Ortadoğu
İran nükleer müzakere iddialarını reddetti: “Esneklik göstermeyiz”

İran yönetimi, ABD ile nükleer müzakere yürütüldüğü iddialarını reddederek uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını şart koştu. Katar üzerinden dolaylı mesaj trafiğinin sürdüğü belirtilirken Tahran, yedi koşulu karşılanmadan Hürmüz Boğazı’nın açılmayacağını duyurdu.
İran, ABD ile nükleer program konusunda herhangi bir müzakere yürütüldüğü yönündeki açıklamaları yalanladı.
Reuters haber ajansına 7 Ekim’de konuşan İranlı bir yetkili, nükleer görüşmelerin başlayabilmesi için öncelikle Washington yönetiminin Tahran’ın şartlarını yerine getirmesi gerektiğini vurguladı.
Yetkili, uranyum zenginleştirme hakkının ABD tarafından tanınmasını Tahran’ın “kırmızı çizgisi” olarak nitelendirerek, “İran, zenginleştirme konusunda hiçbir şekilde esneklik göstermeyecek” dedi.
Barışçıl nükleer program çerçevesinde bu haktan geri adım atılmayacağını hatırlatan yetkili, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in kapasite düşürme çağrısının yalnızca Washington’ın taleplerini yansıttığını ve bu fikirlerin İran’ın talepleriyle uyuşmadığını söyledi.
Vance, 5 Ekim’deki mülakatında Tahran’ın nükleer silah üretmeme kararlılığını kanıtlamak için zenginleştirme kapasitesinde anlamlı adımlar atması gerektiğini savunmuştu.
İran tarafı, Beyaz Saray’dan gelen yönetim yapısına ilişkin açıklamalara da karşı çıktı. Vance, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile temas kurduklarını belirtmiş ancak bu aktörlerin yetki sınırlarının belirsiz olduğunu öne sürmüştü.
ABD Başkanı Donald Trump’ın da İran’da idarenin kimde olduğunun bilinmediğini iddia etmesi üzerine İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi yanıt verdi.
Bekayi, esas meselenin ABD’li yetkililerin çelişkili tutumları ve tutarsız mesajları olduğunu kaydetti. Trump ayrıca nükleer programın tamamen yok edildiğini savunurken bu iddia ABD istihbarat raporlarınca doğrulanmadı.
Katar arabuluculuğunda dolaylı mesaj trafiği sürüyor
Müzakere yalanlamasına karşın taraflar arasındaki dolaylı temaslar kesilmiş değil. Katar Dışişleri Bakanlığı yetkilisi İbrahim el-Haşimi, taraflar arasındaki mesaj alışverişinin Katar ve bölgesel ortaklar üzerinden devam ettiğini teyit etti.
Geçen ay Tahran yönetiminin, ABD saldırılarının durdurulması ve limanlara uygulanan deniz ablukasının kaldırılması karşılığında Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmayı ve müzakerelere dönmeyi önerdiği bildirilmişti.
Trump ise bu teklifi kamuoyu önünde geri çevirerek bombardımanı yeniden başlatma tehdidinde bulundu.
Tahran müzakere masası için yedi şart koşuyor
İran’ın müzakerelere dönüş için belirlediği kapsamlı çerçeve geçerliliğini koruyor.
Tahran yönetimi eylül ayındaki Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda çatışmaların tüm cephelerde sona ermesini, ABD saldırıları ile deniz ablukasının kaldırılmasını, ekonomik savaşa son verilmesini ve dondurulan varlıkların serbest bırakılmasını talep etmişti.
Nihai anlaşma hedefleri arasında Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenliğin tanınması ile ABD güçlerinin bölgeden çekilmesi yer alıyor.
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf da İslamabad mutabakatına dayanan yedi şart karşılanmadan Hürmüz Boğazı’nın açılmayacağını açıkladı.
Ortadoğu
İran, Hürmüz Boğazı’ndaki kaçak geçiş yollarını kapatacağını duyurdu

İran Devrim Muhafızları Ordusu, Hürmüz Boğazı’nda kayalıklar patlatılarak açılan kaçak petrol yollarının kapatılacağını ve su yolundaki tam askeri denetimin süreceğini açıkladı. Bölgede her 24 saatte bir çatışma yaşandığını duyuran Tahran yönetimi, geçişlerin yeniden başlaması için Umman ile ortak yönetim ve ABD ablukasının kalkmasını şart koşuyor.
İran Devrim Muhafızları Ordusu Başkomutan Danışmanı Tuğgeneral Muhammed Rıza Nakdi, Hürmüz Boğazı’nda petrol kaçakçılığı amacıyla kayalık geçitler tahrip edilerek açılan güzergahların yakında kapatılacağını duyurdu.
Nakdi, boğazın ulaşıma açıldığı yönündeki iddiaları reddederek su yolunun kapalı kalmayı sürdürdüğünü ve İran silahlı kuvvetlerinin bölgede tam denetim sağladığını vurguladı.
Yasa dışı faaliyet yürüten kişilerin kayalıkları patlatıp tahrip ederek açtığı az sayıdaki geçidin hedefte olduğunu belirten Nakdi, “İran’ın meşru talepleri karşılanana kadar bu durum sürecek. Kaçak yollarla taşınan petrolün miktarı son derece az. Bu faaliyetlere bakarak Hürmüz Boğazı’nın açık olduğu söylenemez. Bu meseleye de müdahale edeceğiz” diye konuştu.
Nakdi ayrıca bazı kişilerin küçük teknelerle taşıdıkları petrolü tankerlere aktardığını ifade etti.
Hürmüz Boğazı, ABD ve İsrail’in şubat ayında İran’a karşı başlattığı savaş sürecinde kapatılmıştı. İran güçleri, donanmanın uyarılarına uymayarak su yolunu kullanmaya çalışan gemileri hedef almayı sürdürüyor.
Devrim Muhafızları Ordusu, 30 Eylül’deki açıklamasında kurallara uymayan gemilere her gün saldırı düzenlendiğini ve boğazda her 24 saatte bir askeri çatışma yaşandığını duyurmuştu.
Bölgesel zirve uzlaşmazlık nedeniyle ertelendi
Tahran yönetimi, haziran ayında imzalanan mutabakat çerçevesinde boğazın ABD müdahalesi olmaksızın, Umman ile işbirliği halinde ve kendi egemenliği altında yönetilmesini istiyor.
Sürece bölge ülkelerinin katılımına açık olduğunu belirten İran, ağustos ayında Umman ile deniz trafiğini yeniden başlatmaya yönelik anlaşmada son aşamaya gelindiğini açıklamıştı.
Buna karşın geçen ay düzenlenmesi öngörülen bölgesel zirve, İran ve Umman’ın açıklamalarına göre uzlaşı sağlanamaması nedeniyle ertelendi.
Tahran ertelemenin Suudi Arabistan’ın talebiyle gerçekleştiğini bildirirken, Umman ile ABD’nin haziran ayında devreye aldığı geçici güzergahı da ihlal olarak nitelendirdi.
Tahran’ın önerisini Trump reddetti
İran’ın geçen ay ABD’ye sunduğu öneride; saldırıların durdurulması ve İran limanlarına uygulanan deniz ablukasının kaldırılması karşılığında Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ile nükleer müzakerelere dönüş teklif edilmişti.
ABD Başkanı Donald Trump ise bu öneriyi kamuoyu önünde geri çevirerek İran’a yönelik bombardımanı yeniden başlatma tehdidinde bulundu.
Tahran’ın nihai bir anlaşma için öne sürdüğü şartlar arasında Lübnan dahil bölge genelinde ateşkes ilan edilmesi, Hürmüz Boğazı’nın İran ve Umman tarafından ortak yönetilmesi, yaptırımların bütünüyle kaldırılması ve ABD askeri unsurlarının bölgeden çekilmesi yer alıyor.
Ortadoğu
BAE ve Ürdün, 2,5 milyar dolarlık demiryolu projesinin temelini attı

Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Halid bin Muhammed ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Akabe-El Şidiya-Maan Demiryolu Projesi’nin temel atma törenine katıldı.
Proje, Akabe Limanı’nı Ürdün’deki El Şidiya ve Gor el-Safi’deki önemli madencilik merkezlerine bağlayan 403 kilometrelik 2,5 milyar dolarlık bir ulaşım ağının inşasını öngörüyor.
Bu yatırımın, madenler ile limanlar arasında doğrudan bir bağlantı sağlayarak, nakliye maliyetlerini düşürmesi ve tedarik verimliliğini artırmasıyla madencilik sektörüne ivme kazandırması bekleniyor.
BAE, Temmuz ayında Başkan Yardımcısı Şeyh Mansur bin Zayed’in de katılımıyla projeyi imzalamıştı.
Pazartesi günü gerçekleştirilen temel atma töreni, Ürdün-BAE Demiryolları Şirketi tarafından geliştirilen bölgesel ulaşım altyapısı alanında atılmış bir adım.
Şeyh Halid, birkaç üst düzey yetkiliyle birlikte Akabe’deki Kral Hüseyin Uluslararası Havalimanı’nda Kral Abdullah tarafından karşılandı
Veliaht Prens ayrıca projeye dahil olan yetkililerle de bir araya geldi. Projenin, iki ülkenin kilit sektörlerde ikili ortaklıklarını daha da güçlendirme konusundaki kararlılığını yansıttığını belirtti.
Ürdün-BAE Demiryolları Şirketi Başkanı Dr. Muhammed Sneybat, temel atma töreninin Ürdün-BAE ortaklığında yeni bir sayfanın açıldığını ifade etti.
Demiryolu hatlarının yanı sıra, yaklaşık 55 köprü, altı tünel ve ilgili mühendislik yapıları inşa edilecek.
Yılda yaklaşık 16 milyon ton fosfat ve potas taşımak üzere tasarlanan hat, nakliye maliyetlerini önemli ölçüde azaltmayı ve Ürdün’ün madencilik merkezlerinden Akabe’deki nakliye terminallerine doğrudan yapılan ihracat lojistiğini kolaylaştırmayı hedefliyor.
Yeni demiryolu hattı, Ürdün Vadisi’ndeki Gor el Safi’den Akabe’ye uzanan ve şu anda potasın kamyonlarla taşındığı tıkanık karayolunun yanı sıra, güneydeki El Şidiye’den limana fosfat ihracat yükünü taşıyan eski demiryolu hattının yerini alacak.
Projenin iktisadi etkisi, hizmet verdiği çeşitli sektörlere ve bölgelere yayılacak. Projenin, Ürdün’ün güneyinde yaklaşık 5.000 istihdam yaratması ve maden nakliye maliyetlerini yıllık yaklaşık 40 milyon dolar azaltarak Ürdün madencilik sektörünün rekabet gücünü artırması bekleniyor.
Petra haber ajansının bildirdiğine göre, BAE-Ürdün Demiryolu Şirketi tarafından geliştirilen ve işletilen bu inşaat projesi, BAE devlet yatırım şirketi L’imad Holding ile Ürdün Fosfat Madencilik Şirketi, Arab Potash Şirketi, yatırım yönetim şirketi Musahamat ve Sosyal Güvenlik Fonu’ndan oluşan bir konsorsiyum arasında %50-50 oranında bir ortak girişim. İnşaatın beş yıl sürmesi bekleniyor.
BAE, ağır yük ve yolcu taşımacılığı hizmetleri için yedi emirliği de kapsayan 1.200 km uzunluğundaki demiryolu ağı olan Etihad Rail ağı da dahil olmak üzere, çeşitli ulusal ve sınır ötesi demiryolu girişimlerinde yer alıyor.
BAE ayrıca, Abu Dabi’yi Sohar Limanı’na bağlayan Hafeet Rail (Umman-BAE Demiryolu) bağlantısını ortaklaşa geliştiriyor.
BAE, Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru’nun da kilit imzacılarından biri.
Bu çok uluslu ulaşım çerçevesi, BAE, Suudi Arabistan, Ürdün ve İsrail’i geçen birleşik gemi-demiryolu transit ağı aracılığıyla Hindistan’ı Avrupa’ya bağlamak üzere tasarlandı.
Ortadoğu
Şam, İsrail’in baskısıyla Dera’daki askeri birliklerini çekmeye hazırlanıyor

El-Ahbar gazetesinde yer alan haberde İsrail ordusunun Suriye sınırındaki askeri tahkimatı ve yol inşaatını artırması üzerine Şam yönetiminin güneydeki ordu birliklerini polisle değiştirmeye hazırlandığı öne sürüldü. Yeniden yapılanma kapsamında 40. Tümen dağıtılırken, Nasib Sınır Kapısı’ndaki yaklaşık 500 sınır muhafızı Tanf bölgesine sevk edildi.
İsrail ordusunun Suriye’nin güneyinden Şam kırsalına uzanan hatta askeri hareketliliğini ve baskısını artırması üzerine Şam yönetiminin Dera vilayetindeki askeri birliklerini geri çekmeye hazırlandığı öne sürüldü.
Lübnan merkezli El-Ahbar gazetesinin haberine göre İsrail, Suriye’nin güney sınırında yeni bir askeri ve güvenlik düzeni kurma girişimlerini sürdürüyor.
Eylül ortası ve ekim başında yoğunlaşan hava keşif uçuşlarına, kara birliklerinin sınırı geçerek düzenlediği baskınlar ile bombardımanlar eşlik etti.
İsrail güçlerinin eylül ayındaki kara ve hava operasyonlarının, Şeyh Dağı’ndaki Beyt Cin şelaleleri, çevredeki tarım arazileri, Kalat Cendel ve Şam’ın batı kırsalındaki yeni mevzilere kadar yayıldığı aktarıldı.
Sınır hattında askeri yol projesi yeniden başladı
İsrail ordusu, ateşkes ve ayırma hattı boyunca uzanan “Sufa 53” adlı askeri yol projesinin kazı çalışmalarını yeniden başlattı.
Faaliyetlerin özellikle Kuneytra’nın güney kırsalındaki el-Aşşe ve er-Refid köylerinde yoğunlaştığı bildirildi. İsrail ordusunun iş makineleri ve buldozerlerle girdiği bu iki yerleşimde internet bağlantısının kesildiği, öncesinde ise bölgede baskınlar düzenlendiği ve ateş açıldığı kaydedildi.
Haberde, İsrail güçlerinin bölgedeki tarım arazileri ile meralara kimyasal maddeler püskürttüğü, ağaçları kestiği ve arı kovanlarını tahrip ettiği belirtildi.
Gazete, geçim kaynaklarını hedef alan bu adımların, halkı yoksullaştırarak İsrail’in sunduğu yardımları kabule zorlama amacı taşıdığını öne sürdü.
İsrail birliklerinin baskınlar sırasında köylülerin maddi durumları ile gıda gereksinimlerine dair veriler topladığı, el-Hamidiye kasabasında ise bölge sakinlerinin ellerinde tuttukları kimlik kartlarıyla fotoğraflarının çekildiği aktarıldı.
Bu girişimlerin istihbari amaç taşıdığına dikkat çekilirken, bölge dışından kişilerin gözaltına alındığı ve eski işbirlikçiler üzerinden yeni ağlar kurulmak istendiği savunuldu.
Dera’da ordu çekiliyor, yerini polis alıyor
İsrail’in sahadaki baskısı sürerken, Şam yönetiminin güneydeki askeri varlığında köklü bir yeniden yapılanmaya gittiği bildirildi.
Habere göre söz konusu düzenlemeler, İdlib kırsalındaki Ebu Zuhur Havalimanı’na düzenlenen saldırı sonrasında Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile Mossad Başkanı Roman Gofman arasında Ürdün’ün başkenti Amman’da yapıldığı belirtilen görüşmeyle bağlantı taşıyor.
Gazeteye konuşan askeri kaynaklar, Savunma Bakanlığına bağlı 40. Tümen’de ani değişikliklere gidildiğini açıkladı. Bu kararın, Heyet Tahrir eş-Şam mensuplarına Ahrar eş-Şam kökenli komutanlar karşısında öncelik verilmesiyle tetiklenen Dera ve kuzeyli komutanlar arasındaki çekişmeden ibaret olmadığı vurgulandı.
Kaynaklar, düzenlemenin ordu birliklerinin Dera’dan çekilmesi ve yerlerine İçişleri Bakanlığına bağlı polis unsurlarının konuşlandırılması yönünde bir ön adım niteliği taşıdığını bildirdi.
40. Tümen dağıtıldı, muhafızlar Tanf’a sevk edildi
Yeniden yapılanma kapsamında dağıtılan 40. Tümen’in personeli, Suriye’nin orta kesiminde kurulan 1. Tugay bünyesine dahil edildi.
Humus, Hama ve İdlib’den bazı birliklerin de bu yeni tugaya bağlandığı kaydedildi.
Dera kökenli subayların bir kısmı görevden uzaklaştırılırken, bazı komutanların rütbeleri tabur komutan yardımcılığı seviyesine düşürüldü.
40. Tümen bünyesindeki değişiklikler çerçevesinde ise Ürdün sınırındaki Nasib Sınır Kapısı’nda görev yapan yaklaşık 500 sınır muhafızı Tanf bölgesine sevk edildi.
Askeri alandaki tasfiyelerin idari birimlere de yansımasının beklendiği, Dera Valiliği görevine güvenlik birimlerinden isimlerin atanabileceği ifade edildi.
Bölgede ordunun çekilmesiyle oluşacak muhtemel güvenlik boşluğunun, İsrail ordusuna güney kırsalında daha geniş bir hareket alanı sağlayabileceği endişesi dile getiriliyor.
Dünya Basını2 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Diplomasi2 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Görüş7 gün önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Asya1 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Dünya Basını2 hafta önceProf. Sachs: Trump’ın Genel Kurul konuşması diplomasi standartlarını sarstı
Rusya2 hafta önceRusya’dan notlar: Siperler, kuryeler ve 9. Duma seçimleri










