Dünya Basını

İran, transatlantik entegrasyonda Avrupa için sadece piyon

Yayınlanma

Çevirmen notu: Aşağıda çevirisini bulacağınız makale, İran’ın nükleer programına dair yürütülen diplomatik müzakerelerin “silahsızlanma” ya da “küresel güvenlik” söylemleriyle açıklanamayacak kadar farklı bir zeminde işlediğini ortaya koyuyor. Bu çerçeve, “nükleer silahsızlanma”, “denetim” ya da “uluslararası güvenlik” gibi kavramların, aslında emperyalist merkezlerin kendi açmazlarını yönetebilmek üzere dolaşıma soktuğu örtük ideolojik kılıflar olduğunu hatırlattığı için başlı başına önemli. Zira yazar, snapback mekanizmasının devreye sokulmasının İran’ın uranyum zenginleştirme kapasitesinden ziyade, Avrupa’nın transatlantik ittifaka sıkı sıkıya eklemlenme arzusunun ve ABD’nin Rusya ile hesaplaşmasının bir parçası olduğunu gösteriyor.


Avrupa’nın Transatlantik Oyununda İran Sadece Bir Piyon 

Trita Parsi
Responsible Statecraft
19 Eylül 2025
Çev. Leman Meral Ünal

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), 19 Eylül itibariyle 2015 tarihli İran nükleer anlaşması kapsamında kaldırılmış olan tüm BM yaptırımlarını “snapback”¹ mekanizması yoluyla yeniden yürürlüğe sokacak. Tetiği çeken taraf, söz konusu anlaşmayı 2015’te bizzat müzakere etmiş olan Almanya, Fransa ve Birleşik Krallık -yani E3-. Şimdi ise son diplomatik çıkış yolunu da ortadan kaldırarak çatışmaya doğru giden yolun taşlarını döşüyorlar.

E3 snapback mekanizmasını ilk kez devreye soktuğunda söylediğim gibi, bu mesele artık İran’ın nükleer programıyla ilgili değil; ABD’yi Ukrayna konusunda hizaya getirmeyi amaçlayan bir AB stratejisi mevzubahis olan.

İran’ın Ukrayna savaşında Rusya ile derinleşen ortaklığı, onu Avrupa’nın gözünde doğrudan bir tehdit unsuruna dönüştürdü. Yıllar süren yaptırımlar sonrası AB’nin Tahran ile olan ekonomik bağları zaten yok denecek düzeyde. Buna karşılık Avrupa’nın askeri, siyasi ve ekonomik açılardan transatlantik ilişkilere bağımlılığı 2003’e nazaran çok daha fazla.

Bu bağlamda İran ile gerilimi tırmandırma stratejisi Avrupa açısından iki hedefe hizmet ediyor. Birincisi, Tahran’ı Moskova ile ittifak kurduğu için cezalandırmak, yani Rusya’yı desteklemenin ağır bedelleri olduğunu gösterebilmek. İkincisi ise, transatlantik ilişkilerin tarihsel bir gerginlik altında olduğu bir dönemde Avrupa’yı Trump yönetiminin şahin unsurlarıyla aynı çizgiye yerleştirmek. Amerikan desteğini muhafaza etmeye can atan Avrupalı liderler için İran, elverişli bir kurban haline gelmiş durumda.

Kaldı ki bunların hiçbiri spekülasyon değil. Almanya şansölyesi daha geçtiğimiz günlerde, İsrail’in haziran ayında İran’ı bombalamasıyla ilgili olarak, İsrail’in “hepimiz adına kirli bir işi üstlendiğini” söyledi. Bu alışılmadık ölçüde açık sözlü bir çıkış. Avrupa başkentlerinde hususi olarak dile getirilen bir gerçeğin altını çizilmiş oldu: İsrail’in İran’a yönelik askeri eylemleri, artık Rusya ile müttefik görülen bir devleti zayıflattığı için Avrupa’nın çıkarlarına hizmet ediyor.

Biraz da bu nedenle snapback’i önlemeye yönelik cesur girişimlerin etkili olacağı konusunda uzun süredir şüphelerim var. Şayet taraflardan biri kendi çıkarları için bunu harekete geçirmeye kararlıysa, sadece nükleer tavizler yeterli olmayacaktır.

Gelen haberlere göre İranlılar doğrudan ABD ile temas kurarak bir uzlaşma önerisinde bulunmuşlar. İlk adım olarak, snapback’in yürürlüğe girişinin birkaç ay ertelenmesi karşılığında, ellerindeki yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyum stokunu geri çekip seyreltmeyi taahhüt etmişler. Tabii bu süre zarfında ABD’nin İran’a dönük hiçbir askeri misillemede bulunulmayacağına dair bağlayıcı bir güvence vermesi gerekmekte.

İran zenginleştirilmiş uranyumu geri aldıktan sonra snapback hükmü kalıcı olarak kaldırılmalı; uranyum stoku yüzde 20 seviyesine seyreltilmeli ve ABD, daha önce üzerinde mutabık kalınan yaptırımları kaldırmalıdır. Bu, nihai ve kapsamlı bir çözüme giden yolu açacak geçici bir mutabakat niteliği taşıyacaktır. Zenginleştirme kapsamı ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) denetimlerinin yoğunluğu gibi diğer tartışmalı meseleler ise nihai anlaşmaya bırakılacaktır.

Haliyle Trump yönetiminin bu teklifi reddedeceği yönünde söylentiler oldukça yaygın. Zira Washington’un mevcut stratejisi, İran’ın çöküşün eşiğinde olduğu ve son bir hamlenin sonuç getireceğine inançla, “azami baskı” yaptırımlarını tırmandırmaya dayanıyor. E3 ise, ABD’ye snapback yetkisi vererek, Washington’un Rusya karşısında daha şahin bir politika izlemesini güvence altına almayı umuyor.

Avrupa için Rusya, İran’dan çok daha önemli ve Washington açısından İsrail’i memnun etmek, İran ile çatışmadan kaçınmaktan daha öncelikli olduğundan, İran’ın uzlaşma önerisi artık anlamsız hale gelmiş görünüyor.

Bu tablo bana 2011’deki bir müzakereyi hatırlatıyor. Türkiye ve Brezilya, BM yaptırımlarını önlemek için İran’ın ABD’nin taleplerine razı olmasını sağlamışlardı. Ne var ki Brezilya ve Ankara’nın bilmediği şey, Obama yönetiminin çoktan Moskova ile bir mutabakata varmış olduğuydu. Bu mutabakat, Rusya’nın BM yaptırımlarına onay vermesi üzerine kurulmuştu ve Kongre’deki İsrail yanlısı şahinlere, İran’ın her durumda yaptırımlarla karşı karşıya bırakılacağı yönünde bir teminat verilmişti.

Dolayısıyla, Türkiye ve Brezilya’nın uzun müzakereler sonucu İran’dan ABD’nin taleplerine “evet” kopardıkları o zafer anında, Obama, Erdoğan ve Lula’dan temin etmelerini istediği anlaşmayı reddederek süreci baltalamış oldu. Yani Tahran ile yürütülen görüşmeler bütünüyle bir yanılsamadan ibaretti. Gerçek pazarlık başkaları arasındaydı, nükleer dosya ise yalnızca bir manevra işlevinden ibaretti.

Bugün snapback’i önlemeye dönük diplomasinin yarattığı izlenim de bundan çok farklı değil. Asıl mücadele İran’ın [uranyum]  zenginleştirme programı üzerinden değil, ABD ile AB arasında Rusya, Ukrayna ve transatlantik ilişkinin geleceği üzerinden yürüyor. İran’ın nükleer dosyası ise E3’ün siyasal sahnesinde sadece bir piyon durumunda…


¹ İran’a yönelik yaptırımların geri getirilmesi olarak bilinen, İran’ın da “tetik” dediği “snapback” mekanizması, Ortak Kapsamlı Eylem Planı’nı (JCPOA) onaylayan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2231 (2015) sayılı kararıyla oluşturulan diplomatik ve hukuki bir süreç. Bu mekanizma ve BMGK 2231 sayılı kararının genel yetkisi, kabul tarihinden on yıl sonra, bu tarihten önce devreye girmezse 18 Ekim 2025 tarihinde sona erecek. (ç.n.)

Çok Okunanlar

Exit mobile version