Bizi Takip Edin

Diplomasi

İran savaşı 50 yıllık petrodolar döngüsünü çöküşe sürüklüyor

Yayınlanma

AQR Capital Management eski Finansal Piyasa Araştırmaları Başkanı Aaron Brown, Japan Times gazetesinde yayımlanan analizinde, ABD ile İsrail’in İran’a yönelik savaşının 50 yıllık petrodolar döngüsünü iki taraflı olarak çöküşe sürüklediğini yazdı.

Brown, Orta Doğu’daki çatışmanın küresel sermaye akışını tersine çevirdiğini ve ABD Hazine tahvillerinin geleneksel güvenli liman niteliğini sarstığını belirtti.

Kissinger’ın 1974 yılında Suudi Arabistan ile vardığı anlaşmayı hatırlatan Brown, sistemin işleyişini şu sözlerle aktardı:

“Petrol tüketicileri enerji için dolar ödüyor, bu dolarlar Riyad ile Abu Dabi’ye akıyor ve oradan Washington’ın borcuna geri dönüyordu. 50 yıl boyunca bu petrodolar döngüsü, Amerikan borçlanma maliyetlerini sessizce sübvanse etti ve doların dünyanın rezerv para birimi rolünü pekiştirdi.”

“ABD ile İsrail’in İran savaşı bu düzeni her iki ucundan kırdı”

Brown, ithalatçı ülkeler tarafında 28 Şubat’ta İran’a düzenlenen saldırının ardından yabancı merkez bankalarının art arda haftalarca net tahvil satıcısı olduğunu vurguladı.

New York Federal Rezerv Bankası’ndaki yabancı varlıkları kısa süre önce yaklaşık 82 milyar dolar gerileyerek 2,7 trilyon dolara indi; bu miktar 2012’den bu yana kaydedilen en düşük seviye oldu.

Gelişmeler tahvil faizlerine de yansıdı. ABD’nin 10 yıllık Hazine tahvili getirisi, son krizlerin aksine güvenli liman alımlarıyla düşmek yerine, şubat ayı sonundaki yüzde 3,9 seviyesinden birkaç hafta içinde yüzde 4,4’ün üzerine tırmandı.

Bank of America faiz masası ise durumu “Yabancı resmi sektörler ABD Hazine tahvillerini satıyor” tespitiyle özetledi.

Türkiye, Hindistan ve Tayland gibi petrol ithalatçısı ülkelerin ağır bir mali baskıyla karşılaştığını kaydeden Brown, mekanizmayı şöyle açıkladı:

“Dolar cinsinden petrol fiyatı bir noktada varil başına 100 doları aşarken, para birimleri dolar karşısında zayıfladı. İç petrol fiyatlarını daha da artıracak değer kaybını sınırlamak isteyen merkez bankaları döviz piyasalarına müdahale ediyor. Bu ise dolar gerektiriyor. Bir merkez bankasının sahip olduğu en likit dolar varlığı Hazine tahvilleridir. Dolayısıyla satıyorlar.”

“Körfez üreticileri bu kez petrolünü dışarı çıkaramıyor”

Makalede, Mart 2020’deki koronavirüs salgını sırasında yabancı merkez bankalarının 109 milyar dolarlık rekor tahvil satışı yaptığı, ancak Fed’in takas hatlarını devreye sokmasıyla durumun hızla düzeldiği ifade edildi.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, Çin’in Ağustos 2022’de Tayvan çevresindeki askeri hareketliliği, Mart 2023’te Silicon Valley Bank’in iflası ve 7 Ekim 2023’teki gelişmeler sırasında sermayenin tahvillere yöneldiğini belirten yazar, mevcut krizin yapısal farklar içerdiğini savundu.

Normal petrol şoklarında artan fiyatların üreticilerin gelirini yükselttiğini ve bu gelirin tahvillere geri aktığını aktaran Brown, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Hürmüz Boğazı’nın kapanması, herkesin petrolüyle birlikte Körfez ülkelerinin varillerini de mahsur bıraktı. Kuveyt, Irak, Suudi Arabistan ve BAE mart ayında üretimi topluca günlük en az 10 milyon varil kıstı. Suudi Arabistan ve BAE alternatif boru hatlarıyla daha düşük hacimlerde ihracat yapabiliyor, ancak bu hatlar tam kapasitede dahi boğazın normal geçiş hacminin sadece dörtte birini karşılıyor ve aktif İran İHA ile füze tehdidi altında bulunuyor.”

Katar’ın Ras Laffan tesisine yönelik saldırılar sonrasında sıvılaştırılmış doğalgaz ihracatında mücbir sebep ilan ettiğini hatırlatan Brown, Körfez İşbirliği Konseyi’nin hidrokarbon ihraç edip küresel varlıklara yatırma modelinin tamamen kilitlendiğini belirtti.

Makalede, “Petrodolar döngüsü iki hareketli parça gerektirir: kazanılan dolarlar ve yatırılan dolarlar. İkisi de durdu” ifadelerine yer verildi.

“Alternatifi olmaması ile tartışmasız güvenli liman olması aynı şey değil”

Ocak ayı itibarıyla Kuveyt, Suudi Arabistan ve BAE’nin elinde yaklaşık 300 milyar dolarlık ABD tahvili yer alıyordu. Brown, bu ülkelerin hem petrol gelirlerinin azaldığını hem hava savunmasına yoğun harcama yaptığını hem de Washington’a aylar önce verdikleri yatırım taahhütlerini gözden geçirdiğini kaydetti.

Financial Times’a konuşan bir Körfez yetkilisi de bölgenin en büyük ekonomilerinden bazılarının, ABD varlıklarına odaklanan Körfez varlık fonları dahil, mevcut taahhütlerde mücbir sebep maddelerinin geçerliliğini incelediğini aktardı.

Savaşın uzun vadeli yapısal eğilimleri hızlandırdığına dikkat çeken Brown, yabancı yatırımcıların ABD tahvillerindeki payının 2010’ların başındaki yüzde 50 düzeyinden yaklaşık yüzde 32’ye indiğini yazdı.

Merkez bankalarının 2025 yılı başlarında net satıcı konumuna geçtiğini ve 1996’dan bu yana ilk kez küresel merkez bankalarının rezervlerinde ABD tahvillerinden daha fazla altın tuttuğunu aktaran yazar, savaşın bu sinyalleri güçlendirdiğini dile getirdi.

Brown, ABD tahvillerinin derinlik ve likidite açısından toptan terk edilmeyeceğini, ancak nitelik değiştirdiğini belirterek yazısını şu sözlerle tamamladı:

“Kaliteye kaçış eğilimi her zaman şu siyasi varsayıma dayanıyordu: Küresel bir krizde ABD, taraf olan bir savaşçı değil; istikrar sağlayıcı ya da seyircidir. Ancak bizzat ABD savaşın tarafı olduğunda hesaplar değişir. Kissinger’ın 1974 anlaşması Soğuk Savaş’ı, Körfez Savaşları’nı, finansal krizleri ve salgını atlattı; ancak bu savaşı atlatamadı. Petrodolar döngüsü her zaman finansal giysiler kuşanmış siyasi bir düzenlemeydi. Siyaset değiştiğinde, finans da onu takip ediyor.”

Diplomasi

Rubio, UCM’ye karşı kampanya için Yunanistan’ın desteğini arıyor

Yayınlanma

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Trump yönetiminin Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) karşı yürüttüğü kampanyada Yunanistan’ın desteğini istedi.

Bir diplomatın Rapporteur’e verdiği bilgiye göre Rubio, Yunan mevkidaşı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı görüşmede UCM konusunu gündeme getirerek, mahkemenin “aktivist” yaklaşımını eleştirdi.

Diplomatın verdiği bilgiye göre, Rubio, Yunanistan’ın UCM’nin kuruluş antlaşması olan Roma Statüsü’nden çekilmesini istiyor.

Lahey merkezli mahkeme, soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarıyla suçlanan kişileri yargılamak üzere 2002 yılında kurulmuştu.

Fakat diplomat, AB’nin UCM’ye yönelik yasal taahhütleri göz önüne alındığında, Atina için böyle bir adımın imkansız olacağını belirtti.

Tüm AB üye devletleri UCM’nin tarafı. Geçen ay AB dışişleri bakanları mahkemeye olan desteklerini yeniden teyit etmişti.

Bununla birlikte diplomat, ABD’nin UCM’ye karşı gerginliği daha da tırmandırması durumunda Yunanistan’ın sessiz kalmayı tercih edebileceğine dikkat çekti.

Rapporteur’ün konuyla ilgili olarak ulaştığı ABD Dışişleri Bakanlığı, olayı yalanlamadı.

Washington’un UCM’ye karşı tutumu yeni değil. Eski ABD Başkanı Bill Clinton, Roma Statüsü’nü imzalamış olsa da, halefi George W. Bush, 2002 yılında BM’ye ABD’nin bu antlaşmaya taraf olmayı planlamadığını bildirmişti.

O zamandan beri Washington, UCM’nin ABD vatandaşları üzerindeki yargı yetkisini, bu yetkinin meşru olmadığını düşündüğü durumlarda reddediyor.

Ne var ki Donald Trump daha da ileri giderek, “haydut” olarak nitelendirdiği UCM’ye karşı kapsamlı yaptırımlar uyguladı.

Rubio, geçen cuma yaptığı açıklamada, “Ya UCM tehditlerine son verecek ya da biz UCM’yi ortadan kaldıracağız” demiş ve şöyle devam etmişti:

“Çoğu UCM üyesi olan ve savunmaları için ABD’li askerlere güvenen müttefiklerimizi, mahkemeyi dizginlemeye çağırıyoruz.”

ABD’nin kararı Brüksel’den sert bir tepki gördü. AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, 10 Ekim’de yaptığı açıklamada, “AB, UCM’nin temel bir parçası olduğu kurallara dayalı uluslararası düzene olan sarsılmaz bağlılığını yeniden teyit eder,” demişti.

Öte yandan Yunanistan Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkili, konunun görüşüldüğü iddiasını yalanladı.

Atina, Rubio’nun ziyaretini olumlu bir ışıkta sunmuştu; zira Rubio, Yunanistan’ı bölgedeki güvenilir bir müttefik olarak övmüştü.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ukrayna’da askeri Starlink terminallerine hız kısıtlaması getirildi

Yayınlanma

Ukrayna semalarındaki Starlink askeri terminallerinde hız sınırı getirilmesi nedeniyle ordunun operasyonları aksadı. Saatte 160 kilometreyi aşan hareketlerde başlayan bağlantı kesintisinin daha sonra 60 kilometre seviyesine kadar genişletildiği öne sürüldü.

Ukrayna semalarında uydu interneti sağlayan Starlink terminallerinin çalışmasının 14 Ekim gecesi sınırlandırıldığı ortaya çıktı.

Uygulanan kısıtlamanın ardından Ukrayna ordusunun yürüttüğü bazı önemli askeri görevlerin sekteye uğradığı kaydedildi.

Gelişmeyi Ukrayna Savunma Bakanlığı eski Danışmanı Serhiy Sternenko kendi Telegram kanalından duyurdu.

Sternenko, araç ve teçhizatların hareket hızının saatte 160 kilometreyi aşması halinde bağlantının kesilmeye başladığını ifade etti.

Kısıtlamanın arka planına değinen Sternenko, SpaceX şirketinin bu adımı ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin talebi doğrultusunda atmış olabileceğini dile getirdi.

Sternenko, sivil kullanım amaçlı standart uydu haberleşme terminallerinin ise kesintisiz çalışmayı sürdürdüğünü aktardı.

Eski danışman ayrıca, Trump’ın Ukrayna’nın savunma kabiliyetine darbe vurmak için her fırsatı kolladığını ve bu adımla bunu gerçekleştirdiğini öne sürdü.

Starlink terminallerine yönelik kısıtlamayı Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin savunmada teknolojik gelişmelerden sorumlu kadrosuz danışmanı Serhiy Beskrestnov da doğruladı.

Beskrestnov, kısıtlamanın askeri, istihbari ve hükümet ihtiyaçları için geliştirilen daha korunaklı Starshield sistemini kapsadığını ve hız sınırının saatte 100 mil, yani yaklaşık 160 kilometre olarak belirlendiğini açıkladı.

Ukrayna savunma kuvvetlerinin söz konusu hız kısıtlamaları hakkında önceden uyarılmadığını belirten Beskrestnov, bu durumun bir dizi kritik operasyonun aksamasına yol açtığını bildirdi.

Beskrestnov, yaşanan bu gelişmenin bir tesadüf olamayacağını ve doğrudan mevcut siyasi tabloyla bağlantı taşıdığını savundu.

Kısıtlamanın saatte 60 kilometreye kadar düşürüldüğü iddia edildi

Sternenko daha sonra Ukraynalı askerlerin beyanlarına dayandırdığı yeni bir paylaşımda, terminal operatörlerine yönelik kısıtlamaların daha da sıkılaştırıldığını aktardı.

Yeni bildirimlere göre bağlantı kaybı hızının saatte 60 ila 70 kilometre seviyesine kadar indiği öne sürüldü.

Kiev ile Washington yönetimleri arasındaki kriz, Ukrayna’nın Rusya’daki petrol rafinerilerine düzenlediği saldırılardan Trump’ın rahatsızlık duymasıyla derinleşti.

Axios’un 10 Ekim’de Ukraynalı bir yetkiliye dayandırdığı haberde, ABD özel temsilcilerinin Kiev yönetimini uyardığı aktarılmıştı.

Haberde, Kiev’in Washington’ın taleplerine kulak asmaması durumunda ABD liderinin Ukrayna’ya yönelik istihbarat paylaşımını tamamen durdurabileceği uyarısında bulunulduğu kaydedilmişti.

Trump ise 13 Ekim’de yaptığı açıklamada, ABD’nin Ukrayna’ya istihbarat verilerini aktarmayı sürdürdüğünü ifade etti. Buna karşılık Zelenskiy aynı gün içinde yaptığı açıklamada, füze fırlatmalarına ilişkin istihbarat bilgilerini ortaklarından yine alamadıklarını dile getirdi.

Starlink sistemi, 2022’de başlayan çatışmaların hemen ardından Ukrayna genelinde faaliyete geçti.

Uydu ağı, cephe hattındaki Ukrayna haberleşme omurgasının temelini oluşturuyor ve özellikle insansız hava araçlarının yönlendirilmesinde yaygın şekilde kullanılıyor.

SpaceX CEO’su Elon Musk, Starlink’in Ukrayna ordusunun omurgası haline geldiğini belirterek “Bağlantıyı kesmem durumunda cephe hatlarının tamamı çöker” ifadelerini kullanmıştı.

11 Ekim’de Zelenskiy’nin haddini aştığını savunan Musk, Trump’a destek vererek Ukrayna’nın yeni bir devlet başkanı seçmesi gerektiğini kaydetmişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Alman istihbaratının 2 bin belgesi ve Mossad bağlantılı şirket trafiği

Yayınlanma

Eski BND Başkanı August Hanning, kuruma ait yaklaşık 2 bin gizli belgeyi sızdırdığı iddiasıyla tutuklanırken sızan e-postalar, Hanning ile eski Mossad Direktörü Danny Yatom arasındaki para karşılığı bilgi paylaşımı ve ticari ortaklıkları ortaya çıkardı.

Almanya Federal İstihbarat Teşkilatını (BND) 1998-2005 döneminde yöneten August Hanning, kuruma ait yaklaşık 2 bin gizli belgeyi ele geçirdiği ve bunları yabancı bir ülkenin istihbarat görevlileriyle yürüttüğü temaslarda kullandığı iddiasıyla 6 Ekim’de tutuklandı.

Vatana ihanet ve yabancı bir istihbarat kuruluşu adına casusluk yapmakla suçlanan eski istihbarat şefinin, belgeleri eski BND çalışanı Manfred D.’den temin ettiği ileri sürülüyor.

Savcılık, sızdırılan evrak arasında üst düzey Alman yetkililere sunulan kurum içi bilgilendirme notlarının da yer aldığını aktarırken, söz konusu gizli verilerin hangi ülkeye aktarıldığı Berlin yönetimi tarafından henüz kamuoyuna açıklanmadı.

The Cradle’dan Jake Green’in özel haberine göre, ele geçirilen elektronik posta yazışmaları, tutuklanan Hanning ile eski Mossad Direktörü Danny Yatom arasındaki kapsamlı ilişkileri açığa çıkardı.

Yazışmalar, iki eski istihbarat yöneticisinin kamu görevlerinin ardından ticari faaliyetler, siyasi nüfuz arayışları ve istihbarat bağlantılarını bir araya getiren süreklilik arz eden bir temas ağı kurduğunu ortaya koyuyor.

Bu durum, kişisel bağlantıların ve resmi yetkilerden kaynaklanan bilgi erişiminin özel kazanç amacıyla kullanılmasının Alman istihbarat mekanizmasını savunmasız bıraktığı tartışmalarını beraberinde getiriyor.

Yazışmalarda 10 bin avroluk istihbarat notu ve seçim kampanyası teklifleri yer alıyor

İncelenen e-postalara göre Hanning, 2018 yılında Yatom’a gönderdiği iletide, kimliği açıklanmayan bir aday hakkında “üst düzey Alman yetkililerden ve istihbarat kurumlarından edinilen bilgilere dayalı genel bir değerlendirme” hazırlayabileceğini iletti.

Eski BND başkanı, bu raporu 10 bin avro karşılığında 13 Temmuz tarihine kadar tamamlama taahhüdünde bulundu.

İki isim arasındaki temaslar sonraki süreçte Almanya’daki siyasi süreçleri de kapsayacak biçimde genişledi. Yatom, Eylül 2021’deki Almanya federal seçimleri öncesinde Hanning’den önde gelen adaylarla temas kurmasını talep etti.

Eski Mossad şefi, bir “siyasi kampanya şirketi” diye nitelediği CIY Global’in imkanlarını Alman siyasetçilere tanıtmayı hedeflediğini kaydetti ve aynı yazışmada bir siber güvenlik şirketine ilişkin belgeleri aktarma niyetinden söz etti.

MI6, eski BND Başkanı’nın gizli bilgileri sızdırmasından endişe ediyor

Siber güvenlik şirketindeki ortaklık ve Avrupa’daki gözetim operasyonları

Yatom ve Hanning arasındaki ortaklık siyasi lobi girişimlerinin ötesine geçerek siber güvenlik sektörüne de uzandı.

Hanning’in, Yatom’un ilişkili olduğu World Health Energy Holdings adlı siber güvenlik şirketinde danışman olarak görev yaptığı belirtiliyor.

Eski istihbarat mensuplarının kurduğu veya yönettiği bu tip şirketler, İsrail menşeli gözetim, siber istihbarat ve siyasi nüfuz kabiliyetlerine uluslararası pazarda ticari bir zemin kazandırıyor.

İsrail merkezli özel gözetim teknolojilerinin Avrupa’daki operasyonel varlığı, son dönemde Polonya, İspanya ve Yunanistan’daki skandallarla adli kayıtlara girdi.

Polonyalı savcılar, 12 Ekim’de yaptıkları açıklamada, önceki hükümet döneminde siyasi muhalifleri hedef alan Pegasus casus yazılımıyla toplanan verilerin ülke dışına aktarıldığını ve üretici NSO Group’un teknik altyapıya erişimi sürdürdüğünü duyurdu.

İspanya’da ise 2022 tarihli CatalanGate araştırmasıyla aralarında siyasetçi, avukat ve sivil toplum temsilcilerinin yer aldığı en az 65 kişinin Pegasus veya Candiru yazılımlarıyla hedef alındığı saptandı; Citizen Lab araştırmacıları operasyonu İspanyol makamlarıyla ilişkilendiren kuvvetli kanıtlar yayımladı.

Yunanistan’da gazeteci Thanasis Koukakis ile Avrupa Parlamentosu üyesi Nikos Androulakis’i hedef alan dinleme sürecinde de eski İsrail istihbarat mensubu Tal Dilian’ın kurucusu olduğu Intellexa bağlantılı Predator yazılımının kullanıldığı belirlendi.

Almanya’da yürütülen casusluk soruşturmasında, Hanning’in Yatom ile kurduğu ücretli raporlama, seçim adayı temasları ve ticari ortaklık trafiği, yaklaşık 2 bin gizli belgenin nihai varış noktasına dair henüz kesin hukuki bir kanıt sunmuyor.

Bununla birlikte ortaya çıkan yazışmalar, Alman soruşturma makamlarına gizli devlet sırlarının İsrail istihbaratıyla ilişkili ticari ağlara ulaşıp ulaşmadığını değerlendirmek adına somut bir inceleme alanı sağlıyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English