iyi görüyorlar ve çok kızgınlar” diye konuştu.

Bu öfkenin otoriter liderlere olan ilgiyi artırdığını savunan Pettifor, Donald Trump gibi isimlerin halkın bu kızgınlığını kullandığını belirtti.

Trump’ın Davos’ta bankacılara hitaben kredi kartı faizlerine sınır getirilmesi gerektiğini söylemesini örnek gösteren Pettifor, “Trump burada tabanını unutmadığını gösteriyor. Wall Street’e veya Elon Musk’a dokunmayacak olsa da arada sırada böyle mesajlar vererek kitlesini elinde tutuyor” değerlendirmesini yaptı.

İklim krizi sigorta sektörünü tehdit ediyor

Finans sistemini tehdit eden en büyük risklerden birinin iklim değişikliği olduğunu ifade eden Pettifor, sigorta sektörünün bu yükü taşıyamaz hale geldiğini belirtti.

İngiltere kıyılarındaki Thorpeness gibi köylerin fırtınalar nedeniyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu hatırlattı.

Pettifor, “Deniz seviyeleri yükseliyor ve bu mülkler değer kaybediyor. Sigorta şirketleri kıyı bölgelerindeki evleri sigortalamaktan çekilmeye başladığında, ipotek (mortgage) şirketleri de geri çekilmek zorunda kalacak çünkü sigortasız ipotek alamazsınız. Bu, üzerimize doğru gelen büyük bir felaket” dedi.

Siyasetçilerin iklim kriziyle mücadele için “para yok” argümanını kullanmalarına sert tepki gösteren Pettifor, “Finansal kriz çıktığında ya da Kovid-19 salgını başladığında bir anda para bulundu. O parayı kim aldı? Gücü elinde bulunduran zenginler aldı. Para sistemimiz aslında medeniyetin büyük bir ilerlemesidir ve onu iklim için de kullanabiliriz. Ancak şu an İngiltere Merkez Bankası halk için değil, özel sermaye piyasaları ve alacaklılar için çalışıyor” ifadelerini kullandı.

İçinde bulunulan çoklu krizlerden çıkış için siyasi cesaretin şart olduğunu vurgulayan Pettifor, 1933 yılında Franklin D. Roosevelt’in sergilediği tutumun örnek alınması gerektiğini belirtti.

Pettifor, “Roosevelt küresel finansal kriz, kaos ve savaş tehdidi ortamında ayağa kalktı ve ‘altın standardı sistemini yıkacağım’ dedi.

Hükümeti Wall Street’ten alıp Washington’daki ofisine taşıdı. Bugün de hükümeti Londra’daki finans merkezinden (City of London) alıp Whitehall’daki ofisine taşıyacak bir siyasetçiye ihtiyacımız var” diye konuştu.

İngiltere Merkez Bankası’nın 1945 yılında devletleştirildiğini hatırlatan Pettifor, “Bu sizin bankanız, Elon Musk’ın değil. Bankanıza ne yapması gerektiğini söyleyebilirsiniz. Siyasetçilerin çaresizmiş gibi davranması üzücü. Daha önce yaptık, yine yapabiliriz” diyerek sözlerini tamamladı.

Çok Okunanlar

Exit mobile version