Ortadoğu
İran ekonomisinin zor sınavı
Aşağıda çevirisini okuyacağınız makale, Trump’ın İran’a uygulamaya başladığı maksimum baskı politikası sonrası krize giren ancak direnmeye devam eden İran ekonomisinin önündeki yeni zorluklara odaklanıyor:
***
İran’ın bugüne kadar direnen ekonomisi şimdi nihai sınavla karşı karşıya
2024 yılında ekonomik yavaşlama görülebilir ve ABD ve İsrail ile yaşanan gerilimler büyük riskleri beraberinde getiriyor.
Djavad Salehi-Isfahani
ABD’nin uyguladığı altı yıllık “maksimum baskısının” ardından İran ekonomisi, Trump’ın 2018’de nükleer anlaşmasından (KOEP olarak da biliniyor) aceleyle çekilmesini de motive eden karamsar ekonomik çöküş tahminlerine meydan okumaya devam ediyor. Biden yönetiminin 2021’den bu yana aynı politikayı sürdürmesi de benzer şekilde, İran ekonomisi ne kadar zayıf olursa Tahran’ın Washington’un iradesine boyun eğme olasılığının o kadar artacağı mantığına dayanıyor.
Ekonominin direncini, İran mali yılının ilk dokuz ayında (21 Mart-20 Aralık 2023) GSYİH’nin yıllık %6,7 oranında büyüdüğü ve Dünya Bankası ve IMF tahminlerini yaklaşık % 4 aşan bir büyüme oranıyla yılı iki ayda bitirmesinin çok muhtemel olduğu gerçeği kanıtlıyor.
Ancak, yaşam standartlarında on yıldan fazla bir süredir devam eden düşüşün ardından, sıradan İranlıların aradığı şey direnç değil. Trump’ın 2018’de yaptırımları yeniden uygulamaya koymasının bir sonucu olarak İran’ın ekonomik büyümesi, KOEP’nin ABD yaptırımlarını hafiflettiği 2016-2017 döneminde yıllık %9,5 olan pozitif büyüme oranından 2018-2019 döneminde yıllık negatif %4,1’e düşerek yüzde 13,6 puan geriledi.
2020’den bu yana artan petrol gelirlerinin de yardımıyla ekonomi biraz toparlandı ve yavaş da olsa yılda yaklaşık %4 oranında istikrarlı bir şekilde büyüdü. Kovid-19 pandemisinin çoğunlukla istihdam üzerinde yarattığı hasar bile onarıldı ve istihdam şu anda pandemi öncesi seviyesine geri döndü. Ancak İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşı devam ederken, ABD ile yaşanan gerilimler ve vekalet savaşları bu kırılgan kazanımların tersine dönme riskini ortaya çıkarabilir.
Kusurlu iyileşme
Bu mütevazı büyüme, sıradan İranlılar arasında ekonomiden duyulan derin memnuniyetsizliği azaltmaya yetmedi. Yaşam standartları henüz Trump öncesi seviyesine ulaşmadı ve enflasyon çok yüksek seyretmeye devam ediyor. 2022’de kişi başına düşen reel hane halkı harcamaları 2017 seviyesinin %7,7 gerisinde ve İranlıların 2011’de yaptırımların sıkılaştırılmasından önce yirmi yıldır artan reel tüketime dayanarak şu anda olmasını bekledikleri seviyenin çok altındaydı.
Enflasyon halkın hoşnutsuzluğunun daha da büyük bir kaynağı. İran toplumuna özgü olmayan nedenlerden ötürü, insanlar reel gelirlerden ziyade artan fiyatlarla daha fazla ilgileniyor. Gelirleri enflasyona ayak uyduruyor olsa bile artan fiyatlardan mutsuzlar.
2018’de petrol ihracatından beklentilerin düşük olması nedeniyle riyal kısa sürede değerinin üçte ikisini kaybetti ve bu da fiyatların yükselmesine neden oldu. Enflasyon 2017’de %8,1 iken 2018’de %26,7’ye yükseldi ve o zamandan beri %30’un üzerinde seyrediyor. İran’da yeni Merkez Bankası Başkanı yılın başından bu yana enflasyonu %30’un altına düşürmeye çalışıyor ki bu çok mütevazı bir hedef ancak şu ana kadar bunu başarabilmiş değil. Sıkılaştırılmış kredi ve mali kemer sıkma politikalarına rağmen geçen ay enflasyon yıllık %36,5 seviyesindeydi ve bu durum durgun emlak piyasasında da kendini gösterdi.
Bu karışık tablo, muhafazakârların 1 Mart parlamento seçimlerinde seçmenlere sundukları ve Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin Haziran 2025’te yeniden seçilmek için aday olduğunda savunacağı sicil. Bu sıradan bir yeniden seçim değil çünkü Reisi yönetimini İslam Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana ilk “devrimci hükümet” olarak gören muhafazakârlar, ekonomik refah vaatlerini yerine getirmeyi umuyor. Seçmenleri, nükleer anlaşmadan vazgeçme ve Doğu’ya (Çin ve Rusya’ya) yönelme stratejilerinin, Batı yanlısı ve “neo-liberal” olarak gördükleri reformist cumhurbaşkanları Muhammed Hatemi (1997-2005) ve Hasan Ruhani’nin (2013-2021) sicilinden daha iyi olabileceğine ikna etmeleri gerekiyor.
Hem Hatemi hem de Ruhani ikinci dönemlerinde daha büyük farklarla yeniden seçildiler. Cumhurbaşkanı Reisi’nin 2025’te de aynı başarıyı gösterebilmesi için geçen yılki güçlü büyüme oranının 2024’te de devam etmesi gerekiyor. Geçen Kasım ayında da belirttiğim gibi, İranlı muhafazakârların İsrail-Hamas çatışmasının içine çekilmek istememelerinin önemli bir nedeni de bu zorluğun üstesinden gelebilmek.
Ufuktaki kara bulutlar ekonomik toparlanmayı tehdit ediyor
Ekonomilerin dipten dönerken daha hızlı büyüdüğü gerçeği göz önüne alındığında 2024 yılında büyümenin yavaşlaması bekleniyor. Buna ek olarak, bölgede artan gerilimler büyüme beklentilerini kötüleştiriyor. İran bu sürecin dışında kalma niyetinde olabilir ancak kırılgan toparlanmasını genişleyen bir bölgesel çatışmadan korumak giderek zorlaşabilir. İran’ın Yemen, Irak, Suriye ve Lübnan’daki “direniş cephesi”ndeki müttefikleri ABD ve İsrail güçlerine meydan okuyor. İran bu çatışmaların dışında kalsa bile, Washington’un İran’ın petrol ihracatını kısıtlamak ve daha önce dondurulan fonlarına erişimini engellemek için daha fazla çaba sarf edeceğinden, bu çatışmaların İran’ın toparlanması üzerinde olumsuz bir etki yaratması kaçınılmaz.
Bu ay İran, bir ay önce Kirman’da 100’den fazla kişinin ölümüne neden olan bir terör saldırısının intikamını almak için Irak ve Pakistan’da iki yeri bombalayarak bu ülkeleri kızdırdı. Halihazırda çatışma halinde olduğu iki nükleer güce (ABD ve İsrail) üçüncü bir nükleer gücün eklenmesi, İran’ın askeri kararlılığını gösterebilir ancak aynı zamanda çatışma riskini de artırabilir.
Artan gerilim, aylardır istikrarlı bir seyir izleyen riyalin serbest piyasadaki değerinin son iki haftada yüzde 10 oranında değer kaybetmesine neden oldu. Eğer riyalin değer kaybı sürerse enflasyonu yüzde 30’un altına çekme görevi önümüzdeki aylarda çok daha zorlaşacak.
İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunu artırmasını engellemek ve ABD’li tutukluların serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla Biden’ın seçilmesinden bu yana petrol yaptırımlarının daha gevşek uygulanması, Tahran’ın daha fazla petrol satmasına olanak sağladı. Daha fazla petrol geliri İran’ın ekonomik toparlanmasındaki en büyük etken oldu. İran İstatistik Merkezi’ne göre son üç yılda petrol ve gaz sektörünün katma değeri GSYİH’nin üç katı hızında büyüdü. Dolayısıyla Washington İran’ın petrol ihracatını daha agresif bir şekilde denetlemeye karar verirse büyüme zarar görecektir.
Son olarak, uzun vadede, ABD yaptırımlarının mali bileşenleri, İran’ın petrol dışı ihracatını artırarak aşırı devalüasyonlardan faydalanmasını engellemektedir. Devalüasyonlar, ihracat pazarlarındaki vasıfsız İranlı işgücünün maliyetini günde yaklaşık 10 dolara, yani Çin’deki ortalama vasıfsız ücretin yarısına düşürdü. Devalüasyonlar İran’ın kendi ürünlerini ithalatla ikame etmesine yardımcı oldu, ancak özellikle de enflasyonla mücadele için bastırılan iç taleple birlikte bu ikamenin sınırları var. Petrol ihracatı kaybından sonra ekonominin tam anlamıyla toparlanabilmesi için daha fazla imalat ve hizmet ihracatı yapılması gerekiyor ki bu da mali yaptırımlar nedeniyle maliyetli ve zor.
Yaptırımlardan kaçmak mı?
İran’ın son dönemde elde ettiği diplomatik başarılar izolasyonunu azaltmış olsa da kısa vadede ekonomik büyümeye dönüşmeyecektir. İran 2023’te Çin’in yardımıyla Basra Körfezi’ndeki komşularıyla bozulan diplomatik ilişkilerini onardı; yükselen bağlantısız küresel oyuncuları içeren BRICS’e girdi ve en azından bir gözlemciye göre “oyunun kurallarını değiştiren” Şangay İşbirliği Örgütü’ne katıldı. Bu gelişmeler uzun vadede İran’ın ABD yaptırımlarına direnme kabiliyeti açısından iyiye işaret olsa da kısa vadede daha fazla yatırıma ve ekonomik büyümeye dönüşmeleri pek olası değil.
Bu başarıların şimdiye kadar sağladığı şey, İranlı muhafazakârların, ABD baskısına direnme stratejilerinin, tıpkı Batı’nın İslam Cumhuriyeti’ni izole etmeye çalıştığında olduğu gibi, İslam Cumhuriyeti’nin küresel itibarını yükselttiğine ikna etmek oldu. Gelişmekte olan çok kutuplu dünyayı, tek taraflı yaptırımların etkisini yitirdiği ve İran’ın yeni bulduğu jeopolitik sermayesini ekonomik büyümeye dönüştürmesine olanak tanıyan bir dünya olarak görüyorlar.
Ortadoğu
Reuters: Suriye hükümeti yetkilileri ile Hizbullah Türkiye’de gizli görüşmeler yaptı

Suriye hükümeti temsilcileri ile Lübnan Hizbullahı’nın, aralarındaki gerilimi azaltmak amacıyla Türkiye’de yüz yüze görüşmeler yaptığı iddia edildi. Suriye iddiaları reddetti.
Reuters’a konuşan ve görüşme hakkında bilgi sahibi altı kaynak, bunun uzun süredir karşı karşıya olan taraflar arasında bilinen ilk toplantı olduğunu söyledi.
İki Suriyeli yetkili, bir ABD’li yetkili ve Hizbullah’a yakın üst düzey bir Lübnanlı güvenlik kaynağının da aralarında bulunduğu altı kaynak, Suriye yetkilileri ile Hizbullah yetkililerinin geçen ay en az bir kez gizlice bir araya geldiğini belirtti.
Esad’ın 2024’ün sonlarında devrilmesinin ardından Suriye’nin yeni hükümeti ile Hizbullah arasındaki gerilim artmıştı. Şam yönetimi, grubu Suriye üzerinden İran’a silah transfer etmekle suçlarken, ABD de Suriye ordusuna Hizbullah’la savaşmak üzere Lübnan’a asker göndermesi için baskı yapıyor.
Altı kaynağa göre geçen ayki görüşmeye Hizbullah temsilcileri ile Suriye istihbaratı ve dışişleri bakanlığından yetkililer katıldı. Toplantı, gerilimi düşürme amacıyla Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının daveti üzerine gerçekleştirildi.
Kaynakların tamamı, daha önce kamuoyuna yansımayan hassas görüşmeyi anlatabilmek için isimlerinin açıklanmaması koşuluyla konuştu.
Suriye Dışişleri Bakanlığı, Türkiye Dışişleri ve Savunma bakanlıkları ile ABD Dışişleri Bakanlığı, Reuters’ın toplantıyla ilgili sorularına hemen yanıt vermedi. Hizbullah’ın medya ofisi ise yorum yapmayı reddetti.
Kaynaklara göre taraflar karşılıklı güvenlik kaygılarını görüştü
ABD’li yetkili, Suriyeli yetkililer ve Lübnanlı kaynak, görüşmenin iki taraf arasındaki gerilim başlıklarını çözmeye odaklandığını ve olumlu geçtiğini söyledi.
Suriyeli yetkililerden biri, iki tarafın birbirine karşı düşmanlık beslemediği konusunda mutabık kaldığını ve Suriye’nin Hizbullah’a, grubun silahsızlandırılması amacıyla Lübnan’a askeri müdahalede bulunmayacağı güvencesini verdiğini aktardı.
Buna karşılık Suriyeli yetkililer, Hizbullah’tan sınır ötesi kaçakçılık girişimlerinin durdurulmasına yardımcı olmasını ve özellikle Suriye’nin güneyinde kalan uyuyan hücrelerini dağıtmasını istedi.
Suriye, salı günü ülkenin güneyinde roket fırlatmaya hazırlanan bir Hizbullah hücresinin yakalandığını açıklamıştı. Hizbullah ise çarşamba günü olaya karıştığını reddederek, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik ya da askeri faaliyete dahil değiliz,” açıklamasını yaptı.
Görüşme ve sonuçları hakkında doğrudan bilgi sahibi Lübnanlı kaynak iki tarafın “güvenlik meselelerinde büyük ilerleme kaydettiğini” belirtti.
Kaynak, Hizbullah’ın Lübnan içinde Suriye kaynaklı olası bir saldırıya ilişkin endişelerine atıfta bulunarak, “Hizbullah kendi cephesini güvence altına almak istiyor,” dedi.
Hem Suriyeli yetkili hem de Lübnanlı kaynak, nihai bir anlaşmaya varılmadığını ve herhangi bir açıklama yapılmasının planlanmadığını söyledi.
Lübnanlı kaynak, iki taraf arasında Türkiye aracılığıyla temasların yaklaşık iki ay önce başladığını da Reuters’a aktardı.
Suriye hükümeti enformasyon bakanlığına bağlı X hesabı böyle bir görüşme olduğu yönündeki iddiaları reddetti.
Toplantı için Türkiye bastırdı, İran yer almadı
Hem Hizbullah hem de Suriye hükümeti, daha önce birbirleriyle görüşmeye açık olduklarının sinyalini vermişti.
Temmuz ayında Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, Şam’ın Hizbullah’la görüşmeye açık olduğunu söylemişti. Bir ay sonra Hizbullah lideri Naim Kasım da televizyonda yaptığı konuşmada grubun Suriye yönetimiyle görüşmeye itirazı olmadığını belirtmişti.
Üç kaynak, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara’nın önemli müttefiklerinden olan Türkiye’nin, bu çabalara doğrudan dahil olmak istediği için toplantının yapılması yönünde bastırdığını söyledi.
Ancak toplantılarda İran yer almadı.
Lübnanlı güvenlik kaynağına göre ise Hizbullah, İran’ın bilgisi dahilinde toplantıya katıldı. Ancak Tahran’ın, doğrudan görüşmelerde yer almamasından ve Şara’nın şimdilik İran’la doğrudan ilişki kurulması fikrini geri çevirmesinden rahatsız olduğu iddia edildi.
Kaynağa göre nihai anlaşmaya varılamamasının ve toplantıyla ilgili herhangi bir açıklama yapılmamasının temel nedeni de bu rahatsızlıktı.
İran’ın Cenevre’deki daimi temsilciliğinden konuya ilişkin hemen bir açıklama gelmedi.
Ortadoğu
FlyDubai uçağında kokpit krizi: İsrail saldırı ihtimalini inceliyor

Dubai’den Tel Aviv’e giden ve yaklaşık 150 İsrailli yolcuyu taşıyan FlyDubai uçağı, kokpitte çıkan kavga ve ani irtifa kaybının ardından Suudi Arabistan’a indi. Uçaktan kaçırma kodu iletilmesi üzerine İsrail Hava Kuvvetleri alarma geçerken, Tel Aviv yönetimi olayın saldırı girişimi olma ihtimalini incelemeye aldı.
Dubai’den Tel Aviv’e giden FlyDubai yolcu uçağında kokpitte çıkan arbede ve ani irtifa kaybı üzerine acil durum ilan edildi.
İsrailli makamlar, uçağın Suudi Arabistan’a zorunlu iniş yaptığı hadiseyi olası bir saldırı girişimi veya intihar teşebbüsü ihtimaliyle incelemeye aldı.
FlyDubai’ye ait FZ1073 sefer sayılı Boeing 737 MAX tipi uçak, 30 Eylül’de İsrail hava sahasına yaklaştığı sırada rotasını değiştirerek Suudi Arabistan’ın kuzeybatısında yer alan Tebük Havalimanı’na teker koydu.
Yaklaşık 150 İsrailli yolcunun yer aldığı uçuşta bir “hadise” yaşandığını doğrulayan havayolu şirketi, tüm yolcuların güvende olduğunu duyurdu.
Uçuş takip platformu Flightradar24 verilerine göre, seyir halindeki uçak kısa süre içinde yaklaşık 33-34 bin feet seviyesinden 14-16 bin feet irtifaya kadar sert bir düşüş yaşadı.
Uçaktan ilk olarak 7700 genel acil durum kodunun, hemen ardından ise kısa süreliğine “yasa dışı müdahale veya olası uçak kaçırma” anlamına gelen 7500 kodunun gönderildiği tespit edildi. Bu sinyal üzerine İsrail Hava Kuvvetleri teyakkuza geçti.
İsrail basınında yer alan iddialarda, Umman vatandaşı yardımcı pilotun uçuş sırasında kaptana saldırarak kumandayı ele geçirmeye çalıştığı öne sürüldü.
Ynet ve Reuters’a değerlendirmede bulunan İsrailli yetkililer, soruşturmanın sürdüğünü belirtmekle birlikte ilk tespitler ışığında olayın “terör saldırısı girişimi” ya da bir intihar eylemi olma ihtimali üzerinde durulduğunu aktardı.
Uçaktaki bazı yolcuların kokpite girerek saldırgan olduğu ileri sürülen personele müdahale ettiği ve bu kişiyi etkisiz kıldığı iddia edildi.
Sosyal medyaya yansıyan ve henüz bağımsız kaynaklarca doğrulanmayan paylaşımlarda, kabinde panik yaşandığı ve zeminde kan izlerinin yer aldığı öne sürüldü. Tebük Havalimanı yetkilileri ise uçağın kaptanı ile yardımcı pilotunun yaralı halde hastaneye kaldırıldığını açıkladı.
Gelişmenin ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu güvenlik yetkilileriyle olağanüstü bir değerlendirme toplantısı yaptı. Başbakanlık Ofisi durumun kontrol altında olduğunu ve yolcuların tahliyesi için temasların sürdüğünü açıkladı.
Muhalefet lideri Yair Lapid’e de süreç hakkında bilgilendirme yapıldı.
Yaklaşan seçimler öncesinde dün hasım aktörlerin saldırı hazırlığında olabileceğini savunan Netanyahu’nun aksine, İsrail güvenlik kaynakları seçim sürecine dönük somut bir istihbarat olmadığını dile getirmişti.
Yaşanan hadise Tel Aviv’de siyasi tepkilere de yol açtı. İsrail Ulaştırma Bakanı Miri Regev, FlyDubai şirketinin İsrail uçuşlarının durdurulmasını talep etti.
The Times of Israel’ın aktardığına göre Regev, İsrail Sivil Havacılık Dairesinden Birleşik Arap Emirlikleri ile yapılan havacılık anlaşmasının şartlarını denetlemesini istedi.
Anlaşmanın, İsrail’e uçan personelin Tel Aviv ile diplomatik bağı olan ülke pasaportlarını taşımasını şart koştuğu ileri sürülüyor.
Suudi Arabistan ile İsrail arasında resmi diplomatik temas kurulmamış olsa da Riyad yönetimi, acil durumlarda hava sahasını İsrail bağlantılı seferlere açıyor.
Hadiseye ilişkin FlyDubai bünyesinde inceleme başlatılırken, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman makamları henüz ayrıntılı bir açıklama yayımlamadı.
Ortadoğu
Suudi Arabistan, yapay zeka fabrikaları için 14 GW’lık kaynak ayırdı

Suudi Arabistan, entegre bir yapay zeka ekosistemi oluşturmak için bol enerji kaynaklarına ve genişleyen dijital altyapıya güveniyor.
Şark’ül Evsat’ın haberine göre Riyad, HUMAIN’in “AI fabrikaları” olarak adlandırdığı yapıları desteklemek üzere yaklaşık 14 gigawattlık elektrik kapasitesi ayırıyor.
Bu adım, enerji, çip ve veri merkezlerinin kullanılabilirliği üzerindeki kısıtlamaların artmasıyla birlikte, şirketlerin ve ülkelerin gelişmiş modelleri eğitmek ve işletmek için gereken hesaplama kapasitesini güvence altına almak üzere yarıştığı bir dönemde atılıyor.
HUMAIN CEO’su Tareq Amin, Krallığın böyle bir ekosistem kurmak için gerekli kaynaklara sahip olduğunu belirterek, şirketin yalnızca hesaplama kapasitesi ve altyapı sağlamaya değil, aynı zamanda yazılım ve sistemleri şirket içinde geliştirmeye de odaklandığını açıkladı.
Bu, enerji ve veri merkezlerinden modellere ve uygulamalara uzanan entegre bir zincir oluşturmasına olanak tanıyacak.
Riyad’da düzenlenen Servcorp’un ilk ekonomi forumunda konuşan Amin, enerji sektöründeki önceki deneyiminin, gelişmiş bilgi işlem kapasitesini güvence altına almada karşılaşılan zorlukların boyutunu erkenden kavramasına olanak tanıdığını söyledi.
Grafik işlem birimlerine erişimin bazı durumlarda birkaç ay sürebileceğini belirten Amin, bunun kendisini Suudi Arabistan içinde entegre bir yapay zeka ekosistemi kurmayı düşünmeye ittiğini ifade etti.
Batılı şirketlerle ortaklık büyüyor
Amin, HUMAIN’in kurulduğu günden bu yana enerji, bilgi işlem ve dijital altyapı dahil olmak üzere ekosistemin temel bileşenlerini sağlayarak “yapay zeka fabrikaları” kurmaya odaklandığını, bunun yanı sıra yazılım, modeller, uygulamalar ve danışmanlık hizmetleri geliştirdiğini ve girişimlere yatırım yaptığını açıkladı.
Enerji Bakanlığı ve çeşitli devlet kurumlarıyla yapılan işbirliğinin, proje için gerekli arazi ve altyapının tahsisini hızlandırmaya yardımcı olduğunu ekleyen Amin, şirketin üzerinde çalıştığı tesise yaklaşık 14 GW’lık güç kapasitesinin tahsis edildiğini belirtti.
Amin, altyapı geliştirme çalışmalarının, küresel şirketleri bu altyapıyı kullanmaya çekme çabalarıyla paralel olarak ilerlediğini kaydetti.
Şirket, Amazon dahil olmak üzere uluslararası şirketlerle anlaşmalar imzalarken, AMD ile ortak bir proje üzerindeki çalışmalar da devam ediyor.
Diğer şirketler de Riyad’da geliştirilmekte olan yapay zeka ekosisteminde faaliyet göstermek üzere çekiliyor.
Suudiler üretken yapay zekanın ötesine geçmek istiyor
Amin, yapay zekanın mevcut kullanım alanlarının, teknolojinin mevcut potansiyelinin hâlâ sadece sınırlı bir kısmını temsil ettiğini söyledi.
Küresel ilgi şu anda üretken yapay zekaya ve şirketler içindeki uygulamalarına odaklanmışken, fiziksel dünya, endüstri ve altyapıyla bağlantılı yapay zeka uygulamaları henüz erken bir aşamada kalıyor.
Bir sonraki aşama için daha fazla bilgi işlem kapasitesi, enerji ve veri merkezi altyapısı gerekeceğini açıklayan Amin, destekleyici altyapı geliştikçe yapay zeka kullanımının kapsamında önemli bir genişleme olacağını öngördü.
Amin, şirketin yaklaşık 15 ayda çeşitli sektörleri kapsayan bir operasyon ağı kurmayı başardığını ekleyerek, yapay zekayı tam olarak kullanmanın sadece yeni teknolojik araçlar eklemekle ilgili bir mesele olmadığını, bunun yerine kuruluşların çalışma şekillerinin yeniden tasarlanmasını gerektirdiğini vurguladı.
Şirket için yazılım geliştirme sürecine odaklanılacak
Amin, şirketin karşılaştığı en büyük zorlukların teknolojik olmaktan çok, kurumsal kültür ve çalışma yöntemlerindeki değişikliklerle ilgili olduğunu belirtti.
HUMAIN, hazır yazılım satın almamak ve bunun yerine sistemlerini şirket içinde geliştirmek yönünde stratejik bir karar aldı.
Bu yaklaşım, ajansal iş akışlarının, kayıt sistemlerinin ve günlük operasyonlarda kullanılan bir dizi uygulamanın oluşturulmasını içeriyor.
Amin, işin geleceğinin kademeli olarak, kullanıcıların yalnızca gerçekleştirilmesini istedikleri görevi belirtmeleri yeterliyken, akıllı modellerin gerekli adımları ve prosedürleri otomatik olarak yerine getirdiği modellere doğru kayacağını söyledi.
Bu değişikliklerin amacının çalışanları ortadan kaldırmak değil, aksine verimliliklerini artırmak ve işlerini daha verimli bir şekilde yapmalarını sağlamak olduğunu vurguladı.
Bazı çalışanların artık daha önce çok daha büyük ekipler gerektiren görevleri tek başlarına tamamlayabildiğini belirtti.
Bu deneyim, insan kaynakları ve diğer departmanlara da yayıldı; artık ekip üyeleri, tamamen BT departmanlarına güvenmek zorunda kalmadan iş akışlarını ve yapay zeka ajanlarını kendileri geliştirebiliyor.
Yapay zeka ve jeopolitik
Amin’in açıklamaları, Suudi Arabistan, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Türkiye’nin ekonomilerini yeniden şekillendiren değişimleri tartışmak üzere yaklaşık 150 iş dünyası lideri, yatırımcı ve politika yapıcıyı bir araya getiren Servcorp’un ilk ekonomi forumu sırasında yapıldı.
Forumu açan Suudi Arabistan’daki EMIR Başkanı Walid Abukhaled, küresel ekonominin jeopolitik gerilimler ve hızlanan teknolojik değişim gibi birbiriyle iç içe geçmiş zorluklarla karşı karşıya olduğunu belirterek, Suudi Arabistan’ın küresel enerji sektöründeki kilit konumu nedeniyle öneminin giderek arttığını vurguladı.
Abukhaled, otomasyon ve modern teknolojilerin imalat, danışmanlık ve programlama alanlarına yayılmasıyla yapay zekanın işgücü piyasasını yeniden şekillendiren önemli bir faktör haline geldiğini ve bunun gelecekte ihtiyaç duyulacak becerilerle ilgili yeni zorluklar yarattığını da sözlerine ekledi.
Servcorp’un Orta Doğu, Avrupa ve Amerika kıtalarından sorumlu CEO’su David Godchaux ise Suudi Arabistan’ın son yıllarda büyük bir dönüşüm geçirdiğini ve gelişmekte olan bir pazardan, küresel etkisi giderek artan büyük bir ekonomiye dönüştüğünü belirtti.
Bilgi bolluğunun karar verme sürecini kolaylaştırmadığını, aksine muazzam veri akışının yarattığı gürültüden değerli bilgileri ayırt etme ihtiyacını artırdığını açıkladı.
Forumun amaçlarından birinin, iş dünyası liderlerine ve yatırımcılara ekonomik eğilimleri daha net bir şekilde yorumlamalarına ve daha isabetli kararlar almalarına yardımcı olacak bir platform sunmak olduğunu belirtti.
Diplomasi2 hafta önceKanada, Birleşik Krallık liderliğindeki askeri koalisyona katılmak istiyor
Asya2 hafta önceÇin yapay zekâ, çipler ve akıllı fabrikalara büyük yatırım yapıyor
Asya2 hafta önceHindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor
Asya2 hafta önceFed’in faiz artışının ardından Çin parasal gevşemeye devam edecek mi?
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceABD, Yemen ile görüştü iddiası












