Diplomasi
Kim Jong-un’dan barışı korumak için Moskova ile birlik olma sözü

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, Rusya’nın Ukrayna’da egemenlik haklarını ve güvenliğini korumak için ‘haklı bir savaş’ yürüttüğünü söyledi.
Kore Merkezi Haber Ajansı‘na (KCNA) göre Kim, Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Aleksey Krivoruçko ve beraberindeki heyetle yaptığı görüşmeden sonra açıklamalarda bulundu.
Kim, açıklamasında Moskova’ya ‘sarsılmaz güçlü desteğini’ ve ‘Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti hükümeti ve halkının sağlam dayanışmasını’ ifade etti.
Kuzey Kore Komünist Partisi Merkez Komitesi binasında gerçekleşen görüşmede Kim, iki ülke ordularının ‘daha sıkı bir şekilde birleşmesi, Kore-Rusya ilişkilerini güçlü bir şekilde geliştirmesi’ ve ‘bölgesel ve küresel barış ile uluslararası adaletin savunulmasında önemli bir rol oynaması’ gerektiğini vurguladı.
Habere göre toplantıda, ‘karşılıklı güvenlik çıkarlarını korumak için’ Moskova ile Pyongyang’ın askeri işbirliği ele alındı.
Pygongyang, Şubat 2022’de başlayan Ukrayna’ya yönelik askeri müdahalesinde Rusya’yı destekleyen az sayıdaki ülkeden biri.
İleri Savunma Çalışmaları Analitik Merkezi (C4ADS) tarafından yapılan hesaplamalara göre, geçen yılın ağustos ayından Ocak 2024’e kadar Kuzey Kore, Rusya’ya yaklaşık 1,6 milyon top mermisi tedarik etti.
Ancak Güney Kore istihbaratı bu sayının üç kat daha fazla olabileceğini iddia ediyor. Beyaz Saray, tedarik edilen mühimmat arasında balistik füzelerin de bulunduğunu öne sürdü.
Haziran ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin 2000 yılından bu yana ilk kez Kuzey Kore’yi ziyaret etti.
Ziyarette, taraflardan birinin saldırıya uğraması ya da savaş durumunda kalması halinde Rusya ile Kuzey Kore’nin birbirlerine derhal yardım etmesini öngören Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması imzalandı.
Rusya Dışişleri Bakanlığı, anlaşmanın ‘Batı çizgisinde bir askeri ittifak kurma amacı gütmediğini ve üçüncü ülkelere yönelik olmadığını’ belirtti.
Putin’in Kuzey Kore Ziyareti: Kıskandıran dostluk mu korkulan müttefikler mi?
Diplomasi
Carlson: Netanyahu, Trump’ı İran’a nükleer saldırı düzenlemeye zorluyor

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun baskısı altında, Trump yönetiminin İran’a nükleer saldırı düzenlemeye hazırlandığı öne sürüldü.
X hesabından bir gönderi yayınlayan ABD’li yorumcu ve gazetesi Tucker Carlson’a göre hedef, İran’ın merkezindeki Kazma Dağı olacak.
İsrail istihbaratı, İran hükümetinin buradaki nükleer zenginleştirme programını yeniden başlattığını iddia ediyor.
Carslon, Amerikan cephaneliğindeki hiçbir konvansiyonel silahın, zenginleştirmenin gerçekleştiği iddia edilen tünelleri yok etmek için 300 feet kalınlığındaki katı graniti delip geçemeyeceği için tek askeri seçeneğin nükleer saldırı olduğuna işaret ediyor.
Netanyahu’nun bu yönde yoğun baskı uyguladığını öne süren Carlson, kendisine bilgi veren bir kaynağın, “Bibi bu konuyla ilgili her gün Trump’ı arıyor,” dediğini aktarıyor.
“Netanyahu köşeye sıkışmış ve çaresiz durumda” diyen ABD’li yorumcu, geçen haftaki seçim sonuçlarına işaret etti ve Trump’ın müdahalesi olmaksızın Netanyahu’nun hükümet kuramayacağını hatırlattı.
“Netanyahu, Trump’a yakın durmak zorunda. Bu savaşa ihtiyacı var,” diyen Carlson şöyle devam ediyor:
“Bu amaçla, Savunma Bakanı Pete Hegseth ve CENTCOM Komutanı Brad Cooper dahil olmak üzere yönetimdeki en yakın müttefiklerine azami baskı uyguladı. Her ikisi de, son derece kötü yönettikleri bu savaşın müzakere yoluyla çözülmesine karşı çıkıyor; her ikisi de büyük çaplı muharebe operasyonlarının yeniden başlatılması için baskı yapıyor. Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve CIA Direktörü John Ratcliffe de, Demokrat Parti liderleri gibi, Netanyahu’nun izinden gidiyor. Konuyla ilgili yakın zamanda yapılan bir toplantıda, eski başkan Barack Obama, Doha’da taslağı hazırlanan mevcut İran barış anlaşmasına karşı olduğunu söyledi.”
Amerika’nın Orta Doğu’daki müttefiklerinin ise savaşın uzaması ihtimalinden “dehşete düşmüş durumda” bulunduğunu söyleyen Carlson, Tel Aviv’in, İran’a yönelik son bir saldırı için yürüttüğü lobi çalışmalarına BAE’yi de dahil etmek istediğini ama Abu Dabi’nin bunu reddettiğini aktarıyor.
Sekiz aylık çatışmanın ardından Körfez ekonomilerinin sallandığını, aynı durumun küresel enerji ve gübre piyasaları için de geçerli olduğunu kaydeden Carlson, “Bu piyasalar kısa sürede toparlanamayacak. Küresel ölçekte, üreticilerden dünyanın geri kalanına petrol taşımak için kullanılan toplam yaklaşık 850 süper tanker bulunuyor. Yalnızca Ekim ayında, bunlardan 11’i Hürmüz Boğazı’nda ağır hasar gördü. Bu gidişle, küresel bir iktisadi bunalım kaçınılmaz. Nükleer bir saldırı, bu yıkımı radikal bir şekilde hızlandıracak,” diyor.
Kazma Dağı’nda gerçekleşecek nükleer saldırının radyoaktif serpintisinin, Basra Körfezi’ni kirleteceğini ve 100 milyon insanın su kaynağını zehirleyeceğini vurgulayan ABD’li gazeteci şöyle devam ediyor:
“Ve bunlar, bölge için sadece bazı acil sonuçlar. Dünyanın geri kalanı da en az bu kadar risk altında. Amerika Birleşik Devletleri dışında hiçbir ülke savaşta nükleer silah kullanmamıştır. Bazıları bunu yapmak ister. İran’a yönelik bir Amerikan nükleer saldırısı, yeni bir emsal teşkil edecektir. Ruslar, en az iki başka hükümete, İran’a yönelik bir Amerikan nükleer saldırısının kendilerini Ukrayna’ya karşı nükleer silah kullanma konusunda serbest bırakacağını çoktan bildirdi. Pakistan ve Hindistan da birbirlerine karşı aynı şeyi yapmaya cazip düşecek, Kuzey Kore de Seul’e karşı. İlk nükleer saldırının ardından Üçüncü Dünya Savaşı kaçınılmaz olacaktır. Bu savaş kısa ve kesin sonuçlu olacaktır.”
Şubat ayından bu yana Beyaz Saray’ın, “savaş alanı nükleer silahlarının” ilk kullanımını kolaylaştırmak ve dolayısıyla daha olası hale getirmek için Amerika’nın nükleer doktrinini sessizce yeniden yazdığının altını çizen Carlson, Washington’da her iki partiden de kimsenin bu durumdan rahatsız görünmediğini hatırlatıyor.
Carlsoni konuyu yakından takip edenlerin, Trump’ın önümüzdeki hafta sonuna kadar nükleer silah kullanıp kullanmayacağına karar vereceğini söylediğini aktarıyor.
Trump’ın şu anda tereddüt ettiğini savunan Carlson, şu anda Başkan’ın hem İran’la bir anlaşma yapılabileceğini savunan başkan yardımcısı JD Vance’i hem de özel elçisi ve arkadaşı Steve Witkoff’u dinlediğini kaydediyor.
İranlılarla müzakere etmenin her koşulda son derece zor olduğu bilindiğini ve Ali Hamaney ile ailesinin Şubat ayında öldürülmesinden bu yana o hükümetin bazı kesimleri “daha da radikalleştiğini” savunan Carlson, “On yıllar süren izolasyonun ardından, nispeten ılımlı İranlı liderler bile Batı’da kararların nasıl alındığı konusunda kafaları karışık görünüyor,” diye yazıyor.
Yine de genel olarak, İran’daki karar vericilerle konuşan kişilerin, orada daha fazla savaşın herkes için kötü olduğu ve bir anlaşma yapılmasının faydalı olacağı konusunda bir fikir birliği olduğunu söylediklerini aktaran Carlson, gönderisini şöyle bitiriyor:
“Şu ana kadar görüşü alınmayan grup ise dünya halkları; Trump, Netanyahu’nun baskısıyla gelecek hafta bir nükleer saldırı başlatırsa, çocuklarıyla birlikte öldürülecek olan yüz milyonlarca insan. Şimdi onların sesini yükseltme zamanı.”
Diplomasi
İddia: Norveç Başbakanı Støre eski Rus yetkiliyle Oslo’da görüştü

Bloomberg, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre’nin geçtiğimiz yaz aylarında Oslo’da üst düzey eski bir Rus yetkiliyle bir araya geldiğini yazdı. Habere göre bu görüşme, Støre ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın büyük Avrupa güçlerini Ukrayna müzakerelerine dahil etmek için yürüttüğü diplomatik hazırlıklar dahilinde yapıldı.
Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre, geçtiğimiz yaz aylarında başkent Oslo’da üst düzey eski bir Rus yetkiliyle bir araya geldi.
Ajansa konuşan kaynak, eski Rus yetkilinin bu görüşmede Støre’ye Avrupa’nın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e ültimatom vermek yerine onunla diyalog kurması gerektiğini söylediğini aktardı.
Söz konusu temas, Støre ile Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın, Ukrayna’daki çözüm müzakerelerine büyük Avrupa güçlerinin katılmasına zemin hazırlamak amacıyla yürüttüğü “mutfak diplomasisinin” parçasını oluşturuyor.
Norveç ve Finlandiya liderlerinin uzun bir ortak çalışma geçmişine sahip olduğuna dikkat çeken Bloomberg, ikilinin yirmi yıllık dostlukları sayesinde uluslararası siyasette sonuç aldığını yazdı.
Liderler daha önce, ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’ı ele geçirme tehditleri üzerine kendisiyle müzakere girişimlerine öncülük etmiş, ayrıca yaklaşık 30 lideri gelişmiş yapay zeka modellerinin denetlenmesine yönelik anlaşmayı imzalamaya ikna etmişti.
Ajansa konuşan kaynak, iki liderin uyumunu şu sözlerle anlattı: “Birlikte harika çalışıyorlar. Stubb, Avrupa çapında ve küresel ölçekte büyük düşünmek istiyor; bu yaklaşım Støre’de de karşılık görüyor.”
Bloomberg’e bilgi veren iki ayrı kaynak ise liderlerin benimsediği ekip çalışması stratejisinin, zorlu müzakereler sırasında Stubb ve Støre’ye “birbirini kollama” ve üzerlerindeki baskıyı hafifletme imkanı tanıdığını savundu.
İlk kez 2008 yılında dışişleri bakanlığı yaptıkları dönemde tanışan Stubb ve Støre, spora duydukları ortak ilgiyle yakınlaştı.
Fransa’da eğitim görmüş olmaları ve Fransızca bilmeleri de iki siyasetçiyi birleştiren diğer unsurlar arasında yer alıyor. Stubb, kaleme aldığı Alex adlı kitabında Støre’yi “iyi dostu” olarak tanımlamıştı.
Bloomberg’in haberinde, Stubb ve Støre’nin bu hafta Ukrayna’nın talebi üzerine Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefon görüşmesi yapmasının birçok müttefiki şaşırttığı vurgulandı.
Öte yandan ajans, söz konusu girişimin Avrupa’ya müzakere masasında yer alma konusunda yeni bir şans sunduğunun altını çizdi.
Ancak telefon trafiği bazı Avrupa ülkelerinin eleştirilerine yol açtı. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, Finlandiya ve Norveç’in bu görüşmeyle ne elde etmeyi umduğunu anlamadığını belirterek Avrupa ülkelerinin ortak hareket etmesinin önemini vurguladı.
İsveç Başbakanı Ulf Kristersson da görüşme hakkında kendisine önceden bilgi verilmemesinden duyduğu memnuniyetsizliği dile getirdi.
Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius ise Moskova ile daha önce yürütülen müzakere girişimlerinin sonuçsuz kaldığına işaret etti.
İngiliz The Guardian gazetesi, telefon görüşmesinin doğurduğu gerilimin, Avrupa’nın Moskova ile kendi iletişim kanalını kurma çabalarını zorlaştırma tehdidi taşıyan görüş ayrılıklarını gözler önüne serdiğini yazdı.
Gazete bu durumu, hükümetlerin yalnızca Rus liderle temas kurma gerekliliği konusunda değil, aynı zamanda kendi adlarına kimin konuşacağı üzerinde de uzlaşmaya çalışmasına bağladı.
Financial Times (FT) gazetesi ise ülkelerin, Ukrayna müzakerelerinde kendi çıkarlarını Moskova ve Washington’a iletmek adına Putin ile nasıl temas kurulacağı konusundaki anlaşmazlıklar yüzünden “ikilemle” karşı karşıya kaldığını bildirdi.
Gazetenin verilerine göre ABD ve Ukrayna; İngiltere, Fransa ve Almanya’dan oluşan E3 grubunu müzakerelerde Avrupa’nın en olası temsilcileri olarak görüyor.
Ancak küçük devletler kendi çıkarlarının göz ardı edileceğinden endişe duyduğu için bu seçenek Avrupa içinde görüş ayrılıkları yaratıyor.
Diğer yandan Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı Yuriy Uşakov, Putin’in Stubb ve Støre ile yaptığı telefon görüşmesine Avrupa Birliği (AB) liderlerinden olumsuz tepki gelmesini Moskova’nın beklemediğini açıkladı.
Avrupa’da Rusya Devlet Başkanı ile görüşmeler konusunda ortak tutum oluşmadığını belirten Uşakov, “orada çok seslilik ve kargaşa hakim olduğunu” ifade etti.
Diplomasi
Politico: ABD, Belarus gübresi için Litvanya’ya liman baskısı yapıyor

Politico’nun haberine göre ABD yönetimi, Belarus potasyumunun sevkiyatı için Klaipeda Limanı’nın açılması konusunda Litvanya’ya çağrıda bulunuyor. Kanada ile yaşanan tarife krizinin ardından alternatif gübre arayışına giren Washington, Avrupa Birliği yaptırımlarını aşmayı hedefliyor.
ABD yönetimi, Avrupa Birliği yaptırımlarını aşarak Belarus potasyumunun ihracatı için Klaipeda Limanı’nı açması yönünde Litvanya’ya baskı uyguluyor.
Politico’nun dört Avrupalı yetkiliye dayandırdığı haberde, ABD’nin Belarus Özel Temsilcisi John Cole’un Litvanyalı diplomatlarla Belarus mallarına yönelik ablukanın hafifletilmesi konusunu ele aldığı aktarıldı.
Gübre üretiminde temel bir bileşen niteliği taşıyan potasyumun küresel pazarının yaklaşık yüzde 20’sini Belarus kontrol ediyor.
Kullandığı potasyumun neredeyse tamamını ithal eden ABD, sevkiyatın yaklaşık yüzde 80’ini Kanada’dan karşılıyor.
Ağustos ayında Ottawa yönetimi ile yürütülen ticaret müzakerelerinin kesilmesi ve karşılıklı gümrük tarifelerinin yeniden devreye girmesi üzerine Washington, hammadde temininde alternatif kaynak arayışına girdi.
ABD Başkanı Donald Trump, geçen ay yaptığı açıklamada Minsk yönetimiyle “kapsamlı bir anlaşma” üzerinde çalıştıklarını duyurmuştu.
Trump, Amerikalı çiftçilerin şu anda Kanadalı şirketlere ödediğinden “çok daha düşük bir fiyata” potasyum satın almayı hedeflediklerini dile getirdi.
Hazırlanan planın hayata geçmesi ise gübrelerin Klaipeda Limanı ya da bölgedeki diğer limanlar üzerinden gemilere yüklenmesine bağlı kalıyor.
Avrupa Birliği’nin yürürlükteki yaptırımları, üye ülkelerin limanlarından Belarus menşeli malların sevk edilmesini yasaklıyor. Kısıtlamaların uzatılmasına dair bir sonraki kararın şubat ayında alınması bekleniyor.
2027 yılının ilk yarısında AB dönem başkanlığını üstlenecek Litvanya’nın ise bu yaptırımları veto etme yetkisi mevcut.
ABD, Belarus’un potasyum sektörüne yönelik ilk yaptırımları 2021 yılında devreye sokmuştu.
Washington yönetimi birkaç yıl sonra, Aralık 2025’te Belarus potasyum endüstrisine uyguladığı kısıtlamaları hafifletme sürecine girdi.
Financial Times’ın aktardığına göre, Amerikan kısıtlamalarının yumuşatılmasının ardından Belarus potasyumunun ilk partisi 22 Ekim’de ABD’ye sevk edildi. Bu sevkiyat, iki ülke arasında 2021 yılından bu yana gerçekleşen ilk teslimat oldu.
Öte yandan Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko, üretilen tüm miktarın bu yıl için önceden sözleşmeye bağlandığını gerekçe göstererek Belarus’un Batı pazarlarına potasyum gübresi gönderemeyeceğini ifade etti.
Amerika2 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Diplomasi1 hafta önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Dünya Basını2 hafta önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Görüş2 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Söyleşi1 hafta önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Dünya Basını2 hafta önceAmerika inkâr girdabında: Üç düşünürden sistemin çöküşüne dair uyarılar
Dünya Basını2 hafta önce“Tescilli aşırı sağcı”: Alman parti sisteminin bumerangı
Amerika2 hafta önceMilenyum kuşağı tarihin en büyük nostalji dalgasını başlattı










