Bizi Takip Edin

Avrupa

İspanya’da sağcı Vox gençler arasında popülerleşiyor

Yayınlanma

İspanya’da sağcı Vox partisi, Kasım ayındaki erken seçimler öncesinde genç seçmenler arasında destek kazanıyor.

Rapporteur’de yer alan habere göre parti, uzun süredir ana akım partilerin hakimiyetinde olan ülkedeki geleneksel oy verme alışkanlıklarını sarsıyor.

İspanya, beş haftadan az bir süre sonra sandık başına gidecek. Anketler, iktidardaki Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) için zorlu bir seçim olacağına işaret ediyor.

Son anketler göre, ana muhalefet partisi Halk Partisi (PP) yaklaşık %32 oranında yer alırken, onu %28 ile PSOE ve %19 ile Vox takip ediyor.

Bu durum, sağcı bir PP-Vox koalisyonu olasılığını gündeme getiriyor.

Azınlık hükümetini yöneten PSOE partisinin lideri Başbakan Pedro Sánchez, parlamentoda “daha geniş bir ilerici çoğunluk” elde etmek amacıyla erken seçim çağrısında bulundu.

Fakat genç seçmenler arasında durum daha karmaşık. İspanya’nın kamuoyu araştırma kurumu CIS’e göre, 18 ila 24 yaş arası genç seçmenlerin %19’u PSOE’ye oy vermeyi planlıyor.

Bunu %15,6 ile Vox ve %11,9 ile PP izliyor. Bu yaş grubunun büyük bir kısmı ise henüz karar vermemiş ya da oy kullanmamayı planlıyor.

Kasım ayında yapılacak genel seçimlerde 1,6 milyondan fazla İspanyol ilk kez oy kullanma hakkına sahip olacak.

IMOP’un El Confidencial için yaptığı özel bir ankete göre, bu yeni seçmenlerin %26,9’u –430.000’den fazlası– Vox’a destek vermeyi planlıyor.

%22’lik oy oranıyla PSOE ve yenilenmiş solcu Geniş Cephe koalisyonu onu takip ederken, PP bu yeni seçmenler arasında yalnızca %9 oy alabilecek.

2023 seçim sonuçlarıyla karşılaştırıldığında, PP istikrarlı seyrini sürdürürken, PSOE oy kaybediyor ve Vox ise büyük bir sıçrama kaydediyor.

Son dört bölgesel seçimde, Santiago Abascal’ın göçmen karşıtı partisi oyların %16 ile %19’unu aldı ve PP’yi zorlu koalisyon müzakerelerine zorladı.

Vox’un “müesses nizam” karşıtı mesajı, özellikle genç seçmenler arasında yankı buluyor gibi görünüyor.

Siyasi analist Javier Sánchez González, Rapporteur’e verdiği demeçte, “Vatandaşlar arasında yaygın olan hoşnutsuzluk ve kurumlara, ayrıca iktidarı elinde tutanlara –PSOE ve PP’ye– duyulan güvensizlik, Vox tarafından tamamen yakalanıyor,” dedi.

Sekiz yıllık iktidarın ardından PSOE, hükümetine ve yakın çevresine dahil olan isimlerin karıştığı yolsuzluk skandalları ve Temmuz ayında Ceuta’da yaşanan göçmen akını da dahil olmak üzere artan krizler nedeniyle sarsıldı.

González, Rapporteur’e, PSOE’nin yolsuzluk skandalları kamuoyundaki tartışmaları ne kadar çok domine ederse, genç seçmenlerin o kadar çok Vox’a yöneldiğini, 2018’de yolsuzluk skandalları nedeniyle son başbakanı Mariano Rajoy’u koltuğundan eden PP’ye değil, Vox’a yöneldiğini söyledi.

“PP’nin bir sorunu var: farklı bir parti olarak algılanmıyor,” diyen González, hayal kırıklığının sol kanattaki Podemos hareketinin yükselişini tetiklediği 2015 yılından farklı olarak, günümüzde genç İspanyollar arasında görülen protesto oylarının giderek sağa kaydığını belirtti.

Buna rağmen, Vox’un artan etkisi, 1936-1939 iç savaşının mirası ve Francisco Franco’nun neredeyse kırk yıllık diktatörlüğüyle hâlâ boğuşan bir ülkede derin bir kutuplaşmaya yol açan bir konu olmaya devam ediyor.

Analist, “Birçok genç, Vox’u bir yeraltı hareketi, neredeyse yasaklanmış ama kendileri için giderek daha çekici hale gelen bir şey olarak görüyor. Aşırı sağcı olmak, ‘yeni punk’ haline geldi,” dedi.

Avrupa

AB dışı müttefiklerin Ukrayna’ya yardımı 2027’de 4 milyar euroya inebilir

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu’nun hesaplamalarına göre, AB dışındaki müttefiklerin Ukrayna’ya mali desteği 2027 yılında 19 milyar eurodan 4 milyar euroya gerileyebilir. ABD, İngiltere, Kanada ve Japonya’nın gelecek yıl için Kiev’e yalnızca birer milyar euro taahhüt etmesi üzerine Brüksel, G7 ortaklarından katkılarını artırmasını istiyor.

Avrupa Birliği (AB) üyesi olmayan ülkelerin Ukrayna’ya sağladığı mali yardımın 2027 yılında yaklaşık beş kat azalarak 19 milyar eurodan 4 milyar euroya gerileyebileceği öngörülüyor.

Financial Times gazetesinin ulaştığı Avrupa Komisyonu hesaplamalarında yer alan bu tablo, Brüksel’i harekete geçirdi.

Gazetenin aktardığı verilere göre, AB dışındaki müttefikler gelecek yıl için Ukrayna’ya toplam 4 milyar euro taahhüt etti.

ABD, İngiltere, Kanada ve Japonya’nın Kiev’e yalnızca birer milyar euro sağlamaya hazır olması üzerine Brüksel, G7 ortaklarına mali katkılarını artırmaları yönünde baskı uygulamaya başladı.

Gazete, diğer ülkelerin yardımlarını düşürmesiyle oluşabilecek finansman açığını AB’nin tek başına kapatma niyetinde olmadığını yazdı.

G7 başkentlerinde bütçe ve taahhüt arayışı sürüyor

İngiltere ve Kanada’nın gelecek yılın bütçe taslaklarını yakında açıklaması bekleniyor. Brüksel, bu taslaklarda Ukrayna için yeni kaynak ayrılmasını umuyor.

Kanada Maliye Bakanlığı, 2022 yılından bu yana Kiev’e 27 milyar Kanada doları tutarında yardım taahhüt edildiğini bildirdi; ancak 5 Kasım’da yayımlanacak bütçeden önce yeni ödenek ihtimalleri hakkında yorum yapmaktan kaçındı.

Japonya Dışişleri Bakanlığı ise Avrupa Komisyonu’nun değerlendirmesine katılmadı.

Gelecekteki finansal desteğin boyutuna dair nihai sonuçlara varmanın henüz mümkün olmadığını belirten Tokyo, G7 müzakereleri ve sahadaki gelişmeler ışığında yardım seçeneklerini değerlendirmeyi sürdürüyor.

NATO yardımlarında 13 milyar euroluk açık hesaplandı

Avrupa Komisyonu, NATO’nun Ukrayna’ya yönelik askeri taahhütlerini de inceledi. Komisyon hesaplamalarına göre ittifak ülkeleri, 2026 yılı için belirlenen 70 milyar euroluk askeri yardım hedefinin 13 milyar euro gerisinde kalıyor.

Bir NATO yetkilisi, Genel Sekreter Mark Rutte’nin müttefiklerin desteği sürdürmesini beklediğini dile getirdi.

Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, eylül ayında yaptığı açıklamada, AB ve üye ülkelerin 2022’den bu yana sağladığı toplam yardımın 220 milyar euroyu aştığını, bu tutarın 78 milyar eurodan fazlasının askeri destek olduğunu bildirmişti.

Kallas, iki yıl için kararlaştırılan 90 milyar euroluk AB kredisinin 60 milyar eurosunun askeri ihtiyaçlara ayrılacağını hatırlatarak 1 milyar euroluk ek askeri finansman sağlanabileceğini kaydetmişti.

Ukrayna Maliye Bakanlığı ise haziran ayında ülkenin 2026-2029 dönemindeki dış finansman ihtiyacını 145,9 milyar dolar olarak hesapladı.

Maliye Bakanı Serhiy Marçenko, Batılı ortakların desteğine rağmen kaynak ihtiyacının yüksek kaldığına dikkat çekmişti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Eskelund: Çin’in ticaret fazlasına odaklanmayın

Yayınlanma

Çin’deki AB Ticaret Odası Başkanı Jens Eskelund, Avrupa’nın Çin ile arasındaki devasa ticaret açığını ortadan kaldırmak yerine iktisadi güvenliğe odaklanması gerektiğini söyledi.

Eskelund ayrıca, geçen yılki 1,2 trilyon dolarlık rekor seviyeyi aşmaya doğru ilerleyen Çin’in devasa küresel ticaret fazlasını, imalat sektöründe dünya hakimiyetini ele geçirmeyi amaçlayan “kötü niyetli bir plan”ın parçası olarak görmemek gerektiği konusunda uyarıda bulundu.

Eskelund, Rapporteur’e verdiği demeçte, Çin’in imalat alanındaki üstünlüğü nedeniyle Pekin ile “dengeli ticaret”e ulaşmanın “anlamlı bir hedef” olmadığını belirtti.

Bu nedenle Brüksel’in, AB’nin ticaret açığını yalnızca bunun belirli “zayıf noktaların” giderilmesine yardımcı olacağı alanlarda azaltmaya çalışması gerektiğini belirtti.

Odası, Çin’de faaliyet gösteren 1.600’den fazla Avrupalı şirketi temsil eden Eskelund şöyle devam etti:

“Çin ile muhtemelen hiçbir zaman dengeli bir ticaretimiz olmayacak… çünkü Çin, düşük maliyetle kaliteli ürünler üretme konusunda gerçekten çok başarılı. Sorun, [bu açığın] iktisadi güvenliği etkilemesi durumunda ortaya çıkıyor.”

Eskelund, Çin’in hızla artan sanayi ihracatına ilişkin endişelerin, istihdam veya Avrupa’nın “teknolojik egemenliği” üzerindeki potansiyel etkisinin özellikle zararlı olabileceği otomotiv endüstrisi ile kimya ve ilaç endüstrilerinin “bazı kısımları” gibi “sistemik öneme sahip” sektörlerde meşru olduğunu ekledi:

“Dikkat etmemiz gereken konular bunlar. Tek işe yarayan şeyin dengeli ticaret olduğu düşüncesi [söz konusu olduğunda ise] bence bu, Avrupa için çok önemli bir iktisadi maliyete yol açabilir ve siyasi olarak kabul edilmesi imkansız olacaktır.”

Eskelund’un açıklamaları, Brüksel ile Pekin arasında ticaret geriliminin tırmandığı bir dönemde geldi; AB yetkilileri, Çin’in ihracata yönelik ekonomisini, AB’nin sanayi sektöründeki durgunluğu daha da kötüleştirmekle ve hatta sosyal modelini tehdit etmekle suçluyor.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, AB’nin Çin ile olan “sürdürülemez” yıllık mal ticaret açığını “yeniden dengeleme” sözü verdi.

Bu açık, bu yıl 2022’de kaydedilen 397 milyar avroluk rekor seviyeyi aşmakla tehdit ediyor.

AB’nin geleneksel gündem belirleyicileri olan Fransa ve Almanya da yakın zamanda, Pekin’in “sistemik piyasa bozucu uygulamalarının” yol açtığı “küresel makroekonomik dengesizlikleri” ele almak üzere Komisyon’u ticaret savunma araçlarını yenilemeye çağırdı.

Fakat bu ayın başlarında, AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič’in Pekin ile bir anlaşma imzalaması üzerine gerginlikler biraz azaldı.

Anlaşma, Çin’in AB’ye hibrit otomobil ihracatını bu yıl için öngörülen 800.000 adetten gelecek yıl 350.000 adete sınırlayacak.

Eskelund, AB liderleri tarafından da memnuniyetle karşılanan hibrit araç anlaşmasının “çok olumlu” olduğunu ve Brüksel ile Pekin arasındaki gelecekteki anlaşmalar için bir “model” teşkil etmesi gerektiğini söyledi:

“Çin’in öncelikli kaygısı, Avrupa pazarına geniş ve derin erişim sağlamak; Avrupa’nın öncelikli kaygısı ise bu iktisadi güvenlik endişelerini gidermek. Ticaret açığını ortadan kaldırmak birincil hedef olmadığı sürece, hem Avrupa hem de Çin için işe yarayabilecek çözümler bulmak için bir miktar alan olduğunu düşünüyorum.”

Bunun yerine, Çin’in ihracatındaki artışın büyük ölçüde, iç tüketimi ciddi şekilde düşüren emlak piyasasındaki yıllardır süren durgunluğun üstesinden gelmekte zorlanan kendi ekonomisinin “kötü durumu”ndan kaynaklandığını savundu.

Eskelund, Çin’de faaliyet gösteren AB firmaları için “pazar engellerinden ziyade” Çin’in iktisadi zayıflığının “açık ara en büyük endişe kaynağı” olduğunu belirtti.

AB-Çin ticaret gerilimlerinin çözüleceğine inanıp inanmadığı sorulduğunda, 28 yıldır Çin’de yaşayan Eskelund şöyle yanıt verdi

“Doğası gereği iyimser biriyim fakat önümüzde zorlu bir süreç olduğunu da düşünüyorum. “Çin’in, Avrupa’nın meşru iktisadi güvenlik endişelerini kabul etmesi ve Çin’in Avrupa pazarına erişimini sürdürmek karşılığında bu endişeleri gidermeye çalışması, bir tür çözüme ulaşılmasını sağlayabilir.”

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupa Ukrayna masasına Seibert ile dönüyor: İlk temas Abu Dabi’de

Yayınlanma

Avrupa Birliği, ABD, Rusya ve Ukrayna’nın yer alacağı barış görüşmelerine katılmak üzere Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in kabine şefi Björn Seibert başkanlığında bir heyet hazırlıyor. Heyetin kasım ayı başında Abu Dabi’de yapılması öngörülen toplantıya katılması planlanıyor.

Avrupa Birliği, Ukrayna savaşına dair yürütülen müzakere trafiğine doğrudan dahil olmaya hazırlanıyor.

Euronews televizyonunun haberine göre Avrupa Komisyonu ve Avrupa Konseyi, tarafların bir araya geleceği yeni müzakere turuna göndermek üzere üst düzey yetkililerden oluşan ortak bir heyet kuruyor. Heyetin başkanlığını ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in kabine şefi Björn Seibert üstlenecek.

Haberde nüfuzlu bir bürokrat olarak nitelenen Alman diplomat Seibert liderliğindeki heyetin, kasım ayı başında Abu Dabi’de yapılması planlanan temaslara katılması bekleniyor.

Avrupa Komisyonu’ndan bir temsilci konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Yalnızca savaşın sona ermesine değil, aynı zamanda adil ve kalıcı bir barışa ulaşılmasına da güçlü bir biçimde bağlıyız. Amacımız bu ve mevcut görüşmelerde tam olarak bu pozisyonu savunuyoruz” değerlendirmesini yaptı.

Brüksel’in perde arkasındaki kilit ismi

Alman kökenli bir Avrupa bürokratı olan Björn Seibert, uzun süredir von der Leyen’in en yakın çalışma arkadaşı olarak tanınıyor.

Seibert, von der Leyen’in ekibine ilk olarak 2013 yılında, dönemin Almanya Savunma Bakanlığı görevini yürüttüğü sırada katıldı ve ardından onunla birlikte Avrupa Komisyonu’na geçti.

Politico dergisinin aktardığı bilgilere göre Seibert, süreç içinde Avrupa siyasetinin perde arkasındaki en etkili aktörlerinden birine dönüştü.

Dergi, üst düzey atamaların onaylanmasında bizzat devrede olan Seibert’in, Avrupa Parlamentosu ve ABD ile yürütülen ilişkilerde de ağırlıklı bir rol oynadığını yazdı.

Bu yapı kurum içinde tartışma da yaratıyor. Eleştirenler, yetkilerin kabine şefi ile von der Leyen’in elinde toplanmasının yönetimde aşırı merkeziyetçiliğe yol açtığını öne sürerken, mevcut modelin destekçileri karar mekanizmasının bu sayede hızlandığını ve verimli çalıştığını savunuyor.

Avrupa, Ukrayna, ABD ve Rusya temsilcilerini aynı çatı altında buluşturacak bu çok taraflı temaslar gerçekleşirse, barış sürecinde bu formatta yapılan ilk görüşme kayıtlara geçecek.

Şimdiye kadarki temaslar ya Rusya ile ABD arasında ikili görüşmeler halinde ya da Ukrayna’nın katılımıyla üçlü formatta yürütülmüştü.

Fakat AB heyetinin bu masada yer alıp almayacağı şimdilik kesinleşmiş değil; konu henüz istişare aşamasında tutuluyor.

Avrupa başkentleri aslında aylardır benzer bir diplomatik mekanizmanın arayışındaydı. Politico, ocak ayında AB ülkelerinin Moskova ile Ukrayna konusunda müzakereleri yürütmek üzere özel bir temsilci atamayı tartıştığını ve bu girişime Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin destek verdiğini yazmıştı.

The Telegraph gazetesi ise ekim ayında Avrupa temsilciliği rolü için Meloni’nin yanı sıra Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, Çekya Cumhurbaşkanı Petr Pavel, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre ve Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen’in adının geçtiğini aktarmıştı.

Gazete, tek bir isim yerine ortak bir temsilciler heyeti kurulması seçeneğinin de değerlendirildiğini kaydetmişti.

Moskova’dan Avrupa’nın niyetine yönelik çekinceler

Moskova cephesi ise Avrupa’nın tutumunun çatışmanın çözümünde belirleyici olabileceği görüşünde. Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı Yuriy Uşakov, “Yalnızca Kiev ile konuşmak yetmez; çatışmayı sürdürme arzusunda Kiev’i bütünüyle destekleyen tüm Avrupa ile konuşmak gerekir. Belki de Avrupa’nın tavrı burada kilit bir nitelik taşıyor” dedi.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov da Moskova’nın Avrupa Birliği’nden bir müzakereci çıkmasını destekleyeceğini dile getirmişti. Peskov, “Bir müzakerecinin olması iyidir. Eğer bu müzakereci barışçıl çözüme samimiyetle katkı sağlamayı amaçlayan bir isim olursa çok daha iyi olur” ifadelerini kullanmıştı.

Öte yandan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, 27 Ekim’de yaptığı açıklamada Avrupalı ülkelerin görüşmelere katılma niyetine mesafeli yaklaştı. Lavrov, Avrupa’nın masaya dahil olmak istediğini ancak Moskova’ya bakışını değiştirmediğini söyledi.

Avrupa’nın çatışmanın nedenlerine dair Rusya’nın pozisyonunu hesaba katmadığını belirten Lavrov, yalnızca suçlama yöneltildiğini ve çatışmaların durdurulmasının istendiğini vurguladı.

Rus bakan, “Bu, Avrupalıların sadece müzakere sürecine dahil olma arzusunu gösteriyor. Ancak sürece hangi pozisyonlarla dahil olunacağı büyük bir soru işareti” diye konuştu.

Tüm bu karşılıklı mesajlara rağmen Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin daha önce Moskova’nın Avrupalı ülkelerle temas kapısını kapatmadığını belirtmişti.

Putin, Avrupa tarafından tercih edeceği müzakereci olarak Almanya’nın eski Başbakanı Gerhard Schröder’in adını dile getirmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English