Avrupa
İrlanda, askeri egemenliğini Fransa’ya devrediyor

İrlanda, güvenlik ve savunma alanında uzun süredir devam eden zayıf konumunu, ordusunu Fransa’ya “ihale ederek” aşmaya çalışıyor.
Foreign Policy’de yer alan bir değerlendirmede, İrlanda’nın bir “Fransız askeri protektorası” haline geldiği öne sürülüyor.
Protektora, nominal egemenliğini korurken güvenlik kontrolünü daha güçlü bir hamiye devreden devletlere verilen isim.
Resmi olarak tarafsız olan ve 2025 yılında GSYİH’sinin son derece düşük bir oranı olan yüzde 0,22’sini askeri harcamalara ayıran ülkenin askeri envanteri şöyle: Dönüşümlü olarak kullanıma hazır sadece dört deniz aracı, silahları çalıştıracak teknisyenleri olmayan devriye gemileri ve sıfır savaş uçağı.
Geçen aralık ayında Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy’in ziyareti sırasında bir insansız hava aracı (drone) ihlalini yönetememesi nedeniyle ülkenin “utanç yaşadığını” savunan Foreign Policy, Dublin’in kısa süre önce önemli Avrupa Konseyi toplantıları sırasında geçici hava savunması sağlamak üzere Fransız Donanması’ndan destek almayı planladığını aktarıyor.
Haber şöyle devam ediyor:
“Hem AB hem de ABD’den gelen baskı karşısında İrlanda, en ciddi eksikliklerini gidermeye başlamak üzere bir savunma harcamaları programına da girişti. Bu konuda da İrlanda, Fransa ile işbirliği yapıyor. Ocak ayında Dublin ve Paris, 2030 yılına kadar geçerli olacak bir ortak stratejik çerçeve imzaladı. Şubat ayında ise ortak eğitim, istihbarat paylaşımı ve diğer alanları kapsayan bir askeri işbirliği anlaşması imzalandı. En önemlisi, İrlanda askeri tedarik işlerini –hukuki, idari ve lojistik kontrol dahil– neredeyse tamamen Fransa’ya devretti.”
Yeni anlaşmaların çatısı altında İrlanda ve Fransa, bir dizi ayrı hükümetler arası tedarik anlaşmasını son haline getiriyor.
İrlanda hükümeti fiilen, kritik askeri teçhizatla ilgili sözleşmelerin müzakeresini, yürütülmesini ve imzalanmasını kendi adına Fransa’ya devrediyor.
Bu kapsamda Fransa tedarikçiyi seçecek, zaman çizelgelerini belirleyecek ve fiyatlandırma koşullarını koyacak ve herhangi bir rekabetçi ihale, bağımsız İrlanda teknik değerlendirmesi ya da İrlanda’nın paranın karşılığını aldığını doğrulayacak bir mekanizma olmayacak.
Paris ayrıca, bu teçhizatın uzun vadeli kullanımı için gerekli bakım ve tedarik zincirlerini de kontrol edecek ve aynı zamanda ilgili İrlandalı birliklerin eğitimini de yönetecek.
Resmi amacı Fransız ordusunu donatmak ve Fransız silah ihracatını teşvik etmek olan Fransa’nın Silahlanma Genel Müdürlüğü (DGA), artık İrlanda’nın yeniden silahlanmasını yönetiyor.
Fransız devletinin savunma alımlarını sanayi politikası olarak kullanma konusundaki köklü geleneği göz önüne alındığında Fransız firmaları muhtemelen Dublin’in bu açık çekinden tek yararlanacak şirketler olacak.
En son Fransız-İrlanda anlaşmaları yapılmadan önce bile, Haziran 2025’te Thales, İrlanda donanmasına, deniz araçları tarafından izinsiz giren denizaltıları tespit etmek için kullanılan ilk çekili sonar sistemini sağlamak üzere 60 milyon avroluk bir anlaşma kapsamında seçilmişti.
Aralık 2025’te İrlanda hükümeti ayrıca 500 milyon avroluk bir radar sistemi için Paris ile müzakerelerin başlatılmasını onayladı.
Irish Times, bunu İrlanda’nın “sistemin tedarikini fiilen Paris’teki yetkililere dış kaynak olarak devretmesi” olarak tanımlıyor.
İrlanda Savunma Bakanı Helen McEntee, Fransız teklifinin “İrlanda’nın yetenek gereksinimlerini büyük ölçüde karşıladığı” için kabul edildiğini belirtti.
Bakanın söylemediği şey ise, bu devasa meblağın kamuya açık ihale veya rekabetçi teklif süreci olmaksızın harcanacağıydı.
Esasen, hangi radar sisteminin İrlanda’ya en uygun olduğuna ve hangi Fransız tedarikçinin ihaleyi alacağına Fransız hükümeti karar veriyor.
Şubat ayında, İrlanda Ordusu tarihindeki en büyük yatırım olan, 800 milyon avroya kadar değerindeki Griffon, Jaguar ve Serval zırhlı araçlarının satın alınmasına ilişkin Fransa ile bir başka anlaşma imzalandı. Müzakerelerin önümüzdeki aylarda tamamlanması bekleniyor.
İrlanda’nın Fransa’ya bağımlılığı neredeyse mutlak hale gelmiş durumda. 2015 ile 2024 yılları arasında İrlanda, toplam 53 milyon avro değerinde Fransız askeri teçhizatı sipariş etti.
2025 yılından bu yana Dublin, Fransız hükümetiyle 1,4 milyar avrodan fazla tutarda sözleşmeler imzaladı ya da müzakereler başlattı.
İrlanda’nın 2026 yılı toplam savunma bütçesi yalnızca 1,5 milyar avro.
Fransa için İrlanda, Fransız liderliği altında Avrupa savunma egemenliği gibi uzun süredir sürdürdüğü stratejik hedefini ilerletmek açısından da yararlı bir müttefik devlet.
İrlanda, Fransız liderliği, Fransız teçhizatı ve Fransız askeri doktrinine dayanan, NATO’ya paralel bir ikili savunma ortaklıkları ağı kurma çabalarına uyum sağlıyor.
Buradaki model, Fransa’nın 2019 yılında Belçika ile kurduğu ve daha sonra Lüksemburg’u da kapsayacak şekilde genişletilen Capacité Motorisée stratejik ortaklığı.
Bu ortaklık, üç ülkenin kara kuvvetleri genelinde doktrin, komuta ve kontrol, teçhizat ve bakım süreçlerini standartlaştırıyor.
Üç ülke, zırhlı araçlarında Fransa’nın tescilli ağ tabanlı dijital savaş sistemi olan Scorpion’u kullanıyor. Bu sistem artık İrlanda’yı da kapsayacak.
Scorpion, NATO ağlarıyla uyumlu olsa da, yazılımın sahibi Fransız Eviden şirketi; donanım ise Thales ve diğer Fransız şirketleri tarafından tedarik ediliyor ve tüm erişim ile güncellemeler münhasıran Paris tarafından kontrol ediliyor. Belçika sanayisi, araç montajı ve bazı ek silahların üretimi ile yetinmek zorunda.
Fransa, Belçika ve Lüksemburg, halihazırda Scorpion sayesinde NATO’dan bağımsız olarak tek bir bütünleşik güç olarak savaşma kabiliyetine sahip. İrlanda artık NATO üyesi olmayan bir ülke olarak Scorpion platformuna katılacak.
Avrupa
Macron ve Sánchez direndi: AB zirvesinde göç bildirgesi tıkandı

AB liderler zirvesinde Danimarka, İtalya ve Polonya’nın göç kurallarını sertleştirme girişimi, 12’den fazla ülkenin desteğine rağmen Fransa, İspanya ve Lüksemburg’un vetosuna takıldı. Fransa ve İtalya’da hayat pahalılığına karşı yüz binlerce kişinin sokağa çıktığı bir dönemde gerçekleşen toplantıda diplomatlar, liderler arasındaki diyaloğu “korkunç ve çirkin” olarak nitelendirdi.
Avrupa Birliği (AB) liderlerinin zirvesinde göç politikası üzerine yaşanan tartışmalar, diplomatların aktardığına göre sertleşerek kriz boyutuna ulaştı.
Politico‘ya konuşan Avrupalı diplomatlar, liderlerin göç konusunda “Avrupa Konseyi oturumuna yakışmayacak” nitelikte “korkunç”, “çirkin” ve “fazlasıyla doğrudan” bir tartışma yürüttüğünü bildirdi.
Gerilim, Danimarka, İtalya ve Polonya’nın zirve sonuç bildirgesindeki göç ifadelerini sertleştirme girişimiyle tetiklendi.
Üç diplomatik kaynağın aktardığına göre bu girişimi 12’den fazla ülke destekledi; ancak Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ve Lüksemburg Başbakanı Luc Frieden metne imza atmayı reddedince uzlaşma sağlanamadı.
Liderler “Avrupa medeniyetini koruma” söylemiyle karşı karşıya geldi
Kaynaklar, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ile Çekya Başbakanı Andrej Babiš’in tartışmada sert ifadeler kullandığını ve göç politikasını “Avrupa medeniyetinin korunmasıyla” doğrudan ilişkilendirdiğini kaydetti.
Görüşmeyi aktaran diplomatlardan biri, Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’nın müdahale ederek bu tartışmayı sonlandırması gerektiğini dile getirdi.
Bir başka kaynak ise tartışmanın hararetli geçmesine rağmen “siyasi nitelik taşıdığını” ve “seçmenlerin gerçek sorunlarına odaklanmak açısından zorunlu olduğunu” savundu.
Zirve sonrası liderlerden Fransa’daki olaylara gönderme
Zirvenin ardından Macaristan Başbakanı Péter Magyar, X hesabından yaptığı açıklamada Fransa’daki şehirleri saran sokak olaylarının “Macaristan’ın göç konusunda neden en katı yaklaşımı benimsediğini herkes için anlaşılır kıldığını” öne sürdü.
Polonya Başbakanı Donald Tusk ise Fransa’daki gelişmelere doğrudan değinmeden, “Polonya diğer Avrupa ülkelerinin hatalarını tekrarlamayacak ve bunların bedelini ödemeyecektir” açıklamasını yaptı.
Politico, Magyar ve Tusk’ın çıkışlarının AB içindeki görüş ayrılıklarını derinleştirdiğine dikkat çekti.
Bu gerilimin, üye ülkelerin birliğin uzun vadeli bütçesi ile Ukrayna’ya sağlanacak mali kaynakları karara bağlaması gereken bir süreçte öne çıktığı belirtildi.
Fransa’da ekim ayında hayat pahalılığı ve hükümetin sosyal politikalarına karşı başlayan kitlesel gösteriler geniş çaplı sokak olaylarına dönüştü.
İçişleri Bakanlığı eylemlere yaklaşık 550 bin kişinin katıldığını duyururken, sendikalar katılımcı sayısını 800 bin olarak açıkladı; Paris, Lyon ve Marsilya gibi kentlerde polisle çatışmalar, yağma ve kundaklama olayları kaydedildi.
Fransa’nın ardından İtalya’da da hayat pahalılığı, akaryakıt zamları ve vergiler nedeniyle protestolar düzenlendi.
Milano, Torino, Bologna ve Bergamo’da göstericiler polise taş ve patlayıcı maddeler fırlattı; eş zamanlı olarak Arnavutluk’ta da yolsuzluk karşıtı gruplar Başbakan Edi Rama’nın istifasını talep eden gösteriler yaptı.
Sokak eylemleri üzerine açıklama yapan ABD Başkanı Donald Trump, Fransa hükümetine sınırlarını kapatma çağrısında bulundu.
Trump, “Tamamen farklı bir dünyadan gelen, yüreklerinde nefret taşıyan insanların göçü bu bir zamanların büyük ülkesini mahvetti. Sınırları kapatın ve çok geç olmadan durumu kontrol altına alın” ifadelerini kullandı.
Avrupa
Fransa’da protestolar devam ediyor: Kentlerde sokağa çıkma yasağı adımı

Fransa’da hayat pahalılığı ve eğitim şartlarına karşı başlayan protestolar devam ederken hükümet bazı kentlerde sokağa çıkma yasağı getirilmesini istedi. İçişleri Bakanlığı olaylarda yarım milyondan fazla kişinin sokağa çıktığını, yaklaşık 2 bin 400 kişinin gözaltına alındığını ve 1000’e yakın güvenlik görevlisinin yaralandığını bildirdi.
Fransa’da hayat pahalılığı ve eğitim koşullarına tepki olarak başlayan eylemler, hafta sonu ülke genelinde sokak çatışmalarına dönüştü.
Yaşananları son yılların en ağır şiddet dalgası olarak niteleyen yetkililer, büyük kentlerde kontrolü kaybettiklerini itiraf etti.
Hükümet kriz toplantısının ardından düzeni yeniden sağlamak amacıyla bazı kentlerde sokağa çıkma yasağı getirilmesini talep ederken, güneydeki liman kenti Marsilya pazartesi günü boyunca kamuya açık toplanmaları yasakladı.
Paris’te eylemcilerin ablukaya alacağını duyurduğu Louvre Müzesi kapılarını kapatırken, pazar günü Cumhuriyet Meydanı’nda polis ile göstericiler arasındaki gerilim sürdü.
Belediye binaları ve kamu kurumları ateşe verildi
Ülke genelindeki tahribat başkentle sınırlı kalmadı. Porseleniyle tanınan Limoges kentinin 19’uncu yüzyıldan kalma tarihi belediye binası alevlere teslim oldu; yapının kulesi çevrede toplananların tezahüratları arasında çöktü ve geriye yalnızca iskeleti kaldı.
Belediye Başkanı Guillaume Guérin, sosyal medya platformu X’teki paylaşımında belediyeye yapılan saldırının doğrudan cumhuriyete yöneldiğini kaydetti.
İçişleri Bakanı Laurent Nuñez, Marsilya, Lille ve Angers kentlerinde belediye binalarına girildiğini açıkladı.
Bakan istifasını sundu, yarım milyonu aşkın kişi sokağa çıktı
Büyük kentlerde hakimiyetin yitirildiğini kabul eden İçişleri Bakanı Nuñez, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a istifasını sunduğunu ancak Macron’un bu talebi geri çevirdiğini bildirdi.
İçişleri Bakanlığı verilerine göre Fransa genelinde eylemlere yarım milyondan fazla kişi katıldı. Olaylarda yaklaşık 2 bin 400 kişi gözaltına alınırken, 1000’e yakın polis ve itfaiye görevlisi yaralandı.
Nuñez, gözaltına alınanların öğrenci protestolarıyla doğrudan ilgisi bulunmadığını savundu.
Macron solu suçladı, muhalefet iktidara yüklendi
Sağ siyasetçilerin olağanüstü hal ilan edilmesi çağrılarına rağmen Macron bu adımı atmaktan kaçındı. Pazar akşamı televizyondan halka seslenen Cumhurbaşkanı, şiddetten soldaki “marjinal grupları” sorumlu tuttu.
Görüntüleri izlerken yurttaşların bunu kendi ülkelerine nasıl yapabildiğini sorguladıklarını belirten Macron, “Bunu hiçbir şey haklı çıkaramaz, hiçbir şey açıklayamaz, hiçbir şey affettiremez” dedi ve cumhuriyeti yıkmaya çalışanların hesap vereceğini dile getirdi.
Cumhurbaşkanlığı görevinin son aylarında artan borç yükü, duraklayan ekonomik büyüme ve toplumsal hoşnutsuzlukla yüzleşen Macron yönetimi, nisan seçimleri öncesinde sert eleştirilerin hedefi oldu.
Solun lideri Jean-Luc Mélenchon faturayı iktidara keserken, kamuoyu yoklamalarında önde giden sağcı cumhurbaşkanı adayı Marine Le Pen yönetimi “tükenmiş, yönünü yitirmiş ve kendi acizliğine yorum yapmaktan başka hiçbir şey üretemeyen” bir ekip olarak niteledi.
Washington’dan göçmen çıkışı geldi
Fransız yetkililer göstericilerin dile getirdiği hayat pahalılığı gibi kaygıları meşru bulup şiddet için solu işaret ederken, göçmenlere yönelik bir suçlamada yer almadı.
ABD Başkanı Donald Trump ise Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda şiddetin nedenini göç olarak gösterdi ve “Fransa yanıyor!” ifadesini kullandı.
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de sosyal medya üzerinden yaptığı değerlendirmede Fransa’daki görüntülerin Amerikalılar için uyarı niteliğinde olduğunu belirterek, “Kongre’deki Demokratların ülkeniz için istediği gelecek tam olarak bu” sözleriyle Amerikan iç siyasetine atıf yaptı.
Öğrenci taleplerinden sendika ve çiftçi grevlerine
Ülkedeki dalga, geçen ay lise öğrencilerinin yetersiz derslik koşulları, eskiyen binalar ve öğretmen eksikliğine karşı sokağa çıkmasıyla başladı. Polisin biber gazıyla müdahale ettiği öğrenci eylemlerine ilerleyen haftalarda sendikalar ile çiftçiler de eklendi.
Toplumsal tepkinin odağında yükselen yaşam maliyeti ve İran’daki savaşın etkisiyle artan doğalgaz fiyatları yer alıyor.
Fransız öğrencilerin eğitim şartlarına yönelik talepleri, son günlerde benzer gerekçelerle sokaklara çıkan İspanya, Portekiz ve Arnavutluk’taki akranlarının itirazlarıyla benzerlik gösteriyor.
Avrupa
Polonya: Hegseth Afganistan’da ölen askerlerin ailelerine hesap versin

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in NATO ülkelerinin Afganistan’daki muharebe katkısını sorgulaması Varşova’nın tepkisini çekti. Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski, Hegseth’e yanıtında Gazni vilayetinde 44 Polonyalı askerin hayatını kaybettiğini hatırlattı.
Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in NATO müttefiklerinin Afganistan’daki muharebe katkısını sorgulayan sözlerine sert tepki gösterdi.
Sikorski, Amerikalı bakana hitaben, bu ifadeleri Gazni vilayetinde hayatını kaybeden Polonyalı askerlerin ailelerine söylemesi gerektiğini kaydetti.
Tartışma, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in cumartesi günü Knoxville’deki Tennessee Üniversitesinde Yedek Subay Hazırlık Kolordusu (ROTC) öğrencilerine ve yeni ordu mensuplarına hitap etmesiyle başladı.
Yüzbaşı rütbesiyle Afganistan’da yaptığı askeri göreve değinen Hegseth, Kabil’deki NATO karargahını ziyaret ettiği dönemi anlattı.
Karargahta yaklaşık 50 ülkenin bayrağının dalgalandığını hatırlatan Hegseth, o döneme ilişkin izlenimini aktardı. Hegseth, “Bu güzel bir manzaraydı: NATO ittifakına ve bölgedeki ISAF misyonuna katkı sunan 50 farklı ülke” dedi.
Hegseth: Çatışmalara yalnızca birkaç ülke katıldı
Konuşmasında sahadaki askeri operasyonlara değinen Hegseth, bu ülkelerin yalnızca küçük bir bölümünün muharebe faaliyetlerinde yer aldığını öne sürdü.
Hegseth, “Gerçek katkıyı sağlayan belki beş ülke hariçti. Doğrusunu söylemek gerekirse, misyonun sonuna doğru muharebe operasyonlarına katılan ülke sayısı bir veya ikiye inmişti” iddiasını dile getirdi.
Aynı zamanda Başbakan Yardımcısı olan Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski, Hegseth’in bu değerlendirmesine pazar günü X platformu üzerinden yanıt verdi.
Sikorski paylaşımında, “Sayın Savunma Bakanı, bunu zorlu Gazni vilayetini emniyete alırken hayatını kaybeden 44 Polonyalı askerin ailelerine söyleyin” ifadesini kullandı.
Afganistan misyonunda 33 binden fazla Polonyalı görev aldı
NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Yardım Kuvveti (ISAF), 11 Eylül’de Dünya Ticaret Merkezine düzenlenen saldırıların ardından 2001 yılında kuruldu.
Gücün mevcudu, en yoğun döneminde 40’tan fazla ülkeden yaklaşık 130 bin askere ulaştı.
Bu uluslararası gücün bünyesinde 2002 ile 2021 yılları arasında Afganistan’daki Polonya Askeri Birliği de görev yaptı.
Bütün görev değişimleri boyunca misyonda 33 binden fazla Polonyalı asker ve askeri personel hizmet verdi.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Görüş2 hafta önceOrtadoğu’da Koridor İttifakları Devri
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Richard Wolff: ABD’de oligarklar devleti rehin alarak piyasayı yönetiyor
Amerika2 hafta önceBrezilya’da başkanlık seçimleri ikinci tura kaldı
Asya2 hafta önceJaponya Başbakanı Takaichi piyasaları harcama gündemi konusunda yatıştırmaya çalışıyor
Asya2 hafta önceÇin’de bankacılık reformu: 2025’te 670’ten fazla banka kapatıldı
Asya2 hafta önceAvustralya muhalefeti, ülke tarihindeki “en büyük göçmenlik kesintisini” vaat etti
Asya2 hafta önceHindistan’da 130 milyon seçmen kaydı silindi: Protestolar büyüyor









