Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İsrail destekli çete lideri Gazze planını anlattı: Hamas’sız yeni bir yönetim

Yayınlanma

İsrail’in Gazze’de desteklediği bir milis grubunun lideri, Hamas’ı devirmek için çalıştıklarını ve “Yeni Gazze” adında bir proje yürüttüklerini açıkladı. Sky News’e konuşan Hüsam el-Astal, İsrail’in yanı sıra çeşitli Arap ve Batılı ülkelerden de destek aldıklarını söyledi.

İsrail’in Gazze’de Hamas’a karşı silahlandırdığı çetelerden birinin lideri olan Hüsam el-Astal, Sky News‘e konuştu.

El-Astal, liderliğini yaptığı grubun Hamas’ı iktidardan uzaklaştırmaya yönelik ortak bir projenin parçası olduğunu ve çeşitli Arap ile Batılı ülkelerden destek aldıklarını belirtti.

Sky News, İsrail’in Hamas karşıtı dört milis örgütünü desteklediğini ve bu örgütlerin kendilerini Hamas’ı iktidardan indirmeye dönük ortak bir projenin parçası olarak gördüklerini ilk kez doğruladığını duyurdu.

Habere göre, silahlı tüm çeteler, ateşkesle belirlenen ve İsrail ordusunun konuşlanma sınırı olan “sarı hat”ın gerisindeki İsrail kontrolündeki bölgelerde faaliyet gösteriyor.

‘Yeni Gazze’ projesi

Gazze’nin güneyindeki üssünden açıklama yapan milis lideri Hüsam el-Astal, “Ben, Yasir Ebu Şebab, Rami Halles ve Eşref el-Mansi’nin ortak bir projemiz var” dedi.

El-Astal, sözlerini şöyle sürdürdü: “Hepimiz ‘Yeni Gazze’den yanayız. Yakında Gazze Şeridi’nin tamamında kontrolü sağlayıp tek çatı altında toplanacağız.”

İsrail karakoluna 700 metre mesafede

Sky News, kendisiyle paylaşılan görüntülerden yola çıkarak Hüsam el-Astal’ın liderlik ettiği çetenin karargâhının yerini tespit ettiğini bildirdi.

Buna göre karargâh, sarı hattı takip eden askeri yol üzerinde ve en yakın İsrail karakoluna 700 metreden daha az bir mesafede bulunuyor.

El-Astal, “Şu an konuşurken tank sesleri duyuyorum; muhtemelen devriyedeler. Ama endişeli değilim” diye konuştu ve ekledi: “Bize ateş açmıyorlar, biz de onlara… Koordinatör üzerinden buranın ateş altına alınmayacağı bir ‘yeşil bölge’ olmasında mutabık kaldık.”

Hamas tarafından idama mahkûm edildi

El-Astal, bir zamanlar Gazze’nin ikinci büyük kenti Han Yunus’un ağaçlıklı bir banliyösü olan bu alanda büyüdüğünü söyledi.

Ancak Batı Şeria merkezli Filistin Yönetimi çizgisindeki militan gruplarla bağlantısı nedeniyle Hamas tarafından arandığı için 2010’da kaçmak zorunda kaldığını anlattı.

Sonraki 11 yılı Mısır ve Malezya’da, Filistin Yönetimi’nin güvenlik servislerinde çalışarak geçirdiğini belirtti.

Gazze’ye dönüşünden iki ay sonra, 2018’de Malezya’da bir Hamas mensubuna yönelik suikasta karışmakla suçlandı ve idama mahkûm edildi.

El-Astal, hapisten kaçışını, “Savaş başlayınca bizi içeride kilitli bırakıp İsraillilerin hapishaneyi bombalamasını beklediler. İki ay sonra kapıları kırıp kaçtık” sözleriyle aktardı.

Silahlar karaborsadan, mühimmat İsrail’den

Milisler, silahlarının çoğunun Kalaşnikof tüfekleri olduğunu ve bunları karaborsadan eski Hamas savaşçılarından aldıklarını iddia ediyor.

Haberde, mermi ve araçların ise Kerem Ebu Salim sınır kapısından, İsrail ordusuyla koordinasyon kurulduktan sonra içeri sokulduğu belirtiliyor.

Bu kapıyı bir diğer milis lideri Yasir Ebu Şebab’ın da kullandığı biliniyor.

Sky News, daha önce Ebu Şebab milisinin, İsrail ordusunun ve Filistinli bir araç satıcısının yardımıyla Gazze’ye araç kaçırdığını ortaya çıkarmıştı.

El-Astal, aynı satıcıyı kullandığını ve araçlarından birinin üzerinde kısmen kazınmış İbranice yazılar bulunduğunu ifade etti.

Öte yandan El-Astal, kampta yaşayan siviller için haftalık temel ihtiyaç sevkiyatı aldıklarını, “Yaklaşık 30 aileye temel sağlık ve eğitim desteği sağlıyoruz” diyerek anlattı.

El-Astal, “Çocuklar elma, muz, yiyecek-içecek, cips bulabiliyor. Diğer bölgelerdeki çadırlarda 5, 10, hatta 15 yaşındaki çocuklar çoğu zaman mercimek ve makarnadan fazlasını bulamıyor” diye konuştu.

Haftalık sevkiyatlara ilişkin görüntülerde, milis üssünde bir kargo kamyonu görülüyor. Haberde, 14 Ekim tarihli uydu görüntülerinde kampta benzer bir kamyonun tespit edildiği bilgisi de yer aldı.

Koordinasyonda Filistin Yönetimi kilit rol oynuyor

Sky News, Gazze’nin kuzeyinde faaliyet gösteren diğer iki çetenin de İsrail’den yardım aldığını doğruladı.

Kuzeyde faaliyet gösteren ve Rami Halles liderliğindeki çeteden bir milis, İsrail ile koordinasyonun dolaylı olarak COGAT’a bağlı Bölge Koordinasyon Ofisi (DCO) üzerinden yürütüldüğünü belirtti.

İsrail Savunma Bakanlığına bağlı olan bu birimde Filistin Yönetimi’nden yetkililer de görev yapıyor.

Sky News, bu bilginin Kerem Ebu Salim’de görevli bir İsrail askeri ve Ebu Şebab milisinden kıdemli bir komutanın söyledikleriyle örtüştüğünü bildirdi.

Buna göre koordinasyon askeri kanalla dolaylı olarak yürütülüyor ve Filistin Yönetimi bu süreçte kilit bir rol oynuyor.

El-Astal, “Grubumda bugün hâlâ Filistin Yönetimi çalışanı olan isimler var” dedi.

Ramallah Yönetimi ise Sky News‘ün sorularına yanıt vermeyerek bu çetelerle ilişkisi olduğunu reddetmişti.

El-Astal, bu durumu, “Filistin Yönetimi bizimle doğrudan ilişkiyi kabul edemez; zaten yeterince sorunu var. Milislerle ya da ‘işgal güçleriyle’ bağı olduğu ortaya çıksa bunun nasıl görüneceğini tahmin edebilirsiniz” sözleriyle açıkladı.

Askeri operasyonlar da koordine ediliyor mu?

El-Astal, ikmal için İsrail’le çalıştığını kabul etse de İsrail ordusu ile hiçbir askeri operasyonu koordine etmediğini öne sürdü.

Bununla birlikte, İsrail uçaklarının Ebu Şebab milisinin karıştığı iki çatışmaya müdahale ettiği daha önce ortaya çıkmıştı. Ebu Şebab’a bunun koordinasyon sonucu olup olmadığı soruldu ancak yanıt alınamadı.

Hamas, 3 Ekim’de iki grup arasındaki bir çatışmaya İsrail’in müdahalesi sırasında savaşçılarının ölmesi üzerine El-Astal’ın grubunu doğrudan askeri koordinasyonla suçladı.

İsrail ordusunun yayımladığı görüntüler de o gün yapılan saldırıları doğruluyor.

El-Astal ise iddiaları, “İsrail hava saldırılarını ben kontrol etmiyorum. İsrailliler silahlı Hamas unsurlarını gördü ve vurdu” diyerek reddetti.

BAE’den dış destek

Birçok kaynak, Sky News‘e milislerin dış güçlerden de destek aldığını söyledi.

Ebu Şebab çetesinin ikinci ismi Gassan ed-Duhine, iki kez Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) plakalı bir aracın yanında fotoğraflandı.

Ayrıca, “Terörle Mücadele Gücü” ismini kullanan çetenin logosunun, Yemen’de BAE destekli aynı isimli milis grubun logosuyla neredeyse aynı olduğu tespit edildi.

El-Astal’a BAE desteği sorulduğunda ise “İnşallah zamanla her şey netleşecek” diyerek gülümsedi ve “Evet, projemizi destekleyen Arap ülkeleri var” dedi.

Kushner da ‘Yeni Gazze’ dedi

El-Astal, bu projenin adını da verdi: “Elinizle göreceksiniz; yakında Gazze’nin yeni yönetimi olacağız. Projemiz ‘Yeni Gazze’. Savaş yok, herkesle barış; Hamas yok, terör yok.”

Sky News‘ün El-Astal’la görüşmesinden iki gün sonra, eski ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı ve kıdemli danışmanı Jared Kushner da “Yeni Gazze” ifadesini kullandı.

Kushner, Gazze’nin sarı hat boyunca belirsiz bir süreliğine bölünebileceğini öne sürdü ve “Hamas’ın kontrol ettiği alanlara yeniden inşa fonu gitmeyecek” dedi.

Kushner, sözlerini şöyle tamamladı: “İsrail ordusunun kontrol ettiği ve güvenliği sağlanabildiği bölgede ‘Yeni Gazze’ inşasına başlamak için değerlendirmeler yapılıyor; böylece Gazzelilere gidecekleri ve iş bulacakları bir yer sağlanabilir.”

Ortadoğu

ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

Yayınlanma

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.

Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.

Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.

Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.

Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.

Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.

Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.

Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.

USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.

USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.

Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.

Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.

Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.

Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.

Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.

Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.

Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.

Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Yayınlanma

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.

Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.

Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.

Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.

Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.

Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.

Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.

Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.

Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.

Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.

Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.

Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.

Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.

Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.

Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.

Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.

Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.

Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

Yayınlanma

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.

CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.

Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.

Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.

Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.

Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.

İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.

İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.

Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.

Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.

Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.

CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.

Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.

Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.

CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.

Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.

Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.

Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English